KUTLU FORUM

Bilgi ve Paylaşım Platformuna Hoş Geldiniz
 
AnasayfaKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Günah-büyük günahlar

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
huzeyfe
Süper Moderatör
avatar

Mesaj Sayısı : 6883
Rep Gücü : 16264
Rep Puanı : 23
Kayıt tarihi : 27/03/09

MesajKonu: Günah-büyük günahlar    C.tesi Şub. 13, 2016 11:12 am

Günah


Günah bir iç çöküntü, bir terslik ve fıtratla bir zıtlaşmaktır. Günaha giren kimse kendini, vicdanî azaplara ve kalbî sıkıntılara bırakmış bir talihsiz ve bütün ruhî meleke ve kabiliyetlerini şeytana teslim etmiş bir mazlum ve mağdurdur. Bir de, o günahı işlemeye devam ederse, bütün bütün ipi elden kaçırır.. ve artık böyle bir kimsede ne bir irade, ne bir direnme, ne de kendini yenileme kudreti söz konusu değildir.

Fethullah Gülen Hocaefendi
Fasıldan Fasıla-2


Günah


İnsan binlerce letâifle donatılarak gönderilmiş şu imtihan dünyasına. Bu letâiflerine sınır da konmamış ki imtihan bihakkın gerçekleşebilsin. Akıl, şehvet, gadab kuvveleri başta olmak üzere her kuvvenin dizgini insan iradesine emanet edilmiş. Bu yönüyle insan, hayvandan ayrılıyor. Zira hayvan kendisine verilen sınırlı şeylerle hayatını idâme ettiriyor. Melekler için de kendi mahiyetlerine göre aynı şeyleri düşünmek mümkün.

Verilen latifelerin sınırsızlığı, insanın ulaşabileceği mertebelerin ve düşebileceği çukurların da nihayetsiz olduğunu gösteriyor. Temel din usûlü eserlerinde denildiği gibi “insan âlây-ı illiyyîne de esfel-i sâfilîne de düşebilecek bir konumda yaratılmış. Âlây-ı illiyyîne yükseltecek olan şeyler, amel-i salih, ibadet-ü tâat, hüsn-ü niyet olduğu gibi; esfel-i sâfilîne indirebilecek şeyler de isyan, âmâl-i seyyie, sûi- niyet gibi davranışlardır. Birincisinden ahiret yönüyle elde edilene sevab, ikincisinden elde edilene de günah denegelmiştir.

Günah bir yol şaşkınlığı, bir inhiraf, iç dünyada bir deformasyondan ibarettir. İnsanın her nasılsa düşmanlarına boyun eğmesi, hem dünyevi hayatını hem de ahirete ait tablolarını karartmasıdır. İnsanın hedefe, maksuda ulaşmak için yürüdüğü yolda bir çok günah ve günaha teşvik eden âmiller bulunmaktadır. Başta en büyük hasmı şeytan, âdetâ insanın ayağını kaydırmak için kendisini adamış bir varlıktır. Allah huzurunda buna and içmiş ve ilk insanla vazifesine başlamıştır. Sonra nefis ve enaniyet ona eşlik eder. Arkadan da bir çok imtihan unsurları...

İnsanın yürüdüğü yol, ya cennete çıkacak veya cehennemde son bulacaktır. Efendimiz (aleyhissalâtü vesselâm)'ın ifadeleri içinde “cennet birçok mekârihle, nefsin hoşuna gitmeyen şeylerle kuşatılmış; cehennem de şehâvât ile, tabiri caizse, nefsin ağzının suyunu akıtan şeylerle sarılmış”. İşte zahire bakıp cennetten kaçmak ve cehenneme koşmanın adıdır günah. Buna karşı koymanın çaresi de güçlü bir irade ve inâyet-i ilâhiyeye sığınmadır.

Günah insana çok sinsice yaklaşır. Şeytanın ifadeleriyle insanın sağından-solundan, önünden-arkasından, üstünden-altından ona yaklaşır, bir şekilde yolunu bulup ruhuna nüfûz etmek ister. Bazen apaçık bir şehvet olarak, bazen onun iyiliğini düşünen bir arkadaş olarak, bazen mantığın bir neticesi, bazen de affa güven aldatmasıyla yaklaşır. Bunlara karşı gerekli hazırlığı yapmamış, korunma sistemi oluşturmamış bir bünye de bir felçli gibi neye uğradığını anlayamadan kendini günahın içinde bulur ve bir sürü kalbî, ruhî sıkıntılara kendini salmış olur.

Günah küçük ve büyük olarak da ele alınmış hadis-i şeriflerde. Şirk, anne-babaya isyan, zina, iftira, sihir gibi yediden yetmişe kadar sayılmış büyük olanları. Bunların herbiri insanı devirip altüst edebilecek kadar zehire sahiptir. Küçüklere gelince bunlar, zahiren ve hakikaten küçük değil, büyüklere nisbeten küçük olarak kabul edilmiştir. Zira “herbir günahta küfre giden bir yol vadır.” Küçücük günahından vicdanen rahatsız olan insan, onu gören meleklerin de, onun hesabının görüleceği yer olan ahireti de inkar etmek ister. Dolayısıyla küçük görülebilecek bir günah da yoktur. Büyüklerimiz, “Lâ sağîrate maal ısrar, velâ kebîrate maal istiğfar” demişler: “Israr edilince hiçbir günah küçük kabul edilemez, istiğfarla temizlenince de büyüğü bile kalmaz.”

Esasen günah fıtratımızın bir gereğidir. İlk insan ve ilk nebiyle bu ortaya konmuş ve çaresi de gösterilmiştir. İsmet yönü mahfuz, Adem nebî'nin (aleyhisselam) ebrar için belki hasene olabilecek davranışı, mukarrebin makamına halel verdiği için günah sayılmış ve ceza olarak da yeryüzüne indirilmişti. Hatasını anlayan büyük nebi hemen tevbeye yönelmiş, inabe ve evbesiyle kendi ufkunda o hatasından arınmaya çalışmıştır. Bazı eserlerde onun kırk yıl hicabından dolayı semaya bakmadığı anlatılır.

Şeytan da bir günahla bir yola girmişti. Aklının, mantığının, kibrinin, gururunun ve hasedinin bir neticesi olan bir günahla işin içine girdi, girdi ve bir daha da çıkamadı. Günahı günah takip etti ve küstahlığının bir cezası olarak ebedi hüsrana maruz bırakıldı.

İnsan da günahtan, günahın bulunduğu töhmet noktalarından uzak durmalı, durmalı ama sürçtüğünde de rehberi yine nebi olmalıdır. Hazreti Adem “Rabbim zulmettim” diye inlemiş, Hazreti Yunus aynı ifadelerle yakarışa geçmişti. Hazreti Musa hata ile sebebiyet verdiği bir ölüm için hemen dize gelmiş ve af dilemişti. Kâinatın iftihar tablosu (aleyhissalatü vesselam), geçmişi-geleceğiyle daha baştan affa mazhar olduğu halde kendi ufkuna göre O da bir şeyler bulmuş ve istiğfara yönelmişti. Onları takib eden büyükler de tevbe ve istiğfar kurnalarına koşmuşlar ve günah telakki ettikleri şeylerden arınma yolları aramışlar.

Günah bir çirkinlikse, ondan daha çirkini de onun günah olarak görülmemesidir. İnsana asıl zarar veren de, günahta ısrar etmek ve ondan kurtulma çabasının olmamasıdır. Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem), nurlu beyanları içinde, bütün insanların bir takım yanlışlarla, hatalarla karşı karşıya kalabileceklerini ama hata edenlerin en hayırlılarının ise tevbe edenler olduklarını buyurur. Günah, üstünden zaman geçse de unutulmaması gereken bir şeydir. Kalbi günaha karşı bir kuş kalbi gibi tir tir titreyen bir zatın ifadeleriyle “insan otuz yıl önce işlediği bir günahını, otuz yıl sonra hatırlayınca sanki yeni işlemiş gibi bir iç ızdırab duymalı, dize gelmeli ve secdeye kapanmalıdır.”

Ne mutlu aynı hassasiyeti duyup hayat filminde karartılı bölümler bırakmayanlara...

Abdullah Kadiroğlu
Herkul.org

Büyük Günahlar


Âlimler büyük günahların kesin bir sayısının olup olmadığında farklı görüşler serdetmişlerdir. Çoğunluk, hadislerde verilen rakamların sınırlama ifade etmediğini söylemişlerdir. Hadislere baktığımızda değişik zaman ve zeminlerde Allah Resulü’nün 3, 5, 7 gibi rakamlarla büyük günahları sınırlandırdığını görürüz...


Kebîre (çoğulu kebâir), büyük günah demektir. Büyük günah, Nas (Kitap, sünnet veya icma) ile büyük günah olduğu bildirilen, yapana had cezası veya ahirette ceza verileceği bildirilen günaha denir. Kur’ân ve Sünnette kesin olarak haram kılınan, haklarında had cezası bildirilen veya âhirette azap sebebi sayılan günahlar büyük, diğerleri küçük günahlardır. Tâatın zıddı olan “isyan”, “ma’siyet” ve küçük günah manasına kullanılan “lemem” de kebîre gibi günah manasına kullanılırlar.

Büyük günahların haram kılındığı hususunda fakihler arasında ihtilaf yoktur. “Kim de Allah’a ve Rasülü’ne isyan eder ve Allah’ın sınırlarını aşarsa, Allah onu da ebedî kalmak üzere ateşe koyar. Hem onu zelil ve perişan eden bir azap vardır.” (Nisa, 4/14) ayeti ve “Yedi helak ediciden sakının” hadisi bunun açık delilidir. Cumhur-u ulema, günahları büyük ve küçük diye iki kısma ayırırlar. “Eğer yasaklandığınız büyük günahlardan kaçınırsanız, sizin küçük günahlarınızı örteriz ve sizi şerefli bir yere sokarız.” (Nisa, 4/31) , “Onlar, büyük günahlardan ve hayâsızlıktan kaçınırlar; kızdıkları zaman da kusurları bağışlarlar.” (Şûrâ, 42/37) “Ufak tefek kusurları dışında, büyük günahlardan ve edepsizliklerden kaçınanlara gelince, bil ki Rabbin, affı bol olandır.” (Necm, 53/32) ayetleri küçük-büyük günah ayırımına işaret eden ayetlerdendir. “Dikkat edin size günahların en büyüğünü (ekberu’l-kebâir) haber vereyim mi?..” hadisi de bu hususa sünnetten delildir. Ayrıca bütün günahların günah olduğunu, küçük-büyük diye bir ayırım olamayacağını, günahın küçüklüğü veya büyüklüğünün izafi olduğunu söyleyen alimler de vardır. Yine büyük günahların kendi içerisindeki sıralamasının da, naslardaki ifadelerden hareketle, günahın, gerek şahsî gerek toplumsal zarar ve mefsedetine göre yapıldığını burada zikredelim.

Alimler büyük günahların kesin bir sayısının olup olmadığında farklı görüşler serdetmişlerdir. Çoğunluk, hadislerde verilen rakamların hasr/sınırlama ifade etmediğini söylemişlerdir. Hadislere baktığımızda değişik zaman ve zeminlerde Hz. Peygamber’in (sallallahu aleyhi ve sellem) 3, 5, 7 gibi rakamlarla büyük günahları sınırlandırdığını görürüz. İmam Zehebi, baştaki büyük günah tarifinden hareketle hakkında ayet ve hadislerde azap ve sakındırma vâki olan günahların tamamını tespit etmiş ve bunları rakam olarak 76’ya ulaştırmıştır.

Bunun yanında bazı âlimler de büyük günahları belli rakamlarla sınırlandırmışlardır. İbn-i Mesud büyük günahların, Kur’ân’a dayanarak 4 olduğunu söyler. Bunlar: Yeis, Allah’ın rahmetinden ümit kesmek, mekr-i İlâhi’den kendini emin hissetmek ve Allah’a şirk koşmaktır. Diğer hadis kitaplarında geçen meşhur büyük günahlar, ukûk-u vâlideyn (anne-babaya isyan, onlarla sila-i rahmi kesmek), yalan yere şehadet, Harem bölgesinde yapılan ilhad (taşkınlık)dır. İbni Hacer el-Heytemî, sarih olarak Kur’ân’ın da yasakladığı büyük günahların 4 olduğunu ve bunların da, murdar et, domuz ve yetim malı yemek ve savaştan kaçmaktan ibaret olduğunu söyler. Buhari ve Müslim’de geçen hadise göre 7 büyük günah, şirk, sihir, adam öldürme, yetim malı yeme, faiz yeme, savaş meydanından kaçma, iffetli kadına iftira atmadır.

Nisa suresi 7. ayetinde “Allah kendisine şirk koşulmasını affetmez, bunun dışındakileri ise dilerse affeder” ayetinden Allah’a şirk koşmanın en büyük günah olduğu açıkça anlaşılmaktadır. Yukarıda geçen hadiste de büyük günahların ilki, Allah’a şirk koşmak olduğu açıklanmıştır. Daha sonra anne-babaya isyan ve yalan yere şahitlik etmek zikredilmiştir.

Büyük Günah İşlemenin Âkıbeti
Mü’min, büyük günah işlemekle iman dairesinden dışarıya çıkmaz. Tevbe etmeden ölürse durumu Allah’a kalmıştır; dilerse azap eder, dilerse bağışlar.

Büyük günah işleyen kimsenin adalet/güvenilirlik vasfı ortadan kalkar ve şehadeti kabul edilmez. Kâsânî, “Günah işleyen kişiye bakılır; eğer günahı büyükse adalet vasfı tevbe edinceye kadar düşer” der. Büyük günah işleyenler bu yaptıklarıyla fıska girdiklerinden fâsık diye isimlendirilirler. Karâfî, küçük günah işleyenlerin günahta ısrar etmedikleri takdirde adalet vasıflarını kaybetmeyeceklerini ve fâsık olarak isimlendirilemeyeceklerini söyler. Bu meyanda seleften “Küçük günah ısrar edildiğinde küçük değil, büyük günah da istiğfar edildiğinde büyük değildir” sözü meşhur olmuştur. Zerkeşî, devamlı işlenen küçük günahları büyük günahlar arasında sayar.

Büyük Günahların Affedilmesi
Büyük günahların affedilmesi, kul hakkı ve Allah hakkı ayrımına göre değişmektedir. İçki içmek gibi Allah hakkı veya hem Allah hakkı hem de kul hakkı olan kazf ve hırsızlık suçlarının işlenmesi halinde durum farklılık arzetmektedir. Allah hakkının irtikab edildiği büyük günahlarda, büyük günah işleyen tevbe etmediyse durumu Allah’a kalır. Ancak hem Allah hakkı hem de kul hakkı çiğnendiyse bu durumda tevbe ile beraber cinayet işlenen şahsın velisine kısas, diyet ve aftan birini seçme hakkı verilir. Hırsızlık, yol kesme vs. durumlarda ise konunun gerekli ahkamı devreye girer.

Cumhura göre büyük günah işleyene haddin uygulanması keffaret yerine geçmez; mutlaka tevbe etmesi de gerekir.

Cumhur “Eğer yasaklandığınız büyük günahlardan kaçınırsanız, sizin küçük günahlarınızı örteriz ve sizi şerefli bir yere sokarız.” (Nisa, 4/31) ayetinden hareketle büyük günahlardan kaçınıldığında küçük günahların affedileceğini söyler. Hadis-i şerifte de “Beş vakit namaz, eda edilen cuma ve tutulan ramazan oruçları, büyük günahlardan sakınıldığında bu ibadetlerin aralarında işlenen küçük günahlara keffarettir” buyurulmaktadır.

Eş’arî, Müslümanların, Hz. Peygamber’in ahirette büyük günah sahiplerine şefaat edeceği hususunda icma ettiklerini söyler. Enes (r.a)’ten rivayet edilen Tirmizi hadisinde de Allah Rasulü (sallallahu aleyhi ve sellem): “Şefaatim, ümmetimden büyük günah işleyenleredir.” buyururlar.

Yazımızı, büyük günahlarla alakalı en derli toplu malumatın içinde bulunduğu ve ümmetçe hüsn ü kabul görmüş bir eser olan Zehebî’nin el-Kebâir’inden derlediğimiz büyük günahları sıralayarak bitirelim. Zehebî’nin tespit ettiği bu büyük günahlar, ayet ve hadislerle yasaklanan hususlardır. Neticede bunlar bir hak ihlalidir.. kul veya Allah hakkı ihlali. Bu hak ihlallerinin şekilleri zaman ve zemine göre değişebilmektedir. Dolayısıyla günümüzde kamu hakkı olan milletin malını hortumlamanın, gasbetmenin, tv., gazete gibi yüzbinlerce insana hitap eden kitle iletişim vasıtaları ile insanların hukukuna tecavüz etmenin, gıybet etmenin, iftira atmanın vs. ne kadar ağır bir günah olduğunu sadece hatırlatarak geçelim.

Şirk, anne-babaya isyan, zina, iftira, sihir

Belli Başlı Büyük Günahlar:
Allah’a şirk (ortak) koşmak,
anne-babaya isyan,
insan öldürmek,
sihir (büyü) yapmak,
iffetli kadınlara iftira atmak,
[size=16]savaş meydanından kaçmak,
zina yapmak,
[/size]

içki içmek,
büyüklenmek, kendini beğenmek, övünmek,
yalan yere şahitlik etmek,
namazı terk etmek,
zekatı vermemek,
anne-babaya karşı gelmek,
faiz alıp-vermek,
haksızca yetim malını yemek,
Peygamberimiz’e yalan isnad etmek (Hadis uydurmak),
özürsüz Ramazan orucunu bozmak,
 liderin halkına zulmedip zorbalık yapması,
livata yapmak,
ganimetten, zekat malından ve devletten para ve mal çalmak,
insanların mallarını haksız yollarla almak,
hırsızlık yapmak,
yol kesmek,
yalan yere yemin etmek,
yalan konuşmak,
intihar etmek,
hâkimin hükmünde haksızlık yapması,
kadınların erkeklere, erkeklerin kadınlara benzemeleri,
hulle yapmak ve yaptırmak,
leş, kan ve domuz eti yemek,
haraç toplamak,

Rüşvet almak ve vermek.
riyakarlık yapmak,
Allah’a ve Resulü’ne ihanet etmek,
 ilmi gizleme ve sadece dünya için öğrenme,
yaptığı iyiliği başa kakmak,
kaderi inkar etmek,
insanların duymalarını istemediği şeylerini gizlice dinlemek,
 lanet okumak,
devlete ,-adaletli- karşı çıkmak,
 kahin, büyücü ve müneccimi (falcı) tasdik etmek,
 nüşûz (kadının beyine haksız yere huysuzluk yapması),
akrabalarla ilişkiyi kesmek,
koğuculuk yapmak,
ölenin arkasından bağırıp-çağırıp, kendini dövmek,
soya-sopa sövmek,
haddi aşma,
başkalarının hakkını çiğnemek,
silahlı isyan yapmak ve büyük günahları kabul etmemek,
müslümanlara eziyet ve küfretmek,
kibrinden elbiseyi yerlerde sürümek (Elbiseyle gösteriş yapmak),
erkeklerin altın ve ipek giymeleri,
Allah’tan başkası adına kurban kesmek,
sınır ve insanlara yol gösteren levhaların yerini değiştirmek ve sökmek,
sahabenin önde gelen büyüklerine sövmek, Ensardan herhangi birine sövmek,
sapıklığa çağırma veya kötü bir çığır açmak,
herhangi bir kesici aleti kardeşine doğru tutarak korkutmak,
bilerek babasından başkasına baba demek,
 uğursuzluğa inanmak,
 altın ve gümüş kaptan içmek (kullanmak),
 Haktan saparak münakaşa tarzında tartışmak, niza yapmak,
hizmetçilerine haksızlık edip zulmetmek,

evliyaullaha eziyet ve düşmanlık yapmak,
tartıda ve ölçüde haksızlık yapmak,
Allah’ın azabından emin olmak,
 Allah’ın rahmetinden ümidini kesmek,
 iyilik yapana nankörlük yapmak,
fazla suyu hapsedip kimseye vermemek,
 hayvanın yüzünü dağlamak,
kumar oynamak,
Harem (Mekke) bölgesinde taşkınlık yapmak,
Cuma namazını terk edip tek başına namaz kılmak,
Müslümanları gizlice izlemek ve mahremlerini açığa çıkarmak.

Yazımızı Fethullah Gülen Hocaefendiden küçük günahların anlatıldığı bir iktibasla bitirelim.



Küçük Günahlar
Büyük günah işlemek, bazen küçük günahları ehemmiyetsiz görmekten daha ehven olabilir. Meselâ, zina etmek, nefsin altında kalıp ezilmişliğin ifadesidir. Buna karşılık, sürekli olarak harama bakmak, hafife alındığı takdirde zina derecesinde bir günah olabilir. Aynı şekilde, bir-iki gıybetle, bir yerde köçeklik yapma ölçüsünde günaha girilebilir. İnsan, insan ise, harama bakma günahından da, gıybet günahından da ömür boyu ızdırap duymalıdır.

Bir başka misal olarak, namazı cemaatle kılmak, fukaha-ı kiramdan bazılarına göre farz-ı ayn, bazılarına göre farz-ı kifayedir. Hal böyleyken, cemaati beklemeden namazı geçiştirircesine kılıvermek, namaza karşı bir istihfaftır. “Birisine emredeyim, ezanı okusun; bir diğeri de imamete geçsin. Ben de Medine’nin sokaklarını dolaşıp, cemaate gelmeyenlerin evlerini yakıp, başlarına geçireyim” şeklindeki peygamber beyanı ne kadar üzerinde durulsa azdır.

Cemaati terk edip, namazı tek başına aceleyle kılıverme belki küçük bir günahtır ama, zamanla büyür ve büyük günah halini alır. Bu şekilde cemaati terk, âdetâ namazı terk etmek ölçüsünde büyük bir günah olur. Namazı terk etmek, büyük günahlardandır. Bu sebeple, mü’min, bir vakit namazı terkettiğinde ağlar, sızlar, dövünür ve tevbe eder. Fakat, cemaati terk ettiği zaman ağlamaz ve tevbe etme gereği de duymaz. Sonra bu, alışkanlık haline gelir ve neticede insan üst üste pek çok günaha girmiş olur. Daha başka şeyleri de bunlara kıyas edebilirsiniz.

Bir de, büyük günahlardan daha büyük bir günah vardır ki, o da, insanın neyi veya neleri kaybettiğinin farkına varmamasıdır. Mânen terakki edemediği gözlenen çok kimseler var ki, zannediyorum bunlar, küçük günahları ehemmiyetsiz görmekte, bu da, onların terakkilerine mâni olmaktadır. (M. Fethullah Gülen, Fasıldan Fasıla-1, s. 333)



Selçuk Camcı
Yeni Ümit


Küçük Günahlar


Büyük günah işlemek, bazen küçük günahları ehemmiyetsiz görmekten daha ehven olabilir. Meselâ, zina etmek, nefsin altında kalıp ezilmişliğin ifadesidir. Buna karşılık, sürekli olarak harama bakmak, hafife alındığı takdirde zina derecesinde bir günah olabilir. Aynı şekilde, bir-iki gıybetle, bir yerde köçeklik yapma ölçüsünde günaha girilebilir. İnsan, insan ise, harama bakma günahından da, gıybet günahından da ömür boyu ızdırap duymalıdır.

Bir başka misal olarak, namazı cemaatle kılmak, fukaha-ı kiramdan bazılarına göre farz-ı ayn, bazılarına göre farz-ı kifayedir. Hal böyleyken, cemaati beklemeden namazı geçiştirircesine kılıvermek, namaza karşı bir istihfaftır. Birisine emredeyim, ezanı okusun bir diğeri de imamete geçsin. Ben de Medine'nin sokaklarını dolaşıp, cemaate gelmeyenlerin evlerini yakıp, başlarına geçireyim' şeklindeki peygamber beyanı ne kadar üzerinde durulsa azdır.

Cemaati terk edip, namazı tek başına aceleyle kılıverme belki küçük bir günahtır ama, zamanla büyür ve büyük günah halini alır. Bu şekilde cemaati terk, âdetâ namazı terk etmek ölçüsünde büyük bir günah olur. Namazı terk etmek, büyük günahlardandır. Bu sebeple, mü'min, bir vakit namazı terk ettiğinde ağlar, sızlar, dövünür ve tevbe eder. Fakat, cemaati terk ettiği zaman ağlamaz ve tevbe etme gereği de duymaz. Sonra bu, alışkanlık haline gelir ve neticede insan üst üste pek çok günaha girmiş olur. Daha başka şeyleri de bunlara kıyas edebilirsiniz.

Bir de, büyük günahlardan daha büyük bir günah vardır ki, o da, insanın neyi veya neleri kaybettiğinin farkına varmamasıdır. Mânen terakki edemediği gözlenen çok kimseler var ki, zannediyorum bunlar, küçük günahları ehemmiyetsiz görmekte, bu da, onların terakkilerine mâni olmaktadır.

Fethullah Gülen
Fasıldan Fasıla-1


Küçük Günahlar Ne Zaman Büyük Günaha Dönüşür?


Kur’ân-ı Kerim’de, “Onlar, ufak tefek kusurları dışında, günahların büyüklerinden ve fuhşiyattan kaçınırlar.” (Necm, 53/32) mealindeki ayet-i kerime gibi küçük-büyük günah ayırımına, “kebîre” ile “lemem” farkına işaret eden beyanlar mevcuttur. Lemem; kebîrenin alanı veya tarifi dışında kalan, ısrarlı ve devamlı olmadan yapılan küçük günahlardır; hakkında mutlak bir cezâ (hadd) bulunmayan ve işleyenin Cehennem ateşi ile tehdit edilmesine sebep olmayan seyyielerdir. Ne var ki, bu türlü masiyetler hakkında mutlak bir cezanın ya da Cehennem ateşi gibi tehdit edici bazı unsurların olmaması insanı aldatmamalıdır. Çünkü, küçük görüp önemsememek, işleye işleye alışarak bütünüyle gaflete dalmak ve masiyette ısrarlı olmak gibi sebeplerle en küçük isyan çukurları bile öldürücü uçurumlara dönüşebilir.

Ezcümle; bir insanı hafife alma ve kaş göz işaretleri yaparak onunla alay etme zâhiren küçük bir günah sayılır. Şayet, insan bir yanlışlıkla böyle bir hataya düşer ama hemen kabahatini anlayıp istiğfar ederse, bu masiyet “lemem” olarak kalır; fakat, günahta ısrar eder ve onu bir huy haline getirirse, artık o seyyie bir kebire halini alır. Nitekim, Kur’an-ı Kerim’de “Veyl olsun her hümeze ve lümeze’ye!..” (Hümeze, 104/1) denmekte; insanları arkadan çekiştiren, küçük düşüren, kaş göz hareketleriyle onlarla eğlenen kimseler kınanmaktadır. “Veyl”, hem “yazıklar olsun” manasına gelmektedir, hem de Cehennem’in en derin deresinin ismidir. Dolayısıyla, mü’minleri ayıplayan ve el, kaş, göz işaretleriyle onları alaya alan kimselerin, bu günahta ısrar edip etmemelerine ve tevbe kurnasında arınıp arınmamalarına göre, “yazıklar olsun” itabından Cehennem azabına kadar uzanan bir çizgide muhtelif cezalara çarptırılmaları söz konusudur.

Bu itibarla, masiyetin küçüklüğüne büyüklüğüne bakarak değil, kendisine karşı gelinen Zât’ın azamet ve kibriyâsına nazaran günahlardan sakınmak lazımdır. “Lâ sagîrate mea’l-ısrar, velâ kebîrate mea’l-istiğfar - Üzerinde ısrar edildiği takdirde hiçbir günah küçük sayılamayacağı gibi, istiğfar ile başı ezilen bir günah da asla kebîre olarak kalamaz.” fehvasınca, esas büyük günahlar, üzerinde ısrar edilen küçük isyanlardır. Çünkü insan, bir günahın küfre götürücü ve öldürücü olduğunu bilirse, bir anlık gafletle o cürmü işlese bile, aklı başına gelir gelmez hemen tevbe kurnalarına koşar, gözyaşları içinde istiğfar eder ve masiyet kirlerinden temizlenir. Fakat, “lemem” addettiği günahları önemsemezse, “bir tane, bir tane daha.. ve son defa...” derken, adeta kapana kısılır ve bir daha da masiyetten yakasını kurtaramaz.

Evet, ısrar sebebiyle küçük günahlar büyük olur, tevbe edildiğinde ise, büyük günahlar küçülür ve affedilir. İnsan, en büyük bir cürmü işlemiş olsa da, hemen kendisini seccadesine atar, nedametle kıvranır, pişmanlık gözyaşları döker, gönülden istiğfar ederse ve hele yetmiş sene sonra aklına geldiğinde bile onu bir dakika evvel işlemiş gibi içinde ızdırabını duyarsa, hakiki tevbe etmiş demektir. Aksine, önemsemediğinden dolayı unuttuğu küçük günahlar teraküm edip büyüdüğü ve tevbe görmeden öteye intikal ettiği için ahirette insanın helaketine sebebiyet verebilir. Bu açıdan, günahın en küçüğünün dahi büyük sayılması ve hep hatırlanması, sevabın ise en büyüğünün dahi çok küçük addedilmesi ve hemen unutulması esastır.


M. Fethullah Gülen
Kırık Testi


Dilin Muhafazası ve Günahlardan Hicret

Abdullah bin Ömer Hazretleri rivayet ediyor: Allah Resulü (Sallallahü aleyhi ve selem) bir hadisi şeriflerinde şöyle buyurmaktadır: “Hakiki Müslüman, bütün Müslümanların kendisinin elinden ve dilinden zarar görmeyip emniyet içinde oldukları insandır. Hakiki muhacir ise Allah’ın nehyettiği her şeye karşı tavır alıp onlardan uzak durandır.”

İslam, silm kökünden gelen ve selamet manasını ihtiva eden bir kelimedir. Bu yönüyle o, insanlık için biricik huzur ve selamet kaynağı olduğunu gösterir. Müslim de o dine intisap etmiş, Cenâb-ı Hakk’ın her emrine boyun eğmiş, bu şekilde hem kendisi selamete ermiş hem de insanlığa selamet telkin eden olgun insandır. Müslüman da bizim toplumumuzda kullanılır hale gelmiş olan bir kelimedir. Arapça-farsça karışımıyla dilimize mâl olmuştur. Müslüman denince imanın bütün erkânına inanan, İslam’ın şartlarını yerine getiren bir insan anlaşılmaktadır. Bununla beraber gerek Kuran-ı Kerimde gerekse hadis-i şeriflerde gerçek manada mümin ve müslümanın nasıl olması gerektiğine dair çeşitli ifadeler bulunmaktadır. Genel manada Müslüman ve mümin anlayışının kabulü yanında, İslam’ın derinliklerine vakıf olmanın ve o vukufiyete göre bir duruş sergilemenin mevcudiyeti de muhakkak. Farklı bir yaklaşımla hocamızın sübjektif mükellefiyet diyerek ifade ettiği bu husus, hadis-i şeriflerde de yerini bulmaktadır.

Yukarıdaki hadis-i şerif, Peygamber Efendimiz (aleyhi ekmelü’t-tahâya)’nın cevâmiü’l-kelim (birkaç kelimeyle birçok şey ifade eden) sözlerindendir ve birçok hikmeti ve hükmü ihtiva etmektedir. “el-müslim” kelimesi marifet edatıyla zikredilmiş ve hakiki manada Müslüman demektir. Diğer bir yaklaşımla, İslamiyet’in bütün gereklerini yerine getirmenin yanında, zikredilecek hususlara da dikkat eden insan demektir. Çünkü bir usul kaidesi olarak ‘mutlak zikir kemaline masruftur.’ Dolayısıyla Müslüman denince de kemal manada bir insan anlaşılır. Hadis-i şeriften murat, bir müslümanın müslümanlığına delalet eden en önemli hususlarını beyandır. Yani bir mümin portresinde ilk başta görülmesi beklenen hususları açıklamadır. Bunlar da: dili ve eli muhafaza, insanlığa saygı ve günahlardan uzak durmadır. Başka bir hadis-i şerifte bu hususların zıddı nifak alameti olarak zikredilir. Konuştuğu zaman yalan söyleme, söz verip sözünde durmama ve emanete hıyanet nifak sıfatlarıdır ve insanları dil ve el ile huzursuz etmek demektir.

Hadis-i şerifte ilk olarak dil zikredilmiştir zira onun taalluk alanı daha geniştir. Dil, kalp ve aklın ihtiva ettikleri düşüncelere tercüman olan, onları izah eden bir uzuvdur. Cirmi küçük ama eda ettiği fonksiyonu, hayır ve şer adına ortaya koyduğu semeresi pek büyüktür. Dil, Beled sure-i celilesinde de bir nimet olarak zikredilir. Bununla beraber dil insanın başına bir bela olup onun baş aşağı cehenneme gitmesine sebep olabileceği gibi; hayra tercüman olup insanın cennete girebilmesine de vesile olabilir. Dolayısıyla onun sınırsız denebilecek ölçüde geniş bir taalluk alanı bulunmaktadır.

Öncelikle insanın İslam’a girişinde onun önemli bir yeri vardır. Şahadeti kalp ile tasdik etmenin yanında dil, ikinci bir rükün olarak yer almaktadır. Dinin tebliği vazifesinde de onun rolü inkâr edilemeyecek ölçüde büyüktür. Hak ve hakikate tercümanlık onun hayır yönünü teşkil eder. Bunun yanında ihtiva ettiği tehlikelerle o bir bela haline gelir. İmam Gazzali Hazretleri ‘İhya’sında ona ayrı bir bölüm ayırır ve onun yirmi kadar afetinden bahseder. İnsanın en asi, isyana en açık uzvudur dili. Çünkü kullanmada bir zorluk olmadığı gibi, insanların çok sorumsuz ve gevşek davrandıkları, şerrinden çok sakınmadıkları bir uzuvdur. Bunun yanında şeytanın en çok kullandığı alet de dildir.

Dil, ya hayır konuşacak ve hakikate tercüman olacak veya dinimizce yasaklanmış şeylere alet olacak ve günaha girecek, ya da susacaktır. Birçok hadis-i şerifte onun bu yönleri nazara verilir ve çeşitli tavsiyelerde bulunulur. Bir hadis-i şerifte Efendimiz (Aleyhissalâtü vesselam): “iki dudak arası ve apış arası hususlarında bana garanti verin ben de size cennete girmeniz konusunda kefil olayım” buyurur ve cennete girmede bir garanti olarak onu gösterir. Başka bir hadis-i şerifte “Allah’a ve ahiret gününe inanan ya hayır söylesin veya sussun” buyurur. Dil tehlikesinden insanı koruyacak en önemli şey susmaktır. Bundan dolayı da bu noktayı vurgulayan bir çok hadis-i şerif şeref sudur olmuştur. Süfyan bin Abdullah es-Sekafî, “Ya Rasulüllah! Benim hakkımda en çok korktuğunuz şey nedir?” diye sorar. Allah Resulü (Sallallahü aleyhi ve selem) de eliyle dilini tutarak “budur” buyurur.

Birçok sahabeyi Efendimiz, dilin afetleri hususunda ikazda buyurur. Hazreti Muaz, “Ya Rasulüllah biz konuştuğumuz şeylerden de muaheze edilecek miyiz” diye sorunca Efendimiz (Sallallahü aleyhi ve selem), “insanları yüzüstü cehenneme götürecek olan dillerinin ortaya koyduğu semereden başka nedir ki?” buyurur. Kuran-ı Kerim Kaf ve Yunus sure-i celilerinde bu hakikati şöyle ifade eder: “İnsan hiçbir söz söylemez ki, yanında gözetleyen yazmaya hazır bir melek bulunmasın.”, “Ne iş yaparsan yap ve sizler ona dair Kuran'dan ne okursanız okuyun; ne yaparsanız yapın; yaptıklarınıza daldığınız anda, mutlaka Biz sizi görürüz.” Nur suresinde “Gün gelecek, dilleri, elleri ve ayakları yapmış oldukları bütün kötülükleri tek tek bildirerek aleyhlerinde şahitlik edecektir.” buyrularak dilin şahitliğinden bahsedilir.

İnsan konuşmaya geçmeden önce, konuşacağı şeyi iyi düşünmeli, önüne arkasına iyi bakmalı, doğuracağı sonucu iyi bir şekilde tahmin etmeli ve öyle konuşmalıdır. Ebu Hureyre Hazretlerinin rivayet ettiği bir hadis-i şerifte Efendimiz, “İnsan öyle bir laf eder ki o laf sebebiyle cehennemin en uzak köşesine atılır.” buyurur. Nur sure-i celilesinde bu hakikat şöyle seslendirilir: “O sırada siz o iftirayı dilden dile birbirinize aktarıyor, işin aslına dair hiç bilginiz olmayan sözleri ağızlarınızda geveleyip duruyordunuz ve bunu basit, önemsiz bir şey sanıyordunuz. Hâlbuki o, Allah’ın nazarında pek büyük bir vebaldi!” evet, insan basit gibi görür ama söylediği bir sözle ahiretini heba eder. Farklı bir hadis-i şerifte de mümin münafık tavırları şöyle dillendirilir: “Müminin dili kalbinin gerisindedir. Bir şey konuşmak istediğinde önce onu kalbiyle iyice düşünür sonra onu diliyle ifade eder. Münafığın dili ise kalbinin önündedir. Bir şey konuşmak istediğinde onu hiç düşünmez. Kime, nasıl, neyi söylediğine bakmaz ve hemen onu diliyle ifade eder.” Zaten yukarıdaki ayet-i kerime de aklına her geleni söyleyen ve taalluk alanını hesap etmeyen münafıklar hakkında nazil olmuştur.

Dil insanın istikamet içinde olabilmesinin temel faktörüdür. Enes bin Malik hazretlerinin rivayetinde “İnsanın kalbi istikameti yakalamadan imanı müstakim olamaz; dili istikamet içinde olmadan da kalbin istikametinden bahsedilemez.” buyurulur. Her yeni bir günün sabahında vücudun bütün azaları dile seslenir ve “bizim hakkımızda Allah’tan kork; zira sen istikamette olursa biz de müstakim oluruz” derler. “Susmayı kendine şiar edinmiş, az konuşan, vakur bir mümini görürseniz onun semtine sokulunuz, çünkü o, etrafına hep hikmet telkin eder.” buyuran Efendimiz (Aleyhi ekmelü’t-Tahâyâ), müstakim insanı nazara verir.

İslam büyüklerinin dil hususunda çok hassas davrandıklarını görmekteyiz. Başta Hulefa-i Râşidin olmak üzere selef-i sâlihin onu hep hayır yolunda değerlendirmeye çalışmışlardır. Hazreti Ömer bir gün Hazreti Ebu Bekir’i dilini eliyle çekerken görür. Sebebini sorunca, Hazreti Ebu Bekir, “Bu beni hep tehlike alanlarına sokuyor.” diye cevap verir. Hocamız zaman zaman Hazreti Ebu Bekir’in, Efendimizin huzurunda konuştuğu cümlelerin yüzü geçmediğini anlatır ve bütün hadis külliyatını da buna delil olarak gösterir. Rebi bin Heysem’in kırk sene hiç dünya kelamı konuşmadığı söylenir. O, her konuştuğu cümleyi yazar, sonra her akşam yazdığı cümlelerden dolayı kendini hesaba çekermiş. İmam Gazzali, dilin afetlerini yirmiye kadar sayar. Bunlardan bir kaçını şöyle sıralamak mümkündür: yalan, gıybet, iftira, riya, nifak, fuhşiyat, kendini ifade, tezkiye-i nefis ve fuzuliyat…


Hadisi şerifte ikinci olarak zikredilen husus eli muhafazadır. Elden maksat doğrudan doğruya hakiki mana olabileceği gibi bir mecaz olarak güç, hâkimiyet manası da olabilir. Bir yönüyle zulmü de içine almaktadır. Ebu Zer Hazretlerinin bir rivayetinde Efendimiz (Sallallahü aleyhi vesellem), “İnsanlardan şerrini uzak tut, yani onlara zarar verebilecek durumlardan sakın, zira bu senin için nefsin adına bir sadakadır.” buyurur. Allah Resulü, ashabına “Müflis kimdir?” diye sorar. Ashabı Kiram, müflisin bilinen manasını söylemeye başlar ve “Varını yoğunu yitirmiş, maddi imkânlarıyla iflas etmiş kişidir.” derler. Rasulüllah (Aleyhissalâtü vesselam da iflasın gerçek yönüne işaret buyurarak hakiki müflisi anlatır: “Kıyamet günü bir adam getirilir hesabı görülmesi için. Nazmı niyazı tam, ibadeti yerinde bir adamdır bu insan. Hesabı görülmeye başlanınca hak sahipleri getirilir. ‘Şunu azarlamıştı, bunu dövmüştü, buna eliyle zarar vermişti, şunun malını yemişti’ denerek bütün sevaplarından hak sahiplerine verilir. Sonra o insan sevap adına hiçbir şeyi kalmayarak ortada kalıverir. İşte hakiki manada iflas eden budur.”

Hadisi şerifin ikinci bölümünde de hicretten bahsedilmektedir. Hicret kelime olarak bir yerden uzaklaşmak, bir yeri terk ederek başka bir yere göç etmek manalarına gelir. Istılahî anlamda ise Efendimiz (Aleyhissalâtü vesselam) zamanında Mekke’den Medine’ye göç etmenin adıdır. Mekke’nin fethine kadar hicret dinin bir rüknü olmuştur. Peygamber Efendimiz (Sallallahü aleyhi vesellem) biat aldığı her bir müslümana hicreti de şart koşmuştur. “Ne çok isterler ki siz de kendileri gibi küfre düşesiniz de böylece kendileriyle beraber olasınız. Allah yolunda hicret etmedikçe onlardan dost edinmeyin!”, “İman edip Allah yolunda hicret edenler, mallarıyla ve canlarıyla Allah yolunda cihat edenlerle onları barındıran ve onlara yardım eden Ensar var ya, işte bunlar birbirlerinin velileridir İman edip de hicret etmeyenlere gelince, onlar hicret etmedikçe, sizin için mirasta onlara hiçbir velayet yoktur.” ayet-i kerimeleri hicrete ciddi manada vurgu yapmaktadırlar.

Mekke’nin fethiyle beraber bu manada bir hicret sona ermiş ve imanın bir rüknü olmaktan çıkmıştır. Hadisi şeriflerdeki ifadesiyle onun yerini İslam’ı dünyanın dört bir tarafına duyurma gayreti ve bunun için hicret niyetiyle olan yolculuklar almıştır. Efendimiz (Sallallahü aleyhi vesellem), yukarıdaki hadisi şerifte hicrete farklı bir mana yükleyerek hakiki muhacirin Cenâb-ı Hakk’ın yasakladığı şeylerden uzak duran insan olduğunu ifade eder. Hicreti zâhir ve bâtın olarak ele alırsak, zâhir yönünü onun Allah için düzenlenen seferler oluşturur; bâtınî yönünü de günahlardan ictinab.

Bir yönüyle Efendimiz (Aleyhissalâtü vesellem), sahabe-i kiramın hicretlerini kıvamında tutmak istemiş ve hicretin bu iç yönüyle de onları zirveye taşımıştır. Diğer bir yaklaşım da şudur: Mekke’nin fethinden sonra Müslüman olan insanlar hicretin bu sevabını kaçırdıkları için çok mahzundular. Efendimiz (Aleyhissalâtü vesselam da onlara hicretin bu yönünü bildirerek hicret sevabını menhiyata karşı ciddi bir tavır alarak kazanabileceklerini ifade etmiştir.

Abdullah Kadiroğlu
Herkul.org



_________________
Mevla Görelim Neyler
Neylerse Güzel Eyler


En son huzeyfe tarafından C.tesi Şub. 13, 2016 11:19 am tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
huzeyfe
Süper Moderatör
avatar

Mesaj Sayısı : 6883
Rep Gücü : 16264
Rep Puanı : 23
Kayıt tarihi : 27/03/09

MesajKonu: Geri: Günah-büyük günahlar    C.tesi Şub. 13, 2016 11:15 am


**

Büyük Günahlar (72 Büyük Günah)
A. İmanın Şartlarıyla İlgili Büyük Günahlar
İmanın şartlarıyla ilgili büyük günahlar, iman esaslarının uzantısı durumundaki yanlış ve bozuk inançlardır:
1. Allah'a şirk koşmak.
2. Falcılara, kahinlere, sihirbazlara, gâipten (:gaybden) haber verdiklerini iddia edenlere inanmak ve kapılmak.
3. Allah'tan başkasına yemin etmek.
4. Dininden dönüp mürted olmak.
5. Kur'an-ı Kerim'i ezberleyip unutmak; okumasını öğrendikten sonra unutmak.
6. Dünyaya muhabbet etmek/bağlanmak. Dünya muhabbetine düşüp âhireti unutmak, dinî vazifeleri terk etmek.
7. Hz. Peygamber (asm)'e yalan/hilaf (:gerçek dışı) söz isnad etmek, onun söylemediği bir sözü söylemek.
8. Hz. Peygamberc(asm)'in  ashabına/sahabeye dil uzatmak/kötü söz söylemek ve onlara sövmek.
9. Mukaddesata küfretmek, bunları alaya almak.
B. İslâm'ın Şartlarıyla İlgili Büyük Günahlar
İslâm'ın şartlarıyla ilgili büyük günahlar, İslâm'ın şartlarıyla ilgili olumsuz tutum ve davranıları hatırlatıcı ve açıklayıcı esaslardır:
10. Bir namaz vaktini kaçıracak kadar cünüplükten temizlenmemek; cünüp gezmek.
11. Vaktinden evvel ezan okumak ve namaz kılmak.
12. Beş vakit namazı vakitlerinde kılmayıp kazaya bırakmak.
13. Bir özür olmadığı halde, Ramazan orucu tutmamak, Müslümanların önünde oruç yemek.
14. Malının zekâtını ve mahsulünün öşürünü vermemek.
C. Helal-Haramla İlgili Büyük Günahlar
72 Büyük Günah'ın bir kısmı, inançtan uygulamaya helal-haram konularına dairdir:
15. Helalı helal bilip itikat etmemek; haramı/haram olanı, haram bilip itikat etmemek.
16. Erkekler ve kadınlar, şehveti tahrik edecek şekilde giyinmek.
17. Erkekler ipekli giyinmek, âlâyişli/gösterişli bir şekilde süslenmek.
18. Edep yerlerini/avret mahallini açmak, başkasına göstermek; başkasının avret yerine bakmak.
19. Kadınlar erkek elbisesi giymek; erkekler kadın elbisesi giymek; karşı cinse benzemeye çalışmak.
20. Karnı doyduktan sonra yemek/yemeğe devam etmek.
21. Şarap ve alkollü içkiler içmek; Keyif verecek (esrar, eroin gibi uyuşturucu) şey yemek-içmek.
22. Köpek artığını yemek.
23. Domuz eti ve yağı yemek.
24. Ölmüş hayvan (meyte:leş) eti yemek ve yedirmek.
25. Birbirine nişan almak/nişan dökmek (dövme yaptırmak gibi).
26. Faiz (riba) almak ve vermek, tefecilik yapmak.
27. Hırsızlık etmek.
28. Elin/başkasının malını zorla gasbetmek/cebren almak.
D. Ahlâkla İlgili Büyük Günahlar
72 Büyük Günah'ın önemlice bir bölümü güzel ahlâkın (ahlâk-ı hamîde) zıddı olan kötü ahlâkla (ahlâk-ı zemîme/rezîil) ilgilidir:
29. Anaya babaya asi olmak, onları dövmek.
30. Sıla-i rahmi terk/kat-ı rahim etmek; akrabalarla bağlantıyı kesip, onları ziyaret etmemek, varsa hâcetlerini görmemek.
31. Haset etmek.
32. Emanete hıyanet etmek.
33. Müslüman veya kâfir bütün insanlara hıyanet etmek.
34. Mü'minin, imana ve İslam'ın emirlerine itaate dair olan taraflarını alaya almak.
35. Küfür ve fuhuş sözler konuşmak.
36. Söz/laf taşımak, koğuculuk etmek (:nemîme).
37. Gıybet/dedikodu etmek.
38. Mü'min kardeşinin hatırını/gönlünü yıkmak/kalbini kırmak.
39. Namuslu kadınlara dil uzatmak/bir saliha/namuslu hatuna fahişe demek, namuslu kadınlara ait aile sırlarını yaymak.
40. Kadınlar, erkeklerinin yatağından kaçmak.
41. Avretler (:kadınlar) erinin ziyanına varmak/kocasından izinsiz ziyarete gitmek.
42. İki kızkardeşi birden nikâh altında tutmak
43. Ehlinin (karısının) oyluğunu (:avret ve mahrem yerlerini) anasının oyluğuna benzetmek (zıhar yapmak:Türkçede 'anam avradım olsun' demek gibi).
44. Ehlinin anasına sövmek.
45. Cahil kalmak; dinî vazifeleri, farzları, vacipleri, sünnetleri öğrenmeyip, cahillikte ısrar etmek. (Dünya ve âhiret işlerine ve dinine ait bilgileri -farzları ve haramları- öğrenmemek, cahillikten sakınmamak. Dinî hükümleri öğrenmeyenler, rahatlıkla haram işleyebilir).
46. Cahillik ne musibettir bilmemek (Bilmediğini bilmeyen de rahatlıkla harama düşebilir).
47. Ölçüyü ve tartıyı düzgün ve adaletli yapmamak, hileli yapmak.
48. Allah Teâlâ'nın azabından emin olmak/korkmamak; kurtuluşa ermiş özel kişilerden olduğu sanısına kapılmak.
49. Allah'ın rahmetinden ümit kesmek.
50. Zina etmek, meşru olmayan şehevi zevkler peşinde koşmak; kendine zina ettirmek.
51. Eşcinsel ilişkiye girmek (livâta etmek, sevicilik yapmak, kendisine livâta ettirmek).
52. Loğusa ve âdet halinde karısına yaklaşmak/cinsel ilişkiye girmek.
53. Mecburiyet olmadan/özürsüz elin/başkasının avretine (avradına)/karısına kızına şehvetle bakmak.
54. Kibirlenmek/tekebbür etmek(:büyüklük taslamak; kendini üstün görmek; tevazudan uzaklaşmak); Kibirlenip insanlara zulüm ve tahakküm etmek.
55. Haksız yere yetim malı yemek. (Nisa, 4/10)
56. Ölüm döşeğindeyken varisten/mirasçıdan mal kaçırmak.
57. Yalan söylemek,
58. Yalan/boş yere yemin etmek, çok çok yemin etmek.
59. Yalan yere/yalancı şahitlik yapmak; hak/doğru şahitliğe varmamak/gitmemek.
60. Canlı bir hayvanı ateşe atmak.
61. Cimrilik ve hasislik/nekeslik etmek (bul ve şuhh).
62. Yapılan iyiliği başa kakmak/Bir adama iyilik edip sonra başına kakmak.
63. Zorunlu olmayarak kahkahayla çok gülmek.
64. Tegannî etmek (ahlâksız şarkılar söylemek).
G. Günahlarla İlgili Büyük Günahlar
72 Büyük Günah'ın birkaçı, günah işler yapmakla ilgilidir:
65. Günah/küçük günah işlemekte ısrar etmek/Çok çok günahına musır olmak.
66. Harem-i Kâbe'de günah işlemek.
H. Toplum Hayatıyla İlgili Büyük Günahlar
72 Büyük Günah'ın son bölümü, toplumsal ve siyasî hayatla ilgilidir:
67. Ülülemre (devletin meşru yönetimine ve kanunlarına) itaat etmemek; devlete, amirlere isyan etmek.
68. Haksız yere, bilerek adam öldürmek.
69. İntihar etmek.
70. Harpte düşmandan korkup kaçmak; Allah yolunda cihadı terk etmek.
71. Rüşvet almak ve vermek.
72. Gücü yeten kimsenin münkeri/kötülüğü menetmemesi/engellememesi.
İlave bilgi için tıklayınız:
- Büyük ve küçük günahlar hakkında detaylı bilgi verir misiniz?..

_________________
Mevla Görelim Neyler
Neylerse Güzel Eyler
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Günah-büyük günahlar
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
KUTLU FORUM :: İslami ilimler ve dini kültür :: Tasavvuf-Dua-Gönül Dünyamız-
Buraya geçin: