KUTLU FORUM

Bilgi ve Paylaşım Platformuna Hoş Geldiniz
 
AnasayfaKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 günahlarını ilan edenler,açıktan işleyenler

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
huzeyfe
Süper Moderatör
avatar

Mesaj Sayısı : 6657
Rep Gücü : 15716
Rep Puanı : 23
Kayıt tarihi : 27/03/09

MesajKonu: günahlarını ilan edenler,açıktan işleyenler   C.tesi Ekim 22, 2016 12:04 pm

https://sorularlaislamiyet.com/ummetimin-tamami-affedilmistir-ancak-gunahlarini-ilan-edenler-mustesna-hadisini-aciklar-misiniz-0

"Ümmetimin tamamı affedilmiştir, ancak günahlarını ilan edenler müstesna." hadisini açıklar mısınız?


Sorularlaislami... tarafından Ct, 18/02/2012 - 00:00 tarihinde gönderildi
Cevap
Değerli kardeşimiz,
(5933)- Ebu Hureyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:
Alıntı :
"Ümmetimin hepsi affa mazhar olacaktır, günahı alenî işleyenler hariç. Kişinin geceleyin işlediği kötü bir ameli Allah örtmüştür. Ama, sabah olunca o: "Ey falan, bu gece ben şu şu işleri yaptım!" der. Böylece o, geceleyin Allah kendini örtmüş olduğu halde, sabahleyin, üzerindeki Allah'ın örtüsünü açar. İşte bu, günahı alenî işlemenin bir çeşididir." [Buharî, Edeb 60; Müslim, Zühd 52, (2990).]
AÇIKLAMA:

Hadis, bu ümmetten herkesin aff-ı İlahî'ye mazhar olacağını, bu umumi aftan sadece günahını aşikâr yapıp ilan edenlerin hariç kalacağını ifade etmektedir. Bazı alimler mananın:

"Ümmetimden herkesin gıybeti terkedilir, alenî işleyenler (mücahir) hariç." olduğunu söylemiştir. Bu manayı verenler muafa kelimesinin metruk manasında olduğunu, bunun aslı olan afvın terk manasına geldiğini söylerler.

"Günahı alenî işleyen"
diye tercüme ettiğimiz mücahir, "günahını izhar eden, Allah'ın üzerine çektiği örtüyü kaldırıp günahını başkasına anlatan" diye tarif edilmiştir. Nevevî:

"Fıskını veya bid'asını açığa vuran kimsenin, açığa vurduğu günahlarıyla yadedilmesi caizdir, diğerleriyle yadedilmesi caiz değildir." der.

Günahın izhar edilmesini bazı alimler: "Allah, Resulü ve salih mü'minlerin hakkını istihfaftır (hafife almak)" diye değerlendirmişlerdir.

Günahların setri, istihfaftan selamettir. Çünkü günahlar kişiyi alçaltır. Ayrıca, işlenen günah, haddi gerektiriyorsa, örtme haddi önler, had gerektirmiyorsa tazirden kurtarır. Eğer günah sırf Allah'ın hakkına müteallik bir günah ise, Allah'ın rahmeti gadabını geçtiği için, Ekremü'l-ekremin olduğu için onları evleviyetle affeder. Bu sebeple Allah, dünyada örttüğü bir günahı ahirette de teşhir etmeyecek demektir. Şu halde günahını açığa vuran kimse bu imtiyazdan mahrum kalacaktır.

Resulullah bütün bu faziletleri sebebiyle günahların gizli kalmasını, açığa vurulmamasını emretmiştir: "Allah'ın yasakladığı şu pisliklerden kaçının. Kim de bunlardan bir şey işleyecek olursa onu Allah'ın örtmesiyle örtsün." buyurmuştur .

Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) başka hadislerinde de sarih olarak dünyada günahını açığa vurmayıp gizleyen kimseyi, Allah'ın kıyamet günü affedeceğini müjdeler.

(Prof. Dr. İbrahim Canan, Kütüb-ü Sitte Tercüme ve Şerhi)
Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

_________________
Mevla Görelim Neyler
Neylerse Güzel Eyler
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
huzeyfe
Süper Moderatör
avatar

Mesaj Sayısı : 6657
Rep Gücü : 15716
Rep Puanı : 23
Kayıt tarihi : 27/03/09

MesajKonu: Geri: günahlarını ilan edenler,açıktan işleyenler   C.tesi Ekim 22, 2016 12:05 pm

Günahlarını teşhir edenler affedilecek mi?
Çevremizdeki insanlara yaptığımız hataları, günahları anlatarak doğru mu yapıyoruz? İslam'da günaha şahit tutmanın hükmü nedir?

Günahlar, haramlar ve Allah’ın yasakladığı davranışlar konusunda bize ilk hesap soran vicdanımızdır. Allah nezdinde bizi en çetin sorguya çeken kurum vicdanımızdır. Vicdanımızın sorgusu karşısında temize çıkabilmek ise tövbenin tâ kendisidir. Temize çıkmadığımız sürece vicdanımız bize baskı yapmaya ve bizi kınamaya devam eder.
Günahlara karşı pişmanlık ve tövbe
Kulun tövbekâr sayılması için kendi vicdanında, yani kendi özünde ve içinde günahlarına karşı pişmanlığa ve tövbeye sarılması en önemli şarttır ve yeterlidir. Günahlarını başka bir kurumun veya kişinin önünde sayıp dökmeye gerek olmadığı gibi, böyle bir davranış tevhid inancı ile de bağdaşmaz. Çünkü Allah’tan başka hiç kimse günahlara tövbeyi kabul veya red konusunda ya da günahlara cezâ takdir etmek hususunda yetki sahibi değildir.
Kul hakkını içeriyor olmadıkça günahlar şahsîdir ve kul ile Rabbi arasındadır. Kul hakkını içeriyor olması halinde ise günah, yalnız hakkı zedelenen kul ile hakka geçen şahıs arasında bir meseledir ve üçüncü şahıslar açısından yine gizlilik taşır. 
Affedilmek için günahların gizli kalması
Yani günahları; 
1-Kul,
2-Allah,
3-Hakkı çiğnenen kuldan başka diğer şahısların bilmesine gerek yoktur. 
Günahların özünde “gizlilik” esası vardır ve bu korunmalıdır. Allah’ın “Settâru’l-uyûb” ismi günahları gizlemek istemektedir. Af yolunun açık kalması için günahların gizli kalmasına şiddetle ihtiyaç vardır.
İnsanoğlunun fıtratı günah işlemeye kabiliyetlidir
İnsanın kusur ve günah işlemeye kabiliyetli bir fıtratı bulunduğunu beyan eden Üstad Saîd Nursî Hazretleri, Cenâb-ı Hakkın Settâr ve Gaffâr isimlerinin kusurlar ve günahlara karşı bir siper hükmünde bulunduğunu; yalnız Kendisine sığınıldığında Cenâb-ı Hakkın günahları örttüğünü, gizlediğini ve bağışladığını kaydeder.
Adli Mahkemelerde suçlunun suçunu itiraf etmesi tövbe hükmündedir
Âdil mahkemeler, kamuyu ilgilendirmeyen suç ve günahların peşine düşmezler. Günah veya suç bir veya birden fazla kişinin hakkı ve hukûku ile ilgili bir alanda işlenmiş ise, mahkemeler elbette suçluyu yargılamak ve mâsumları korumak için harekete geçerler. Adâletin sağlanması için bu gereklidir ve bu ayrı bir meseledir. Kişinin mahkemeye karşı suçunu itiraf etmesi bu bakımdan bir fazîlettir ve bu da bir nevî tövbe hükmündedir. 
Fakat kişi başkasını ilgilendirmeyen günahlarını gizlemeli, günahlarını yaymaktan kaçınmalı ve günahlarına kendi vicdanında tövbe etmelidir. Günahları ile övünmek ise haramdır.
Başkasına anlatma!
Bazıları bir günah işleyince onu başkalarına söylemeden duramaz. Günahını birine anlatmazsa sıkıntıdan patlayacağını, onu biriyle paylaştığı zaman ferahlayacağını düşünür. Fakat hatasını yaymanın kendisine neler kaybettireceğini hesaba katmaz.
Günahını ona buna anlatan hanımlara Hz. Âişe annemizin pek güzel bir tavsiyesi vardır. Şöyle buyurur:
“Ey Mü’min hanımlar! Biriniz bir günah işlediğinde, Allah da o günahı başkalarından gizlediğinde, yaptığı hatayı birine söylemeden duramaz mı? İnsan günahını başkasına anlatmamalıdır. Çünkü kullar affetmeyi değil ayıplamayı bilir. Allah ise ayıplamaz, affeder” (İshak b. Râhûye, Müsned [Belûşî], III, 953).
Hataların başkalarına anlatılması yerine tövbe edilmeli
Ayıplamaktan başka bir şey bilmeyen insanların diline düşmemek için hatasını kimseye söylememelidir. Hatasını başkasına anlatacağına Cenâb-ı Hakk’a el açıp yalvarmalı, kendini bağışlamasını dilemeli, günahlarına tövbe etmelidir. Samimiyetle tövbe ettiği ve kulluk görevlerini hakkıyla yerine getirdiği zaman kendisini Cenâb-ı Mevlâ’nın bağışlanacağını da bilmelidir.
Hz. Ömer’in kumandanlarından biri, bir şehre vardıklarında askerlerine şöyle der:
“Burası, kadını ve şarabı bol bir yerdir. İçinizden biri cezayı hak edecek bir suç işlerse, hemen gelsin cezasını vererek kendisini günahından temizleyelim.”
Kumandanın bu sözü Hz. Ömer’in kulağına gider ve ona bu sözün yanlışlığını hatırlatan bir mektup yazarak şöyle çıkışır:
“Günahlarını Allah’ın gizlediği kimselere, o günahları teşhir etmelerini tavsiye ediyormuşsun, öyle mi?” (Abdürrezzâk, el-Musannef (A‘zamî), V, 197-198).
Günahları teşhir etmek insanın ar damarını çatlatır
Şurası da unutulmamalıdır: Günahları teşhir etmek insanın ar damarını çatlatır; ona yeniden günah işleme cesareti verir. Birinin yaptığı günahı duymak, karakteri zayıf bazı kimselerde günahlara sempatiyle bakma ve fırsatını bulunca o günahı işleme arzusu uyandırır. Bunlardan daha kötüsü, teşhir edilen bir günahın affedilme şansı daha da azalır.
Allah’ın affedici olduğunu unutma!
Günah işleyen kimse, bir kahramanlık yapmış gibi onu kimseye söylememelidir. Yaptığı günahı Rabbinin bildiğini düşünerek o günahın altında ezilmeli ve şimdi anlatacağım hadîs-i şerifte olduğu gibi, Cenâb-ı Hakk’ın kendisini bağışlayacağını ummalıdır.
Bir gün Peygamber Efendimiz Mescid-i Nebevî’de otururken yanına bir adam geldi ve:
“Ey Allah’ın elçisi! Ben cezalandırılması gereken bir günah işledim. Cezamı ver!” dedi.
Peygamber Efendimiz o adama hiçbir şey söylemedi. Fakat adam az sonra isteğini tekrarladı:
“Ey Allah’ın elçisi! Ben cezalandırılması gereken bir günah işledim. Cezamı ver!”
Resûl-i Ekrem ona yine cevap vermedi. Derken namaz vakti geldi, namaz kılındı. Günah yükünün altında ezilen o sahâbî namazdan sonra Resûl-i Ekrem’in peşine takıldı ve isteğini tekrarladı:
“Ey Allah’ın elçisi! Ben cezalandırılması gereken bir günah işledim. Cezamı ver!”
Sevgili Peygamberimiz o zaman adama dönerek sordu:
“Sen mescide gelmek üzere evinden çıkacağın zaman güzelce abdest almadın mı?”
“Aldım, Ya Resûlallah!”
“Sonra mescide gelip bizimle birlikte namaz kılmadın mı?”
“Kıldım, Ey Allah’ın elçisi!”
“Öyleyse Allah Teâlâ senin günahını bağışlamıştır” (Buhârî, Hudûd 27; Müslim, Tevbe 44).
Sevgili Efendimiz bu müjdesiyle, ibadetlerin insana sevap kazandırmakla kalmayacağını, onların aynı zamanda günahlara da keffâret olacağını haber vermiştir.
Affın böylesi
İnsan yaptığı günahın hesabını elbette Allah’a verecektir. Cenâb-ı Hakk’ı hoşnut eden güzel halleri varsa, hesabı da kolay olacaktır. Bin ayağın bir ayağa derildiği o dehşetli mahşer yerinde Allah Teâlâ mü’min kulunu bütün gözlerden ırak hesaba çekecektir. Nasıl mı?
Eğer bu hadisi daha önce duymadıysanız, eminim sevinçten kanatlanacaksınız. En büyük bahtiyarlığın ne olduğunu yeniden düşüneceksiniz. Ebu Hureyre (r.anh) anlatıyor; Resulullah (sas) buyurdular ki: 

“Ümmetimin hepsi affa mazhar olacaktır, günahı alenî işleyenler hariç. Kişinin geceleyin işlediği kötü bir ameli, Allah örtmüştür. Ama sabah olunca o: ‘Ey falan, bu gece ben şu şu işleri yaptım!’ Der. Böylece o, geceleyin Allah kendini örtmüş olduğu halde, sabahleyin, üzerindeki Allah’ın örtüsünü açar. İşte bu, günahı alenî işlemenin bir çeşididir.”  
(Buhari, Kitabu’l Edeb, s. 1510, h. 6069/1; Müslim, Kitabu’l Zühd, c. 9, s. 345-346, h. 52.) 
Hz. Peygamber (sas) bu hadisi şerifte, bu ümmetten herkesin ilahi affa mazhar olacağını, bu umumi aftan, sadece günahını aşikâr yapıp ilan edenlerin hariç kalacağını ifade etmektedir. 
Hadisi şerifin aslında geçen “mucahir” kelimesi: “Günahını izhar eden, Allah’ın üzerine çektiği örtüyü kaldırıp günahını başkasına anlatan.” diye tarif edilmiştir. 
Dikkat edilirse burada, insanın günah işlemesi birinci günah, gizli işlediği bir günahı, ona buna anlatıp açığa çıkarmak da ikinci bir günahtır.
Resulullah (sas) başka hadislerinde de açık bir dille, dünyada günahını açığa vurmayıp gizleyen kimsenin günahını, kıyamet günü Allah-u Zülcelal’in de gizleyeceğini belirtmiştir.
Manzara şu:
Herkes mahşer yerinde toplanmıştır. Bütün insanlar hesaplarının görülmesi için sıranın kendilerine gelmesini beklemektedir. O sırada Allah Teâlâ sevdiği kulunu mahşerdekilerin görmeyeceği şekilde kendine şefkatle yaklaştıracak ve ikisinden başkasının duymayacağı biçimde onunla konuşmaya başlayacaktır:
“Söyle bakalım, şu günahını hatırlıyor musun?”
“Evet, yâ Rabbi, hatırlıyorum.”
“Şunu da hatırlıyor musun?”
“Evet, yâ Rabbi, onu da hatırlıyorum.”
O kul, yaptığı bütün günahları hatırlayacak ve hepsini Cenâb-ı Hakk’a bir bir itiraf edecek. Vaktiyle gözlerden uzak bir şekilde yaptığı bütün günahlarını Allah Teâlâ’nın bilindiğini görünce büsbütün mahvolduğunu düşünmeye başlayacak. İşte tam o sırada Yüce Mevlâ ona şu müjdeyi verecektir:
“Ey kulum! Günahlarını dünyada halktan gizlemiştim; şimdi de onları bağışlıyorum.” Günahlarından tamamen arınan o kulun eline, sadece yaptığı iyiliklerin yazılı olduğu bir defter verilecektir (Buhârî, Mezâlim 2, Tevhîd 36; Müslim Tevbe 52).
Mahşer; dünyada, başkaları görmesin diye bin bir ince hesap ile yapılan günahların ortaya döküldüğü, kimin ne yaptığının herkesçe görüldüğü, günahkârların rezil, rüsvâ olduğu bir yerdir. Hesaplar genellikle böyle görülecektir. Bir de yukarıda okuduğumuz gibi, bütün gözlerden uzak ve sonu af ile biten bir hesap şekli vardır. Şüphesiz bir kul için gerçek saadet ve asıl bayram da budur.

http://bedirhaber.com/haber/gunahlarini-teshir-edenler-affedilecek-mi-16187.html

_________________
Mevla Görelim Neyler
Neylerse Güzel Eyler
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
huzeyfe
Süper Moderatör
avatar

Mesaj Sayısı : 6657
Rep Gücü : 15716
Rep Puanı : 23
Kayıt tarihi : 27/03/09

MesajKonu: Geri: günahlarını ilan edenler,açıktan işleyenler   C.tesi Ekim 22, 2016 12:12 pm

Açıktan Günah İşleyenlerin Hâli


İslâm'da esas olan, bir günaha düşüldüğünde, o günahın gizlenmesi ve başkasına duyurulmamasıdır. Hele haranı olduğu kesin ve katı olan bir günah irtikap edildikten sonra; bir marifetmiş gibi onun anlatılması, reklamını yapar bir üslûp içerisinde başkalarının yanında konuşulup dile getirilmesi, belki o günahın işlenmesinden daha büyük bîr günahtır. Resûl-i Ekrem Efendimiz (s.a.s.) bizi bu hususta kesin bir dille uyarmış ve paslanmamış vicdanlarda ürperti hasıl edecek şu ikazda bulunmuştur: '"Ümmetimin hepsi Allah taralından affolunmuşlardır. Yalnız açık günahkarlar değil. Bu günahkâr delilerden öyleleri vardır ki, geceleyin bir günah işler. Allah (c.c.) geceleyin işlediği bu günahı setretmiştir. Ancak buna rağmen, o şahıs kalkar sabahleyin arkadaşına "Ben geceleyin şöyle şöyle işler yaptım." diye anlatır. Hâlbuki Rabbi onun bu hâlini örtmüş ve öylece sabahlamasını nasip buyurmuştu. O ise artık Allah'ın örttüğü bu perdeyi açmış bulunuyor."
Allah Resûlü'nün (s.a.s.) bu mucizevî beyanı hem fert hem de toplum psikolojisi adına bize önemli mesajlar vermektedir. Şöyle ki, malûm olduğu üzere toplumsal hastalıklar bulaşıcıdır. Çok çabuk bir ferdden diğerine sirayet eder. Çünkü şahsiyekarakteri tam oturmamış insanlar genelde çevresindeki insanları taklit eder ve -hata olduğunu bilse bile- özenti duygusu ile etrafındaki kişilerin tavır ve davranışlarını tekrarlar. İşte günahın açıktan işlenmesi veya o günahın teşvik eder bir dil ile ulu-orta konuşulması, başkalarına özenti duygusu içinde hayatını geçiren zayıf karakterli kişilerde hemen tesirini gösterir ve neticede toplum bütün üniteleriyle o günah virüsünün intişar edip çoğalabilecegi bir zemine dönüşür.
Ayrıca çirkin ve kötü şeyleri göre göre, duya duya insanlarda onlara karşı bir kanıksama hissi meydana gelir, bu ise, zamanla maşerî vicdanın günahlara karşı tepkisiz kalmasına yol açar. Bu durum ise, hiç şüphesiz, toplumun menfiliklere karşı savunmasız, korumasız kalması demektir.
Fert psikolojisi açısından meseleye baktığımızda da şunları söyleyebiliriz:

Küçük-büyük her günah insan içinde bir pişmanlık, bir üzüntü meydana getirir. Çünkü esas itibariyle her bir günah insanın kendinden kaçışı, kendine yabancılaşması, fıtratıyla zıtlaşması, tabiatıyla çatışması demektir. Bu sebeple denebilir ki, her bir günah mutlak surette vicdanın derinliklerinde bir huzursuzluğa, bir rahatsızlığa sebebiyet verir. Ancak kişi kimi zaman vicdanın bu gür sesini susturmaya çalışır ve o sese karşı kulaklarını kapatır. Fakat eğer o şahıs bütün bütün vicdanını iptal edecek bir seviyesizliğe düşmemiş ise yapıp ettiklerinden pişmanlık duyup tevbe kapısına da yönelebilir. İşte bu durumda o şahsın günahlarını serbest işleyip-işlememesi önem arzeder. Eğer günah ferd ile Allah (c.c.) arasında bir sır ise hatadan dönme, tevbeye yönelme daha kolay olur. Çünkü şahıs, yapıp ettiklerini makul gösterme yolunda, savunma psikozu içinde hatalarını müdafaa gayreti içine girmemiş, onları sahiplenmemiştir. Ancak laubali ve vurdumduymaz bir tavır içinde alenî günah işleyen kişi, kendince savunma mekanizmaları oluşturur. Böylece bulunduğu yanlış yoldan dönmeyi gurur meselesi yapar ve apaçık zarar üstüne zarar yaşadığı halde inadına günah işlemeye devam eder.
Elbette ki yukarıda dikkat çekilen hususlardan "Gizli-kapaklı olduktan sonra istediğini yap!" gibi bir sonuç çıkarılamaz/çıkarılmamalı. Çünkü ne yerde, ne de gökte kendisine hiçbir şeyin gizli kalmadığı, insanın kalbinden geçenleri, kalbin ta derinliklerinde bulunan bütün sırlarını bilen Allah (c.c.) Yüce Kitabında bize "Kötülüklerin, fuhşiyatın açığına da gizlisine de yaklaşmayın." (En'am, 6/151) diye emir buyurmakta, Peygamber Efendimiz de (s.a.s.) "Nerede olursan ol Allah'tan kork." ifadesiyle hakiki ahlâk ve faziletin ne olduğunu bize bildirmektedir. O zaman netice olarak şunu söyleyebiliriz: Mümin, günahın açığından da gizlisinden de uzak durur. Ama eğer sürçüp bir günaha düşmüş ise, artık içini Allah'a döker, O'na itirafta bulunur, yalnız O'ndan af ve mağfiret dilenir. Ve hele yaptığı günahları bir marifetmiş gibi sağda-solda ulu-orta kesinlikle konuşmaz; konuşup saf zihinlerin ufkunu kirletmez.

_________________
Mevla Görelim Neyler
Neylerse Güzel Eyler
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Sponsored content




MesajKonu: Geri: günahlarını ilan edenler,açıktan işleyenler   

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
günahlarını ilan edenler,açıktan işleyenler
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
KUTLU FORUM :: İslami ilimler ve dini kültür :: Tasavvuf-Dua-Gönül Dünyamız-
Buraya geçin: