KUTLU FORUM

Bilgi ve Paylaşım Platformuna Hoş Geldiniz
 
AnasayfaKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Süfyan (İslam Deccalı) Büyük Deccal'dan Daha Tehlikelidir

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
huzeyfe
Süper Moderatör
avatar

Mesaj Sayısı : 6422
Rep Gücü : 15141
Rep Puanı : 23
Kayıt tarihi : 27/03/09

MesajKonu: Süfyan (İslam Deccalı) Büyük Deccal'dan Daha Tehlikelidir   Paz Eyl. 04, 2016 6:14 am

http://www.ittihad.com.tr/sufyan-islam-deccali-buyuk-deccaldan-daha-tehlikelidir/

Süfyan (İslam Deccalı) Büyük Deccal'dan Daha Tehlikelidir
20 Ocak 2010




SÜFYANIN (İSLAM DECCALI) BÜYÜK DECCAL’DAN DAHA TEHLİKELİ OLDUĞU

Zamanımızda zuhur eden âhirzaman fitnesinde dinsizlik esas başını çeken iki cereyan var olduğunu Bediüzzaman Hazretleri ders verir ve bu iki cereyana karşı hizmet tarzını da beyan eder ve der ki:

Süfyan ve Mehdi hakkındaki hadîslerin ifade ettikleri mana budur ki:

Âhirzamanda dinsizliğin iki cereyanı kuvvet bulacak:

Birisi:

Nifak perdesi altında, risalet-i Ahmediyeyi (A.S.M.) inkâr edecek Süfyan namında müdhiş bir şahıs, ehl-i nifakın başına geçecek, şeriat-ı İslâmiyenin tahribine çalışacaktır.

Ona karşı Âl-i Beyt-i Nebevînin silsile-i nuranîsine bağlanan, ehl-i velayet ve ehl-i kemalin başına geçecek Âl-i Beytten Muhammed Mehdi isminde bir zât-ı nuranî, o Süfyan’ın şahs-ı manevîsi olan cereyan-ı münafıkaneyi öldürüp dağıtacaktır.

İkinci cereyan ise:

Tabiiyyun, maddiyyun felsefesinden tevellüd eden bir cereyan-ı Nemrudane, gittikçe âhirzamanda felsefe-i maddiye vasıtasıyla intişar ederek kuvvet bulup, uluhiyeti inkâr edecek bir dereceye gelir.




Nasıl bir padişahı tanımayan ve ordudaki zabitan ve efrad onun askerleri olduğunu kabul etmeyen vahşi bir adam, herkese, her askere bir nevi padişahlık ve bir gûna hâkimiyet verir.

Öyle de: Allah’ı inkâr eden o cereyan efradları, birer küçük Nemrud hükmünde nefislerine birer rububiyet verir. Ve onların başına geçen en büyükleri, ispirtizma ve manyetizmanın hâdisatı nev’inden müdhiş hârikalara mazhar olan Deccal ise; daha ileri gidip, cebbarane surî hükûmetini bir nevi rububiyet tasavvur edip uluhiyetini ilân eder. Bir sineğe mağlub olan ve bir sineğin kanadını bile icad edemeyen âciz bir insanın uluhiyet dava etmesi, ne derece ahmakçasına bir maskaralık olduğu malûmdur.

İşte böyle bir sırada, o cereyan pek kuvvetli göründüğü bir zamanda, Hazret-i İsa Aleyhisselâm’ın şahsiyet-i maneviyesinden ibaret olan hakikî İsevîlik dini zuhur edecek, yani rahmet-i İlahiyenin semasından nüzul edecek; hâl-i hazır Hristiyanlık dini o hakikata karşı tasaffi edecek, hurafattan ve tahrifattan sıyrılacak, hakaik-i İslâmiye ile birleşecek; manen Hristiyanlık bir nevi İslâmiyete inkılab edecektir. Ve Kur’ana iktida ederek, o İsevîlik şahs-ı manevîsi tâbi’ ve İslâmiyet metbu’ makamında kalacak; din-i hak bu iltihak neticesinde azîm bir kuvvet bulacaktır.

Dinsizlik cereyanına karşı ayrı ayrı iken mağlub olan İsevîlik ve İslâmiyet ittihad neticesinde, dinsizlik cereyanına galebe edip dağıtacak istidadında iken; âlem-i semavatta cism-i beşerîsiyle bulunan şahs-ı İsa Aleyhisselâm, o din-i hak cereyanının başına geçeceğini, bir Muhbir-i Sadık, bir Kadir-i Külli Şey’in va’dine istinad ederek haber vermiştir. Madem haber vermiş, haktır; madem Kadir-i Külli Şey’ va’detmiş, elbette yapacaktır.” (Mektubat sh: 56)

İslam Deccalı (Süfyan) İslam memleketinde icraat yapar ve faaliyeti uzun zaman devam eder. O öldükten sonra da onun takipçileri o cereyanı devam ettirirler. O’nun dinî ve içtimaî sahadaki tahribatını tamirle vazifedar Zat ve O’nun yolunu takip edenler de, hem Deccal’in bizzat icraatını, hem öldükten sonraki devam ettirilen sistemin icraatını tamir vazifesinde çalışırlar. Bu hizmet safhalarının da üç devresinde O zatın proğramı çerçevesinde mücahede devam eder.

Bediüzzaman Hazretlerinin çok kıymettar bir talebesi olan Ahmed Feyzi Abi’nin yazıp Üstad’a verdiği bir risaleciği olan Maidet-ül Kur’an’ı, Hz. Üstad bizzat tashih edip Tılsımlar Mecmuasının sonuna dahil etmiştir. Fakat sonra zamanın nezaketi vs. durumlardan ve maslahata binaen o devrede çıkarılmıştır. Fakat o risale Risale-i Nur Külliyatının neşredilmeyen kısımlarına kabul edilmiştir. Yani muhteviyatı hak ve hakikattır ve Bediüzzaman Hazretlerinin tasdikinden geçmiştir.

O risalede bir hadis ve izahı şöyledir:
[rtl]يَكُونُ قِى اُمَّتِى رَجُلاَنِ اَحَدُهُمَا وَهَبُ يَهِبُ اللَّهُ لَهُ الْحِكْمَةَ وَالْاَ خِرُ غَيْلاَنُ فِتْنَتُهُ عَلَى هَذِهِ الْاُمَّةِ اَشَدُّ مِنْ فِتْنَةِ الشَّيْطَانِ[/rtl]
[rtl]وَهَبُ يَهِبُ اللَّهُ لَهُ الْحِكْمَةَ – 234 كُرْدِى – 234 [/rtl]
[rtl]وَهَبُ – 13 وَالْاَ خِرُ غَيْلاَنُ – 1930- 1928[/rtl]
Bu hadîs-i şerif, bu ümmet-i Muhammediyenin (asm) hayatı nokta-i nazarında çok şâmil bir tesiri hâiz iki insanı haber ver­mektedir.

Bunlardan biri:

Mahz-ı mevhibe-i İlâhiye olacak ve kendisine hikmet-i İlâ­hiye ve hikmet-i Kur’aniye ihsan edilecek.

Diğeri de:

Fitnesi, bu ümmet-i Muhammed’e (a.s.m.) şeytandan daha te’sirli olan, bir şerir zâlim olacaktır.

Muhaddisîn, bu hadîs-i şerifin tahkikini bir çok ze­vat ve eşhasa tev­cih etmişler. Ve hatta bazıları hadîsin ga­râ­bet-i beya­nından dolayı ta’nı ve inkarı cihetine bile git­mişlerdir. Ancak, hadîsin cihet-i rivayetindeki taad­düdü ve mühim hadîs kitapla­rında yer bulması, ta’nına giden­leri hak­sız çıka­racak şekilde eimme-i muhaddisîni be­yanda bulunmağa sevk et­miştir.

Ta’n edenleri, ta’na sevk eden en mühim sebeb; Hadî­sin be­yanına göre, ümmet-i Muhammed (A.S.M.) için, şeytan­dan daha eşedd te’siri hâiz bir kimsenin zuhuru.. ve bil’akis senâ-yı Peygamberîye (A.S.M.) lâ­yık bir şekilde mahz-ı hi­dayet ve hik­met bir zât-ı âlînin mukabele icrasını vazife et­mesi, hele bir mu’cize-i Muhammedîyi (A.S.M.) izhar etmek üzere bunların hem-zaman olmalarının ha­dîsteki kat’iyyet-i beyan dere­cesinde tam tahakkuk etme­mesidir.

Mânâ-yı hadîsin her zamanda bir ferdi bulunmak üzere bütün zamanlarını muhit olduğunu kabul ederek muhaddi­sînin bu husustaki tevcihlerini reddetmeden, ha­dîsin ifâde-i kat’iye-i riyâziyesinin delâletiyle içinde bu­lunduğumuz zaman en kuv­vetli bir şekilde icra-yı hüküm etmekte oldu­ğunu iddia ve kabul et­mek, gayr-ı kabil-i red bir tercih olur.

Filhakika, te’sir-i idlâlkârîsi şeytandan daha eşedd ve müessir bir tağut-u dalaletin icra-yı şenaat ettiği bir devrin insanları olduğumuz gibi; ona mukabil, senâ-yı Muhammedîye (A.S.M.) lâyık bir şekilde mahz-ı hikmet ve mahz-ı mevhibe bir me­mur-u Rabba­nî’nin neşr-i envar eylediği bir devri yaşıyoruz.

Hadisin beyan-ı riyazîsi, o zatı sarahaten gösterdiği gibi; وهب kelimesi de ilmi vehbî olması, hem eserlerinde vehbî gibi bulunması ..13 adediyle, o zâtın en çok alâka­dar olduğu ve çok sırların anahtarı olan sarahatini, bir hu­susî adam ha­linde gös­termektedir.

Buna mukabil asırların kaydettiği en büyük sandid-i da­lâletin icra-yı kabaset için tuğyanını en çok arttırdığı tarihleri, hadîsin ay­nen göster­mesi bir mu’cize-i Muhammedinin (A.S.M.) bütün vuzu­huyla ve tarihlerini göstermek suretiyle tahakkuk etmiş olduğunu ve hadîsin sıhhati, hadîselerin şehadetiyle ta­mamen meydana çıkmış bulun­duğunu ifâde etmektedir.

غَيْلاَنُ kelimesinin غول veغيله asıllarından müştak bir sı­fat-ı müşebbihe olduğunu kabul ettiğimizde bunların lugâvî mânâla­rındaki azameti izhar etmiş bir cebbarın bütün hututiyle tebellür etmiş ol­duğunu görüyoruz.” (Maidet-ül Kur’an sh: 27)

İşte bu bahiste İslam Deccalı’nın ne kadar etkili olduğu ve çekinilip tedbir alınması gerektiği açıkça anlatılmıştır. İslam Deccalıyla mücadelede mutlaka hem ilmi vehbî, hem eserlerinin de vehbî olan Zat’la hizmet yapılmalıdır.

HER İKİ DECCAL’IN BERABER İFSADATLARI

Hadislerde hem İslam Deccalına hem Büyük Deccala mesih denmesi şöyle izah edilmektedir:

“Birinci Mes’ele: Rivayetlerde Hazret-i İsa Aleyhisselâm’a "Mesih" namı verildiği gibi her iki Deccal’a dahi "Mesih" namı verilmiş ve bütün rivayetlerde مِنْ فِتْنَةِ الْمَسِيحِ الدَّجَّالِ * مِنْ فِتْنَةِ الْمَسِيحِ الدَّجَّالِ denilmiş. Bunun hikmeti ve tevili nedir?

Elcevab: Allahu a’lem bunun hikmeti şudur ki: Nasılki emr-i İlahî ile İsa Aleyhisselâm, şeriat-ı Museviyede bir kısım ağır tekâlifi kaldırıp şarab gibi bazı müştehiyatı helâl etmiş.

Aynen öyle de; Büyük Deccal, şeytanın iğvası ve hükmü ile şeriat-ı İseviyenin ahkâmını kaldırıp Hristiyanların hayat-ı içtimaiyelerini idare eden rabıtaları bozarak, anarşistliğe ve Ye’cüc ve Me’cüc’e zemin hazır eder.

Ve İslâm Deccalı olan Süfyan dahi, şeriat-ı Muhammediyenin (A.S.M.) ebedî bir kısım ahkâmını nefis ve şeytanın desiseleri ile kaldırmağa çalışarak hayat-ı beşeriyenin maddî ve manevî rabıtalarını bozarak, serkeş ve sarhoş ve sersem nefisleri başıboş bırakarak, hürmet ve merhamet gibi nurani zincirleri çözer; hevesat-ı müteaffine bataklığında, birbirine saldırmak için cebrî bir serbestiyet ve ayn-ı istibdad bir hürriyet vermek ile dehşetli bir anarşistliğe meydan açar ki, o vakit o insanlar gayet şiddetli bir istibdaddan başka zabt altına alınamaz.” (Şualar sh: 593)

Mesih kelime olarak sıvazlama, üstüne el sürme anlamına gelemekle birlikte bu manalar da verilmiştir.

1.Hz. İsa (a.s.); hastaların rahatsızlıklarını ve şikâyetlerini el sürerek, bir mu’cize eseri ola­rak giderdiği için bu unvan verilmiştir

2.Deccal, son devirde gelen din düşmanı önemli bir kişi veya açtığı çığır. Bu kişi veya onun aç­tığı çığıra bu adın verilmesinin sebebi, Hıristi­yan dünyasında Hıristiyanlığın hükümlerini kaldırmakla veya etkisiz hale getirmekle anar­şiliğe zemin hazırlaması veya İslâm dünyasında İslâm dininin bir kısım hükümlerini yürürlük­ten kaldırılmasıdır. İkinci haldekine İslâm Deccalı veya Süfyan denmiştir

1939’da büyük Erzincan Depremi ve 1940 lı yıllarda başlıyan zelzelelere Bediüzaman Hazretlerinin izahı:

Sual: Yerin korkudan titremesi ve hiddeti neden Rus’a gelmiyor ve yalnız…?

Cevab: Çünki nesholup tahrif olmuş bir dine karşı, dinsizlik ile ihanet başkadır. Ve hak ve ebedî bir dine karşı ihanet ise yeri titretiyor, kızdırıyor.(Kastamonu Lahikası sh: 13)

“Ezcümle: Hayat-ı içtimaiyeyi idare eden en mühim esas olan hürmet ve merhamet gayet sarsılmış. Bazı yerlerde gayet elîm ve bîçare ihtiyarlar ve peder ve vâlideler hakkında dehşetli neticeler veriyor. Cenab-ı Hakk’a şükür ki; Risale-i Nur bu müdhiş tahribata karşı, girdiği yerlerde mukavemet ediyor, tamir ediyor. Sedd-i Zülkarneyn’in tahribiyle, Ye’cüc ve Me’cüclerin dünyayı fesada vermesi gibi; şeriat-ı Muhammediye (A.S.M.) olan sedd-i Kur’anînin tezelzülüyle de Ye’cüc ve Me’cüc’den daha müdhiş olarak ahlâkta ve hayatta zulmetli bir anarşilik ve zulümlü bir dinsizlik fesada ve ifsada başlıyor.” (Kastamonu Lahikası sh: 149)

“İkinci Sual: Niçin gavurların memleketlerinde bu semavî tokat başlarına gelmiyor? Bu bîçare müslümanlara iniyor?

Elcevab: Büyük hatalar ve cinayetler te’hir ile büyük merkezlerde ve küçücük cinayetler ta’cil ile küçük merkezlerde verildiği gibi; mühim bir hikmete binaen ehl-i küfrün cinayetlerinin kısm-ı a’zamı, Mahkeme-i Kübra-yı Haşre te’hir edilerek ehl-i imanın hataları, kısmen bu dünyada cezası verilir.(Sözler sh: 171)

İkinci harb-i umumî beşere ettiği tahribat-ı azîme gerçi çok geniştir. Fakat hayat-ı dünyeviyeye ve bekasız medeniyete baktığı cihetinde Osmanlı’daki tahribata nisbeten dardır.

Osmanlı’daki manevî zelzele hayat-ı ebediye ve saadet-i bâkiyenin zararına bir tahribat ve bir zelzele-i maneviye-i İslâmiye manen o ikinci harb-i umumîden daha dehşetli olmasından Eski Said’in o sehvini tashih ediyor ve rü’ya-yı sadıkasını tam tabir ediyor ve o hiss-i kabl-el vukuunu gözlere gösteriyor.” (Emirdağ Lahikası sh: 131)
İslam memleketindeki dini kusurlar, gayretullaha daha çok dokunuyor. Yani İslam Deccalının tahribatı ehemmiyete alınmalıdır. Sadece Büyük Deccalın insanlık dünyasında yaptığı inkar*ı Uluhiyyet (ateizm) ve komünizim gibi dinsizlik cereyanlarına hassas olup, İslam Deccalının sinsice ve münafıkane yaptığı tahribatlar çeşitli mülahazalarla nazara alınmazsa hakiki hizmet yapılmamış olur. Hatta Süfyaniyetin devamına sebebiyet verilmiş olur.

_________________
Mevla Görelim Neyler
Neylerse Güzel Eyler
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
huzeyfe
Süper Moderatör
avatar

Mesaj Sayısı : 6422
Rep Gücü : 15141
Rep Puanı : 23
Kayıt tarihi : 27/03/09

MesajKonu: Geri: Süfyan (İslam Deccalı) Büyük Deccal'dan Daha Tehlikelidir   Paz Eyl. 04, 2016 6:21 am

http://www.sorularlarisale.com/makale/1623/risale-i_nurlarda_deccal_ve_sufyan_konulari_nasil_islenmistir.html




Süfyan denen İslâm Deccalının deccallığı, herkesin anlayacağı tarzda apaçık değildir. Münafıkane bir tavırla, yani (Bakara, 42) âyetinde ifade edildiği gibi, hak ile bâtılı telbis edip ümmeti ifsad ve idlale çalışır.


Bir hadis rivayetinde üç deccal, diğerinde yirmiyedi deccal geleceği, Peygamberimiz Aleyhissalatü Vesselâm tarafından bildirilmiştir.

"Rivayetler, Deccal'ın dehşetli fitnesi islâmlarda olacağını gösterir ki, bütün ümmet istiaze etmiş. Bunun bir te'vili şudur ki: İslâmların Deccal'ı ayrıdır. Hatta bir kısım ehl-i tahkik, İmam-ı Ali'nin (R.A.) dediği gibi demişler ki: Onların Deccal'ı, Süfyan'dır. İslâmlar içinde çıkacak, aldatmakla iş görecek. Kâfirlerin Büyük Deccal'ı ayrıdır. Yoksa büyük Deccal'ın cebr u ceberut-u mutlakına karşı itaat etmiyen şehid olur ve istemeyerek itaat eden kâfir olmaz, belki günahkâr da olmaz." (Şualar, 585)



"Kahraman ordu, dizginini onun elinden kurtarıyor" diye rivayetlerden anlaşılıyor." (Şualar, 596)


"Hem büyük Deccalın, hem İslâm Deccalının üç devre-i istibdadları manasında üç eyyam var. Bir günü; bir devre-i hükümetinden öyle büyük icraat yapar ki, üçyüz sene yapılmaz. İkinci günü, yani ikinci devresi, bir senede otuz senede yapılmayan işleri yaptırır. Üçüncü günü ve devresi, bir senede yaptığı tebdiller on senede yapılmaz. Dördüncü günü ve devresi adileşir, bir şey yapmaz, yalnız vaziyeti muhafazaya çalışır." diye, gayet yüksek bir belagatla ümmetine haber vermiş." (Şualar, 587)

"Rivayette var ki: "Süfyan büyük bir âlim olacak, ilim ile dalalete düşer. Ve çok âlimler ona tabi olacaklar."

Vel'ilmu indallah, bunun bir te'vili şudur ki: "Başka padişahlar gibi ya kuvvet ve kudret veya kabile ve aşiret veya cesaret ve servet gibi vasıta-i saltanat olmadığı halde, zekavetiyle ve fenniyle ve siyasi ilmiyle o mevkii kazanır ve aklıyla çok âlimlerin akıllarını teshir eder, etrafında fetvacı yapar. Ve çok muallimleri kendine tarafdar eder ve din derslerinden tecerrüd eden maarifi rehber edip tamimine şiddetle çalışır." demektir." (Şualar, 585)



Kur'an-ı Kerimin (Neml, 48) âyetinde, 9 şerir çete veya çete başlarının şehirde devamlı ifsad edecekleri bildirilir.

_________________
Mevla Görelim Neyler
Neylerse Güzel Eyler
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
huzeyfe
Süper Moderatör
avatar

Mesaj Sayısı : 6422
Rep Gücü : 15141
Rep Puanı : 23
Kayıt tarihi : 27/03/09

MesajKonu: Süfyan veya Süfyaniyet | Ali Ünal   Paz Eyl. 04, 2016 6:23 am

http://www.ilkehaber.com/yazi/ali-unalin-sufyani-belli-ya-mehdisi-10674.htm




Süfyan veya Süfyaniyet | Ali Ünal
by Editör · 5 Mayıs 2014

Çok muhatap olduğum deccal/süfyan, Mehdî, Mesih sorularından süfyan sorusuna cevaptır:

Buharî’de yer alan bir hadis-i şerifte, bütün peygamberlerin, ümmetlerini deccal/süfyan hakkında uyardığı belirtilir. Peygamber Efendimiz de (s.a.s.) deccal/süfyan fitnesine karşı, onu farklı hadislerinde bütün cepheleriyle tanıtarak ümmetini ikaz buyurmuş ve ümmet, on dört asırdır onun fitnesi karşısında Allah’a sığınagelmiştir. Kuşkusuz onu temsil eden şahıs veya şahıslar olmakla birlikte, deccal, Hıristiyan dünyada Âhir Zaman’da başta Ulûhiyet’i inkâr mahiyetinde çıkacak akımın, süfyan ise, bu akımın İslâm dünyasında nifak perdesi takmış biçiminin adıdır. Dolayısıyla, süfyan, öncelikle Kur’ân’da münafıklar hakkındaki âyetlerden takip edilmelidir.

Deccal de, süfyan da, hadislerdeki tarifiyle, her şeyden önce tam bir yalancıdır ve öncelikle aldatma ile iş görür. Zaten ona, hadiseleri insanlara karışık ve bâtılı süsleyerek hakikat gösterecek olmasından dolayı bu ad verilmiştir. Bu aldatma işinde süfyana Türkler içinde hadisin ifadesiyle “70 bin taylesanlı” (ulemâ-i sû’) destek olur. İlgili âyetler ve hadisler çerçevesinde bir psiko-analize tâbi tuttuğumuzda, süfyanda üç temel sıfat karşımıza çıkar: Tatmin olmaz hırs, dehşetli kıskançlık ve sınır tanımaz öfke, kin ve düşmanlık.

Müslim’de yer alan bir hadiste, süfyanı süfyan olmaya iten ilk faktörün öfke olduğu ifade buyrulur; yani süfyan, bir öfke üzerine ortaya çıkar. Hırsı ise Cenab-ı Allah (c.c.) insana hayır işlemeye doymasın diye vermiştir. Fakat insanda nefis dizgini ele geçirirse bu sıfatın mecrası değişir. İşte kendisinde bu sıfatın mecra değiştirdiği süfyan, tatmin olmaz bir yükselme, makam, dünyalık biriktirme, tanınma, beğenilme, kendinden bahsedilme hırsı içindedir. Elinin suyla delineceği hadisinin işaret ettiği üzere o, çok büyük mal sahibidir ve israfa da, biriktirmeye de doymaz. Tatmin olmaz hırs, dehşetli bir kıskançlığı besler. Evet, tatmin olmaz bir makam, yükselme ve beğenilme hırsı içindeki süfyan, kendisiyle mukayese edilebilecek hiç kimsenin olmasını istemez. O, hırslarını tatmin yolunda kendisine rakip olabilecek herkesi kıskanır ve bertaraf etmeye çalışır. Esasen onun hırsını tetikleyen, biraz da, kendi önünde gördüğü veya öyle görülen bazılarına olan kıskançlığıdır. Hırs, kıskançlık ve öfke/kin/düşmanlık sıfatlarının bir insanda bu ölçülerde birleşmesi konusunda bir zaman bir psiko-analistin şöyle bir değerlendirmesini okumuştum: “Böyle birinin bilhassa çocukluğu travmalarla geçmiştir. Arkadaşlarının sahip olduğuna sahip olamamış, onlar tarafından dışlanmış, ailede de sevgi ve şefkat görmemiş birinde böyle sıfatlar bu derecelerde gelişir.”

Hırsı, kıskançlığı ve öfke, kin ve düşmanlığı ile yerin altına doğru bir kötülük anıtı olan süfyan, son derece tehlikelidir. Ne var ki, peygamberler ve onların vârisi zatlar gibi, onların tam karşı kutbunu temsil etmekle, nefret edenleri kadar meftunları da olur. Çünkü nifaktan ibaret, yalana, Kur’ân’da Allah nazarında bütünüyle menfur bir iş olarak tavsif edilen, söz ile fiilin birbirini tutmamasına dayalı mahiyetiyle aldatmada çok başarılıdır. İlgili âyetlerin tarifi içinde, zayıf gördüklerini ezen, fakat arkasını dayadığı güçler karşısında ayak yalayan bir firavun-u zelîldir. Tam bir fâsit ve müfsit iken ıslahçı olduğu iddiasındadır. Görünüşü hoşa gider ve giydirilmiş bir kütük gibi olduğu halde konuştuğu zaman dinlenir. Ayrıca, biri ateş, diğeri su olan iki nehri vardır ki, taraftarlarını su olan nehirden içirir ve ona katar. Hadiste ise, ona yetişecek olanların onun ateş gördüğü nehre girmesi tavsiye buyrulur.

Ali Ünal
5 Mayıs 2014
Kaynak: http://www.zaman.com.tr/ali-unal/sufyan-veya-sufyaniyet_2215074.html

_________________
Mevla Görelim Neyler
Neylerse Güzel Eyler
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
huzeyfe
Süper Moderatör
avatar

Mesaj Sayısı : 6422
Rep Gücü : 15141
Rep Puanı : 23
Kayıt tarihi : 27/03/09

MesajKonu: Geri: Süfyan (İslam Deccalı) Büyük Deccal'dan Daha Tehlikelidir   Paz Eyl. 04, 2016 6:40 am

http://www.muminem.net/hadis/10823-deccal-yaninda-bir-su-ve-bir-de-ates-oldugu-halde.html



1813. Rib’î İbni Hırâş şöyle dedi:
Ebû Mes’ûd el-Ensârî ile birlikte Huzeyfe İbni Yemân’ın yanına gittim. Ebû Mes’ûd ona:
- Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’den deccâl hakkında duyduklarını söyle, dedi. Huzeyfe de şunları söyledi:
- “Deccâl, yanında bir su ve bir de ateş olduğu halde ortaya çıkacak. Bazılarının onun yanında gördüğü su gerçekte su olmayıp yakıcı ateştir. Bazılarının onun yanında gördüğü ateş de gerçekte ateş olmayıp soğuk, tatlı bir sudur. Sizden deccâle kim yetişirse, ateş olarak gördüğü tarafta bulunsun. Zira o, tatlı, içimi güzel bir sudur.”
Ebû Mes’ûd el-Ensârî, Huzeyfe’nin böyle söylediğini ben de duydum, dedi.


Buhârî, Enbiyâ 50, Fiten 26; Müslim, Fiten 105, 108



Açıklamalar
Sahîh-i Müslim’deki bir rivayete göre Resûl-i Ekrem Efendimiz: “Ben deccâlin yanında ne bulunduğunu iyi bilirim. Onun beraberinde iki nehir vardır. Biri beyaz su gibi görünür, diğeri yanan ateş gibi. Bir kimse deccâle yetişirse, ateş şeklinde gördüğü nehre gelip gözünü yumsun. Sonra başını eğerek ondan içsin. Çünkü o soğuk sudur” buyurmuştur. Daha başka rivayetlerde deccâlin yanında cennet ve cehenneme benzer iki şey bulunduğu, onun cennet dediği şeyin ateş, yani cehennem olduğu da belirtilmektedir (Müslim, Fiten 109).
Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem’in buhadiste gözbağcı deccâlin oyununa gelen ve gelmeyenlerin durumunu mecâzî bir anlatımla ortaya koyduğu sezilmektedir. Bu ifadeyi şöyle anlamak uygun olur: Nemrûd’un o dağ gibi ateşini İbrâhim aleyhisselâm’a gül bahçesi yapanAllah Teâlâ, deccâle kanmayan, onun oyununa gelmeyen imanlı kişilere bu sahtekârın sözde ateşini tatlı, buz gibi bir su yapacaktır. Onun ateşi de cehennemi de mü’minlere hiçbir zarar veremeyecektir. Muhtemelen deccâl, insanları sağlam bir imtihandan geçirmesi, gerçek mü’minle öyle olmayanı birbirinden ayırması için kendisine büyük imkânlar verilmiş büyük bir hokkabazdır. Buna göre hadisimizdeki “Sizden deccâle kim yetişirse, ateş olarak gördüğü tarafta bulunsun” ifadesini, o mü’min deccâli yalanlasın; yanındaki ateş gibi, cehennem gibi görünen şeyden korkmasın; zira o gerçek ateş değildir; deccâli böylece yalanlayan kimse, içinde serin ve tatlı sular bulunan cennete kavuşacaktır, şeklinde anlamak belki de en uygunudur. Meseleye şöyle de bakmak mümkündür; Bütün bu fevkalâde imkânları deccâle veren Allah Teâlâ olduğuna göre, deccâlin cenneti gibi görünen şeyin gerçekte cehennem, deccâlin cehennemi gibi görünen şeyin de gerçekte cennet olması mümkündür.
Bizim bu hadislerden çıkaracağımız ders şudur: Allah Teâlâ mü’minlere deccâli tanıma imkânı sağlayacak ve onun oyunlarına kanmayacak bir ferâseti herhalde ihsan edecektir. Bunun tedbiri ne olabilir? İyi müslüman olmak, ilmini uygulayıp yaşayan âlimler yetiştirmek, Kur’an-Sünnet çizgisini aşmamaktır. Böyle olan kimseler, Cenâb-ı Hakk’ın lutuf ve ihsânı ile deccâl denen hilekârın karşısında yer alacaklar, ona mağlûp olmayacaklar ve neticede cenneti hak edecektir.
Hadisten Öğrendiklerimiz
1. Deccâl bir gözbağcıdır. Gerçek olmayanı gerçekmiş gibi gösterebilecektir.

2. Deccâl cenneti cehennem, cehennemi cennet veya suyu ateş, ateşi su gibi gösterme imkânına sahip olacaktır.

3. Deccâli gören müslümanlar, onun cehennem veya ateş gibi gösterdiği şeyi tercih ettikleri takdirde cennete ve içimi tatlı ve güzel bir suya kavuşacaklardır.


1814. Abdullah İbni Amr İbni Âs radıyallahu anhümâ’dan rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
“Ümmetimin hayatta bulunduğu bir zamanda deccâl çıkar ve kırk, bu kadar zaman kalır. (Râvi, Hz. Peygamber’in kırk gün mü, kırk ay mı, yoksa kırk yıl mı buyurduğunu bilemediğini söylemektedir.) Bunun üzerine Allah Teâlâ Îsâ İbni Meryem’i yeryüzüne gönderir; o da deccâli bularak ortadan kaldırır. Sonra insanlar, aralarında hiçbir düşmanlık bulunmadan yedi yıl yaşarlar. Sonra Allah Teâlâ Şam taraflarından soğuk bir rüzgâr gönderir ve bu rüzgâr kalbinde zerre kadar hayır -veya iman- bulunan yeryüzündeki bütün insanların ruhunu kabzeder. Şayet biriniz dağın içine bile girse, bu rüzgâr onu mutlaka bulup canını alır. İşte o zaman yeryüzünde kötülüklere bir kuş hafifliğiyle dalan, yırtıcı hayvan atılganlığıyla şuursuzca saldıran kimseler kalır. Bunlar ne bir iyilik tanırlar ne de bir kötülüğü yadırgarlar. Şeytan bir insan kılığına girerek onlara görünür ve:
- Dediğimi yapmayacak mısınız? diye sorar. Onlar da:
- Ne yapmamızı emredersin? derler.
Şeytan da onlara putlara tapmalarını emreder. Onlar her türlü ahlâksızlığı yapıp putlara taparken rızıkları bollaşır, hayat tarzları iyileşir. Daha sonra sûra üflenir. Onun sesini duyan herkes dehşet ve şaşkınlık içinde yıkılır kalır. Sûrun sesini ilk duyup can veren adam, devesinin havuzunu tamir eden bir kimsedir. Onunla birlikte yanındakiler de kendilerini yere atıp can verirler. Sonra Allah Teâlâ çiğ gibi -veya gölge gibi- bir yağmur yağdırır. İnsanların çürüyüp gitmiş cesetleri bununla yeniden hayat bulur. Ardından sûra bir kere daha üflenir; herkes yerinden fırlayıp kendilerine verilecek emri beklemeye başlar. Daha sonra:
- Haydi, Rabbinize gelin! denir. Meleklere de:
- Onları alıkoyun; çünkü onlar sorguya çekilecektir, denir. Daha sonra yine meleklere:
- Cehennemlikleri ayırın! buyurulur. Onlar da:
- Kaçta kaçını ayıralım? diye sorarlar.
- 1000 kişiden 999’unu, denir. İşte o gün, dehşeti yüzünden çocukların ihtiyarladığı bir gün olacaktır. O gün her şeyin ortaya çıktığı korkunç bir gündür.”
Müslim, Fiten 116
Açıklamalar
1812 numaralı hadisten öğrendiğimize göre Resûl-i Ekrem Efendimiz deccâlin yeryüzünde kırk gün kalacağını belirtmiştir. Fakat bu hadisi rivayet eden Abdullah İbni Amr İbni Âs, Peygamber aleyhisselâm’ın kırk demekle beraber, bunun kırk yıl mı, kırk ay mı, yoksa kırk gün mü olduğunu açıklamadığını söylemektedir. Her ikisi de sahih olan bu rivayetlerin birincisinde “kırk gün” kaydının bulunması, bu rivayetteki belirsizliği gidermeye yeterlidir. Hatta bir rivayette “kırk sabah” kalacağının belirtilmesi (Ahmed İbni Hanbel, Müsned, IV, 364) kırk gün ifadesini güçlendirmektedir. Şüphesiz en doğrusunu Allah bilir.
Hadisimizin devamında, 1812 numaralı hadiste teferruatlı bir şekilde anlatılan olayların âdeta özeti verilmektedir. Hz. Îsâ’nın yeryüzüne ineceği meselesi bunlardan biridir. Hz. Îsâ’nın yeryüzüne ineceğini açıkça belirten sahih hadislerden birine göre Resûlullah Efendimiz şöyle buyurmuştur: “Canımı kudretiyle elinde tutan Allah’a yemin ederim ki, yakında Îsâ İbni Meryem âdil bir hakem olarak gökten yere inecek, haçı kıracak (Hıristiyanlığın hükümsüz olduğunu ilân edecek) , domuzu öldürme emrini verecek, zimmîlerden cizyeyi kaldıracak (din olarak sadece İslâmiyet kalacak), mal da o kadar çoğalacak ki, onu kimse kabul etmeyecek” (Buhârî, Büyû‘ 102, Enbiyâ 49; Müslim, Îmân 242). Hz. Îsâ’nın yeryüzünde İslâm kanunlarına göre hükmedeceğini açıkça gösteren bir diğer hadis ise şöyledir: “Devlet başkanınız (imamınız) kendinizden olduğu halde Îsâ İbni Meryem gökten yanınıza indiği zaman haliniz nice olur!” (Buhârî, Enbiyâ 49; Müslim, Îmân 242-246). Hz. Îsâ’nın yeryüzüne ineceğine ve İslâmiyet’i uygulayacağına dair pek çok hadis vardır. Muhammed Enverşâh el-Keşmîrî (ö. 1352/1933) bunlardan yetmiş beşi Resûlullah’ın sözü, yani merfû hadis olmak üzere 101 rivayeti derlediği eserine et-Tasrîh bimâ tevâtere fî nüzûli’l-Mesîh (Halep 1385/1965) adını vermiştir.
Resûlullah’ın son peygamber olması, ondan sonra bir peygamber gelmemesi gerçeği ile bu olay arasında bir çelişki yoktur. Zira Îsâ aleyhisselâm Cenâb-ı Hakk’ın yeni emirlerini tebliğ etmek üzere gelen bir peygamber değil, Resûl-i Ekrem’in getirdiği dini yaşayan ve uygulayan “adaletli bir hakem” sıfatıyla yeryüzüne inecektir.
Bu hadiste insanların yeryüzünde birbirine kin ve nefret duymadan, düşmanlık beslemeden yedi yıl boyunca huzurlu bir hayat sürecekleri belirtilmektedir. Hz. Îsâ’nın yeryüzünde kırk yıl kalacağına dair rivayetler de bulunmaktadır. Onun daha önce otuz üç yıl yaşadığına dair rivayet ile son gelişindeki yedi yıl birleştirilince kırk yıl hesabı ortaya çıkabilir.
Hadisimizin devamında Hz. Îsâ’nın deccâli öldüreceği, yedi yıl sonra çıkacak bir rüzgârla birlikte bütün müslümanların öleceği, yeryüzünde sadece kötülerin kalacağı, onların da şeytanın emrine girerek putlara tapmak da dahil olmak üzere her fenalığı yapacağı anlatılmaktadır. Resûlullah Efendimiz daha sonra sûra üflenmesiyle birlikte dünya hayatının son bulacağını, ikinci sûr ile herkesin dirilip hesap vermek üzere Cenâb-ı Hakk’ın huzuruna varacağını, ondan sonra da cennetlik ve cehennemliklerin ayrılacağını, 1000 kişiden 999’unun cehennemlik, sadece birinin cennetlik olacağını belirtmektedir.
Hadisten Öğrendiklerimiz
1. Deccâl yeryüzünde uzun bir süre kalarak insanları kendi bâtıl dâvasına kazanmaya çalışacaktır.
2. Hz. Îsâ yeryüzüne inerek deccâli öldürecektir.
3. Daha sonra insanlar birbirine hiçbir kötülük beslemeden yedi yıl boyunca huzur içinde yaşayacaktır.
4. Esecek bir rüzgâr bütün müslümanların vefatına sebep olacak; yeryüzünde, her fenalığı çekinmeden yapan, hatta putlara tapan kötü insanlar kalacaktır.
5. Daha sonra sûra üflenecek ve herkes ölecek belli bir zaman geçtikten sonra yine sûra üflenecek ve bu defa herkes dirilecektir.
6. İnsanlar hesaba çekilecek, 1000 kişiden 999’u cehenneme, biri cennete gönderilecektir.
7. O gün, dehşetinden çocukların ihtiyarlayacağı korkunç bir gün olacaktır.

Riyazüs Salihin

_________________
Mevla Görelim Neyler
Neylerse Güzel Eyler
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Sponsored content




MesajKonu: Geri: Süfyan (İslam Deccalı) Büyük Deccal'dan Daha Tehlikelidir   

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Süfyan (İslam Deccalı) Büyük Deccal'dan Daha Tehlikelidir
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
KUTLU FORUM :: İslami ilimler ve dini kültür :: DİNİ KONULAR -İLAHİYAT-
Buraya geçin: