KUTLU FORUM

Bilgi ve Paylaşım Platformuna Hoş Geldiniz
 
AnasayfaKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Ülfet nedir?Zararları,Çözümü

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
@bdulKadir
Adminstratör
avatar

Mesaj Sayısı : 6380
Rep Gücü : 10014422
Rep Puanı : 97
Kayıt tarihi : 17/03/09
Yaş : 54
Nerden : İzmir

MesajKonu: Ülfet nedir?Zararları,Çözümü   C.tesi Mayıs 15, 2010 10:59 am

Ülfet Nedir ve Menfî Tesirleri Nelerden İbarettir?

Ülfet; alışıklık, dostluk, muhabbet karşılığı bir kelimedir. Burada kastedilen mânâ ise, az çok bunlarla alâkası bulunmakla beraber, daha geniş ve daha şümûllüdür.

İnsanın eşya ve hâdiselerle münasebeti, böyle bir münasebetten hâsıl olan mânâlar ve bu mânâların vicdan derûnunda bırakacağı akisler, esintiler ve daha sonra insanın davranışlarında beliren farklılıklar.. bir düzine vak'alardır ki, birbirini netice veren bütün bu şeinlerle, ruh canlı, dinamik ve duyarlı kalır.

Evet, varlığın güzellik ve cazibesine karşı insanın duyacağı hayranlık, kezâ bir saat gibi işleyen umumî nizama karşı onun içinde uyanan merak ve tecessüs, keşfettiği her yeni şeyle vasıl olduğu irfan ve daha derinlere inme arzusu; nihayet bu bilgi parçacıklarını bir araya getirerek derli toplu düşünmeye ulaşması, onu her hâdise karşısında duyarlılığa, zihnî cevvâliyete, ruhî faâliyete ve daima uyanık bulunmaya sevk eder.

Aksine, etrafındaki bin bir güzellik cümbüşünü duyup görmemesi ve birbiriyle uyum içinde olan kombinezonlar karşısında hissiz ve alâkasız kalması; gördüğü şeylerin sebep ve hikmetlerine inememesi; gördüğü şeyleri görüp geçmesi; ruhunda bir türlü irfana erememesi, onun duygusuzluğunun, ruhî ölgünlüğünün ve gözleri kapalı yaşamasının ifadesidir ki; böylelerine, ne kâinatın esrarlı kitabı, ne de her gün gözleri önünde enfüsün yaprak yaprak açılması hiçbir şey anlatamayacaktır. "Üzerine uğrayıp geçtikleri nice mucize (ve hârikalar) vardır ki, ondan yüz çevirip durmuşlardır."[1] Yararlanamamışlardır olup bitenlerden; ibret alamamışlardır doğup batanlardan!..

Etrafında olup bitenleri sezen bir insanın, varlığa karşı duyduğu hayranlık ve tecessüs, onun için, önü sonu olmayan nâmütenahî denizlere açılma gibidir. Bu seyahatin her merhalesinde kendisine esrarlı sarayların altın anahtarları verilir. Dupduru gönlüyle, kanatlanan duygularıyla, terkipçi zihniyle, ilham esintilerine hazır ruhuyla teveccüh edip yürüdükçe ve emip hazmettiği şeyleri vicdanına duyurdukça "her taraf bağ-ı irem" olan düşünce dünyasında cennet bağları serpilip gelişmeye başlar.

Bu ruh ve bu anlayışa eremeyenler ise, etraflarını çepeçevre saran alışkanlıklar çeperinden bir türlü dışarıya çıkamadıkları için, eşya ve hâdiselerin monotonluğundan şikâyet eder dururlar. Bunların nazarında her şey kaos, her şey karanlık ve mânâsızdır. "Her mûcizeyi de görseler yine ona inanmazlar."[2] Dimağlarında zincir, ruhlarında bukağı ve "Kalblerine mühür vurulmuştur, anlamazlar."[3] Böylelerinden hiçbir hayır ve semere beklenemez, bunlardan bir şeyler ümit etmek beyhûdedir.

Bir de bilip duyduktan, görüp anladıktan veya öyle olduğunu zannettikten sonra, alışkanlığa dönüp gömülme vardır ki; her hâlde sualle öğrenilmek istenen de budur. Yani, bir parça görüp bildikten, az buçuk inanıp irfana erdikten sonra, değişen dünyâlar, yenileşen güzellikler; derinleşmeyi, buûtlaşmayı gerektirdiği hâlde alâka ve duyarlılığını yitirip hiçbir şeyden ders almama vardır ki, maâzallâh, bu hâl insan için bir sukut ve duygularının ölümü demektir.

Böyle bir duruma dûçar olan, eğer tez elden gözünün çapaklarını silip, eşyadaki hikmet inceliklerini anlamaya koşmaz ve koşturulmazsa; kulağını açıp mele-i a'lâ'dan gelen ilâhî mesajları dinleyip anlamaya koyulmazsa, içten içe yanıp karbonlaşması ve devrilip gitmesi mukadderdir.

Bunun içindir ki, kâinatın nâzımı Yüce Yaratıcı, dâima değişik ses ve soluklarla ders ve ikazlarda bulunup, hep yeni yeni, açık dilli ve açık mûcizeli sâfî mürşitler göndererek, ezelî nutkunu tekrar ettirip gönüllere fer, bakışlara da aydınlık getirmiştir. Ve, yine onun içindir ki, insanların alışkanlık peydâ ettikleri şeylere karşı, daima onların vicdanlarını uyarmış ve aklın eline verdiği tabloların tekrar tekrar gözden geçirilmesini istemiştir.

Evet, O kitabında, insanoğlunun yaratılıp yeryüzüne yayılması; bir hayat arkadaşıyla huzur ve itminana kavuşması; göklerin ve yerin hilkatindeki azamet ve ihtişâmı; dillerin; lehçelerin ihtilâfı gibi düşünmeyi gerektiren hususları, gece ve gündüz deverânının getirdiklerini, şimşek ve yağmurla gelen rahmet gibi şeyleri, değişik ifadelerle o kadar çok zikretmiştir ki, düşünen, bilen, duyan ve aklını kullananlar için, hiçbir alışkanlık ve ülfete mahâl bırakmamıştır. "O'nun âyetlerinden (kudretinin mucizelerinden) biri de, sizi topraktan yaratmasıdır. Sonra siz yeryüzüne yayılan insanlar oluverdiniz. O'nun âyetlerinden biri de, kendileriyle kaynaşıp itminana ermeniz için size kendi nefislerinizden eşler yaratması ve aranıza sevgi ve merhamet koymasıdır. Şüphesiz bunda düşünen bir toplum, için ibretler vardır. O'nun âyetlerinden biri de göklerin ve yerin yaratılması, dillerinizin ve renklerinizin değişik olmasıdır. Şüphesiz bunda bilenler için ibretler vardır. O'nun âyetlerinden biri de geceleyin uyumanız ve gündüzleri O'nun lütfundan rızık ve nasibinizi aramanızdır. Şüphesiz bunda işiten bir toplum için ibretler vardır. O'nun âyetlerinden biri de, size korku ve ümit dolu şimşeği göstermesi, gökten su indirip öldükten sonra onunla yeri diriltmesidir. Şüphesiz bunda aklını kullanan bir kavim için ibretler vardır."[4] Semavî beyan, daha yüzlerce ikaz ve irşatlarıyla, yanından geçip yüzünü göremediğimiz, binlerce hârika ve mucizeye dikkatimizi çekerek, ülfeti dağıtmaktadır. Ama yine de her biri bir bülbül gibi şakıyan hâdiseleri görüp hissedemezler.

"O mâhiler ki, derya icredür, deryayı bilmezler." (Hayalî)[5]

Bundan başka bir de, düşünce ve tasavvurdaki ülfetin, insanın davranışlarına, ibadetlerine aksetmesi vardır ki, ferdin aşk, vecd ve heyecânının ölümü demektir. Bu duruma düşen fertte, ibadet aşkı, mes'uliyet duygusu, mâsiyetten nefret, günahlarına ağlama gibi şeyler bütün bütün zâil olur gider. Bundan böyle onu eski hâline ircâ da, oldukça zordur. Çok temiz soluklar, dupduru hatırlatmalar gerektir ki, o, yeniden kendini bulsun; etrafını görsün ve gönlüne inip çıkana nigehbân olsun.

İnsanoğlunda, yepyeni bir ruh mayalamak için gelen her yeni nefes, ona bu mânâyı fısıldamıştır. Evet, insanlık için eskime ve kadavralaşma mukadderdir; ama, kendini yenilemek de imkânsız değildir. Elverir ki katılaşmasına karşı ruhuna neşter çalan ele saygılı olunsun. "Hâlâ insanlar için vakit gelmedi mi ki, kalbleri Allah'ın (c.c.) zikrine ve inen hakikate saygılı olup da, bundan önce kendilerine kitap verilmiş, sonra üzerlerinden uzun bir zaman geçmesiyle kalbleri katılaşmış ve çoğu da yoldan çıkmış kimseler gibi olmasınlar."[6]

Hulâsa olarak diyebiliriz ki, ülfet, insanoğluna musallat büyük bir musîbettir. Ve çokları da, bu musibete giriftâr olmaktadır. Bu duruma düşen kimse, etrafında olup biten şeylere karşı gâfil; kâinat kitabındaki güzelliklere karşı kör ve hâdiselerin hak söyleyen dillerine karşı sağırdır. Bu itibarla da, inancında sığ ve yetersiz, ibadetinde aşksız ve vecdsiz, beşerî muamelelerinde de muhasebesiz ve haksızdır. Onun bu durumdan kurtarılması, kuvvetli bir inâyet elinin uzanmasına; kulağını işitir, gözünü görür kılmasına vâbestedir.

Bunun için de, ülfete düşenlere âfakî ve enfüsî sağlam bir tefekkür imkanı sağlanması; ölüm ve âhirete ait levhaların düşündürülmesi; çeşitli müesseselerin gezdirilip gösterilmesi; dinî ve içtimâî bir kısım faaliyetlerde bulunmalarının teşvik edilmesi... ayrıca mâzînin altın sayfaları sık sık mütalâa ettirilerek şanlı geçmişlerimizin nazara verilmesi; düşünce ufku aydın, vecd ve heyecan insanlarıyla karşılaştırılmaları gibi vesilelerle böylelerinin kendilerini yenilemelerine zemin hazırlanmalıdır.

Kısaca arz edilen bu altı husus gibi, yapılacak ve söylenecek başka hususlar da olabilir; ancak biz, bir fikir verebildiğimiz kanaatiyle bu kadarını kâfî görüyoruz.

Kalblerin anahtarı elinde olanın, ülfetimizi gidermesi dileğiyle...

Âfakîış dünyaya ait
Cevvaliyet:Canlılık
Enfüsî:İnsanın iç dünyasına ait
Giriftâr olmak:Tutulmak, yakalanmak
Hilkat:Yaratılış
Kombinezon:Tertip, düzenleme, tedbir
Mele-i a'lâ:Yüce topluluk
Ülfet:Alışma, kanıksama
Vecd:Coşku, İlâhi aşkın insan benliğini bütünüyle sarması

[1] Yûsuf sûresi, 12/105
[2] En'âm sûresi, 6/25; A'râf sûresi, 7/146
[3] Tevbe sûresi, 9/87
[4] Rûm sûresi, 30/20-24
[5] Banarlı, N. Sami, Resimli Türk Edebiyatı Tarihi, 1/574.
[6] Hadîd sûresi, 57/16

*******************

Ülfet ve Metafizik Gerilim

Ülfet, insanın bir şeye karşı alışkanlık peyda etmesi, sağında, solunda, önünde ve arkasında gördüğü çok orijinal ve harika şeylere karşı lâkayt ve alâkasız kalması demektir. Bir mesele ilk duyulduğunda canlıdır ve alâka uyarıcıdır; fakat bir müddet geçtikten sonra, kafamızda sadece donuk hatları ve kalıplarıyla bir hikâye olarak kalıverir.. kalıverir de ruhumuzdaki ilk mevcelenmeler, heyecan dalgaları, kalb yumuşamaları ve hatta göz yaşarmaları artık birer hayal olur ve çok ciddî meseleler sadece birer formül olarak îfa edilmeye başlanır. Ruha bir kuruluk, bir hamlık ve kabukta dolaşma hâkim olur; öyle ki artık kalbler, kaskatı hâle gelir ve insan da vurdumduymaz olur.

Metafizik gerilim, iç coşkunluğu, aşk, heyecan ve şevk potansiyeli, mânevî duygularımızın daima aktif hâlde bulunması, bizi dine ve ibadetlere sevkedip koşturacak bir güç kaynağıdır. Kalb merkezimizin daima enerjik bulunması, aksiyon ve hamle ruhuyla şahlanmış, canlanmış bir ruh hâlinin kesintisiz oluşu demektir. Ne var ki, zamanla bu canlılık da ülfet ve ünsiyet tozu-toprağıyla perdelenebilir; korlar küllenip, duygu ve latîfeler sönebilir. Ve neticede de tamamen sönme, pörsüme, hatta kokuşma devresine girilebilir.

Ülfet ve ünsiyetle metafizik gerilimin kaybolması, aslında fıtrat ve yaratılışımızın gereğidir. Nasıl vesvesenin gelmesi elimizde değilse, aynı şekilde, çok defa ülfete karşı koymak da elimizden gelmez. Hususiyle imanda mertebe kat'edememiş, kalbî ve ruhî hayatını gerçekleştirememiş kimseler için bu fıtrat kanununu aşmak, oldukça zor ve hatta imkânsızdır...

Bir defasında Hanzala, Hz. Ebû Bekir ile Efendimiz'e gelir ve "Hanzala münafık oldu yâ Resûlallah!" der ve "Senin yanında hissettiklerimi dışarıda hissedemiyor ve her an yanındaki gibi gerilim içinde kalamıyorum." şeklinde açıklamada bulunur. "Bir öyle, bir böyle..." der Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) ve ilâve eder: "Eğer zamanın her parçasında benim yanımda olduğunuz gibi olsaydınız, melekler sizinle musafaha ederlerdi."[1] Her kemalin bir zevali vardır ve kâinatta hiçbir şey kararında değildir.

Dinî hizmetler, ülfete karşı önemli bir sütredir. İnsan hizmetle, sürekli meşguliyetin yanı sıra beklenmedik ilâhî teyidata da mazhar olur ve hep canlı kalır. Böylece, aslında devamı olmayan gelip geçici sarsıntıyı ve ölmüşlüğü aşarak, yeni bir dirilişe muvaffak olabilir. Yoksa bu mânâda bir gayreti olmayan kim olursa olsun, kalbinin katılaşması, gözlerinin kuruması ve ülfet ve ünsiyetle iç geriliminin ve canlılığının kaybolması, dolayısıyla da şeytanın vesvese ve hilelerine kapılıp, günahlarla sol taraftan vurulması her an muhtemel ve mukadderdir.

[1] Müslim, tevbe 12, 13; Tirmizî, kıyame 59; İbn Mâce, zühd 28.


***************

Biz Müslümanlık adına körlük yaşayaduralım, yeni ihtida edenler İslâm'daki derinliği ve revnaktarlığı ruhlarında çok iyi duyuyor ve onunla tanışmanın sevincini yaşıyorlar. Bizde ise bir ülfet var ve âdeta bir körlüktür yaşanıyor. Rabbim, sonumuzu hayra tebdil eylesin!


***************

Evrad u ezkarı bazen değiştirip okumak lazım. Çünkü ülfet hasıl olabilir. Bizim için en tehlikeli şeylerden biri de; dinî hayatı folklor hâline getirmektir. Yani, tefekkür ve heyecanı ülfet bohçasına sarıp sarmalayıp bir yana bırakmaktır.

Alıntı

***************

Menden :

BAKARA 74 – Sonra bunun arkasından kalpleriniz katılaştı, artık onlar taş gibi, hatta ondan da katı!

Çünkü öyle taş var ki içinden ırmaklar fışkırır.

Öylesi var ki çatlar da bağrından su kaynar.

Ve öylesi var ki Allah’a olan tazimi sebebiyle yukarıdan düşüp parçalanır.

Allah yaptıklarınızdan habersiz değildir.

ÜLFET deyince aklıma yahudi ve hristiyanları kalp katılığına götüren,taştanda katı yapan unsurlar geliyor..sonuç dalliin ve magduub olma
gerçeklerle tanışıp,bilip sonra yolunu sapıtma
üzerindeki nimetlerin kıymetini bilememe göremem sarhoşluğu

_________________


Elif gibi yalnızım,
Ne esrem var, ne ötrem.
Ne beni durduran bir cezmim,
Ne de bana ben katan bir şeddem var.
Ne elimi tutan bir harf,
Ne anlam katan bir harekem...
Kalakaldım sayfalar ortasında.
Bir okuyan bekledim,
Bir hıfzeden belki...
Gölgesini istedim bir dostun med gibi…
Sızım elif sızısı...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://kutluforum.bedavaforum.biz
@bdulKadir
Adminstratör
avatar

Mesaj Sayısı : 6380
Rep Gücü : 10014422
Rep Puanı : 97
Kayıt tarihi : 17/03/09
Yaş : 54
Nerden : İzmir

MesajKonu: Geri: Ülfet nedir?Zararları,Çözümü   C.tesi Mayıs 15, 2010 11:00 am

Ülfet perdesi samimi tefekkürle kalkar

Alışkanlık anlamına gelen ülfet, bazı insanların yaşamlarında sahip oldukları veya gördükleri varıklardaki kusursuz detayları, mucizeleri, güzellikleri ve bunların Yüce Allah'ın eşsiz ilmi ve sanatı olduğunu kavramalarını engelleyin bir perde gibidir.

Din ahlakından uzak yaşayan toplumlarda insanların yaptığı en büyük hatalardan biri, dikkatlerini bir konu üzerinde yoğunlaştırıp derin düşünmeye vakit ayırmamalarıdır. Bunun nedeni ise gün içerisinde tüm dikkatlerini yaşadıkları küçük olaylara vermeleridir. Böylece zihinlerini bunlarla yorarak, zamanlarının büyük bir bölümünü bu düşüncelerle harcamış olurlar.

Çoğunlukla evleri, işleri, okulları ya da aile içi herhangi bir konu ile sınırlı olan düşüncelere tüm vakitlerini harcayan bu kişiler zamanla, yalnızca ilk defa karşılaştıkları bir durum karşısında güzellikleri ve harikalıkları fark edip etkilenebilecek hale gelirler. Kuşkusuz bir insanın evi ya da ailesiyle ilgili herhangi bir konuya vakit ayırarak bu konu üzerinde düşünmesi güzel bir davranıştır. Ancak burada kastedilen bir insanın dünya hayatının aldatıcı temposuna kapılarak çevresindeki yaratılış delilleri ve Allah'ın sonsuz ilminin delilleri karşısında tepkisiz kalmasıdır.

Dünyaya Nimet Gözü İle Bakmak

Bu hata içerisinde olan bir insan, ilk defa karşılaştığı bir yaratılış delili karşısında etkilenebilir. Hatta bu, kısa bir süre için de olsa, daha derin düşünmesine ve gördüğü şeyi araştırıp incelemesine vesile olabilir. Ancak bir müddet sonra güzelliklere karşı duyduğu ilk andaki heyecanını ve duyarlılığını kaybederek, gördüğü şeye karşı alışkanlık duymaya başlar. Hatta biraz daha süre geçince bunlar kendisine "sıradan", "monoton" gelmeye başlar. Aynı şekilde yaşamı boyunca şahit olduğu pek çok durumu, her gün gördüğü "olağan" olaylar olarak kabul eder ve bunları "alışılmış", "zaten olması gereken" olaylar olarak değerlendirir. Halbuki insanın yaşamı boyunca gördüğü her şey, şahit olduğu her durum Allah'ın özel olarak yarattığı, son derece hikmetli olaylardır. Allah insanı sayısız güzellikler ve harikalıklarla sarıp kuşatmıştır ve her birinin ardında pek çok hayır ve hikmet gizlidir. Bediüzzaman Said Nursi de bu gerçeği şu sözleri ile dile getirmiştir:

"Ülfet ve adat ve yeknesaklık (monoton) perdeleri altında harika hakikatler gizlenir. Şu kainatı idare eden Zat (Allah), her şeyi nizam ve mizan (düzen ve denge) içinde muhafaza ediyor. Nizam ve mizan ise; ilim ile hikmet ve irade ile kudretin tezahürüdür (ortaya çıkmasıdır). Her şeyin sanatında nihayet derecede (en üst derecede) intizam (uyum) bulunması gösterir ki; nihayetsiz (sınırsız) bir hikmet ile iş görülüyor". (Sözler I, sf: 77)

Bediüzzaman'ın da belirttiği gibi yaşamın her anına hakim olan düzen ve kusursuzlukta büyük bir sanat ve hikmet vardır. Ancak bunu yalnızca iman edenler, Allah'a içten yönelenler ve olaylara hikmet gözü ile bakabilenler gereği gibi takdir edebilirler. Böyle bir kişi, baktığı her şeyi Allah'ın yarattığı nimet olarak gördüğünden, üzerinde ülfet ve gaflet perdesi oluşmaz. Her birine karşı bitmek tükenmek bilmeyen bir heyecan ve coşku duyar.

Neler Ülfet Oluşturur?

İnsanların olayları ülfetle değerlendirmelerine sebep olan bazı unsurlar vardır. Bunlardan bir tanesi, insanların maneviyata değil, maddeye önem verir hale gelmeleridir. Nitekim Üstad'ın "Her şeyi maddiyatta arayanların akılları gözlerindedir. Göz ise maneviyatta kördür" sözleri bu gerçeği bizlere bir kez daha hatırlatmaktadır.

Örneğin bir tıp fakültesi öğrencisinin önüne anatomi dersi için ilk kez ölü bir insan bedeni getirildiğinde oldukça etkilenir. Gördüğü cesedin bir süre önce hayat dolu, neşeli, gözleri ışıl ışıl parlayan, belki de geleceğe yönelik pek çok planı olan, konuşan bir kişi iken şimdi cansız bir beden olarak karşısında yatıyor olmasını hayret ve şaşkınlık ile karşılar. Belki hem kendi hem de yakınlarının ölümlerini düşünür. Dünya hayatının gelip geçici olduğunu, ölümün er veya geç herkesin başına gelecek kaçınılmaz bir gerçek olduğunu anlar. Ölümle beraber bir zamanlar gösterişli ve heybetli olan bedenin, büyük bir hızla çürümeye başlaması, yüzüne bakılamayacak, yanında durulmaya tahammül edilemeyecek bir hale gelmesi onu uzun uzun düşündürür. Ancak eğer kişi tüm bunları iman gözü ile değerlendirmiyorsa, olayın üzerinden geçen süre ve görülen ölü bedenlerin sayısının artması kişide bir alışkanlık ve düşünce zayıflığı oluşturur. Böylesine çarpıcı bir ortam bile, düşünülmediği zaman, bir müddet sonra olağan karşılanmaya başlanır.

Yaşanan Her An Nimettir

Ülfeti oluşturan bir diğer neden ise Allah'ın kullarına olan rahmeti nedeniyle nimetlerini her an aynı mükemmellikte ve kesintisiz yaratmasıdır. Gaflet içindeki bazı insanlar, yaşamlarını sürdürmelerini sağlayan sayısız nimeti kendilerine bağışlayanın ve kendilerini, tasarladığı eşsiz sistemler vasıtasıyla koruyanın rahmet sahibi Yüce Allah olduğunu gözardı ederler. Çevrelerini tamamen kuşatmış olan yaratılış delilleri üzerinde düşünmezler. Allah bu gerçeği bir ayetinde şöyle bildirmiştir:

"Göklerde ve yerde nice ayetler vardır ki, üzerinden geçerler de, ona sırtlarını dönüp giderler." (Yusuf Suresi, 105)

İnsanların günlük hayatlarında ayette bildirildiği şekilde alışkanlıkla değerlendirdikleri başka birçok konu vardır. Örneğin, insan her gün ayağının altındaki damarlarının üzerine ortalama 70-80 kiloluk bir basınç uygulayarak basar, ayağının üstünde zıplar. Ancak ayaklarda bulunan incecik damarların hiçbiri ezilmez ya da çatlamaz.

Milyarlarca Farklı Yaratılış

Ayrıca bazı insanlar her gün yanı başlarında gördükleri bir çiçeğin kapkara, çamurlu bir topraktan, nasıl olup da mis gibi bir kokuyla, rengarenk ve tertemiz çıktığını, yani toprağın her şeyi çürütürken bitkiye nasıl olup da hayat verdiğini hiç düşünmezler.

Ya da insan sokakta yürürken yüzlerce, binlerce insan görür. Hiçbiri bir diğerine benzemez. Hatta parmak uçlarındaki izlerine kadar birbirinden farklıdır. Ülfet içerisinde olan insanlar, Allah'ın binlerce yıldır, milyarlarca insanı birbirinden tamamen farklı yarattığını da hiç düşünmezler.

Tüm bu örnekler Allah'ın varlığını, gücünü, aklını, sanatını gösteren delillerden yalnızca birkaçıdır. İnsanın ise düşünmesini engelleyen nedenleri ortadan kaldırarak, samimi ve içten bir kalple her an Allah'a yönelmesi, Allah'ın yarattığı olay ve varlıkların hikmetleri üzerinde düşünerek üzerindeki ülfet perdesini kaldırması gerekir. Bir ayette Allah'ın kulları üzerindeki rahmeti şöyle bildirilmiştir:

"Nimet olarak size ulaşan ne varsa, Allah'tandır, sonra size bir zarar dokunduğunda (yine) ancak O'na yalvarmaktasınız." (Nahl Suresi, 53)

"Göklerde ve yerde nice ayetler vardır ki, üzerinden geçerler de, ona sırtlarını dönüp giderler." (Yusuf Suresi, 105)

_________________


Elif gibi yalnızım,
Ne esrem var, ne ötrem.
Ne beni durduran bir cezmim,
Ne de bana ben katan bir şeddem var.
Ne elimi tutan bir harf,
Ne anlam katan bir harekem...
Kalakaldım sayfalar ortasında.
Bir okuyan bekledim,
Bir hıfzeden belki...
Gölgesini istedim bir dostun med gibi…
Sızım elif sızısı...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://kutluforum.bedavaforum.biz
 
Ülfet nedir?Zararları,Çözümü
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» 1.Hidrokinezi Nedir?
» Bugün Sizi Anlatan Söz Nedir? :)
» WOLFTEAM İLE İLGİLİ HERKEZİN KAFASIN YORAN KP ...

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
KUTLU FORUM :: İslami ilimler ve dini kültür :: Tasavvuf-Dua-Gönül Dünyamız-
Buraya geçin: