KUTLU FORUM

Bilgi ve Paylaşım Platformuna Hoş Geldiniz
 
AnasayfaKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 ASRI SAADETTE KADIN VE AİLE HAYATI..Rıza Savaş..kitabın tamamı

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
@bdulKadir
Adminstratör
avatar

Mesaj Sayısı : 6247
Rep Gücü : 10014055
Rep Puanı : 97
Kayıt tarihi : 17/03/09
Yaş : 54
Nerden : İzmir

MesajKonu: ASRI SAADETTE KADIN VE AİLE HAYATI..Rıza Savaş..kitabın tamamı   Perş. Ocak 27, 2011 12:12 pm

ASRI SAADETTE KADIN VE AİLE HAYATI

Yrd. Doç. Dr. Rıza Savaş

Giriş
GENEL HATLARIYLA KURANDA KADIN
Birinci Bölüm
SOSYAL HAYATTA KADIN
I. İslâm'ın Kadınlar Arasında Yayılması
A- Mekke Devri
1. İlk Müslüman Kadınlar
2. İşkence Gören Kadınlar
3. Habeşistan'a Hicret Eden Kadınlar
4. Medine'ye Hicret Eden Kadınlar
B) Medine Devri
II. Kadınların Hz. Peygamber'e Bey'atı
a) Sözle Bey'at
b) İçi Su Dolu Bir Kab Vasıtasıyla
c) Ele Sarılan Bir Bez Parçası Vasıtasıyla
d) Tokalaşarak Bey'at
e) Hz. Peygamber'in Bir Vekiliyle Bey'at
III. İslâm'ın Yayılmasında Kadınların Rolü
IV. Kadınların Dlnî Faaliyetlere Katılmaları
A- Kadınların Tebliğ Faaliyetinde Bulunmaları
B- İbadet Hayatında Kadın
C- Cenazelerde Kadın
İkinci Bölüm
EĞİTİM VE ÖĞRETİM ALANINDA KADIN
I. Kadınların Eğitim Ve Öğretimi
A- Kızların Eğitimi
B- Toplu Eğitim
C- Kadınların Eğitimi İçin Hz. Peygamberin Özel Gayretleri
II. Kadınların Eğitim Ve Öğretime Katkıları
A- Hz. Aişe
B- Ümmü Seleme
C- Diğer Kadınlar
Üçüncü Bölüm
ÇALIŞMA VE TİCARET HAYATINDA KADIN
I. Zanaatkârlık Ve El İşleri
II. Tıbbî Hizmetler
III. Ev İşleri Ve Ev Dışındaki Bazı İşler
IV. Ticaret Hayatında Kadın
Dördüncü Bölüm
SAVAŞLARDA KADIN
1. Tıbbî Hizmetler
II. Geri Hizmetler
III. Vuruşmaya Katılma
IV. Kadınların Ganimetten Pay Almaları
Beşinci Bölüm
ESİR VE YARDIMA MUHTAÇ KADINLARIN KORUNMASI
I. Esir Ve Köle Kadınların Korunması
II. Muhtaç Kadınların Korunması
Altıncı Bölüm
BAYRAM VE DÜĞÜNLERDE KADIN
Yedinci Bölüm
DÜŞÜNCE HAYATINDA KADIN
Sekizinci Bölüm
AİLE HAYATINDA KADIN
I. Eş Olarak Kadın
A- Eş Seçimi
B- Çok Kadınla Evlenme
C- Kadının Eş Olarak Hakları Ve Görevleri
D- Kadının İffetli Olması
F- Geçimsizlik
II. Anne Olarak Kadın
III. Gîyîm - Kuşam
A- Elbiseler
1- Başörtüsü:
2- Entari (Dır'):
3- Etek (İzar):
4- Şalvar:
5- Mırt
6- Cilbab
B- Giyimin Ölçüsü Ve Gayesi
C- Hicab
D- Süslenme
Sonuç
Bibliyografya


ASRI SAADETTE KADIN VE AİLE HAYATI

Yrd. Doç. Dr. Rıza Savaş

(Dokuz Eylül Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim'Üyesi, İzmir)
Rıza Savaş 1953 yılında Erzurumda doğdu. İlk, orta ve yüksek tahsilini Erzurum'da tamamladı. 1981 yılında Er­zurum Yüksek İslâm Enstitüsüne Siyer ve İslâm Tarihi asistanı olarak girdi. 1982'de ****** Üni­versitesi ilahiyat Fakültesine İslâm Tarihi öğre­tim görevlisi olarak nakledildi. 1983'de Dokuz Ey­lül Üniversitesi İlahiyat Fakültesi'ne İslâm Tarihi öğretim görevlisi olarak atandı. 1985'de Dokuz Ey­lül Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsüne bağlı olarak İslâm Medeniyeti ve Sosyal Bilimler anabi-lirn dab İslâm Tarihi bölümünde "Emeuilerde îk-ta" isimli tezle yüksek lisansım 1991'de "Hz. Mu-hammed Devrinde Kadın" adlı tezle doktorasını tamamladı. Halen Dokuz Eylül Üniversitesi İlahi­yat Fakültesinde İslâm Tarihi öğretim üyesi ola­rak çalışmaktadır.[1]

Giriş

GENEL HATLARIYLA KURANDA KADIN

İleride ele alacağımız konuların daha iyi anlaşılmasını sağla­mak için, Kur'an'da kadın meselesini genel hatlarıyla ortaya koy­maya çalışacağız.
Kur'ân, kadm-erkek bütün insanlara gönderilen ilahî bir kitaptır.[2] Arap dilinin özelliklerinden dolayı erkeklere yapılan hitaplar, aynı zamanda kadınlara da yapılmıştır. Çünkü kain ve erkeklere yapılacak ortak hitaplarda müzekker (erkek) sigası kullanılır.[3]
Kur'ân'a göre kadın yaratılışta erkek gibidir. Her ikisi de aynı şeylerden yaratılmıştır.[4] Bu konuda bir ayırım olmamasına rağ­men, konuyla ilgili ayetler değişik şekillerde tefsir edilmiştir.[5]
Kur'ân, Hz. Adem ve Havva'nın cennetten çıkarılmalarını ge­rektiren suçu beraberce işlediklerini bildirir.[6] Hatta bu suç, tek başına Hz.Adem'e de nisbet edilir.[7]
Kadın da erkek gibi inanılması gereken esaslara inanmak mecburiyetindedir. Bu konuda kadınla erkek arasında hiçbir ayı­rım bulunmamaktadır.[8]
İbadetlerden namaz, erkeğe olduğu gibi kadına da farzdır. Ancak kadın her ay belli günlerde ve doğum sonrası devrede temizleninceye kadar bu ibadetten muaf tutulmuştur.[9] Aynı hal­lerde kadın, oruç tutmaz ve sonra tutamadığı günleri kaza eder. Haccederken ise bu durumda bazı işleri yapmaz.
Kadın, ekonomik konularda erkek gibidir. Kazandığı para kendine aittir. Parasını ve malını tam bir yetki ile kullanabilir. Zengin erkeğin mesul olduğu mali ibadetlerden zengin kadın da mesuldür.[10]
Kur'ân'm kadına verdiği en önemli hakların başında, ona tam bir kişilik kazandırması dır. Kadın bir insan olarak mükellef sayıl­mış, yapacağı iyi ve kötü işlerin sorumluluğunun kendisine ait ol­duğu bildirilmiştir.[11]
Kur'ân, Arap toplumunda pek de iyi bir yerde olmayan kadım olması gereken yere getirmek için pek çok emirler ve yasaklar ge­tirmiştir. Daha dünyaya gözlerini açar açmaz kız çocuklarım hor­layan erkekler kınanmıştır.[12] Onları diri diri toprağa gömme cina­yeti yasaklanmıştır.[13] Esasen Kur'ân, toplumda ezilen ve horla­nan her insanın yanında olmuş ve onların haklarını savunmuş­tur, islâm geldiği sıralarda en önemli meselelerden biri de esir-hür ayırımıdır. Kur'ân, esir statüsündeki köle ve cariyelere iyi davramlmasım ve onların hürriyete kavuşturulmasını teşvik eder.[14]
Cahiliye toplumunda kadına karşı işlenen suça, çoğu kez misilleme yapılmazdı. Kur'ân bu eşitsizliği kaldırdı. Kadına karşı işlenen suçlar, ister şahsına, ister malına, isterse şerefine karşı ol­sun erkeğe karşı işlenen suçlar gibi kabul edilmiş,hatta kadın bazı hallerde erkeğe göre daha çok kayırılmıştır.[15]
Kur'ân, yaşının hiçbir döneminde kadına zulmedilmesine müsaade etmez. Kadının ekonomik hakları konusunda, ve bilhas­sa yetim kızların malları hususunda müslümanlarm çok titiz davranmalarını emreden Kur'ân, onların mallarına tecavüzü ya­saklar.[16]
Kadının mirasta erkeğe göre daha az pay alması, erkek ve kadının vecibelerinin ayrı ayrı olmasındandır. Erkek, evleneceği kıza veya kadına, razı olacağı miktarda mihir vermek mecburiye­tindedir.[17] Yine erkek, eşinin ve çocuklarının geçimlerini ve mas­raflarım karşılamak durumundadır.[18]
Kadınlarla ilgili ayetlerin önemli bir bölümü de evlilik ve sonrasıyla ilgili konulardadır. Bu konularda de kadına Önemli[19] hak­lar verildiği anlaşılmaktadır. Aile hayatıyla ilgili, başta en-Nisâ ve et-Talak suresi olmak üzere Kur'ân'ın değişik yerlerinde geniş açıklamalar bulunmaktadır.
Kadm-erkek eşitliği, üzerinde sıkça durulan bir konu olması ebebiyle burada kısaca üzerinde durmak istiyoruz.
îslâm dininin, kadına değer vermediğini ve onu "erkeğin yarı­sı" olarak gördüğünü düşünenler bulunmaktadır. Bu görüş savu­nulurken, Kur'ân'da, iki kadının şahitliğinin bir erkek yerine geç­tiği Örnek verilir. Halbuki bu ayet, o devirde kadımn genelde ilgi­lenmediği bir konuda açıklamalar ihtiva etmektedir.[20] Hz. Peygamber'in tatbikatı, kadınlarla ilgili konularda, bir kadının açık­lamalarının dahi dikkate alındığım ve buna dayanılarak yasaklar konulduğunu göstermektedir.
Hz., Peygamber, rüyada kadının da erkek gibi ihtilam olabile­ceğini, çünkü "kadın ve erkeğin, bir bütünün iki ayrı parçası"[21] olduğunu açıklar. Yani hem kadın, hem de erkek, ayrı ayrı birer varlıktır ve bir araya geldikleri zaman bir bütün oluştururlar. Bu hadisin açıklamasında "Kadınlar yaratılışta ve tabiatta erkekler gibidir." denmektedir.[22]
Erkekler arasında da tam eşitlik olmadığı görülürken, kadı­nın erkeğe her konuda eşit olması gerektiğini istemek tutarlı olmaz. Önemli olan kadının haklarının, yükümlülüklerine denk olması, özel ve genel hayatında kadına zulmedilmemesidir.[23]
Hz. Peygamber devri kadınlarının, şahsiyetlerinin şuurunda oldukları, düşüncelerini açıkça söyleyebildikleri ve bazı konular­da erkeklerle aynı haklara sahip olduklarını bildikleri anlaşıl­maktadır.
ilk müslümanlardan olan ve Hz. Peygamberle evli bulunan Ummu Seleme'nin, kocasına: "Ey Allah'ın Rasulü, neden her ko­nuda erkekler anılıyor, biz anılmıyoruz?" dediği ve bunun üzerine erkeklerin kadınlarla beraber anıldığı el-Ahzâb/33 sûresinin 35. ayetinin nazil olduğu rivayet edilmektedir.[24] Yine Ummu Sele­me'nin, Hz. Peygamber'e: "Kadınların hicreti konusunda bir ayet duymadım" dediği ve bunun üzerine göç edenlerin ecirlerini belir­ten Al-i Imran 3/195 ayetinin nazil olduğu nakledilmektedir.[25]
îbn Sa'd, el-Ahzâb/33 sûresinin 35. ayetinin nüzul sebebini şöyle kaydetmektedir: Hz. Peygamber devrinde kadınlar erkekle­re: Siz müslüman olduğunuz gibi biz de bu dini kabul ettik ve sizin yaptıklarını biz de yaptık. Halbuki Kur'ân'da siz anlatılıyorsu­nuz, biz ise anlatılmıyoruz" derler. Bunun üzerine, adı geçen ayet nazil olur.[26]
Yine Ummu Umare bint Ka'b (Nuseybe)'m da, Kur'ân'da, ka­dınların isimlerinin geçmesini istediği rivayet edilmektedir.[27]
Kadınların Hz. Peygamber'e bey'at için başvurmaları, onların şahsiyetlerinin şuurunda oldukları ve mümkün olan konularda erkeklerle eşit olmayı istedikleri şeklinde yorumlanmaktadır.[28]
Ensardan olan Ummu Amir (Fukeyhe veya Esma) bint Yezid b. es-Seken, ashabın arasında bulunan Hz.Peygamber'e gelir ve şöyle der: "Anam babam sana feda olsun ya Resûlallah. Ben ka­dınların temsilcisiyim. Beni, sana onlar elçi olarak gönderdiler. Allah seni erkek ve kadınların tamamına peygamber olarak gön­derdi. Sana ve ilâhına inandık. Biz kadınlar, evlerinizin temeli, şehvetlerinizi tatmin eden ve çocuklarınızı taşıyan kimseler olarak evlere kapandık kaldık. Buna rağmen siz cuma, cemaat, hastalan ziyaret, cenazelere katılma ve hac yaptıktan sonra tek­rar hac yapma konularında bizden daha faziletlisiniz. Bunlardan ayrı Allah yolunda cihad da var. Siz erkekler hac veya umre ya da cihada çıktığınız zaman mallarınızı korur, elbiselerinizi diker ve çocuklarınızı terbiye ederiz. Bu ecir ve hayır işlerinde size ortak-mıyız?" Ummu Amir'i dinledikten sonra Hz. Peygamber arkadaş­larına döner ve "Dini konusunda bundan daha güzel problemini ortaya koyan bir kadın gördünüz mü?" diye sorar. Onlar da görme­diklerini ifade ederler. Hz. Peygamber, kadına dönerek şöyle der: "Ey kadın! Dinle ve seni elçi olarak gönderen kadınlara bildir: Ka­dının kocasıyla iyi geçinmesi, onun rızasını kazanması ve onun muvafakatma uyması halinde, kocasının yaptıklarına denk sevap alır." Ummu Âmir bu cevabı duyduğu zaman sevincinden "Lâ ila­he illallah" cümlesini tekrarlayarak geri döner.[29]
"... Erkeklerin kadınlar üzerinde bulunan hakları gibi, ka­dınların da erkekler üzerinde hakları vardır. Erkeklerin kadınlar üzerindeki hakları, bir derece fazladır... "[30] Ayette sözü edilen de­recenin, aile başkanlığı olduğu ifade edilir. Erkeğin, ailenin geçi­mi için harcamalarda bulunması, ailenin idaresini yürütmesi ve aileyi koruması ona bu dereceyi kazandırmaktadır. Bununla beraber, erkeğin bu görevi kötüye kullanmaması için uyarıldığı da anlatılmaktadır.[31]
ibn Ku'eybe, erkeğin derecesini fazilet diye açıklar.[32] Fakat bu yaklaşımın tutarlı olduğu söylenemez. Çünkü Allah'ın emirle­rine uygun olarak yaşayan kadın da erkek de değer kazanabilir. Eğer bir kadının yaşayışı, erkekten daha iyi ise elbette ondan daha üstün kabul edilecektir. Hem dünyada hem de ahirette yük­sek dereceler elde etmenin, çalışmaya bağlı olduğu ve bunun ka­dın veya erkek olmakla ilişkisi olmadığı anlaşılmaktadır.[33]
Yanlış değerlendirilen ayetlerden biri de "Allah'ın kimini ki­mine üstün kıldığı ve mallarından harcaCyıp kadınların geçimini sağlajdıklan için erkekler kadınlar üzerinde yöneticidirler..."[34] ayetidir. Erkekler, kadınların yapamadıkları bazı zor işleri yapa­bilecek dayanıklıkta yaratılmıştır. Ayette geçen "kavvamı" Ham­dı Yazır, "Bir kadının işine bakan ve muhafazasına ihtimam eden müdir-i umura (işleri yürütene) kıyamu'l-mer'e denilir" şeklinde açıklar.[35]
Erkeğin kadına göre üstün tarafları olduğu gibi, kadının da erkeğe göre üstün tarafları bulunmaktadır. Tabiatta genellikle bütün canlıların erkeklerinin, dişilerinden daha kuvvetli yaratıl­dıkları, çalışmaya daha dayanıklı, tedbir ve idarede daha dikkatli oldukları söylenebilir. Bunun yanında, kadınların da çocuk yetiş­tirme, merhamet, şefkat ve duyarlılıkta erkeklerden daha üstün oldukları ifade edilebilir.[36]

Birinci Bölüm

SOSYAL HAYATTA KADIN

I. İslâm'ın Kadınlar Arasında Yayılması

A- Mekke Devri

1. İlk Müslüman Kadınlar

Hz. Peygamberin ilk hanımı olan Hz. Hatice'nin islâm'ı kabul eden ilk kişi olduğu kesindir.[37] Kur'ân'da, kocasına inanmayan ka­dınların zikredilmesi[38] ve ekonomik yönden Hz. Hatice'nin kocası­na bağımlı olmaması, O'nun, îslâm'ı sadece Hz. Peygamberin ha­nımı olduğu için kabul etmiş olabileceği ihtimalini ortadan kaldı­rır.
Hz. Hatice'nin Hz. Peygamberi yakinen tanıması, yalan söy­lemeyeceğine inanması, semavî dinler hakkında bilgisine güven­diği amcasının oğul Varaka b. Nevfel'in,[39] O'nun peygamber oldu­ğunu söylemesi[40] ve Mekkeli inanmayanların peygamberlik dışın­da ona isnat ettikleri sihirbazlık,[41] şairlik,[42] delilik[43] gibi özelikleri taşımadığım bilmesi, O'nun islâm'ı kabul etmesinin en önemli se­bepleri olarak kabul edilebilir.
ilk vahiy geldiği sırada Hz. Peygamber, eşine: "Ey Hatice bana ne oluyor? Gerçekten ben canımdan korktum." der ve başın­dan geçenleri anlatır. Hz. Hatice, ona: "Öyle deme, sevin, Allah'a yemin ederim ki, Allah seni hiçbir zaman utandırmaz. Yine Al­lah'a yemin olsun, sen akrabam gözetir, doğru söyler, güçsüzlerin yükünü yüklenir, kazandırır, misafiri ağırlar ve doğruların yar­dımcısı olursun." diyerek kocasına güvenini, daha işin başında or­taya koyar.[44]
Hz. Hatice islâm'a girdikten sonra, onun Hz. Peygamberden olan kızları Rukıyye, Zeyneb, Ummu Kulsum ve Fatıma da müslü­man olur.[45] Diğer taraftan, Hz.Hatice'nin önceki kocası Atik b.Aiz b. Abdillah'tan olan kızı Hind de, islâm'a girer.[46] Yine Hz. Hati­ce'nin yeğeni Umeyme'nin ve kızının müslüman oldukları rivayet edilmektedir.[47]
islâm'ın kadınlar arasında yayılmasının sebepleri arasında, Hz. Peygamberle akrabalığın Önemli bir yeri olduğu anlaşılmak­tadır. Hz. Peygamber, Kur'ân'ı tebliğ etmekle görevlendirildiği zaman,bu işe akrabalarından başlaması yolundaki ilahî emri [48]yerine getirirken Safiyye bint Abdil Muttalib ve kendi kızı Fatı-ma'ya tebliğde bulunması dikkat çekicidir.[49]
Abdullah b. Abdilmuttalib'i evliliğinin baharında kaybeden kız kardeşleri, yeğenleri Muhammed'i onun yerine koyarak sevi­yorlardı denilebilir. Safiyye bint Abdilmuttalib'in, hem Hz. Pey-gamber'in halası hem de Hz. Hatice'nin akrabası olmasının,[50] O'nun islâm'ı kabul etmesinde önemli etkisi olduğu söylenebilir. Hz. Peygamberin halalarından Abdulmuttalib'in kızları Ervâ, Atike ve Umeyme'nin islâm'ın geldiği devre yetiştikleri ve müslü­man oldukları rivayet edilmektedir.[51] Hz. Peygamberin, islâm gelmeden önce ölen halası el-Beyzâ (Ummu Hakim) bint Abdil­muttalib'in kızları Sa'da bint Küreyz ve Erva bint Küreyz'in de islâm'a girdikleri anlaşılmaktadır.[52] Yukarıda ismini kaydettiği­miz Umeyme bint Abdilmuttalib'in kızları Hamne bint Cahş ve Zeyneb bint Cahş anneleri gibi müslümanlarm yanında yer alır­lar.[53]
Hz. Peygamberin dedesi Ab dul muttalib den daha yaşlı oldu­ğu rivayet edilen[54] Rukayka bint Ebi Sayfî'nin Mekke'de, müslü­man Haşimi kadınlar arasında özel bir yeri olduğu söylenebilir. Müslümanların, onun yaşından ve tecrübesinden faydalandıkları düşünülebilir, ibn Sa'd, ayrıca eserinde diğer inanan Haşimî ka­dınlar listesini de vermektedir.[55]
Yukarıda sıraladığımız kadınların, islâm'a girdikleri tarihler genelde zikredilmez. Kaynaklardaki çeşitli ifadeleri dikkate ala­rak, Hz. Peygamberin yakın akrabalarından olan bu kadınların, islâm'ın ilk yıllarında müslüman olduklarını söyleyebiliriz.
Kadınların islâm'a girmelerinin sebeplerinden bir diğeri de onların psikolojik yapılarıdır, denebilir. Mekke devrinde evinin yanında yaptığı mescidde [56]Kur'ân okuyan Hz. Ebi Bekir'i dinle­meye gelen Mekkeli inanmayanlar arasında kadınların da bulun­duğu ve onların erkeklere göre Kur'ân'dan daha çok etkilendikleri anlaşılmaktadır. Nitekim Hz. Ebu Bekir'in bu faaliyetini duyan Mekkeli inanmayanların: "... Ebu Bekir'in, kadınlarımızı ve ço­cuklarımızı fitneye düşüreceğinden korkuyoruz..." dedikleri riva­yet edilmektedir.[57]
Buna benzer bir ifadeyi, Ebu Sufyan b. Harb, Bizans kiralı Herakleios (610-641 m.)'e [58]islâm'a girenler hakkında bilgi verir­ken: "Muhammed'e uyanlar zayıflar, miskinler, gençler ve kadın­lardır..." diyerek kullanır.[59]
Ayrıca ilk müslüman erkeklerden olan Hz. Ebu Bekir, Hz. Os­man, Tahla, ez-Zubeyr, Abdurrahnıan b. Avf ve Ammar b. Yasir'in annelerinin müslüman oldukları rivayet edildiği halde aynı in­sanların babaları hakkında böyle bir genelleme yapılamamakta­dır.[60]
Mekke döneminin ilk yıllarında, toplumda güçsüz insanların islâm'ı seçmeleri ve bundan dolayı zulüm ve işkencelere maruz kalmaları, acıma duygusu taşıyan bazı kimseleri, özellikle erkek­lere göre bu duyguları daha güçlü olan kadınları etkilediği söyle­nebilir.[61]
Hz. Peygamberin amcaları Ebu Leheb ve Ebu Talib'in müslü­man olmadıkları; Abbas'ın ise sonraki yıllarda islâm'a girdiği ri­vayet edilir.[62] Halbuki Ebu Talib'in eşi Fatıma bint Esed'in kocası­nın ölümünden sonra islâm'a girdiği [63]ve Abbas'm hanımı Lubane bint el-Haris'in ise Hz. Hatice'den sonra müslüman olan ilk kadın olduğu [64] rivayet edilmektedir.
Cahiliye toplumunun kadına olumsuz bakışının da, onların islâm'a girmelerinde etkili olduğu söylenebilir.
Yukarıda kaydettiğimiz rivayetlerden, islâm'ın ilk yıllarında müslüman olan kadınların sayısının erkeklere göre daha çok ol­duğu sonucu çıkar. Halbuki Hz. Ömer islâm'a girdiği zaman müs-lümanların sayısının, kırk erkek, on kadın veya kırk beş erkek, on bir kadın olduğu rivayet edilmektedir.[65] Hz. Ömer'in müslüman olmasından önce islâm'a giren kadınların listesini tam olarak or­taya koymak şimdilik mümkün değilse de bu rakamın, on bir sayı­sının üzerinde olduğu anlaşılmaktadır.
Hz. Ömer'in Habeşistan'a ilk hicret eden kafileden sonra Daru'l-Erkam'da müslümanhğı en son kabul eden kişi olduğu kaydedilmektedir.[66] Buna göre Hz. Ömer'den Önce müslüman olan kadınları şöyle sıralayabiliriz:
l. Hz. Hatice;[67]
2. Lubane bint el-Haris [68]
3-4-5-6. Hz. Peygamberin Kızları [69]
7. Ummu Seleme bint Ebî Umeyye
8. Leylâ bint Ebî Hasme
9. Sehle bint Süheyl
10. Ummu Kulsüm bint Süheyl b. Amr.[70]
11. Fatıma bint el-Hattab [71]
12. Cariye bint Amr [72]
13. Esma bint Umeys
14. Remle bint Ebî Avf[73]
15. Selmâ bint Umeys [74]
16. Selmâ bint Sahr [75]
17. Sumeyye[76]
18. Ummu Eymen [77]
19. Safıyye bint Abdilmuttalib [78]
20. Zinnîre [79]
21. Esma bint Ebî Bekir [80]
Bu sayıyı daha da yükseltme ihtimalinin bulunduğunu ifade edebiliriz.
Verilen bu listeye göre, Ibn îshak'm eserinde yer alan rivaye­tin, Hz. Ömer müslüman olmaya karar verip Daru'l-Erkam'a gel­diği zaman, orada bulunanların sayısını ifade ettiğini söyleyebili­riz. Çünkü tekbir sesinin evin arkasından duyulduğunu söyledik­ten sonra ravî, bunu desteklemek üzere orada bulunanların sayı­sını vermiş olabilir.[81] Bu rivayeti iki şekilde anlamak mümkün ol­duğu için bu yanlışlık ortaya çıkmıştır denebilir.[82]

2. İşkence Gören Kadınlar

Kur'ân'm ifadesiyle "mustad'af (güçsüz)" durumda olan Mek­ke müslümanlarının, "halkı zalim olan şehir (Mekke)"de her türlü işkence ve baskılara uğradıkları anlaşılmaktadır.[83]
Mekkeli Mahzum oğullarının azatlı kölesi olan Sumeyye bint Hubbat, ailesiyle beraber Mekke devrinin ilk yıllarında islâm'a girer. Mahzumîlerin, İslâm'a girdiklerini açıklayan bu aileyi, din­lerinden vazgeçirmek için öğle sıcağında Mekke'nin kızgın kum­larına çıkarıp işkence ve eziyet ettikleri rivayet edilmektedir. Bir gün yine aynı işkence yapılırken, Ebu Cehil, ailenin yaşlı hanımı Sumeyye'yi sapladığı harbesiyle şehit eder. Dininden dönmediği için hayatını kaybeden bu kadın, Ammar b. Yasir'in annesi ve islâm'ın ilk şehididir.[84]
Müslüman oldukları için işkence ve eziyetlere maruz kalan esir statüsündeki insanlardan bazılarım, Hz. Ebu Bekir'in satın alıp hürriyete kavuşturduğu rivayet edilir. Bunlar arasında Lubeyne[85] en-Nahdiye, Zinnîre, Ummu Ubeys[86] ve Bilal'in annesi Hamame[87] isimli kadınların da bulunduğu anlaşılmaktadır. Yapılan bu işkenceler yüzünden Zinnîre'nin bir süre gözleri kör olur. Kureyş'in: "el-Lât ve el-Uzza, onun gözlerini kör etti." dediklerini duyan Zinnîre: "Allah'ın evine yemin ederim ki onlar yalan söylemişlerdir; el-Lât ve el-Uzza hiç kimseye fayda ve zarar vere­mezler." der. Daha sonra gözleri iyileşir.[88]
Mekkeli müşriklerin, islâm'a giren bu güçsüzleri dinlerinden vazgeçirmek için dövdükleri ve bu işkencelerin, dayak atan kişi­nin yorulmasına kadar sürdüğü rivayet edilmektedir. Nitekim Ibn Hişam, müslüman olmadan önce Hz. Ömer'in Adî oğullarının bir kolu olan Muemmil oğullarının cariyesini islâm'dan vazgeçir­mek için yoruluncaya kadar dövdüğünü kaydeder.[89] Hz. Ebu Be­kir, onu satın alıp hürriyete kavuşturarak bu işkenceden kurta­rır.
işkence ve eziyetler Mekke'deki köle ve cariyelerde sınırlı kal­maz; hür insanların da zaman zaman aynı sıkıntılara katlanmak mecburiyetinde kaldıkları anlaşılmaktadır. Ibn Hazm, Hz. Ömer'in müslüman olmadan önce, kendisinden evvel islâm'a gi­ren kız kardeşi Ununu Cemil'e işkence yaptığını kaydeder.[90] Ayrı­ca Kureyşli bir gencin, Hz. Peygamber'in kızı Fatıma'nm başını yardığı rivayet edilmektedir.[91]

3. Habeşistan'a Hicret Eden Kadınlar

Hz. Peygamber, Mekke'de baskı ve işkenceye uğrayan müslü-manlarm Habeşistan'a sığınmalarını söyler.[92] Bunun üzerine müslümanl ardan bazıları, inançları uğrunda vatanlarını terk et­meye karar verir.
Bunlar arasında inanmış kadınlar da bulunmaktadır. Müslü­manların, Habeşistan'a hicretlerinin ve burayı tercihlerinin el­bette çeşitli sebeplerinden söz edilebilir.[93] Bu sebepler arasında, Hz. Peygamberin dadısı Ummu Eymen'in Habeşistanlı olması [94] ve islâm'dan önce aynı ülkeden biriyle evlenmesi de düşünülebi­lir. Asıl adı Bereke olan bu kadın, Habeşistanlı Ubeyd isimli biriy­le evlenir ve Eymen b. Ubeyd'i dünyaya getirir. Bu sebeple Bereke, Ummu Eymen künyesini alır. Ummu Eymen, Hz. Peygamber'in hürriyete kavuşturduğu kölesi Zeyd b. Harise ile Ubeyd'den sonra evlenir.[95]
Ummu Eymen'in Habeşistan'a hicret ettiği rivayet edildiği [96]halde, bu konuda onunla ilgili başka bilgilere şimdilik sahip deği­liz. Ummu Eymen gibi köle statüsündeki bir kadının ve kocasının Habeşistan'da herhangi bir itibara sahip olmayacakları düşünül­memelidir. Çünkü bu çağlarda esir dümüş bazı insanların, kendi vatanlarının ileri gelen ailelerinden olabilecekleri anlaşılmakta­dır.[97]
Habeşistan'a göç etmeye mecbur oîan müslüman kadınların, gidiş, dönüş ve orada kaldıkları sırada, Mekke'de gibi olmasa da, yine sıkıntılara ugradıklan ifade edilmektedir. Hz. Peygamberin kızı Rukıyye ile evli olan Utbe b. Ebî Leheb, Tebbet sûresi nazil ol­duktan sonra O'ndan ayrılır. Hz. Osman'la evlenen Rukıyye'nin, kocasıyla beraber ilk kafile ile Habeşistan'a hicret ettiği, yolculuk esnasında düşük yaptığı[98] ve güzelliğinden dolayı orada rahatsız edildiği [99]rivayet edilmektedir. Yine Reyta bint el-Haris, Habeşis­tan'dan dönerken yolculuk esnasında hayatını kaydeder.[100]
Habeşistan'daki müslümanlann başkanı olduğu söyleyebile­ceğimiz Cafer b. Ebi Talib'in [101]hanımı Esma bint Umeys, orada dünyaya getirdiği Abdullah'la beraber Habeş kiralının oğlunu da emzirir.[102] Bu sebeple müslümanlann, Habeş krallığı ile ilişkileri­nin daha iyiye gitmesine Esmanın katkısının olduğu anlaşılmak­tadır. Esma'nın, bu iyi ilişkileri daha sonra da sürdürdüğü ve islâm'a giren Habeşlilcrin, ona gelip "ülkelerinin haberlerini" ver­dikleri kaydedilmektedir.[103]
O halde islâm'ın Habeşistan'da yayılmasında kadınların,da katkılarının olduğu söylenebilir.
Ubeydullah b. Cahş, hanımı Ummu Habibe bint Ebi Sufyan ile hicret ettiği Habeşistan'da islâm'ı bırakıp Hıristiyanlığa girer. Ummu Habibe ise, kocasına yanlış hareket ettiğini söyleyerek, di­ninde sebat eder ve kocasına uymaz. Bu sebatını kocasının ölü­münden sonra da devam ettiren Ummu Habibe, Hz. Peygamberle" evlenir.[104]
Habeşistan muhacirleri arasında yer alan Şevde bint Zem'â da, kocası es-Sekrân b. Amr'ın islâm'ı bırakıp Hıristiyanlığa gir­mesine rağmen, dininden ayrılmaz.[105] Hz. Hatice'nin ölümünden sonra Hz. Peygamber, Şevde ile evlenerek O'nu onurlandırır. [106]

4. Medine'ye Hicret Eden Kadınlar

Medine'ye hicrete karar verilince, evli-bekâr bütün inanan Mekkeli kadınlar da gönüllü olarak yurtlarını ve yakınlarını bıra­kıp inançları uğruna bu göçe katılırlar. Fakat onları bazı sıkıntı­lar ve engellemeler beklemektedir.
Ebu'l-As, eşi Hz. Peygamber'in kızı Zeyneb'in Medine'ye hic­ret etmesine müsaade etmez. Ancak daha sonra Bedir savaşında müslümanlara esir olan Ebu'l-As, hanımının Medine'ye göç etme­sine izin vermesi karşılığında serbest bırakılınca Zeyneb'in hicret etmesine müsaade eder.[107] Fakat Habbar b. el-Esved, attığı okla yola çıkan Zeyneb'i sırtından vurup yere düşürür.[108] Bu sebeple Zeyneb'in düşük yaptığı,[109] aldığı bu darbe yüzünden bir türlü has­talıktan kurtulamadığı ve sekizinci hicri yılda genç yaşta Öldüğü rivayet edilmektedir.[110] Yine Mekkeli inanmayanlardan el-Huveyris b. Nukayz'ın, Hz. Peygamberin bekâr kızları Fatıma ve Ummu Kulsum'e, Medine'ye hicret ettikleri zaman eziyet ettiği ve hicret etmelerine engel olmaya çalıştığı kaydedilmektedir.[111]
Daha önce Habeşistan'a hicret edip orada bir kaç yıl kaldıktan sonra Mekke'ye dönen [112]Ummu Seleme Ailesi, bu defa da Medi­ne'ye hicrete karar verir. Bu kararı duyan Ummu Seleme'nin akrabaları onun Medine'ye hicret etmesine müsaade etmezler. Diğer taraftan kocasının akrabaları oğlu Seleme'yi elinden alır­lar. Ailenin erkeği tek başına Medine'ye hicret etmeye mecbur olur. Medine'ye gitmesi engellenen, oğlundan ve kocasından ayrı­lan Ummu Seleme'nin Mekke'de hemen hemen her gün ağladığı ve bu durumun bir yıl kadar sürdüğü rivayet edilmektedir-. Niha­yet kararlı tutumu ile Ummu Seleme çocuğunu alarak Medine'ye hicret için yola çıkar, kendisine bu yolculuk esnasında, hakkında "Arap erkekleri içinde ondan daha nazik ve efendisini görmedim" dediği Osman b. Ebi Talha yardımcı olur.[113]
Hz. Peygamber'in ve babası Hz. Ebu Bekir'in hicret etmeleri sırasında onlara yardımcı olan Esmanın, Medine'ye hicret eder­ken Küba'da Abdullah b. ez-Zubeyr'i doğurduğu rivayet edilmek­tedir.[114]
Medine'ye hicret için inanan kadınların, büyük gayret göster­dikleri ve hürriyetleri uğruna tehlikeleri göze aldıkları anlaşıl­maktadır. Nitekim Hz. Peygamber'in dadısı Ummu Eymen'in Mekke'den Medine'ye yürüyerek hicret ettiği ve yolculuk sırasın­da büyük sıkıntılara katlandığı rivayet edilir. [115]Yine Yemen tara­fında yaşayan Devs kabilesinden olduğu kaydedilen Ummu Şerîk, Medine'yi hicret ederken bir Yahudiye rastlar ve ona Hz. Peygamber'i sorar, Yahudi, onu islâm dininden vazgeçirmek için uğraşır, fakat başarılı olamaz. [116]
Maz'ûn ailesi gibi bazı ailelerin, Medine'ye hicret için kadınıy­la erkeği ile Mekke'yi terk ettikleri [117]ve evlerini kilitledikleri riva­yet edilirken, bu imkanı bulamayan bazı müslüman kadınların, Mekke'de kaldıkları anlaşılmaktadır.[118] Fakat onların, hicret için bir fırsat doğduğu zaman bunu değerlendirdiklerini söyleyebiliriz.
İnanan bir kadın olan Ummu Ishak'm mülüman olmayan ko­cası, hanımının Medine'ye hicret etmesine engel olur. Kocasından habersiz olarak kardeşi ile yola çıkan Ummu Ishak, unuttuğu bazı eşyalarım almak için kardeşini Mekke'ye gönderir. Yolda günler­ce kardeşini bekleyen Ummu Ishak, sonunda kocasının onu öldür­düğünü haber alır ve Medine'ye bu üzüntü içinde gelerek Hz. Pey­gamber'in huzuruna çıkar. Başından geçenleri O'na arzederken göz yaşlarını tutamayan bu imanlı kadını Hz. Peygamber teselli eder.[119]
Hz. Hatice'den sonra islâm'a giren ilk kadın olduğu rivayet edilen[120] ve Hz. Peygamber'in amcası Abbas'ın eşi olan Ummu Fadl'm, Bedir savaşı sırasında Mekke'de bulunduğu ve kalbinin Medine'deki müslümanlarla olduğu anlaşılmaktadır. Aynı heye­canı, Ummu Fadl'm etkisiyle müslüman olduğunu söyleyebilece­ğimiz Abbas ailesinin kölesi Ebu Rafi'nin de taşıdığını ifade etme­liyiz. Ummu Fadl, müslümanlarm, Bedirde kazandıkları zafere sevinen Ebu Rafİ'i döven Ebu Leheb'i kafasını değenekle yarar ve Ebu Rafi'i O'nun elinden kurtarır.[121] Ummu Fadl'm, ne zaman Medine'ye hicret ettiği konusunda açık ifadeler bulunmamakla birlikte, O'nun hicri dördüncü yılın şevval ayından önce Medi­ne'de olduğu anlaşılmaktadır.[122]
Hz. Peygamber'in halalarından olan Âtıke bint Abdilmutta-lib'in de Medine'ye hicret etme imkanını geç elde eden kadınlar­dan biri olduğunu görüyoruz. Henüz Medine'ye hicret etmemiş olan Atike, Bedir savaşından önce Mekke müşriklerinin üzüleceği bir olayın meydana geleceği şeklinde yorumlanan bir rüya görür. Bu rüyadan dolayı Ebu Cehille Abbas b. Abdilmuttalib'in tartıştı­ğı ve Ebu Leheb'in aynı sebeple Bedir savaşına katılmadığı şeklin­deki rivayetlere [123]bakılırsa, Âtike'nin, Mekke'de müslümanlarm lehine karışıklıklar çıkardığı anlaşılmaktadır. Nihayet Âtike, Mekke'deki müşrik olan Haşimîlerin engellemesine rağmen, Me­dine'ye hicret etmeyi başarır.[124]
Hudeybiye antlaşmasına kadar Medine'ye hicret imkanı bu­lamayan veya hicretten sonra islâm'ı kabul edip müslümanlara katılmak isteyen Mekkeli inanan kadınlardan bazılarının, bu antlaşmadan sonra Medine'ye hicret ettikleri anlaşılmaktadır. Buna Ummu Kulsum bint Ukbe örnek verilebilir.[125]
Kız kardeşlerinin Medine'ye kaçtığını duyan el-Velid ve Umara, Hudeybiye antlaşmasında yer alan, Medine'ye sığınacak Mekkelilerin geri verilmesi ile ilgili maddeye dayanarak Hz. Pey-gamber'e başvurup Ummu Kulsum'u geri vermesini isterler. Bu­nun üzerine Ummu Kulsum, Hz. Peygamber'e din özgürlüğüne kavuşmak için hicret ettiğini, ailesinin kendisini Allah'ın haram kıldığı şeyleri yapmaya zorladıklarını ve artık onların baskılarına sabrının kalmadığını söyler. Hz. Peygamber, Ummu Kulsum'u geri vermez.[126] Hudeybiye antlaşmasında yer alan iade maddesi genel olduğu için hem kadınları hem de erkekleri içine alır. Halbu­ki her iki tarafın da kabul ettiği üzere, kadının toplumdaki duru­mu, erkeğe göre farklıdır. Bunun için antlaşmanın iade maddesini yoruma kavuşturacak yeni açıklamalara ihtiyaç olduğu anlaşılır. Daha önce bu maddenin, erkekler hakkıda uygulanarak müslü-man olduğu halde Medine'ye sığman müslümanlarm Mekkeliler'e iade edildiği anlaşılmaktadır.[127] Her iki tarafı ilgilendiren ve yeni açıklamalar getiren bir ayetin, bu konuda nazil olması, antlaşma­nın bu maddesini yoruma kavuşturur. Mekkelilerin bu açıklamalara itirazlarım ifade eden rivayetlere şimdilik sahip değiliz. Bila­kis onlar hakkında "Buna herkes razı oldu." ifadesi kullanılmış­tır.[128] Fakat Mekkelilerin, kaçacağından korktukları kadınlarım hapsettikleri rivayet edilmektedir.[129] Antlaşmanın bu maddesi­nin, sadece erkekler hakkında olduğu görüşünde olanlar bulun­makla birlikte, [130]kadınların durumu erkekler gibi olmadığı için, değişik açıklamalara yer veren ayetler nazil olur: "Ey inananlar, mümin kadınlar, size hicret ederek gelirlerse, onları imtihan edi­niz. Allah, onların imanlarını daha iyi bilir. Onların mümin olduklarını anlarsanız, onları kafirlere geri vermeyiniz, mümin kadınlar, kafirlere, kafirler de onlara helal olmaz."[131] Bu imtihan yoluyla, kadınların, dinlerinin emirlerini rahatça yerine getirmek için mi, yoksa kocalarına kızmaları, seyahati sevmeleri veya baş­ka bir sebeple mi hicret ettikleri araştırılacaktır.[132]
Ayette, müslümanlarm dinden dönüp Mekkelilere katılan hanımlarının ve nikahları altında olan ve bırakılmaları istenen kafir kadınların mihirlerini Mekkelilerden istemeleri ve Mekkeli­lerin eşlerinden mülümanlara katılanların mihirlerinin de müş­riklere ödenmesi emredildiği ifade edilmektedir.[133] Bu ayet nazil olmadan önce Hz. Peygamberin, Medine'ye hicret eden müslü-man kadınların mihirlerini Mekkelilere vermediği rivayet edil­mektedir.[134] Bu ayetler, Hudeybiye antlaşmasından sonra nazil olduğu için Hz. Peygamberin, bundan sonra daha önceki uygula­masını değiştirerek ayetlere uygun olarak hareket ettiği ifade edilmektedir. Bu ayetlerin nüzul sebebi olarak Ummu Kulsum'un hicretinden başka Subey'a bint el-Hâris ve Umeyme bint Busr'un hicret etmeleri de zikredilmektedir.
Hudeybiye antlaşmasının iade maddesine getirilen yeni açık­lamalar, her iki tarafı da ilgilendirmekle beraber müslüman olmuş hiçbir kadının, kocasından ayrılıp inanmayanlara sığındığı rivayet edilmezken, müslümanlarm nikâhları altında olan ve İslâm'a girmeyen kadınların bulunduğu nakledilmektedir.[135]
Hicretten önce kocası ölen eş-Şifa bint Abdillah'm oğlu Süley­man b. Ebi Hasme ile Medine'ye hicret ettiği ve Remle bint Şey-be'nin hicret edenler arasında olduğu rivayet edilmektedir.[136]
Kadınların Medine'ye hicret etmek için bu kadar zahmete katlanıp zorlukları göğüsledikleri için bunun dile getirilmesini istedikleri ve hakları olan övgüye belki de erkeklerden daha çok layık olduklarını düşündükleri anlaşılmaktadır. Bu sıkıntıların en büyüğünü çeken Ummu Seleme, Kur'ân'da kadınların hicreti ile ilgili bir ifade görmeyince Hz. Peygamber'e bunu sorar. Bunun üzerine göç edenlerin ecirlerini belirten Ali tmran 3/195 ayetinin nazil olduğu rivayet edilir.[137]

B) Medine Devri

Medinelilerin İslâm'a girişi, genelde hicretten önce Akabe'de altı Hazreçli insanın islâm'ı kabulüyle başlatılır.[138] Halbuki bun­dan evvel son Buas savaşı öncesinde Kureyşle Hazreçlilere karşı askerî ittifak akti yapmak üzere Mekke'ye giden Evslilerin, Hz. Peygamberle görüştükleri, Hz. Peygamberin, onları İslâm'a davet ettiği, Evsliler arasındaki gençlerden biri olarak îyas b. Muaz'm Hz. Peygamber'e tabi olmayı teklif ettiği fakat sözünü dinletemediği ve Mekke'den döndükten kısa bir müddet sonra Medine'de müslüman olarak öldüğü rivayet edilmektedir.[139] Yine Evs kabilesinden olan Kays b. el-Hatim'in eşi Havva bint Zeyd'in islâm'a girdiği ve bu sebeple kocası Kays'm ona baskı yaptığı anla­şılmaktadır. Bunu duyan Hz. Peygamber, Kureyşle antlaşma yapma yollarını arayan Evs heyeti içindeki Kays'a, hanımına dininden dolayı baskı yapmamasını ve ona iyi davranmasını söy­ler.[140] Ibn Hacer, Havva'nın hicretten önce Medinelilerin Aka­be'de Hz. Peygamberle yaptığı ilk görüşme ile ikincisi arasında islâm'a girmiş ve Hz. Peygamberin kocası Kays'a ikinci Akabe görüşmesi ile üçüncüsü arasında hanımına iyi davranmasını söy­lemiş olabileceğini kaydeder.[141] Buna göre Kays'ın, Hz. Peygam­berle, yukarıda kaydettiğimiz Buas savaşı Öncesinde Kureyşle Evs heyetinin görüşmesinden daha sonra ayrı bir görüşme yaptı­ğını kabul etmemiz gerekir, islâm'ı ilk kabul eden Medinelilerden olduğu rivayet edilen[142] Es'ad b. Zurare'nin, akrabası olduğu için Havva'nın islâm'a girmesine vesile olduğu söylenebilir. Hatta Es'ad'm Buas savaşından Önce müslüman olduğu kabul edilirse Havva'nın kocası hakkında yukarıda zikrettiğimiz ilk rivayet doğru kabul edilebilir. Ayrıca yukarıda islâm'a girişinden bahset­tiğimiz îyas b.Muaz'm yeğeni Havva'nın müslüman olmasında et­kili olduğu [143] kabul edilip diğer rivayetler buna göre değerlendiri­lebilir.
Cuşem b. Avf b. Vail oğullarından olan Vesile bint Vail'in "kavminden ilk inanan kadın" olarak Hz. Peygamber'e geldiği ri­vayet edilmektedir.[144]
Medine devrinde Arap yarımadasının çeşitli yerlerinden Hz. Peygamber'e gelen elçiler arasında kadınların da bulunduğu ve islâm'ı kabul ettikleri anlaşılmaktadır.[145] Esasen kadınların elçi olarak bir yere gitmesi veya gönderilmesi, o devir Arap toplumun­da tabii karşılanmaz.
Hz. Peygamber'e gelen kadın elçiler konusunda şimdilik fazla bilgiye sahip değiliz. Mekke fethinden sonra islâm'ı kabul etme­yip kaçan bazı kişilerin eşleri; kocalarıyla kaçma imkanına sahip oldukları halde kaçmayı denemeden müslüman olurlar.[146] el-Vakıdî bu konuyu anlatırken şöyle der:".. Fetih günü Hind bint Utbe, İkrime b. Ebî Cehil'in eşi Ummu Hakim bint el-Haris, Saf-fan b. Umeyye'nin eşi Kinane kabilesinden olan el-Bağima bint el-Muazzal, Fatıma bint el-Velid b. Muğire ve Hind bint Munebbih b. el-Haccac müslüman oldular. Daha sonra Kureyşliler on kadınla gelip el-Ebtah'da Hz. Peygambere beyat ettiler..."[147]
Mekke fethi sırasında Himas b. Kays b. Halit, silahını müslü-manlara karşı kullanmak üzere hazırlanırken durumu öğrenen eşi ona: "Yazıklar olsun sana bırak bu hazırlığı, Muhammed'le sa­vaşma. Muhammed'i ve arkadaşlarını görürsen bu silah senin işi­ne yaramaz." der.[148] Bunları söylediği sırada kadının müslüman olduğu veya İslâm'a karşı sevgisinin bulunduğu anlaşılmaktadır.
Yine bu sırada kocası İslâm'a girmediği halde Ummu Hani (Hind) bint Ebi Talib'in müslüman olduğu [149] ve kocasından ayrıl­dığı rivayet edilmektedir.[150]

II. Kadınların Hz. Peygamber'e Bey'atı

Satmak ve almak anlamındaki b-y-a kökünden gelen bey'at kelimesi, alış veriş akti üzerine tokalaşmak veya el çırpmak, söz vermek ve anlaşma yapmak manalarına gelmektedir.[151]
B-y-a kelimesi, Kur'ân'da, Allah'ın canlarını ve mallarını Al­lah yolunda savaşmak üzere cennet karşılığında satın aldığı Mü'minler hakkında kullanıldığı[152] gibi ticaret anlamındaki alış veriş ıçin'kullamlmıştır.[153] Kur'ân'da zikredilen inanan kadın ve erkeklerin Hz. Peygambere bey'atlarının, İbn Haldun'un "İtaat etmeye söz vermektir" diye tarif ettiği[154] ve açıklamalar yaptığı bey'at olduğu herhalde açıktır.
Kaynaklardan edindiğimiz bilgilere göre, hicretten yaklaşık bir yıl önce [155]Medineli on iki erkeğin, Mekke'nin Akabe mevkiin­de, Hz. Peygambere, kadınların be/atı gibi bey'at ettikleri [156]ve bunun bir akit olduğu [157] rivayet edilmektedir. Akabedeki birinci bey'atın üzerinden bir yıl geçtikten sonra aynı yerde yetmiş erkek iki de kadın Hz. Peygambere bey'at eder.[158]
Hz. Peygamber, Medine'ye hicret ettikten sonra Medineli müslüman kadınlar, onun huzuruna girip "Ey Allah'ın Rasûlü er­keklerimiz sana bey'at ettiler, biz de sana bey'at etmeyi çok istiyo­ruz."[159] derler ve Hz. Peygambere bey'at ederler. Bu genel ifade­nin yanında, küçük grupların da Hz. Peygamber'e bey'at için baş­vurduklarını gösteren rivayetler bulunmaktadır. Nitekim Ummu Amir el-Eşheliyye, Leyla bint el-Hatim ve Havva bint Yezid'den oluşan bir grup Medineli kadın, akşamla yatsı arasında Hz. Pey-gamber'in huzuruna girerek selam verirler. Hz. Peygamber, tek tek kim olduklarını öğrenir ve "Hoş geldiniz" dedikten sonra istek­lerini sorar. Kadınlar, "Ey Allah'ın Rasûlü, sana islâm üzere bey'at etmeye geldik, seni tasdik ediyor ve getirdiklerinin hak ol­duğunu kabul ediyoruz." derler. Hz. Peygamber "Sizi islâm'a yö­nelten Allah'a şükürler olsun, sizin bey'atınızı kabul ettim." der.[160]
Yukarıda zikrettiğimiz küçük grupların, Medine'ye geldiği zaman Hz. Peygamber'e bey'at için başvurmaları, muhtemelen bir bey'at töreni yapılmasını gündeme getirir. Ensâr kadınları bir evde toplanır ve Hz. Peygamber, Hz. Ömer'i onlara gönderir. O da "Ey Peygamber, inanmış kadınlar sana gelip; (1) Allah'a hiçbir şeyi ortak koşmamaları; (2) Hırsızlık etmemeleri; (3) Zina etmemeleri; (4) Çocuklarını öldürmemeleri; (5) Elleriyle ayakları ara­sında bir iftira uydurup getirmemeleri (başkasının doğurduğu ve­ya başka erkekten gayri meşru kazandıkları bir çocuğu kocaları­na nisbet etmemeleri); (6) İyi bir işte sana karşı gelmemeleri husu­sunda sana bey'at ederlerse onların bey'atlarını al ve onlar için Allah'tan bağışlanma dile..."[161] ayetinde geçen şartlar üzerine Hz. Peygamber adına kadınlardan bey'at alır.[162] Medine döne­minde islâm'a katılmalar olduğu sürece, kadınların Hz. Peygam-ber'e tıpkı erkekler gibi bey'at ettikleri bilinmektedir.
Mekke fethinden sonra kadın, erkek, çocuk ve büyük îsâm'a giren bütün Mekkeliler, Hz. Peygamber'i islâm üzere, yani Allah'tan başka ilah olmadığına ve Muhammed'in O'nun kulu ve Rasûlü olduğuna şehadet etmek üzere bey'at etmişlerdir.[163]
Kaynaklarda, yukarıda zikrettiğimiz ayette geçen kadınların bey'at şartlarından bazılarını açıklayan ve bey'atm uygulanışını anlatan rivayetler yer almaktadır. Bunlardan üç, dört ve beşinci maddeleri ilgilendirdiğini söyleyebileceğimiz "Kocalarını aldat­mamaları" şartının da bey'atta yer aldığı zikredilir.[164] Bazı kadın­ların, üçüncü şart söylendiği zaman utandıklarına, Muaviye b. Ebi Sufyan'm teyzesi Fatıma bint Utbe'nin bey'atı örnek verilebi­lir. Fatıma bey'at edeceği zaman, şartlardan "zina etmemek" şar­tına gelindiği zaman elini utandığı için, başına koyar, Hz Aişe: "Bizde bu şartlar üzerine bey'at ettik" deyince o da bey'at eder.[165]
Hz. Peygamber'in, bey'at esnasında bazı kadınlardan bir takım isteklerde bulunmasının, kadınların bey'at şartlarından altıncısı içerisinde yer aldığım düşünebiliriz. Hind bint Utbe, bey'at için geldiği zaman Hz. Peygamber, ona avuç içlerini kadın ellerine benzeyecek şekilde değiştirmedikçe bey'atını kabul etmi-yeceğini söyler.[166] Yine Hz. Peygamber'in, bey'at etmeye gelen bir kadını, ellerine kına yakması için ikaz ettiği rivayet edilir. Bu ikazla, kadının erkeğe benzememesinin istendiği kaydedilmekte­dir.[167]
Hz. Peygamber'in, altın bilezik ve yüzük takan kadınların bey'atlanm kabul etmemesinin[168] geçici bir durum olduğu kanaa­tindeyiz. Çünkü Hz. Peygamber devrinin bazı dönemlerinde müslümanlann ekonomik yönden oldukça sıkıntılı günler geçirdikleri ve biri birilerine yardım etmelei-i gerektiği anlaşılmaktadır. Yukarıda zikrettiğimiz bu konudaki rivayetin, müslümanlarm ekonomik sıkıntılar içinde oldukları Medine devrinin ilk yılların­da cereyan eden bir olayı ifade ettiği düşünülebilir.
Bazı bey'atlerde "ölüye, bağırıp çağırarak ağlamama ve taş­kınlık yapmama'1 şartının da konulduğu anlaşılmaktadır.[169]
Bey'at isteğinin kadınlardan geldiği[170] ve kadmlann, erkek­lerden geri kalmayarak Hz. Peygambere bey'at ettikleri zikredil­mektedir.[171]
Bey'at şekline gelince, Ibn Sa'd'm kaydettiği, erkeklerin Aka-bedeki bey'atı ile ilgili rivayette "elini tuttular" ifadesi yer almak­tadır.[172] Zaten bey'at kelimesinde tokalaşma anlamının bulundu­ğunu bilmekteyiz.[173] Erkeklerin bey'at şekilleriyle ilgili başka rivayetlerin bulunduğunu da [174]ifade ederek kadınların bey'at et­me şekillerine geçmek istiyoruz.
Kaynaklarda yer alan rivayetlerden hareketle kadınların Hz. Peygambere bey'at etmelerinin beş şekilde olduğunu söyleyebili­riz. [175]

a) Sözle Bey'at

Bu konudaki rivayeykrin özü, Hz. Peygamber'in kadınlarla tokalaşmadığı için onlara'sö'zle bey'at ettiği şeklindedir. Kadınlar bey'at için gelip şartları kabul ettikleri zaman Hz. Peygamber'in "Bey'atımzı kabul ettim, gidebilirsiniz." dediği rivayet edilir.[176]
Akabe'de erkeklerin bey'atından sonra Umrau Umâre'nin ko­casının Hz. Peygambere: "Sana bey'at için şu iki kadın da bizimle birlikte hazır oldular," dediği ve Hz. Peygamber'in ise: "Onlara da size bey'at ettiğim şeyler üzerine bey'at ettim. Ben kadınlarla tokalaşmıyorum." şeklinde cevap verdiği nakledilmektedir.[177] Ay­rıca Hz. Peygamber'in "Ben kadınlarla tokalaşmıyorum, benim yüz kadına sözüm, bir kadına sözüm gibidir." dediği rivayet edi­lir.[178]
Esma bint Yezid bu konuda şöyle der: "Rasûlullah'a bir grup kadınla bey'at etmek için geldik. Rasûlullah yanımıza geldi. Amcamın kızı elini çıkardı, altın bilezik ve yüzükleri vardı, Hz. Peygamber elini uzatmadı ve "Ben kadınlarla tokalaşmıyorum" dedi."[179]
Akabe de iki kadının bey'atıyla ilgili rivayette, anlaşılmayan taraflar bulunmaktadır. Medineli müslüman erkeklerin birinci bey'atte "kadınlar gibi" bey'at ettiklerine dikkat çekilmesi,[180] Akabedeki ikinci bey'atm farklı olduğu sonucunu doğurur. Yani kadınların bey'atı rivayette olduğu üzere erkeklerin bey'atı gibi olmamalıdır.
Yine yukarıda yer verdiğimiz "Benim yüz kadına sözüm, bir kadına sözüm gibidir." hadisi acaba bey'at için kadınlardan bir temsilci seçilip onun kadınlar adına bey'at etmesini mi, yoksa grup halinde bir anda sözle bey'ati mi ifade eder? Bu hususta şim­dilik kesin bir şey söyleyemeyiz. [181]

b) İçi Su Dolu Bir Kab Vasıtasıyla

Hz. Peygamber, su dolu bir kaba elini sokup çıkardıktan sonra, bey'at edecek kadınların da aynı kaba sırayla ellerini söktükla-rı rivayet edilir.[182]

c) Ele Sarılan Bir Bez Parçası Vasıtasıyla

Hz. Peygamber'in, elinde bir bez sarılı olduğu halde, kadınlar­la tokalaşarak bey'at aldığı kaydedilmektedir.[183]

d) Tokalaşarak Bey'at

Muaviye b. Ebi Sufyan, annesi Hind bint Utbc'nin bey'at için geldiği zaman Hz. Peygamber'in onunla tokalaştığını söyler.[184] Kaynaklarda Hind'in bey'ati ile ilgili, diğer kadınların bey'atleri-ne nazaran, daha çok açıklamalar bulunmaktadır. Mekke fethin­den sonra Hind bint Utbe, Hz. Hamza'ya yaptıklarından dolayı utanç içerisinde bulunduğundan, Hz. Peygamber'in kendisini tanımaması için peçeli olarak bey'at etmeye gelir. Bey'at şartları konuşulurken tanınır ve peçesini açar, sonra da Hz. Peygamber'in elini tutarak bey'at eder.[185]

e) Hz. Peygamber'in Bir Vekiliyle Bey'at

Hz. Peygamber, hicretten sonra Medine'de bey'at için bir evde toplanan kadınlara Hz. Ömer'i gönderir. Bu törene katılan Ummu Atiyye şöyle der "Ömer evin dışından biz de evin içinden ellerimizi uzattık."[186] Medine'ye elçi olarak gelen bir kişinin hem kendi hem de kabilesi adına Hz. Peygambere bey'at edebileceği anlaşılmak­tadır.[187]
Mekke fethinden sonra bey'at töreninde Hz. Peygamber, Safa tepesinde bir yere oturur. Biraz aşağısına oturan Hz. Ömer, onun etrafını insanların sarmasına engel olur. Hz. Peygamber, erkek­lere bey'at ettikten sonra, kadınlarla bey'at için konuşur ve Hz. Ömer'e, onlarla bey'at etmesini söyler. Taberî'nin Tarihinde yer alan bu rivayet şöyle biter: "Ömer kadınlarla bey'at etti, Rasûlulîah kadınlarla musafaha (tokalaşma) yapmıyordu..."[188] Bu rivayetten, Hz. Peygamber'in kadınlarla tokalaşmadığı için Hz. Ömer'i görevlendirdiği anlaşılmaktadır. Esasen Kurtubî bu olayı anlatırken: "... Ömer kadınlarla tokalaşarak bey'atlerini al­dı." demektedir.[189]
Mekke devrinde müslüman olan kadınlardan bazıları hakın-da bilgi verilirken "Mekke devrinde müslüman oldu ve hicretten Önce bey'at etti."[190] ifadesi kullanılmaktadır. Fakat Mekke dev­rinde kadınların bey'atıyla ilgili daha geniş açıklamalara şimdilik sahip değiliz.
Hem îbn Sa'd, hem de Ibn Habib, kitaplarında kadınlar bölü­müne başlık koyarken özellikle "bey'at"[191] ifadesini kullandıktan sonra, bu başlık altında verdikleri listede bazı kadınlar hakkında neden tekrar "bey'at etti" ifadesini kullanmışlardır? Bu husus bel­li değildir. Ancak Hz. Peygamber devrinde, müslüman olduğu hal­de yukarıda kaydettiğimiz anlamda bey'at etmeyen kadınların da bulunduğunu söyleyebiliriz. Erkeklerden aynı durumda olanla­rın bulunduğu da düşünülebilir. [192]

_________________


Elif gibi yalnızım,
Ne esrem var, ne ötrem.
Ne beni durduran bir cezmim,
Ne de bana ben katan bir şeddem var.
Ne elimi tutan bir harf,
Ne anlam katan bir harekem...
Kalakaldım sayfalar ortasında.
Bir okuyan bekledim,
Bir hıfzeden belki...
Gölgesini istedim bir dostun med gibi…
Sızım elif sızısı...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://kutluforum.bedavaforum.biz
@bdulKadir
Adminstratör
avatar

Mesaj Sayısı : 6247
Rep Gücü : 10014055
Rep Puanı : 97
Kayıt tarihi : 17/03/09
Yaş : 54
Nerden : İzmir

MesajKonu: Geri: ASRI SAADETTE KADIN VE AİLE HAYATI..Rıza Savaş..kitabın tamamı   Perş. Ocak 27, 2011 12:13 pm

III. İslâm'ın Yayılmasında Kadınların Rolü

İbn îshak, Hz. Ebu Bekir'in davetiyle ez-Zübeyr b. el-Avvam, Osman b. Affan, Talha b. Ubeydillah, Sa'd b.Ebî Vakkas ve Abdur-rahman b. Avf m islâm'a girdiklerini kaydeder.[193] Ibn Ebi'l-Hadid ise, eserinde bu rivayetin tenkit edildiğini zikreder. Buna göre kendi oğlu Abdurrahman ve eşi Kuteyle bint Abdiluzza'nm islâm'a girmelerini sağlayamayan Hz. Ebu Bekir'in, başkalarının müslüman olmalarına sebep olacağı düşünülemez.[194] Kendi yakınlarına bir fikri kabul ettiremeyen kimselerin, başkalarına fikirlerim benimsetmeleri mümkün olabileceği için, yukarıdaki iddiamn doğru olduğu söylenemez. Fakat yukarıda isimleri geçen insanların İslâm'ı kabul etmelerinde başka sebeplerin de olabile­ceğini kabul ederek kadınların bu konudaki rollerine yer vermek istiyoruz.
Yukarıda da değindiğimiz üzere, insanların îslâm'a girmele­rinin sebepleri arasında, Hz. Peygamberle olan akrabalığın önemli bir yeri olduğu anlaşılmaktadır. Ez-Zubeyr b. el-Avvam'm hem annesi hem de babası tarafından Hz. Peygamberle akraba olmasının, onun islâm'a girmesinde etkili olduğunu söyleyebili­riz.[195] "Yakın akrabanı korkut."[196] ayeti geldiği zaman Hz. Pey­gamber'in, Safiyye'ye özel olarak hitap ettiği rivayet edilmekte­dir.[197] Safiyye'nin ne zaman müslüman olduğu kesin belli olma­makla birlikte onun, ilk müslümanlar arasında yer aldığı düşünü­lebilir. Çünkü el-Belâzurî, yukarıdaki ayetin tefsirini özetle şöyle yapmaktadır: Bu ayet (eş-Şuarâ 26/214), geldiği zaman Hz. Pey­gamber bir ay kadar dışarı çıkmayınca, halaları, hasta zannedip onu ziyarete gelir. Hz. Peygamber onlara, gelen bu ayet sebebiyle dışarı çıkmadığını ve Abdulmuttalib oğullarını davet ederek durumu onlara açacağım söyler. Bunu duyan Hz. Peygamber'in halaları, onu Ebu Leheb'i bu toplantıya çağırmamasını söylerler. Fakat Ebu Leheb de bu davete katılır ve bir konuşma yapar. Bu toplantıda düşüncesini akrabalarına açıklayamayan Hz. Pey­gamber, daha sonra gerçekleştirdiği bir davette akrabalarını islâm'a davet eder. Bu açıklamaları dinleyen davetliler yumuşak ve olumlu konuşurken Ebu Leheb, sert konuşur ve yeğenine karşı çıkar. Safıyye bint Abdilmuttalib kardeşinin konuşmasından son­ra Hz. Peygamberi destekler mahiyette bir konuşma yapar ve onun peygamber olduğunu söyler. Buna kızan Ebu Leheb: "Valla­hi bu doğru değildir ve kuruntulardan ibarettir. Kadınların sözü ise gerdek odasında (geçerli)dir." der.[198]
Safiyye bint Abdilmuttalib, babası öldüğü için amcası Nevfel b. Huveylid'in terbiyesi altındaki küçük yaşta olan oğlu ez-Zübeyr b. el-Avvam'ı daha iyi yetiştirmek için dövdüğü zaman, amcasının Safiyye'ye kızdığı rivayet edilmektedir.[199] Babası da hayatta ol­mayan ez-Zubeyr üzerinde annesi Safiyye'nin herkesten daha çok etkili olduğu söylenebilir.
Affan b. Ebi'1-Asla evli olan Ervâ'nm, Hz. Peygamberin islâm'a yetişmeyen halası Ummu Hakim (el-Beyzâ) bint Abdil-muttalib'in kızı olduğu ve Hz. Osman'ın bu evlilikten dünyaya geldiği ifade edilmektedir.[200] Muhtemelen teyzeleri ile erken bir tarihte islâm'ı kabul eden Hz. Osman'ın annesi Ervâ'nm, Mek­ke'deki faaliyetleri konusunda susan kaynaklar, onun kızı Ümmü Külsüm bint Ukbe'nin, yukarıda kaydettiğimiz olaylı hicretinden sonra Medine'ye hicret ederek Hz. Peygamber'e bey'at ettiğini naklederler.[201] Ervâ'nm kız kardeşi Sa'da bint Küreyz'in, yeğeni Osman b. Affan'a, Hz. Peygamberin, Allah'ın rasulu olduğu ve ge­tirdiği dinin kurtuluşa vesile olacağı şeklinde konuşmalar yaptığı rivayet edilmektedir. "Teyzemin sözü kalbime tesir etti ve bu ko­nuda düşünmeye devam ettim..." diyen Hz. Osman, kısa bir süre sonra islâm'a girer. Bunun üzerine Sa'da, söylediği bir şiirde şöyle demektedir:
Allah, tertemiz Osman'ı sözüyle hidayete erdirdi.
Onu ben irşad ettim; Allah da hakka yöneltti.[202]
Hz. Osman'ın islâm'a girmesine anne annesinin, Hz. Peygam­berin halası olmasının ve teyzesi Sa'da'nm etkili olmuş olabilece­ğine dikkat çeken çağdaş araştırmacılar haklı gözükmektedir.[203]
Yukarıda da değindiğimiz üzere akrabalığın,islâm'ın yayıl­masında Önemli etkileri olduğu ve kadınlar vasıtasıyla kurulmuş akrabalıkların da bu konuda olumlu sonuçları bulunduğu başka Örneklerden de anlaşılmaktadır. [204]

IV. Kadınların Dlnî Faaliyetlere Katılmaları

A- Kadınların Tebliğ Faaliyetinde Bulunmaları

İnen ayetleri insanlara bildirmesi (tebliğ) Hz. Peygamber'e Allah Teâla tarafından verilmiş bir görevdir.[205] Hz. Peygamber'in bu görevi yürütürken, çevresindeki inanan insanların desteğini gördüğü anlaşılmaktadır. Bu insanlar arasında inanan kadınla­rın da önemli bir yeri olduğu söylenebilir.
Yukarıda da yer verdiğimiz gibi, Mekke devrinin ilk yılların­da Hz. Hatice'nin bu konuda kocasına destek olduğu ve tebliğ faaliyetine katıldığı ifade edilmektedir. Burada Abbas'm islâm'a girmesine Hz. Hatice'nin sözlerinin, sebep olduğu rivayetini ör­nek olarak zikredebiliriz.[206]
Bu konuda çalışmalarından bahsedilmesi gereken diğer bir kadının da, Guzeyye olduğu söylenebilir, ibn Hacer, Guzeyye'nin nesebi hakkında kaynaklardan bazılarının Devs, bazılarının Amir b. Luey, bazılarının da Ensar diyerek değişik bilgiler verme­lerinin sebeplerini genişçe anlatır.[207] Bu konuda el-Belâzurî'nin verdiği bilgilerin ihtilafı çözücü nitelikte olduğu söylenebilir.[208] Nesebi hakkında değişik bilgiler veren kaynakların, onun Mekke döneminde tebliğ faaliyetinde bulunduğu konusunda hemfikir ol­dukları görülür. Mekke devrinde, müslüman olduktan sonra Gu­zeyye'nin İslâm'ın yayılması için çok önemli hizmetler gördüğünü söyleyebiliriz.
Hz. Peygamber'in, erkeklere Allah Tealâ tarafından gelen ayetleri tebliğ etme imkanını bulduğu ve kadınlara tebliğinin er­keklere göre daha sınırlı olduğu anlaşılmaktadır. Halbuki Guzey­ye kadın olduğu için, gizlice Kureyş kadınlarının yanma girerek onları islâm'a davet edebildiği rivayet edilir. Guzeyye bu faaliyetini Mekkeliler öğreninceye kadar sürdürür. Durumu fark eden Kurcyşliler, onu yakalayarak kocasının, Mekke'den ayrılmak üzere olan kabile mensuplarına teslim ederek sürgün ederler. Mekke'den ayrılmak üzere olan Dev's kabilesine mensup bu insan­lar, Guzeyye'yi çıplak bir deveye bindirip susuz bırakarak işken­ceye başlarlar. Düşünme, işitme ve görme özelliklerini kaybedin-ceye kadar işkenceye maruz kalan Guzeyye'nin sabrını ve sami­miyetini gören Devslilerin müslüman oldukları rivayet edilmek­tedir.[209]
Guzeyye'nin sürgün edildiği yerde neler yaptığı hakkında şimdilik bir şey bilmiyoruz. Fakat dine bağlılığında bu kadar sa­mimi olan bir kadının gittiği yerde de islâm'ı tebliğe çalıştığını tahmin etmek güç değildir.[210]
Hz. Peygamber Medine'ye hicret ettikten sonra, Guzeyye'nin de Medine'ye göç etliği rivayet edilmektedir. Hatta Ebu Hatim, onun Abd Kays oğullarının elçisi olarak Hz. Peygamber'e geldiğini kaydeder.[211] Fakat bu rivayeti destekler mahiyette başla ifadele­re şimdilik sahip değiliz.[212]
Habeşistan'a hicret eden müslüman kadınların, bu ülkede imkanlar elverdiği ölçüde İslâm'ı tebliğ ettiklerini söyleyebiliriz. Kocası İslam'ı terk ederek hıristiyaıı olduğu halde, Ummu Habibe bint Ebi Sufyan, dininde sebat eder. Ummu Habibe'nin etkisiyle, beraberinde Medine'ye getirdiği Bereke'nin[213] ve Habeşistan ki­ralının hizmetçisi Ebrehe'nin İslâm'a girdikleri söylenebilir.[214]
Mekke'den Medine'ye hicret esnasında Hz. Peygamber ve Hz. Ebu Bekir, Ummu Mabed isimli bir kadının yanında dinlenirler. Hz. Peygamberle bu kadın arasında bazı konuşmalar geçer ve kadın, bu yolcuların sıradan insanlar olmadığını anlayarak muhtemelen Hz. Peygamber'in daveti ile müslüman olmaya karar verir. Çünkü kocası eve döner dönmez kadın durumu ona haber verince o, kafilenin arkasından gidip islâm'a girer ve daha sonra bu aile Medine'ye hicret eder.[215]
el-Buharî'nin kaydettiği üzere, bir sefer esnasında, ailesine su götüren bir kadın, Hz. Peygamberle tanışır. Hz. Peygamber, bu kadınla konuşur ve ikramda bulunur. Kavmine döndüğü zaman, onlara başından geçenleri anlatan kadın, onların İslâm'a girmele­rine vesile olur.[216]
İslâm'a giren cariyeler de hür kadınlardan geri kalmayarak, tebliğ faaliyetine katıİırlar.Nitekim Selman el-Farisî'den Önce müslüman olan iranlı bir cariye, onu Hz. Peygamber'e getirerek islâm'a girmesini sağlar.[217]
Başta Hz. Aişe olmak üzere,[218] başka pekçok kadın tebliğ faa­liyetinde bulunmuştur. [219]

B- İbadet Hayatında Kadın

Kur'ân'da kadınların ve erkeklerin yaptıkları işlerin karşılık­larını görecekleri ve bu konuda kadınların erkeklerle aynı hakla­ra sahip oldukları zikredilmiştir.
Arap dilinin özelliği sebebiyle kadm-erkek beraberce zikredi­lecekleri zaman bu, sadece erkekler için değil, ortak kullanılan ke­limelerle ifade edilir. Bu kelimeler erkekler için kullanılan keli­meler olmasına rağmen kadınları da ifade etmektedir. Fakat Kur'ân'da zaman zaman bu ifade tarzından farklı olarak kadınlar, erkeklerle yan yana zikredilmiştir.[220]
Hz. Peygamber devri kadınları, yaptıkları ibadetlerin kabul edilmemesi endişesiyle Hz. Peygamber'e başvurarak Kur'ân'da, neden yaptıkları iyiliklerden bahsedilmediğini sorarlar. Bunun üzerine onların iyiliklerini sayan ve bu iyiliklerin kabul edildiğini ifade eden uzun bir ayet nazil olur.[221]
Vahiy meleği Cebrail'den abdest almayı ve namaz kılmayı öğ­renen Hz. Peygamberin, bu öğrendiklerini eşi Hz. Hatice'ye öğret­tiği rivayet edilmektedir.[222]
inanan kadınların, ibadet için gerekli olan temizliğin yapıl­ması ile ilgili Hz. Peygambere pek çok sorular yönelterek bilgi al­dıkları ve öğrendiklerini kendilerinden sonrakilere aktardıkları anlaşılmaktadır.[223]
islâm'ı ilk kabul eden Hz. Hatice'nin Hz. Peygamberle bera­ber Kabe'de ve Kabe dışında namaz kıldığı rivayet edilir.[224] Esa­sen Hz. Peygamber devri inanan kadınlarının, onunla beraber na­maz kılmaya çok istekli oldukları anlaşılmaktadır. Zaten Hz. Pey­gamber, kadınların mescide gitmelerinin engellenmemesini em­reder.[225] Hatta gece namazları için mescide gitmeye izin isteyen kadınlara, bunun sağlanmasını ister.[226]
Bu konuda Âtike bint Zeyd b. Amr'm tutumu, Hz. Peygamber devri kadınlarının mescide gitme isteklerinin gücünü gösterir. Hz. Ömer, Âtike'ye evlilik teklif eder. Âtike, mescide gitmesini en­gellememesi ve dövmemesi şartlarım kabul ederse, onunla evle­neceğini söyler. Hz. Ömer bu şartlan istemeyerek kabul eder ve Atîke ile evlenir. Namazlarını mescitte cemaatla kılmaya devam eden Âtike, kocası Hz. Ömer hilafetinin sonunda mescitte vuru­lurken bile orada bulunuyordu.
Atike, Hz. Ömer'den sonra ez-Zubeyr b. el-Avvam'la evlenir­ken de aynı şartlan kabul ettirir. ez-Zubeyr'in, eşinin mescide git­mesini engellemek için daha sonra bazı tedbirler düşündüğü riva­yet edilir.[227]
Mescide giden kadın ve erkeklerin hareketlerine dikkat et­meleri, karşı cinsin dikkatim çekmek için tutum ve davranışlarım değiştirmemeleri [228]ve yatsı namazına gelen kadınların güzel ko­ku sürünmemeleri istenmektedir.[229]
Hz. Peygamber, kadınların mescide rahat gidip gelmelerini sağlamak için bazı tedbirler alır. Bu sebeple o, mescidin bir kapısı­nı kadınlara tahsis etmeyi teklif eder.[230] es-Semhudî, Hz. Pey­gamber devrinde kadınların, gece mescitten çıkmaları için ayrıl­mış bir kapıdan bahseder.[231]
Ayrıca Hz. Peygamberin namaz kıldırırken kadınların duru­munu dikkate aldığı anlaşılmaktadır. Eğer namazda çocuk ağlar­sa Hz. Peygamberin uzatmayı düşündüğü namazı anneyi düşü­nerek kısalttığı rivayet edilir.[232]
Mescitte kadınlar, erkeklerin arkasında namaz kıldıkları için Hz. Peygamber, erkeklerin avret yerlerinin gözükme ihtimali olması sebebiyle[233] onlar secdeden başlarını kaldırıp oturmadan kadınların secdeden kalkmamalarını emreder.[234] Kabilesinin halkına imamlık yapan Amr b. Seleme'nin secdeye gittiği zaman, avret yerlerinin gözüktüğünü fark eden cemaattan bir kadın, ted­bir alınmasını ister. Bunun üzerine imama, secde esnasında avret yerlerini göstermeyecek, bir gömlek giydirilir.[235]
Hz. Peygamber, mescidde farz namaz bittiği zaman kadınla­rın mescitten ayrılmaları için biraz bekler; önce kadınlar, sonra Hz. Peygamber ve daha sonra da erkekler mescitten ayrılır.[236] Eğer Hz. Peygamber namazdan sonra konuşacaksa kadınların da onu dinlemek için mescitte bekledikleri anlaşılmaktadır. Nitekim Fatıma bint Kays, Hz. Peygamberin bir gün namazdan sonra ne­ler yaptığım ve neler konuştuğunu rivayet eder.[237]
Amre bint Abdirrahman ve Ununu Hişanı bint el-Haris b. Nu-man el-Ensariyye, minberden insanlara cuma günü hutbe irad ederken Hz. Peygamber'in ağzından Kaf sûresini öğrendiklerini söylerler.[238] Ummu Hişam ayrıca sabah namazında da Hz. Pey­gamber'in aynı sûreyi okuduğunu rivayet eder.[239]
Bir kadın ravî, Hz. Peygamber'in hanımlarından olan Safiyye bint Huyey'in cuma namazını cemaatla kıldığım söyler.[240] Bu ri­vayetlerden anladığımıza göre, Hz. Peygamber devri kadınların­dan bazıları, cuma namazlarına katılır ve hem cuma günü, hem de diğer günlerde Hz. Peygamber'in yaptığı konuşmaları dinler­ler.[241]
Mahalle mescitlerinde veya bazı evlerde cemaatla namaz kı­lındığı zaman, kadınların da erkeklerin arkasında saf tuttukları ve cemaatla namaz kıldıkları anlaşılmaktadır.[242]
Ummu Humeyd, Hz. Peygamber'e: "Ey Allah'ın râsulü koca­larımız seninle beraber namaz kılmamıza engel oluyorlar. Halbu­ki biz seninle namaz kılmayı çok istiyoruz." der. Hz. Peygamber, Ummu Humeyd'e evinde namaz kılmasının daha iyi olacağım söy­ler.[243] Hz. Peygamber ailede huzursuzluk çıkmaması için bu kadı­na böyle söylerken, erkeklere mescide gitmek için izin isteyen eşlerine müsaade etmelerini emreder. Muhtemelen yukarıdaki ri­vayet bazı değişikliklere uğrayarak kaynaklarda yer almıştır.[244]
Hz. Peygamber devrinde kadınların ve kızların, vakit namaz­ları [245]ve cuma namazlarından başka bayram namazlarına da Hz. Peygamber, gece uyumayıp namaz kılan el-Havla bint Tuveyt'in bu hareketini doğru bulmaz ve gücünün yeteceği kadar ibadet yapmasını ister.[246] ibadetler kpnusunda kocasının gevşek olduğunu kabul ederek onu uyaran Safvan b. Muattalın hanımın­dan bahsedilmektedir.[247]
Hz. Aişe'nin namaz kılarken hem ezan hem de kamet okudu­ğu ve kadınlara farz namazlarda imamlık yaptığı rivayet edilir.[248] Yine Ümmü Seleme'nin bir ikindi namazında kadınlara imamlık yaptığı nakledilmektedir.[249] Ravîler, hem Hz. Aişe'nin hem de Ümmü Seleme'nin namazda imamlık yaparken ilk safin ortasın­da durduklarım söylerler.[250] îbn Abdilber, Hz. Peygamber'e yetiş­tiği söylenen Sa'de bint Kamame'nin de imamlık yaptığını kayde­der.[251]
Hz. Peygamber, Ummu Varaka bint Abdillah b. el-Haris'i evi­nin (veya mahallesinin) halkına imamlık yapmak üzere görevlen­dirir. Ümmü Varaka bu görevi, Hz, Ömer devrinde kendi köle ve cariyesi tarafından öldürülünceye kadar yürütür. Hatta Ümmü Varaka'nın bir de erkek müezzini olduğu rivayet edilmektedir.[252] Ensardan olan Ümmü Varaka'nın muhacir kadınlara imamlık yaptığını kaydeden Ebu Nuaym, yukarıdaki "rivayete de yer verir.[253]
Hz. Peygamber'in, kadınların hacca gitmelerini teşvik ettiği anlaşılmaktadır.[254] Hz. Aişe, cihada çıkmak için Hz. Peygam­berden izin isteyince, kadınların cihadının haccetmek olduğunu söyleyen [255] Hz. Peygamber, veda haccına hanımlarının hepsini götürür.[256] Dubaa bint ez-Zubeyr b. Abdilmuttalib, haccetmek istediğini fakat rahatsız olduğunu söyler. Hz. Peygamber, ona hacdan geri kalmamasını, eğer haccını tamamlayamazsa ihram­dan çıkacağını şart koşmasını açıklar.[257]
Hz. Peygamber'in hanımlarının, hac ibadetini onunla beraber yapmalarının, bu ibadeti yapan kadınların karşılaşacağı prob­lemleri nasıl çözeceğini gösterdiği için çok önemli olduğu anlaşıl­maktadır. Kadınların hacla ilgili bilmedikleri her şeyi Hz. Pey-gamber'den öğrendikleri ifade edilmektedir.[258] Ensârdan bir ka­dın olan Uneyse bint Hubeyb, Hz. Peygamberle beraber hac yaptı­ğım söyler.[259]
Hz. Peygamber'in vefatından sonra eşlerinden bazılarının haccetmeye devam ettikleri anlaşılmaktadır.[260]
Cahiliye devrinde bazı kadınların, hiç konuşmadan haccet­tikleri've islâm'ın bunu kaldırdığı rivayet edilir.[261]

C- Cenazelerde Kadın

Toplum hayatının en anlamlı taraflarından biri de, yakınım kaybeden kişilerin yanında yer alıp, onun acısını paylaşmaktır. Hz. Peygamber devri kadınlarının bu konuda üzerlerine düşen gö­revi yaptıklarım görüyoruz.
Kadınlar, ikinci hicrî yılda genç yaşta ölen Hz. Peygamber'in kızı Rukayye'ye ağlarken Hz. Ömer, kamçısıyla onları susturmak ister. Fakat Hz. Peygamber, ona engel olur ve kadınlara sakin ol­malarını, ellerini ve dillerim işe karıştırmamalarını söyler.[262] Sa'd b. Muaz öldüğü zaman annesi ağlarken yine Hz. Ömer, ona engel olmak isteyince Hz. Peygamber, onu müdahele etmekten men eder.[263] Muhtemelen üzüntülü insanın ağlamasının, onun rahatlamasını sağhyacağı için Hz. Peygamber, Uhud savaşında kardeşini kaydeden Fatıma bint Amr b. Haram'a ağlamasını söy­ler.[264]
Medine'de bir müslüman öldüğü zaman kadınların, toplandı­ğı,[265] ölüye ağladıkları ve böylece yakınını kaydeden kişinin üzün­tüsünü paylaşmak istedikleri anlaşılmaktadır.[266]
Medine'de kadın cenazeleri yıkayanlardan biri olan Ummu Atiyye, Hz. Peygamber'in kızının cenazesini yıkarken, ondan aldığı emir ve talimatları bize rivayet etmektedir.[267] Diğer bir kadın cenaze yıkayıcısı olan Esma bint Umeys'in, Habeşistan'da gördüğü cenaze taşırken kullanılan ve ölüyü göstermeyen tabutu Medine'de ilk yaptıran insan olduğu anlaşılmaktadır.[268]
Hz. Fatıma, cenazesini kocası Hz. Ali ve Esma bint Umeys'in yıkamasını vasiyet eder. Bu vasiyet yerine getirilir.[269] Ayrıca Hz. Fatıma'nm cenazesini yıkamaya Selmâ (Ummu Rafi) da katılır.[270] Esma bint Umeys'in kocası Hz. Ebu Bekir öldüğü zaman onu da yı­kadığı rivayet edilmektedir.[271]
Cenazelerin defin işinde kadınların bulunduğu, hatta bazan mezarlığa kadar gittikleri anlaşılmaktadır. Hz-. Peygamber'in kızı Rukayye'nin cenazesinin defni sırasında Hz. Fatıma'nm kabrin kenarına oturup ağladığı nakledilmektedir.[272]
Kadın cenazeler kabre konurken bir perde tutulduğu ve genelde yakınlarının cenazeyi kabre koyduğu anlaşılmaktadır. Hz. Peygamber'in kızı Ummu Kulsum'u, kabre Hz. Ali, el-Fadl b. Abbas, Usame b. Zeyd ve Ensar'dan olan Ebu Talha indirir.[273]
Hz. Peygamber'in cenaze namazını kadınların da kıldığı riva­yet edilmektedir.[274]
Hz. Osman, el-Bakî mezarlığında Hz. Peygamber'in emcası Hz. Abbas'm cenaze namazım kıldırdığı zaman, kadınların da ka­tıldığı ve Haşim oğulları kadınlarının bir yıl siyahlar giydikleri nakledilmektedir.[275] Halbuki kadın, kocası için dört ay on gün [276]ve kocasının dışında herhangi bir yakım için ise üç gun yas tutar. Ummu Habibe, babası Ebu Sufyan'm ve Zeyneb bint Cahş, karde­şinin ölümünden üç gün sonra koku sürerek yastan çıkarlar.[277]
Hz. Fatıma'nm amcası Hz. Hamza'nın Uhud'da bulunan kab­rini ziyaret ettiği ve Hz. Peygamber'in hamını Ummu Seleme'nin her ay Uhud şehitlerini ziyarete gittiği rivayet edilmektedir.[278]

İkinci Bölüm

EĞİTİM VE ÖĞRETİM ALANINDA KADIN

I. Kadınların Eğitim Ve Öğretimi

A- Kızların Eğitimi

islâm'ın ilme büyük bir önem verdiği bilinmektedir:[279] Esasen Kur'ân, Hz. Peygamber'in tebliğ vazifesinin eğitim ve öğretimle gerçekleşeceğine dikkat çekmiştir.[280] Kur'ân'da ve hadislerde ilmin öğrenilmesi ve öğretilme siyle ilgili ifadelerden çoğu genel olduğu için hem erkeği hem de kadını içine alır. Fakat biz burada genel ifadelerden ayn olarak kadınların eğitim ve öğretimini daha açık bir şekilde ifade eden haberler üzerinde durmak istiyoruz.
îbn Kuteybe, "Ey inananlar kendinizi ve çoluk çocuğunuzu cehennem ateşinden koruyunuz..."[281] ayetinin tefsirinde "... Çoluk çocuğunuzu (ehl) eğiterek (ta'lim) ve kendilerini ateşten koruya­cak şeylerden onlara yardım ederek, onları cehennemden (nâr) koruyuruz" der.[282] Buna göre kızların yetiştirilmeleri, babalarının veya velilerinin görevleri arasındadır.
Hz. Peygamber'in çocukları çok sevdiği ve onlara sevgiyle yaklaştığı bilinmektedir. Hz. Peygamber'in kız torunu Umame bint Ebi'1-As'ı çok sevdiği, onu kucağına aldığı, Umame'nin, namaz kılarken secdede onun omuzuna çıktığı, buna rağmen Hz. Peygamber'in ona dokunmadığı ve kızmadığı rivayet edilmekte­dir.[283] Hz. Peygamber yıkanırken üvey kızı Zeyneb bint Ebi Seleme onun yanına girer. Hz. Peygamber, yüzüne su serperek onunla şa-kalaşır ve bu yolla onu ikaz eder.[284]
İslâm'a ilk giren Medinelilerden olan Es'ad b. Zurare hicrî birinci yılda ölmeden önce kızlarının bakımını, Hz. Peygamber'e bıraktığını vasiyet eder. Es'ad'm, Kebşe, Habibe, ve el-Faria isimli kızları, Hz. Peygamber hangi hanımının evinde ise onlar da onun­la beraber olurlar ve orada kalırlar. Böylece bu üç kız, Hz. Pey­gamber'in terbiyesi ile büyürler. Hz. Peygamber'in, onlara takılar hediye ettiği ve evlenecek yaşa gelen el-Faria'yı, Nebit b. Cabir'le evlendirdiği bilinmektedir.[285]
Eğitim ve öğretimde, eğitileceklere karşı sevgi ve saygı ile yaklaşmanın, başarıda müsbet sonucu olduğu inkar edilemez. İslâm'dan önce Araplardan pek çoğunun veya en azından bazıları­nın, kız çocuklarına karşı çok kötü davrandıkları ve İslâm'ın bu düşünceyi yıkmaya çalıştığı bilinmektedir. Hz. Ömer, İslâm'dan önce kadına değer vermediklerini açıkça ifade edir.[286] Bu anlayışı, "Onlardan biri, kız ile müjdelendiği zaman, öfkelenmiş olarak yüzü kapkara kesilir. Kendisine verilen müjdenin kötülüğünden dolayı kavminden gizlenir. Onu aşağılık duygusu içinde kalarak yanında tutacak mı yoksa toprağa mı gömecek? Bakın ki, verdik­leri hüküm ne kadar kötüdür."[287] ayetinden de çıkarabiliriz. Kur'ân, Arapların bu anlayışının yanlışlığım ortaya koymuştur.[288]
Kızlara iyi davranma konusunda hadisler mevcuttur. Hatta üç kızma veya kız kardeşine iyi davranan müslümanı, Hz. Pey­gamber cennetle müjdeler.[289]
Hz. Peygamber devrinde kızların eğitim ve öğretiminde anne­lerin, büyük etkileri olduğu anlaşılmaktadır. Cabir b. Abdillah, dul bir kadınla evlenmesinin sebebini açıklarken: "Babam öldü ve geride küçük kızlar bıraktı. Onlara ilim öğretmesi ve onları terbi­ye etmesi için dul bir kadınla evlendim..." der.[290]
Esir statüsünde olan cariyelerin eğitim ve öğretimleri hak­kında Hz. Peygamber'den rivayet edilen bir hadiste: "Cariyesi olup ona ilim öğreten ve bunu iyi yapan, onu güzel terbiye eden, sonra onu hürriyete kavuşturarak onunla evlenen kimseye iki ecir vardır." buyurulmaktadır.[291]
Hz. Peygamber'in, bazı bilgiler elde eden kimselere, öğrendik­lerini ailelerine öğretmeleri için görev verdiği anlaşılmaktadır. Nitekim bir grup genç Hz. Peygamber'e gelir, onun yanında yirmi gün kadar kaldıktan sonra, Hz. Peygamber onları öğrendiklerini ailelerine öğretmek üzere gönderir.[292]
Oyun ve eğlencenin, eğitim ve öğretimi kolaylaştıran bir un­sur olduğu kabul edilir. Hz. Peygamberle evlenirken henüz küçük yaşta olan Hz. Aişe'nin, kız arkadaşlarıyla oyun oynadığı ve Hz. Peygamberin bunu normal karşıladığı rivayet edilir.[293]
Hz. Peygamber'in hanımlarının, Medine'devrinde kızların eğitim ve öğretimi ile ilgilendikleri; müminlerin anneleri olan bu kadınların, evlerine gelen genç kızlara bildiklerini öğrettikleri ve İslâm hakkında onlara bilgi verdikleri anlaşılmaktadır. Bu kız öğ­renciler, öğrendikleri bilgileri başkalarına anlatarak ilme hizmet etmişlerdir.[294]
el-Belazurî, ilk müslümanlardan olan Sa'd b. Ebî Vakkas'm, kızma yazı öğrettiğini kaydeder.[295] Daha sonra, İslâm'da kadına yazı Öğretmenin yasak olduğuna dair hadisler rivayet edilmiş ve bu rivayetler müslümanlan epeyce uğraştırmıştır. Maamafih ha-disçiler, bu rivayetlerin uydurma olduklarını ortaya koymuşlardır.[296]
Hz. Peygamber devri kadınlarından olan Şifâ bint Abdillah'ın yazı yazmayı bildiği ve Hz. Peygamberin eşi Hafsa'ya da Öğrettiği anlaşılmaktadır.[297]

B- Toplu Eğitim

Hz. Peygamber'in, kendisine vahyedilen Kur'ân'ı kadın erkek ayırımı yapmadan herkese ulaştırma ve duyurma gayreti içinde olduğu, takip ettiği tebliğ faaliyetlerinden anlaşılmaktadır. Esa­sen o, insanlara gönderilen bir mesaj olan Kur'ân'ı,[298] onlara (kadm-erkek bütün insanlara) ulaştırma ile görevlendirilen elçi­dir.[299]
Ibn tshak'm, eserinde kaydettiği, "Kur'an, Rasûlullah'a indi­ği zaman onu, Önce erkeklere, sonra da kadınlara okurdu."[300] riva­yeti, Kur'ân'm kadınlara tebliğ şekline ışık tutmaktadır.
Mekke devrinde Hz. Peygamber, Safa tepesinde bulunan Da-ru'1-Erkam'da tebliğ fâaliyetini sürdürürken kadınların da orada hazır bulunduklarına işaret edilmektedir.[301]
Hz. Peygamber devrinde mescidlerin en önemli fonksiyonla­rından birinin de eğitim ve Öğretim olduğu anlaşılmaktadır. Müs­lümanlar, mescitlerde, Hz. Peygambere gelen ayetleri ve onun açıklamalarını dinlemeleri yanında, Hz. Peygamber'in başka ko­nulardaki görüşlerini de bizzat onun ağzından öğrenme imkanını bulurlar.
Mescitlerde yapılan bu eğitim ve öğretim faaliyetlerine, kadınların da katıldığını ifade etmeliyiz. Medine devrinde Hz. Peygamber mescidinde kadınlara mahsus bir suffenin olduğu ve sabah namazlarında erkek saflarının arkasında bir kadın safının oluşturulduğu rivayet edilmektedir.[302]
Bu toplu eğitimlerde Hz. Peygamber'in, bazan kadınlara ayrı­ca zaman ayırdığı anlaşılmaktadır. Hz. Peygamber bir gün na­mazdan sonra kadınların yanına gelir ve onlara bazı şeyler söy­ler.[303] Ayrıca onun, kadınları yanlış davranışlardan sakınmaları için uyardığı ve kadınların ona sorular sorarak bilmedikleri konu­ları öğrendikleri rivayet edilmektedir.[304]
îbn Sa'd, cuma namazına giden kadınların, mescidde erkek saflarının arkasında oluşturdukları safta Hz. Peygamber'in hut­besini dinlediklerini kaydeder.[305] Bu sebeple kaynaklar, cuma na­mazlarında ve hutbelerinde Hz. Peygamber'in ağzından Kaf sûresini öğrenen kadınlardan bahseder.[306] Hz. Peygamber'in hanı­mı Ummu Seleme, evinde saçlarını .taratırken Hz. Peygamber'in minberden: "Ey insanlar...11 diye hitap etmeye başladığını duyun­ca saçını tarayan kadına: "Bırak, sonra tararsın." der. Kadın: "O erkekleri çağırıyor, kadınları çağırmıyor." dediği zaman, Ummu Seleme: "Ben de insanım." der ve Hz. Peygamber'in konuşmasını dinlemeye gider.[307]
Ummu Fadl bint el-Harise, vefatından Önce, en son akşam na­mazında Hz. Peygamber'in ağzından el-Murselat sûresini dinledi­ğini rivayet eder.[308]
Hz. Peygamber devrinde Ramazan ve Kurban bayramlarının, mescid'in dışında bir yerde (musalla) toplanılarak kutlandığı ve namaz kılındığı rivayet edilmektedir. Hz. Peygamber'in burada kılınacak namazlara, çıkabilecek durumda olan kadınların gel­melerini söylediği anlaşılmaktadır. Hz. Peygamber'in bu toplantı­larda genel konuşma yaptıktan sonra ayrıca kadınlara özel hitap­ta bulunduğu ifade edilmektedir.[309] Kadınlar arka safta oldukları için konuşmaları duymamış olabilecekleri veya sadece kadınları ilgilendiren konuların dile getirileceği yahut da onlara ayrıca hi­tap etmenin daha etkili olacağı düşünüldüğü için Hz. Peygamber'in kadınlara ayn konuşmalar yaptığı söylenebilir. Bu konuş­maların kadınları eğitici olduğu ve onları devletin giderlerine ka­tılmaya teşvik ettiği rivayet edilir.[310]
Müslüman kadınların, Hz. Peygamberin evine gidip O'nunla sohbet ettikleri ve böylece O'ndan pek çok bilgi öğrendikleri anla­şılmaktadır. Bir gün Kureyşli kadınlar Hz. Peygamberle sohbet ederken Hz. Ömer içeri girmek için izin ister. O'nun sesini duyan kadınlar, örtülerini almaya davranırlar. Kadınların Hz. Peygam­berle çok rahat ve yüksek sesle konuştukları, çokça soru sorduk­ları nakledilir.[311]
Ensar kadınlarının da her konuda Hz. Peygambere soru so­rup bilgilerini artırdıkları bilinmektedir. Hz.Aişe bu konuda: "Ensâr kadınları ne iyi kadınlardır. Hayaları öğrenmelerine engel olmaz." der.[312]
Hz. Peygamber'in kadınlara va'z ettiği, onlara tavsiyelerde bulunduğu ve bazı emirler verdiği; bu cümleden olarak takılarını göstermemelerini istediği rivayet edilmektedir.[313] Hz. Peygam­ber'in kadınları bir arada bulduğu zaman onlara Kur'ân okuduğu ve açıklamalarda bulunduğu anlaşılmaktadır. Nitekim Esma bint Yezid Hz. Peygamber'in kadınlar topluluğuna uğrayıp selam ver­diğini söylerken diğer taraftan bazı kaynaklar, Mekke fethi sıra­sında kendisine bey'at için gelen kadınlara Hz. Peygamberin Kur'an okuduğunu zikrederler.[314]
Hz. Peygamber devri kadınlarının, ilim öğrenmek için her fır­satı değerlendirdikleri söylenebilir. Ebu Said el-Hudrî'den gelen bir rivayete göre, bir kadın, Hz. Peygambere gelir ve erkeklerden ayrı özel bir gün ayırmasını ister ve "Bu günde Allah'ın sana öğret­tiklerinden bize Öğret" der. Bu günü ve toplantı yerini Hz. Pey­gamber belirler. Kadınlar o gün istenen yerde toplanırlar ve Hz. Peygamber gelip onlara özel ders verir.[315] Bu rivayete dayanarak, Hz. Peygamber'in kadınlara haftada bir gün ayırdığını söyleyen­lerin [316]görüşlerine katılmamakla birlikte, Hz. Peygamber'in za­man zaman sadece kadınlara bilgi vermek üzere onlarla bir araya geldiğini söyleyebiliriz. [317]

C- Kadınların Eğitimi İçin Hz. Peygamberin Özel Gayretleri

Hz. Peygamber, tebliğ faaliyetine yakın akrabasından başla­dığı gibi eğitim ve öğretime de kendi hanımlarından başlar. Hz.Peygamber'in, ilk eşi Hz. Hatice'ye abdest almayı ve namaz kılmayı öğrettiği ifade edilmektedir.[318] Yine onun, genç ve zeki olan hanımı Hz. Âişe'nin yetişmesine ayn bir önem verdiği anla­şılmaktadır, ilk müslümanlardan olan Hz.Ebu Bekir'in evine sık sık giden Hz. Peygamber, Mekke devrinde bu evde ebeveyninin terbiyesinde bulunan Aişe'ye iyi davranmasını annesi Ummu Ru-man'a tavsiye eder.[319] Buna göre Hz. Peygamber'in, onun eğitim ve öğretimiyle Medine devrinde gerçekleştirilen düğünden çok önce ilgilendiği ve bu ilginin düğünden sonra daha da arttığı söylenebi­lir.
Hz. Aişe, bir ayet indiği zaman onun ifade ettiği helal, haram, emir ve yasağı iyice kavramaya çalıştıklarını sövler.[320] Bunun için Hz. Peygamber'in en çok sevdiği insan olan Hz. Aişe'nin bu sevgi­nin verdiği rahatlık içinde ayetlerden anlamadığı yerleri Hz. Pey-gamber'e sorduğu nakledilmektedir. Hatta Hz. Âişe, bazan hiç kimsenin düşünmediği sorular yönelterek Hz. Peygamberden ayetlerin tefsirini öğrenir. Nitekim o, "Yerin başka bir yerle, gök-lerin da başka göklerle değiştirildiği gün... "[321] ayeti hakkında " Bu sırada insanlar nerededir?" diye sorunca, Hz Peygamber: "Bunu senden önce ümmetimden hiç kimse sormadı, insanlar, o gün sırat üzerindedir." diye cevaplar.[322]
Yine Hz. Âişe, aynı konuda Kur'ân'da yer alan bazı ayetler arasındaki anlam farklılıklarını ve anlaşılmayan hususları Hz. Peygamber'den öğrenir.[323]
Hz. Peygamber, sabah namazının sünnetini kıldıktan sonra Hz. Âişe uyanmışsa onunla sohbet eder.[324] Bu sohbetlerde, Hz. Peygamber, genç eşine yeni bilgiler öğreterek O'nun ilminin art­masını sağlamıştır diyebiliriz. Hz. Peygamber, yanından ayrılan kısa boylu bir kadının kısalığına işaret eden Hz. Aişe'ye bu hare­ketinin yanlışlığını söyler.[325] Bu örnekte olduğu gibi Hz. Peygam­ber, diğer hanımlarının yanlışlıklarım da düzelterek, onların doğ­ruları daha iyi öğrenmelerini sağlamış olur. Nitekim O, cuma gü­nü oruç tutan Cuveyriyye bint el-Haris'e orucunu bozmasını söy­ler.[326]
Hz. Peygamber'in hanımlarından Ümmü Seleme, anlayama­dığı konuları kocasına sorarak öğrenir. Bazı konularda O'nun Hz. Âişe'den daha bilgili olduğu anlaşılmaktadır.[327]Hz. Peygamberin Ummu Seleme'ye akşam ezanında okunacak bir dua öğrettiği ri­vayet edilir.[328]
Hz. Peygamber devri kadınlarının eğitim ve öğretimi için en önemli yollardan birinin de Hz. Peygamber'e kadınların şahsen başvurmalarıdır diyebiliriz. Bu konuda kadınların, erkeklerden biraz daha şanslı oldukları anlaşılmaktadır. Kadınların başvuru­ları konusunda Hz. Peygamber'in çok fadakarlıkta bulunduğunu, günün her saatinde ve her yerde kendisine gelen kadınların dert­leriyle ilgilendiğini, onların sorularına cevap verdiğini ve son de­rece sabırlı olduğunu tesbit ediyoruz.
Hz. Peygamber'in kadınlarla diyalogu çok iyi olduğu için, on­lar, pekçok konuda Hz. Peygamber'e başvurup bilgi alırlar. Kadınların rahat hareket etmeleri için Hz. Peygamberin bazı açıklamalar yaptığı da dikkat çekicidir. Ensardan Ümmü Kesîr bint Zeyd isimli bir kadın, kız kardeşiyle birlikte Hz. Peygam­ber'in huzuruna girip ona: "Kız kardeşim sana bir şey sormak istiyor, fakat utanıyor" deyince Hz. Peygamber: "Soracağın şeyleri sor, çünkü ilim talebi farzdır" buyurur. Bunun üzerine kadın so­rusunu sorar.[329] Yine başka bir kadın, Hz. Peygamber'e gelir ve O'nunla konuşur. Hz. Peygamber, kadına tekrar gelmesini söyle­yince o: "Ya Rasûlallah eğer seni bulmazsam (ölümü kasdederek) ne yapayım?" diye sorar. Hz. Peygamber: Eğer beni bulamazsan Ebu Bekir'e başvur" diye cevap verir.[330]
Sorulan soruları ve alman cevapları Hz. Peygamber'in ha­nımları da dinlediği için böylece onların da bilgilerini artırdıkları anlaşılmaktadır.
Ensardan olan Ummu Suîeym, Hz. Peygamber'e kadının ihti-lam olunca yıkanıp yıkanmıyacağım sorunca Hz. Peygamber'in hanımı Ümmü Seleme, utandığı için yüzünü örter. Kadının da ih-tilam olabileceğini ve yıkanması (gusl abdesti alması) gerektiğini söyledikten sonra Hz. Peygamber, bunun sebebini Ummu Sele­me'ye, çocuğun annesine de benzemesi misaliyle açıklar.[331]
Mevcut rivayetlerde, kadınların Hz. Peygamber'e hayz (adet, aybaşı) hakkında çokça soru sordukları anlaşılmaktadır.[332]
Hz. Peygamber'in, kadınların eğitim ve öğretimi için özel öğretmenler görevlendirdiği de anlaşılmaktadır. Mekke devrin­de, özellikle müslümanhğmı gizleyen insanların bulunması, özel hocaların görev yapmasını gerektirir. Hz. Ömer, müslüman olma­dan önce, kız kardeşi Fâtıma (Ummu Cemîl) bint el-Hattab kocası ile beraber islâm'a girer. Hz. Peygamber, bu aileye özel Öğretmen olarak Habbab b. el-Eret'i görevlendirir. îbn Hişam bu görevlen­dirmenin, Fatıma'mn eğitim ve öğretimi için yapıldığını açıkça şöyle ifade eder: "Habbab b. el-Eret, Fatıma bint el-Hattab'a Kur'ân okutmak için O'nun yanma giderdi."[333] Bu gün anladığımız gibi o, sadece Kur'ân okumayı öğretmez. Aym zamanda bu ayetler üzerinde düşünmek, tartışmak ve daha iyi anlamak için onların beraberce mütalaada bulundukları, başka rivayetlerden anlaşıl­maktadır. Gelen ayetlerin, yazılı olarak Fatıma'mn yanında bu­lunması ve çalışmanın bunlar üzerinde yapılması, diğer önemli
bir husustur diyebiliriz.[334]
Birkaç erkek, Hz. Peygamber'in halasının kızı olan Zeyneb bint Cahş'a evlenme teklif eder. Zeyneb, kız kardeşi Hamne'yi Hz. Peygambere göndererek bu konuda ne tavsiye edeceğini sordurur. Hz. Peygamber, Zeyneb'e: "Allah'ın kitabını ve Peygamber'in sün­netini kendisine öğretecek olan Zeyd b. Harise' ile evlenmeyi tav­siye eder. Bunun üzerine Zeyneb, Zeyd'le evlenir.[335]
Evleneceği kadına verecek mihri olmayan ve Kur'ân'dan bir kaç sûreyi ezbere bilen veya yazılı metnine sahip olan bir erkeği, Hz. Peygamber bu sûreleri [336] evleneceği kadına öğretmesi karşılı­ğında evlendirir. el-Buhari, bu hadisi "Sizin en hayırlınız Kur'ân'ı öğrenen ve öğretendir" babında zikretmektedir.[337] el-Buhârînin kaydettiği rivayette "Kur'ândan beraberinde ne var?11 ifadesinden o erkeğin yanında hangi sürelerin bulunduğunun sorulmuş olabi­leceğini anlayabiliriz. Bu metinlerin kadına öğretilmesi gayesiyle erkeğin bu hizmeti, mihir yerine kabul edilmiştir.[338]
Hz. Peygamber, Hevâzin esirlerinden olan Raita bint Hay-yan'ı Hz. Ali'ye verir ve: "Ona Kur'ân'dan bir şeyler öğret" diye em­reder.[339]
Dilinde tutukluk olan Ummu Eymen, Hz. Peygamber'in yanı­na geldiği zaman "Selâmun lâ Aleykum" diye yanlış selam verir. Hz. Peygamber, ona sadece "es-Selâm" demesini söyler.[340]
Eğer kadın iyi bir eğitim almışsa, çocuklarını da aynı şekilde eğitebileceği ve bu sebeple onların eğitim ve Öğretiminin son dere­ce önemli olduğu bilinmektedir. Hz. Peygamber'in zaman zaman sahabîlerin evlerine gittiği ve ev hanımlarının yanlış davranışla­rını gördüğü zaman bunları düzelttiği anlaşılmaktadır. Bir gün Hz. Peygamber evlerinde olduğu sırada Leyla bint Ebi Hasme'nin, oğlunu, hurma vereceği va'diyle yanma çağırırken yalan söylediği anlaşılır. Hz. Peygamber, O'na hareketinin yanlışlığını söyler ve kendisi aleyhine yalan söyleme günahı yazılacağını bildirir.[341] Yi­ne, kumasını kıskandırmak için yalan söyleyen bir kadına Hz. Peygamber, günah kazanacağını söyler.[342]
Hz. Hamza ile evli olan, Ensardan Havle bint Kays, amcasını ziyarete gelen Hz. Peygamber'den hadisler rivayet eder.[343] Bu zi­yaretlerde Hz. Peygamber'i dinleme imkanı bulunan kadınların, bilgilerini artırma yanında yanlışlarını da düzelttikleri anlaşıl­maktadır.
islâm için büyük sıkıntılar çekmiş ve sonunda da kocası Cafer b. Ebi Talib'i kaybetmiş olan Esma bint Umeys'e Hz. Peygam­ber'in, sıkıntılı zamanlarda okuyacağı bir dua öğrettiği rivayet edilmektedir.[344]
Her konuyu Hz. Peygamberle konuşanların yanında, bazı ko­nuları O'na hanımları vasıtasıyla soranlar da bulunmaktadır.[345]
Kadınların eğitim ve öğretimi derken, bununla sadece dinî bilgileri öğrenmelerini veya bugünkü tabirle ilmihal bilgilerini elde etmelerini kastetmediğini ifade etmeliyiz, islâm dini, dünya ve ahireti ayırmadan beraberce düşündüğü için bu görüşün eği­tim ve öğretime de yansıdığı gözükmektedir. Dinle ilgisi olmayan ve her insanı ilgilendiren konuların da kadınların eğitim ve öğre­timinde söz konusu olduğu anlaşılmaktadır. Genelde kaynakları­mızın ihmal ettiği bu tip konulardan bazı örnekler yine de zamanı­mıza kadar gelmiştir, ibn Kuteybe'nin kaydettiği üzere, koyunla­rının çoğalmasını isteyen bir kadın, bunu sağlayamadığını Hz. Peygamber'e açar, Hz. Peygamber koyunların rengini sorar ve siyah olduğunu öğrenir. Bu bilgileri aldıktan sonra Hz. Peygam­ber kadına: "Koyunlarının içine beyaz renkli koyunlar kat" diye tavsiyede bulunur.[346]
Bu çalışmamızın çeşitli yerlerinde de görüleceği üzere, Hz. Peygamber devri kadınlarından bazıları şiir, tıp, neseb ilmi vb. birçok konuda erkekleri geride bırakacak şekilde bilgili oldukları anlaşılmaktadır. Buna göre kadınlara, bu konularda kendilerini yetiştirme ortamlarının sağlandığı veya onların ilim konusunda engellenmediği açıkça görülmektedir. [347]

II. Kadınların Eğitim Ve Öğretime Katkıları

A- Hz. Aişe

"Erkeklerden kemale erenler çoktur. Kadınlardan Meryem bini îmran ve Fir'avn'ın hanımı Asiye'den başka kadınlar kemale ermedi. Âişe'nin kadınlara üstünlüğü, tiridin diğer yemeklere üs­tünlüğü gibidir."[348] ve "Bu soruyu senden başka ümmetimden hiç kimse sormadı"[349] diyen Hz. Peygamber, Hz. Âişe'nin kemaline işaret eder. Hz. Âişe'nin ilmî iktidarını ve büyüklüğünü herkes kabul etmektedir. "Âişe'nin insanların en bilgilisi"[350] olduğu görü­şünde olanların yanında, "... dinin öğrenilmesi ve onun müslü-manlara anlatılması..." konusunda O'na ortak olacak hiç kimse­nin bulunmadığı kanaatinde olanlar da bulunmaktadır.[351] Ayrıca O'nun, Hz. Peygamber'in sünnetini, Kur'an ayetlerini ve farzları (veya miras hukuku feraiz) en iyi bir şekilde bildiği ve görüşünde isabetli olduğu rivayet edilmektedir.[352] Bu sebeple pek çok insanın O'na başvurması yanında Hz. Peygamber'in ashabının en büyük­lerinin de O'na sorular yöneltip görüşlerim aldıkları anlaşılmak' tadır.[353]
Urve b. ez-Zubeyr, O'nun hakkında: "insanlar arasında Kur'ân'ı, farzı, helali, haramı, şiiri, Arap tarihim ve neseb ilmini Hz. Aişe'den daha iyi bilen hiç kimseyi görmedim"[354] derken haksız değildir.
Hz. Peygamber devrinde kadın eğitim ve öğretimine verilen önemi göstermesi ve ilminden başkalarının yararlanmasını orta­ya koyması bakımından Hz. Âişe'nin söz sahibi olduğu ilim dalla­rının dinî ilimlerle sınırlı olmadığını ifade etmeliyiz.
Hz. Âişe'nin Kur'ân'ı çok iyi bildiğini ve tefsirini en iyi yapan­lardan biri olduğunu söyleyebiliriz. O'nun kendisine bir Kur'ân yazdırdığını ve bazı ayetleri Hz. Peygamber'den işittiği şekilde, diğerlerinden farklı şekilde yazdırdığı rivayet edilmektedir.[355]
Hz. Âişe'nin ayetlerin daha iyi anlaşılmasına yardım eden nüzul sebepleri konusunda da önemli bilgiler aktardığı anlaşıl­maktadır.[356]
Hz. Âişe herhangi bir konuda görüş beyan ederken Kur'ân'dan delil getirir ve değişik şekillerde anlaşılan ayetler arasındaki ay­rılığı ortadan kaldıracak bilgiler verir. Nitekim o, Hz. Peygam­ber'in Allah Teala'yı görmediğini "Gözler Onu görmez... "[357] ayetim delil getirerek ifade ederken "Peygamber onu apaçık ufukta gör­müştür. "[358] ayeti ile "Andolsun ki Muhammed onu başka bir inişte de görmüştür."[359] ayetindeki zamirin (onu) Cebrail'i ifade ettiğini söyler.[360]
Hz. Peygamber'in gelen ayetlerden bazılarını tebliğ etmediği ve bazı insanların gelecekten haber verdikleri şeklindeki görüşle­ri, yine Kur'ân'dan ayetler okuyarak çürütür.[361]
Hz. Âişe, aynı manayı ifade etse de, Kur'ân'da yer alan ayetle­ri değiştirerek başka kelimelerle ifade etmeyi uygun bulmaz. Nitekim o," Hz. Peygamber'e "Hatemunnebiyyîn" yerine "ondan sonra nebi yoktur" demeyin" der.[362]
Iraklı bir araştırmacı Kur'ân'm nüzul sırası ile ilgili bilgi al­mak gayesi ile Hz. Aişe'ye başvurur. Hz. Aişe, onu bu konuda bilgi verir ve mushafinı çıkararak ona ayetler imlâ ettirir.[363] Bu ve buna benzer rivayetlere bakarak Hz. Aişe'nin, Medine dışındaki diğer müslümanlarm eğitim ve öğretimine de önemli katkıları olduğu söylenebilir.
Hz. Âişe'nin, Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer ve Hz. Osman devrinde fetva verdiği ve bunu ölünceye kadar sürdürdüğü rivayet edil­mektedir.[364] Diğer taraftan şer'î hükümlerin dörtte birinin ondan nakledildiği zikredilmektedir.[365] Urve b. ez-Zubeyr, O'nun îslâm hukuku alanında bilgili olmasının sebebini, Hz. Peygamberin eşi ve Hz. Ebu Bekir'in kızı olmasına bağlar.[366]
Ebu Muse'l-Eş'arî şöyle demektedir: "Hz. Peygamberin Asha­bı şüpheye düştükleri herhangi bir konuyu Aişe'ye sorsalar mu­hakkak O'nda buna dair bir bilgi bulurlardı."[367] Ebu Musa'nın da O'ndan gusulle ilgili bilgiler aldığı rivayet edilir. Bilhassa O, ka­dınların hayz (aybaşı hali) dan temizlenmesi ile ilgili çok önemli açıklamalar yapar.[368] Onun bu konuda Hz. Peygamber devrinde Öğretmenliğe başladığım söyleyebiliriz. Bir kadın, Hz. Peygam-ber'e hayzden nasıl temizleneceğini sorar. O da anlatır, fakat ka­dın anlamaz. Hz. Aişe, onu bir kenara çeker ye ona nasıl temizle­neceğini öğretir.[369]
el-Buhari, Hz. Âişe'ye yahudi bir kadının da gelip bir şeyler sorduğunu kaydeder.[370]
islâm hukukunun diğer dallarında olduğu gibi, feraiz (miras hukuku) hakkında da Sahabîlerin büyüklerinin ondan bilgi aldık­ları rivayet edilmektedir.[371]
Hz. Aişe'nin, hadis ve sünnetin daha sonraki nesillere doğru aktarılması ve doğru anlaşılması konusunda hiçbir insana nasip olmayan hizmetler yaptığım söyleyebiliriz. Şimdilik O'nun, Hz. Peygamber'den 2210 hadis rivayet ettiği bilinmektedir.[372]
Hz. Ömer ve Hz. Osman gibi büyük sahabilerin sünnet (Hz. Peygamberin söz, davranış ve kabulleri) konusunda Hz. Aişe'ye başvurdukları ve O'ndan bilgi aldıkları bilinmektedir.[373] Hz. Aişe pasif bir eğitici olarak kalmaz. O, kendisine başvuru olmasa da yapılan yanlışlıklara müdahele ederek, Hz. Peygamber'in vefatın­dan hemen sonra islâm'ın yanlış anlaşılıp ve yanlış aktarılmasını önlediği gibi islâm dünyasında tenkit (istidrak) fikrinin gelişme­sine de büyük katkılar yapar. Hz. Ömer ve oğlu Abdullah, Hz. Pey­gamber'den, ailesinin ağlamasının, Ölünün azap edilmesine sebep olacağı anlamında bir hadis rivayet ederler. Hz. Aişe,onların ya­nıldıklarını ifade eder ve günahkar bir insanın ardından ağlayan ailesine uğrayan Hz. Peygamber'in: "Bunlar ağlıyorlar, ama ölü­leri elbette hata ve günahın karşılığını görecektir" dediğim rivayet ederek yapılan yanlışlığı düzelttikten sonra "Hiç bir günahkâr başkasının günahını çekmez"[374] ayetini delil olarak getirir.[375]
Ibn Ömer'in, Hz. Peygamber'in Bedir savaşında ölen Mekkeli müşrikler hakkında "Onlar dediklerimi işitir" dediğini rivayet et­tiğini duyan Hz. Âişe, bu hadisin böyle olmadığını, Hz. Peygam­berin; "Onlar, kendilerine söylediklerimin doğru olduğunu elbet­te şimdi bilecekler" dediğini söyler ve "Bil ki sen, ölülere işittire-mezsin"[376] ayetini de delil olarak getirir.[377] Yine Hz. Aişe, gusleder­ken kadının saçlarının Örgülerini bozması gerektiğini söyleyen Ibn Ömer'in bu görüşüne karşı çıkar ve buna gerek olmadığını söyler.[378]
İbn Abbas, Basra'da, hedy (Hacca gitmeyen bir kimsenin Mekke'de hac zamanında kesilmek üzere gönderdiği kurbanlık) gönderen bir kimsenin ihrama girmesi gerekeceği şeklinde fetva verir. Hz. Âişe'den durum sorulunca bu fetvanın yanlış olduğunu söyler.[379]
Ebu Hureyre'nin Hz. Peygamberden "Uğursuzluk, ev, kadın ve attan olur" diye bir hadis rivayet ettiğini duyan Hz. Âişe, buna çok kızar ve" Allah'a yemin olsun ki Hz. Peygamber bunu söyleme­di. O, cahiliye devri insanlarının böyle bir düşüncede olduklarını söyledi" dedikten sonra "Yeryüzünde vuku bulan ve sizin başınıza gelen herhangi bir musibet yoktur ki biz onu yaratmadan Önce bir kitapta yazılmış olmasın, şüphesiz bu Allah'a göre kolaydır"[380] ayetini okur.[381] Birgün Ebu Hureyre Medine mescidinde Hz. Âişe'nin odasına yakın bir yerde oturur ve hadis rivayet eder. Fakat rivayet ettiği hadislerde yanlışlıklar yapar. Bunları duyan Hz. Âişe, yaptığı yanlışlıkları Ebu Hureyre'ye söylemek istediği­ni, fakat teşbihini bitirmeden ayrıldığı için O'na, bunları söyleme imkanı bulamadığını yeğeni ve talebesi Urve b. ez-Zubeyr'e anla­tır.[382] Ebu Hureyre, cünüp sabahlayan kimsenin o gün oruç tuta­mayacağı şeklinde bir fetva verir. Hz. Âişe ve Ummu Seleme, Hz. Peygamberi cünüp olarak sabahladığı halde orucunu tuttuğunu söyleyerek verilen fetvanın yanlışlığını ortaya koyarlar.[383]
Hz. Aişe'nin, bazı kimselere kırgın olduğu için veya başka bir sebeple bu tenkitleri yaptığını söylemek yanlış olur. O, sadece Kur'ân ve sünnetin yanlış anlaşılmasını önlemek, doğruları orta­ya koymak ve müslümanlarm yanlışlıklara düşmesini önlemek için bu haklı tenkitleri yöneltmiştir diyebiliriz. Nitekim bir gün Ebu Hureyre Hz. Peygamber'den bir hadis rivayet ederken Abdul­lah b. Ömer O'na: "Sen Hz. Peygamberden çok hadis naklediyor­sun, bu rivayet ettiğin hadisler konusunda dikkatli ol" diyerek elinden tutup Hz. Âişe'ye götürür. Hz. Âişe, Ebu Hureyre'nin rivayet ettiği bu hadisin doğru olduğunu "Ebu Hureyre doğru söyle­miştir," diyerek ifade eder.[384]
Hz. Aişe'nin, yanlışlığı kim yaparsa yapsın korkmadan eleş­tirdiğini, halife (devlet başkanı) olduğu sırada Hz. Osman'ı tenkit etmesi göstermektedir.[385]
Hz. Âişe'nin, vaaz yaparken dikkat etmesi gereken hususla­rın neler olduğunu Medine vaizi olan îbn Ebi's-Saib'e söyleyerek onun yanlışlıklarını düzelttiği nakledilmektedir.[386]
Hz. Âişe'nin yaptığı tenkit ve düzeltmeleri islâm alimleri müstakil «kitaplarda toplamaya çalışmışlardır. Bunlar arasında Bedru'1-din ez-Zerkeşınin el-îcabe li İradi Ma's Tadrekethu Âişe ala's-Sahabe adlı eserinin oldukça önemli olduğu anlaşılmakta­dır.[387]
ez-Zerkeşî'nin bu eserini okuduktan sonra şunu söyleyebili­riz: Eğer Hz. Âişe, tenkitleri ile yapılan yanlışlıkları düzeltmesey-di bu yanlışlıkların sürmesi ve bunlara yenilerinin eklenmesi ka­çınılmaz olacaktı. Çünkü Kur'ân ve hadise yanlış metodlarla yak­laşıldığı zaman ister istemez yanlış sonuçlar çıkacaktır. Hz. Âişe'nin bilhassa kadınların aleyhine yorumlanan ayet ve hadis­leri doğru açıklaması[388] ayrı bir önem arz etmektedir.
Hz. Âişe'nin büyük talebelerinden olduğu anlaşılan ve hicrî 153 tarihinde ölen Amre bint Abdirrahman b. Sa'd b. Zurare'nin hocasından hadisler rivayet ettiği ve Hz. Aişe'den öğrendiği bilgi­leri daha sonrakilere aktardığı ifade edilmektedir.[389]
Hz. Âişe'nin kaz öğrencileri arasında yetim bir kız olan Su-meyte ei-Leysiyye,[390] Ümmü Külsüm bint Ebi Bekir,[391] Hz. Âişe'den hadis ezberlediği açıkça zikredilen Safiyye bint Şeybe,[392] Muhammed b. Ebi Bekir'in kızları ve daha başka kızlar sayılabi­lir.[393]
Hz. Âişe'nin erkek öğrencilerinin başında kız kardeşi Esmâ'nın oğlu Urve b. ez-Zubeyr'i zikredebiliriz. Çok hadis bilen ve güvenilir bir muhaddis olan Urve'nin aynı zamanda büyük bir hukukçu ve tarihçi olduğu rivayet edilmektedir.
Sahabilerden sonra Medine'nin en büyük alimlerinden ve devrinin en iyi hukukçularından Said b. el-Museyyeb'in hocaları arasında Hz. Aişe'nin adını da görmekteyiz.
el-Muvatta isimli eserin yazarı Malik b. Enes'in hadis rivayet ettiği Alkame b. Ebi Alkame, Kur'ân'ı en iyi okuyan kişilerden ol­duğu için Kureyş'e imamlık yapan Zekvân (Ebu Amr), Ebu Yunus ve Ebu's-Saib (Osman)'m Hz. Aişe'nin azatlı köleleri oldukları ve ondan hadis rivayet ettikleri anlaşılmaktadır.[394]
îbn Ebi Atik ve el-Kasım b. Muhammed'in Hz. Aişe'nin yanın­da hadis öğrendikleri rivayet edilmektedir.[395]
Medine dışından Hz. Âişe'ye ilim Öğrenmek gayesiyle gelen­ler bulunduğu anlaşılmaktadır. Havazin kabilesinin mevlası ve aslen Mısırlı olan Salim Sebelan'ın Hz. Peygamberin hanımları­na gitmek için yolculuk yaptığı ve Hz. Âişe'den hadis rivayet ettiği[396] ve yine Abdullah b. Şihab el-Havkanî isimli bir kişinin Hz. Âîşe'ye misafir olduğu rivayet edilmektedir.[397] Mezhic kabile­sinden olan ibrahim b. Yezid b. el-Esved en-Nehaî ve aynı kabile­den Abdurrahman b. el-Esved b. Yezid'in çocukken ve daha sonra­ları Hz. Âişe'den ilim aldıkları anlaşılmaktadır.[398]
Hz. Ömer, Ebu Hureyre, Abdullah b. Ömer, Abdullah b. Ab-bas, Ebu Musal-Eş'arî gibi sahabiler başta olmak üzere Hz. Âişe'den hadis rivayet eden kişilerin 200 den çok olduğu zikredil­mektedir.[399]
iyi bir eğitimci ve öğretmen olan Hz. Aişe, çocukların eğitim ve öğretiminde şiirin önemine işaret ederek, onlara şiir öğretme­nin, konuşmalarına güzellik kazandıracağını söyler. Şair Lebid'e ait bin beyt rivayet edebileceğini söyleyen Hz. Âişe, babasının has­talığı sırasında şiir söyleyerek bu kabiliyetini de ortaya koyar.[400]
Hz. Âişe'nin, Cemel savaşında orduya yaptığı konuşma ile, hi­tabet dalında da başarılı olduğu ve Arapçayı kullanmadaki ustalı­ğını [401]ortaya koyduğu rivayet edilerek, O'nun fesahatından öv­güyle bahsedilir.[402]
Kısaca Hz. Âişe'nin,tefsir, hadis, fıkıh ve feraiz dallarında sö­zü dinlenir bir ilmî şahsiyete sahip olduğu ve.neseb, tarih, siyer, tıp, astronomi, şiir, hitabet, eğitim ve siyaset alanlarında da bilgi sahibi bir insan olduğu söylenebilir.[403]
Hz. Âişe'nin, toplumda hakkı olduğu yeri elde ettiği, sözü din­lenir ve görüşüne itibar edilir bir insan olduğu anlaşılmaktadır. Hilafetinin sonunda Hz. Osman'ın, Medine'yi basan ve evini kuşa­tan işgalcileri yatıştırması için Hz. Âişe'ye başvurduğu fakat Hz. Âişe'nin sesini çıkarmadığı rivayet edilmektedir.[404] Muaviye'nin Hicaz valisi Mervan, Medine'de hutbe okurken, Yezid b. Muavi-ye'ye babasından sonra beat edilmesini isteyince Abdurrahman b. Ebi Bekir, karşı çıkar. Vali, O'nu cezalandırmak için yakalan­masını emredince Abdurrahman kız kardeşi Hz. Âişe'nin evine sı­ğınır ve artık vali de ona birşey yapamaz.[405]

B- Ümmü Seleme

Ümmü Seleme'nin islâm'a girişi ve bu uğurda çektiği sıkıntı­lara yukarıda yer verdik. Şimdi O'nun Hz. Peygamber'den öğren­diklerini insanlara aktarması ile ilgili çalışmaları üzerinde dur­mak istiyoruz. .
Ümmü Seleme'nin İslâm'a ilk yıllarda girmesi, kocasının ölü­münden sonra Hz. Peygamberle evlenmesi, zekası ve öğrenme ar­zusu O'nun dinî konularda bilgi sahibi olmasını sağlamıştır diye­biliriz. Bu sebeple O'nun, İslâm'ı en iyi bilen kadınlar arasında ol­duğunu söyleyebiliriz.
Ümmü Seleme'nin Kur'ân'm muhtevasını çok iyi bildiği, Hz. Peygamber'e yönelttiği sorulardan-anlaşılmaktadır.[406] O, hem Kur'ân hem de hadisler hakkında Hz. Peygamber'e sorular yö­neltip anlayamadığı hususların açıklığa kavuşmasını sağlar ve bunları diğer müslümanlara öğretmekle de islâm'ın daha iyi anla­şılmasına yardımcı olur.
Ümmü Seleme, Hz. Peygamber'den [407]hadis rivayet ederek en çok hadis rivayet eden kadın olan Hz. Âişe'den sonra ikinci sıra­da yer alır.[408]
el-Belazurî, Ümmü Seleme'nin okuma bildiğini fakat yazı yazmadığını kaydeder.[409]
Ümmü Seleme'nin kadın öğrencilerinin başında kendi-kızı Zeyneb'i söyleyebiliriz.[410]
İbn Şebbe, seçkin kadın olarak zikrettiği Cesre'nin Ümmü Seleme ile beraberliğini ve O'ndan hadis rivayet ettiğini kayde­der.[411] İbn Hanbel'in Müsned'ine baktığımız zaman Ümmü Sele-me'den hadis alan kadın sayısının yirmiye yakın olduğunu gör­mekteyiz.[412]
îbn Hanbel, Hz. Peygamberin ashabından bir grup insanın Ümmü Seleme'ye başvurup ondan hadis öğrendiklerim kayde­der.[413] Bu genel ifadenin yanında Abdurrahman ve Hz. Ömer gibi büyük sahabilerin de O'ndan bazı bilgiler aldıkları anlaşılmakta­dır.[414]
îbn Abbas ve Ebu Hureyre, kocası öldükten sonra doğum ya­pan kadının iddeti konusunda fikir ayrılığına düşerler ve bunu Ümmü Seleme'ye sorarlar. Ümmü Seleme, bu konuda Hz. Pey-gamber'in uygulamasını söyleyerek fikir ayrılığını ortadan kaldı­rır.[415]
Ümmü Seleme'nin erkek öğrencileri arasında, güvenilir bir alim olduğu ve çok hadis bildiği rivayet edilen Süleyman b. Yesar (öl:107 h),[416] devrinde Medine'nin büyük alimlerinden biri olan Said b. el-Museyyeb (öl:94 h.),[417] Ümmü Seleme'nin yeğeni (kız kardeşi Kureybe'nin oğlu) Abdullah b. Abdirrahman b. Ebi Bekir,[418] Ümmü Seleme'nin kardeşi Âmir,[419] fıkıh ve hadis konu­sunda güvenilir bir alim ol'duğu nakledilen Ebu Seleme b. Abdir­rahman b. Avf (öl: 94 h.)[420] zamanında Medinelilerin imamı (kari) Ebu Meymune ve çok hadis bildiği ve güvenilir bir insan olduğu ifade edilen Abdullah b. Rafı gibi önemli simalar yer almakta­dır.[421]
Mervan b. el-Hakem'in: "Aramızda Hz. Peygamberin hanım­ları varken başkasına nasıl soru sorarız..." dediği ve Ümmü Sele-me'ye bilgi almak üzere adam gönderdiği rivayet edilmektedir.[422]
İkindi namazından sonra iki rekat nafile namaz kılınıp kılı-namıyacağı konusunda Hz. Âişe'ye soru sorulunca o, bu konuda Ümmü Seleme'nin bilgisi bulunduğunu ve bu konunun ona sorul­masını ister. Ümmü Seleme bir gün Hz. Peygamber'in ikindi na­mazından sonra kıldığı iki rekat namazın sebebini sorar. Hz. Pey­gamber de gelen elçiler sebebiyle kılamadığı öğle namazının son iki rekatı olduğunu söyler. Bu rivayeti nakleden Ümmü-Seleme, ikindi namazından sonra nafile namaz konusunu böylece çözer.[423]
Ümmü Seleme'nin, ayet ve hadislerin yanlış^anlaşılmasını önleyen ve yapılan yanlışlıkları ortaya koyan Hz. Aişe'nin yanın­da yer aldığı ve ona destek olduğu anlaşılmaktadır. Nitekim yuka­rıda yer verdiğimiz, ramazan ayında cünüp sabahlayan müslü-manlarm o gün oruç tutamayacağı şeklindeki Ebu Hureyre fetva­sına Ümmü Seleme de karşı çıkar.[424]
Ümmü Seleme'nin bilhassa kadınları ilgilendiren konularda çok hassas olduğu söylenebilir. Bu konularda O'nun zaman za­man Hz. Peygamber'e sorular yönelttiği rivayet edilmektedir.[425]
Hz. Peygamber devrinde kadınlara ait dinî konularla yakın­dan ilgilenen [426]Ümmü Seleme, Hz. Peygamber'den sonra bu konularda fetva veren ve görüşüne başvurulan önemli bir kimse haline gelir.[427]
Hıms şehrinden [428]olan bir grup kadının Ümmü Seleme'ye başvurup ondan kendilerini ilgilendiren bazı konularda bilgiler aldıkları ifade edilmektedir.[429]
Ümmü Seleme'nin, kadının hayızdan temizlenmesi ve hayz süresi ile ilgili çok önemli açıklamalar yaptığı anlaşılmaktadır. [430]Yine o, kadm-erkek ilişkileri, kadının giyimi ve Hz. Peygamber devri kadınlarının mescide davamlan gibi konularda Hz. Pey­gamber'in görüşlerini sonraki nesillere aktanr.Ümmü Sele­me'nin Hz. Peygamber hakkında yaptığı açıklamalar da son dere­ce önemlidir denebilir.[431]

C- Diğer Kadınlar

Eğitim ve öğretime katkıları olan sahabî kadınların başında Hz. Aişe ve Ummu Seleme'den sonra, Hz. Peygamber'in diğer ha-mmlanmn geldiğini söyleyebiliriz. Herhangi bir dinî konuda bilgi edinmek isteyen kimselerin, Hz. Peygamber'in hanımlarına baş­vurdukları kaydedilmektedir.[432]
Hadis kitaplarında ve diğer kaynak eserlerde yer alan Hz. Peygamber'in hanımlarından alınmış rivayetler, onların bu saha­da yaptıkları hizmetleri gösteren en açık delillerdir denebilir.
Hz. Peygamber'in eşlerinden olan Meymune bint el-Haris'in azatlı köleleri Ata b. Yesar ve Süleyman b. Yesar'm devirlerinin ileri gelen âlimlerinden oldukları rivayet edilmektedir.
Tabakat kitapları incelendiği zaman, ilim sahibi büyük sahabîlerin azatlılarının en önemli özelliklerinin, ilimde yüksek seviyelere çıkmaları olduğu görülür. Bunda, onların şahsî kabili­yetleri yanında, kendilerini hürriyete kavuşturan insanların önemli katkıları olduğu söylenebilir. Nitekim Atâ ve Süleyman'ın Meymune'den hadis aldıkları anlaşılmaktadır.[433]
Güvenilir bir âlim olduğu ve çok hadis bildiği rivayet edilen Meymune bint el-Haris'in kız kardeşi, Berze'nin oğlu olan Yezid b. el-Esam'ın teyzesinden hadis aldığı ifade edilmektedir. Yezid Rakka'da yerleşir ve bildiklerini talebelerine aktarır.[434]
Meymune'nin erkek kardeşinin oğlu olan Abdurrahman b. es-Saib el-hilalî, O'ndan hadis rivayet edenler arasındadır.[435]
Meymune'nin yapılan bazı yanlışlıkları da düzelttiği anlaşıl­maktadır. Nitekim Abdullah b. Abbas'm, eşinin aybaşı halinde onunla aynı yatakta yatmadığını öğrenen Meymune, bunun sün­nete aykırı olduğunu ve Hz. Peygamberin hayızlı hanımıyla aynı yatakta kadının sadece dizlerine kadar kapattığı bir elbise içinde beraber yattığını söyler.[436]
el-Buharî, içine fare düşen yağ konusunda Hz. Peygamberin verdiği fetvayı Ibn Abbas'm Meymune'den rivayet ettiğini kayde­der.[437]
Meymune'nin teyzesi olduğu için Abdullah b. Abbas'm yetiş­mesinde rolü olduğunu söyleyebiliriz. Abdullah'ın, teyzesi Mey-mune'nin yanına Hz. Peygamberin vefatından önce de gittiği, hatta bazı gecelerde O'nun evinde kaldığı ve böylece Hz. Peygam­beri yakından izleme imkanını bulduğu anlaşılmaktadır.[438] Za­ten Meymune'den gelen hadislerin çoğunu Abdullah b. Abbas, bi­ze aktarmaktadır.[439]
Meymune, Hz. Peygamberin abdest alması, gusl yapması ve kadınların temizliği ile ilgili konularda rivayetler nakletmekte­dir.[440]
Hz. Peygamberin eşlerinden biri olan Cuveyriyye bint el-Ha-ris, ezberlediği hadisleri rivayet ederek ilme hizmet eder.[441]
Hac için Hicaz'a gelen ve dönüşte Medine'ye uğrayıp Safiyye bint Huyeyİn huzuruna bazı konularda bilgi almak üzere giren Suheyre bint Ceyfer, Safiyye'nin yanında Kufeli bir grup kadının ondan, kadın-erkek ilişkileri, hayz ve içecekler hakkındabilgi al­dıklarını rivayet eder.[442]
Hz. Peygamberin eşlerinden biri olan Ummu Habibe bint Ebi Sufyan, Hz. Peygamber'den hadis rivayet eden kadınlardır. O'ndan kızı Habibe, kardeşleri Muaviye ve Utbe, kardeşinin oğlu Abdullah b.Utbe, kız kardeşinin oğlu Ebu Sufyan b. Said b. el-Mu-ğire, azatlı köleleri Salim b. Seval ve Ebu'l—Cerrah, Safîyye bint Şeybe, Zeyneb bint Ebi Seleme, Urve b. ez-Zubeyr ve Ebu Salih gi­bi ravilerin hadis aldığı anlaşılmaktadır.[443]
Bu ravîler arasında olan birinci Emevî halifesi Muaviye b. Ebi Sufyanin, bilhassa Hz. Peygamber hakkında Ummu Habibe'den bilgi alması dikkat çekicidir.[444]
Ibn Asakir, Ummu Habibe'den on iki kişinin hadis aldığım kaydeder.[445]
Okuma ve yazma bilen Hafsa bint Ömer'den altmış kadar ha­dis rivayet edildiği kaydedilmektedir.[446] Genç sahabi hukukçula­rından ve iyi bir hadisçi olduğu rivayet edilen Abdullah b. Ömer'in, kız kardeşi Hafsa'dan hadis aldığı anlaşılmaktadır.[447]
Sahabi kadınların, Hz. Peygamber'den öğrendiklerini ve gör­düklerini insanlara aktarma konusunda üzerlerine düşen sorum­lulukları yerine getirmeye çalışarak eğitim ve öğretime en güzel şekilde katkıda bulunduklarını söylenebilir.
Bu devrin en önemli ilim öğrenme metodlarından biri olan soru-cevap yolu ile, isteyen herkes onlardan bilgi alır.[448] Dinin doğru öğretilmesinde ve zamanla ortaya çıkan yeni problemlerin çözümünde bu kadınların çok önemli görevler yaptıkları anlaşıl­maktadır.
Hz. Peygamber'den hadis öğrenen Hayre bint Ebi Hadra el-Eslemî (Ummu'l-Derda)'mn zeki bir kadın olduğu ve tabiundan (ashaptan sonraki nesil) bir grup insanın, O'ndan hadis aldığı ifade edilmektedir.[449] Abdurrezzak, Emevî halifesi Abdulmelik b. Mervan'm, eşlerinin eğitim ve öğretimi için Ummu'd-Derda'yı özel hoca olarak evine getirttiğini ve O'nun da bu kadınlara Hz. Peygamber hakkında bilgiler verdiğini kaydeder.[450]
Şam'da vefat ettiği rivayet edilen Ummu'd-Derdâ'nm, hadis ve diğer konularda sahip olduğu bilgileri Medine dışına taşıyan­lardan biri olduğu ve ilmin yayılmasını sağladığı söylenebilir.[451]
Dımaşk'a yerleşen ve burada mal mülk sahibi olan bir başka kadın sahabî de Umeyme bint Abd b. Bicad'dır. Yukarıda kendi­sinden bahsettiğimiz Rukayka bint Huveylid'in kızı olan Umey-me'nin, Dımaşk'ta ilmî faaliyetlerde bulunduğu anlaşılmaktadır.
Umeyme'nin kabilesinden olan ve kendisinden hadis- rivayet eden M

_________________


Elif gibi yalnızım,
Ne esrem var, ne ötrem.
Ne beni durduran bir cezmim,
Ne de bana ben katan bir şeddem var.
Ne elimi tutan bir harf,
Ne anlam katan bir harekem...
Kalakaldım sayfalar ortasında.
Bir okuyan bekledim,
Bir hıfzeden belki...
Gölgesini istedim bir dostun med gibi…
Sızım elif sızısı...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://kutluforum.bedavaforum.biz
@bdulKadir
Adminstratör
avatar

Mesaj Sayısı : 6247
Rep Gücü : 10014055
Rep Puanı : 97
Kayıt tarihi : 17/03/09
Yaş : 54
Nerden : İzmir

MesajKonu: Geri: ASRI SAADETTE KADIN VE AİLE HAYATI..Rıza Savaş..kitabın tamamı   Perş. Ocak 27, 2011 12:16 pm

Dımaşk'a yerleşen ve burada mal mülk sahibi olan bir başka kadın sahabî de Umeyme bint Abd b. Bicad'dır. Yukarıda kendi­sinden bahsettiğimiz Rukayka bint Huveylid'in kızı olan Umey-me'nin, Dımaşk'ta ilmî faaliyetlerde bulunduğu anlaşılmaktadır.
Umeyme'nin kabilesinden olan ve kendisinden hadis- rivayet eden Muhammed b. el-Munkedir'den Malik b. Enes hadis almış­tır. Muaviye b. Ebi Sufyan'la çok iyi diyalogu olduğu anlaşılan Umeyme'nin, ölüm döşeğinde de Muaviye'nin başucunda olduğu rivayet edilir.[452]
Hz. Peygamber devrinde ve daha sonraki devirlerde yetişen alimlerin eğitim ve öğretimlerinde kadınların katkılarını da dü­şünmenin gerekliliğine işaret etmeliyiz. Abdullah b. Abbas'ın ye­tişmesinde, Hz. Hatice'den sonra ilk inanan kadın olduğu rivayet edilen annesi Ummu'l-Fadl'm katkıları olduğu anlaşılmakta­dır.[453]
Diğer yandan iki kıbleye namaz kıldığı rivayet edilen, Zeyneb bint Kays b. Mahreme b. el-Muttalib'in hürriyete kavuşturduğu mevlasınm oğlu es-Suddî, büyük müfessirlerden kabul edilir, es-Suddî'nin yetişmesinde Zeyneb'in katkılarının olduğu da düşünü­lebilir.[454]
Benu Esed'den olan Ummu Yakub isimli bir kadının, büyük müfessir Abdullah b. Abbas'la tartışacak kadar Kur'ân'm muhte­vasına hakim olduğu anlaşılmaktadır.[455]
Hz. Peygamber'den Öğrendiklerini Medine dışına taşıyan ve islâm alemine yayılmasını sağlayan kadınlardan birinin de Um-mü Atiyye olduğu söylenebilir. Hz. Peygamberle diyalogu çok iyi olan Ummu Atiyye'nin Hz. Peygamber devrinde kadın cenazeleri yıkayanlardan olduğa ve bu konuda ashap ve daha sonraki nesil­lere bilgiler aktardığı rivayet edilir. Basra'ya gelip yerleşen bu ka­dından, Enes b. Malik, Muhammed b. Şirin ve Hafsa bint Şirin gibi önemli simaların hadis aldıkları kaydedilmektedir.[456]
Esma bint Ebi Bekir, rüya tabiri konusunda uzman olan ba­basından Öğrendiği bilgileri yukarıda kendisinden bahsettiğimiz Said b. el-Museyyeb'e öğretir.[457]
Yine rüya tabiri konusunda Hz. Ebu Bekir'in eşi Esma bint Umeys'in söz sahibi olduğu, Hz. Ömer'in rüya tabirleri konusunda O'na başvurduğu ve rüyalarının açıklamasını O'ndan öğrendiği anlaşılmaktadır.[458]
Hz. Ebu Bekir'in terbiyesi altında yetişen Ümmü Sa'd bint Sa'd b. er-Rebi isimli bir kadın öğretmenin, torunu ile beraber baş­ka çocuklara da Kur'an öğreterek onların eğitim ve öğretimini yü­rüttüğü anlaşılmaktadır.[459]
Ümmü Hani bint Ebi Tatib'den, Hz. Alî ibn Abbas, Mucahid, îkrime, Urve, Ata ve eş-Şa'bî gibi çok ünlü kişi ve âlimlerin hadis aldıkları ifade edilmektedir.[460]

Üçüncü Bölüm

ÇALIŞMA VE TİCARET HAYATINDA KADIN

I. Zanaatkârlık Ve El İşleri

Kadının fizikî bakıdan erkeğe göre daha narin olduğu, buna kadının kemiklerinin ve beyninin ağırlığının da dahil olduğu ifade edilmektedir.[461]
Kadınların, bazı ağır işler yerine, el işleri ve maharet isteyen ince işleri, erkeklerden daha iyi yaptıkları bilinmektedir.
Hz. Peygamber devrinde kadınların, çalışma hayatında, özel­likle özel beceri gerektiren el işlerinde faal olarak çalıştıkları anlaşılmaktadır. Hz. Peygamberin hanımlarından olan Zeyneb bint Cahş'ın deri tabakladığı ve bunları kullanılabilecek hale getirmek için diktiği rivayet edilmektedir.[462] Yine Esma bint Umeys'in de ay­nı beceriye sahip olduğu kaydedilmektedir.[463] Kadınların, evciller kadar vahşî hayvan derilerini de işledikleri ve bunlardan kocala­rına elbiseler yaptıkları anlaşılmaktadır.[464] Bu devirde tabaklan­mış deriden, elbise, ayakkabı, mest, üzerinde oturmak için sergi, yatak, minder ve yastık yüzü, sıvı veya katı yiyecekleri koruyan kaplar ve savaş ve barışta çok yaygın olarak kullanılan su kırbası gibi eşyalar yapıldığı düşünülürse, dericiliğin önemi daha iyi an­laşılır.
Dericilik yaptığını tahmin ettiğimiz Rayta bint Abdillah, Hz. Peygamber'e: "Ya Rasûlallah ben zanaatkar bir kadınım, kocamın (Abdullah b. Mes'ûd) ve çocuğumun bir şeyleri yok; zanaatım­la elde ettiğim ürünleri satıyorum" der ve ailesine yaptığı harca­malarının, sevabı olup olmadığını da sorar. Hz. Peygamber, ona: "Onlara yaptığın harcamalarda sana elbette sevap vardır" diye cevap verir.[465]
Beceri gerektiren mesleklerden biri de hiç şüphesiz terzilik­tir. Kadınların bu dalda erkeklere göre daha başarılı olabilecekle­ri kabul edilmektedir.[466] Hz. Peygamber devri Arap yarımadası ka­dınlarının, işe ip imalatından başladıkları, sonra bundan kumaş ve elbiseler ürettikleri anlaşılmaktadır. Medine'de ip imali için kullanılan aletlerden bahsedilmektedir.[467] Hz. Aişe: "Kadının elin­deki ip eğirme aletinin (eğirmeç), Allah yolundaki mücahidin elin­deki mızraktan daha güzeldir" der.[468] Çünkü bu, toplumun çok önemli bir ihtiyacını karşılamaktadır.[469]
Arap yarımadasının güneyinde ve kuzey batısında, dokuma tezgahları olduğu ve kadınların buralarda kumaş ürettiği anlaşıl­maktadır.[470]
Bir kadın, kendi eliyle özel olarak imal ettiği hırkayı Hz. Pey-gamber'e hediye ederken "Ya Rasûlallah bu hırkayı elimle doku­dum ve sana giydirmek için getirdim" der.[471] Küçük çapta da olsa Medine'de de dokuma tezgahlan vardı diyebiliriz.[472]
Hadramut'u bir kadın, Hz. Peygamber için diktiği bir elbiseyi oğluyla ona gönderir.[473] Ebu Nuaym, Hz. Âişe'nin kendi iç çamaşı­rını (uzun klot, don) diktiğim kaydetmektedir.[474] Kadınların ailede eskiyen elbiseleri yamaladıkları ve tamirini yaptıkları anlaşıl­maktadır. Yine Hz. Aişe'nin, Hz. Peygambere de bir hırka diktiği gelen rivayetler arasındadır.[475]

II. Tıbbî Hizmetler

Hz. Peygamber devri savaşlarında kadınların, önemli tıbbî hizmetler yaptıkları bilinmektedir.
Medine'de barış zamanlarında da bu hizmetleri yürüten kadınlar bulunmaktadır, islâm tarihinin ilk resmî hastahanesi diyebileceğimiz bir çadırın, Hz. Peygamber'in mescidi içinde bu­lunduğu ve burada hicretten sonra bey'at ederek İslâm'a giren Eş­lem kabilesinden Kuaybe bint Sa'd'm hastaları^ve yaralıları tedavi ettiği kaydedilmektedir. Esasen Kuaybe'nin aç, kimsesiz ve bakıma muhtaç kimselerle de ilgilendiği ifade edilmektedir. Hendek savaşında yaralanan Sa'd b. Muaz'm da bu çadırda Kuay­be tarafından tedavi edildiği mevcut rivayetler arasındadır.[476]
ilk müslümanlar arasında yer alan ve kocası Cafer b. Ebi Ta-lib ile beraber Habeşistan'a hicret eden, zeki, görgülü ve tecrübeli bir kadın olan Esma bint Umeys'in de iyi bir doktor olduğunu söy­leyebiliriz. Ummu Seleme, Esma bint Umeys'in Hz. Peygamber'e "Hindistan ve Yemen'den getirilen bitkiler ve zeytin yağı ile bir ilaç" yaptığını söyler. Bu rivayette, Esmâ'mn, bu ilacın yapımını Habeşistan'da öğrendiği de ifade edilmektedir.[477]
Esma bint Umeys'in daha başka bitkilerden de ilaçlar yaptığı rivayet edilmektedir.[478] Hz. Peygamber vefat ettiği zaman bazıları O'nun sağ olduğunu söylerken, Esma elini Hz. Peygamber'in iki omuzu arasına koyarak muayene ettikten sonra "Rasûlullah sal-lallahu aleyhi ve sellem vefat etmiştir..." diyerek bu konudaki şüp­helere son verir.[479] Bu rivayet, Esmanın tıbbî konulardaki bilgilerine güvenildiğini göstermesi yanında onun, kalp atışlarım dinle­mek istemiş olabileceğini de ifade eder.
Esma gibi Habeşistan'da kalmış olan Ummu Seleme'nin de bazı tıbbî konularda bilgi sahibi olduğuna işaret edilmektedir.[480]
Uhud Savaşında ağır bir şekilde yaralanan Şemmas b. Os­man el-Mahzumî'nin, önce Hz. Âişe'nin sonra da akrabası olduğu için Ümmü Seleme'nin evine taşındığı rivayet edilmektedir.[481] Eğitim bölmünde tıbbî konulardaki bilgisine işaret ettiğimiz Hz. Âişe, yattığı zaman korkunç şeyler (hayaletler) gören bir kıza, bazı tavsiyelerde bulunur.[482]
Hz. Aişe'nin kız kardeşi Esma bint Ebibekir'in, tedavi için ya­nına getirilen hummalı kadın hastaları, soğuk su ile tedavi ettiği anlaşılmaktadır.[483]
Hz. Peygamber devrinde, bazı hastaları dualar okuyarak te­davi etme yolunun da izlendiği anlaşılmaktadır. Cahiliye devrin­de de yapılan bu işe Rukye denmektedir.[484]
Bir yahudi kadın, hastalanmış olan Hz. Âişe'ye rukye yapar­ken Hz. Ebubekir içeri girer ve "Allah'ın kitabı ile rukye yap" der.[485] Cahiliye devrinde rukye yaparak hastaları tedavi eden Kureyşli eş-Şifa bint Abdillah, müslüman olduktan sonra, yaptığı rukyeyi Hz. Peygamber1 e anlatır. Onun bu şekilde yaptığı tedaviye müsa­ade eden Hz. Peygamber, bunu eşi Hafsa'ya da Öğretmesini ister.[486] Yine Hz. Peygamberin, Hz. Âişe'ye göz değmesine karşı rukye yapmasını emrettiği rivayet edilmektedir.[487] Hz. Peygamber'in, rukye yapmasına müsaade ettiği kadınlar arasında, Esma bint Umeys ve Ensar'dan Halide bint Enes'i de sayabiliriz.[488]
Rukyenin, her zaman sadece okuyup üflemekten ibaret olma­dığı, bununla beraber bazı ilaçların kullanıldığı da anlaşılmakta­dır. Deri üzerinde bazı kabarcıkların oluşması ile ortaya çıkan ve bir deri hastalığı olarak kabul edilen en-nemleyi (egzama)[489] eş-Şi­fa bint Abdillah, şöyle tedavi eder: Zaferan ağacı ile yaraları yedi defa rukye yapan eş-Şifa, bu ağacı temiz bir yere koyarak üzüm sirkesi ile beraber ufalar ve bu karışımı yaraların üzerine sürer.[490]
Arap yarımadasında, kız çocuklarının da sünnet edildiği ve bu sebeple toplumda sünnetçi kadınlar bulunduğu bilinmektedir. Ummu Enmâr isimli bir kadının, Mekke'de sünnetçilik yaptığı ri­vayet edilmektedir.[491] Medine'de bu işi yapan Ummu Atiyye'ye, Hz. Peygamber'in bu konuyla ilgili olarak bazı emirler verdiği,[492] Medinelilerin, kızlarının sünnet törenlerinde eğlence tertip ettik­leri ve yemek ikramında bulundukları rivayet edilmektedir.[493] Kadınların tıbbî hizmetleri arasında ebeliği de sayabiliriz. Hz. Peygamber'in ebesinin, Abdurrahman b. Avfın annesi eş-Şifâ bint Avf olduğu nakledilmektedir.[494] Hz. Peygamber'in ve Hz. Fatı-ma'mn çocuklarının ebeliğini ise Safiye bint Abdilmuttalib ve Hz. Peygamber'in hürriyete kavuşturduğu Selma (Ümmü Rafı') yapar.[495]
Tıp konusunda Arap kadınının cahiliyeden gelen bir tecrübe­si olduğu anlaşılmaktadır. Nitekim Evd oğullarının doktoru olan Zeyneb'in, hastalara ilaç yaptığı ve bu konudaki şöhretinin Arap­lar arasında yayıldığı ifade edilmektedir.[496]
Hem cahiliye hem de Hz. Peygamber devrinde eş-Şifâ isimli kadınlar bulunmaktadır. Bu ismin konulmasının, tıbbî hizmetleri yürütmeleri ile ilgili olabileceği akla gelmektedir.
Bu tıbbî hizmetlerin profesyonelce yapılmadığı, insanlara hizmet amacı taşıdığı anlaşılmaktadır. [497]

III. Ev İşleri Ve Ev Dışındaki Bazı İşler

Hz. Peygamber devri toplumunda, cahiliye devrinde olduğu gibi dadılık ve sütanneliği yapan kadınlar bulunmaktadır. Hz. Peygamber, Cafer b. Ebi Talib'in iki oğlunun dadısına onların durumlarını sorar [498]ve bilgi alır. Hz. Peygamberin oğlu îbra-'him'in, en Neccâr oğullarına mensup olan Ümmü Burde isimli bir sütannesi olduğu [499]ve Selmâ isimli bir dadısı bulunduğu rivayet edilmektedir.[500] Bir çocuğun sütanneliğini ve dadılığını aynı kadın yürütebildiği gibi, bazan da ayrı ayrı kadınlar tarafından yürütü­lür. Fakat genelde çocuklarının bakımını öz annelerinin yaptığı söylenebilir.[501]
Kadının evinde yaptığı işlerin başında, beslenme ile ilgili ça­lışmalar gelmektedir. Hz. Peygamber devrinde kadınlar, kendi evlerinde el değirmenleri ile imal ettikleri undan ekmek yapar­lar.[502] Hz. Peygamber'inkızı Hz. Fatıma'nm, hamile, olduğu için tandırda ekmek pişirirken zorluk çektiği ve bu sebeple Hz. Pey-gamber'den yadımcı vermesini isteyen Hz. Ali'nin, eşinin yükünü hafifletmek istediği ifade edilmektedir.[503]
Yemek pişirmek de kadının önemli işleri arasındadır. Bir gün Hz. Aişe, Sevde'yi, hazırladığı çorbayı yemeğe zorlar. Hz. Aişe genç ve tecrübesiz olduğu için, Şevde kadar güzel yemek yapa­maz.[504] Hz. Peygamber'in Hayberli hanımı Safîyye'nin çok güzel yemekler yaptığı rivayet edilmektedir.[505] Yine Hz. Peygamber'in eşlerinden olan Şevde'nin, bilhassa etli yemekleri yapmada ve ar­pa ekmeği pişirme konusunda beceri sahibi olduğu nakledilmek­tedir.[506]
Medine'de sebze yemekleri ile meşhur olmuş kadınlardan da bahsedilmektedir.[507]
içme, temizlik ve diğer ihtiyaçlar için gerekli olan, evin su ih­tiyacım karşılamak üzere, genelde kadınların, evin dışından su taşıdıkları anlaşılmaktadır.[508]
Kadın, kocasının temizliği ile ilgilenir; giyim ve diğer temiz­liklerinde ona yardım eder.[509] Esma bint Ebibekir'in kocasının atı­na üç fersah (yak: 16632 m.) uzaktan hurma çekirdeği getirdiği ri­vayet edilmektedir.[510]
Hz. Peygamber devri kadınlarının, gerekli hallerde ev dışın­da da çalıştıkları bilinmektedir. 2eyd b. Harise'nin eşi Ununu Mü-beşşir, kendisine ait bir hurma bahçesinde bulunurken Hz. Pey­gamber, onun yanma uğrar ve "Bir müslüman, ağaç diker veya ekin eker ve bunlardan insan, kuş veya vahşî bir hayvan yerse, bu onun için sadaka olur" diye buyurur.[511]
Esir statüsündeki cariyelerin pek çok işin yanında, oobanlık yaptıkları da kaydedilmektedir.[512]
Hz. Hatice'nin, Ümmü Zafer isimli siyahı bir kadın berberin­den bahsedilmektedir.[513] Yine Hz. Âişe'nin saçını yapan bir kadı­nın bulunduğu rivayet edilmektedir.[514] Ümmü Umara ise, yanında bulundurduğu makası ile Hudeybiye'de kendi saçım keser.[515] Hac mevsiminde, erkeklerin saçlarını kesen kadın berberler bulundu­ğu anlaşılmaktadır. el-Buharî, hac esnasında erkeklerin saçlarını tıraş eden [516]ve Kays oğullarından olan bir kadından bahsetmek­tedir.[517]
Hz. Peygamberin mescidinin temizliğini yapan iki kadın ismi zikredilmektedir. Bunlardan biri Harka, diğeri ise Medine hal­kından olduğu rivayet edilen Mihcene isimli bir kadındır.[518] Her iki kadının da siyahı olmaları ve bazı kaynakların isim vermeden mescidi temizleyen tek bir kadından bahsetmeleri, verilen iki is­min tek bir kadına ait olma ihtimalini de akla getirebilir.
Son alarak kadınlara resmi görev verildiğini ifade eden riva­yetlere yer vermek istiyoruz.
Hz. Peygamber'e yetişen ve ondan sonra da uzun süre yaşa­yan Semra bint Nuheyk el-Esediyye'nin, çarşılarda dolaştığı ve yanında taşıdığı bir kamçıyı zaman zaman kullandığı rivayet edil­mektedir.[519]

IV. Ticaret Hayatında Kadın

Hz. Peygamberin ilk eşi Hz. Hatice'nin ticaretle uğraştığı ve Mekke'nin en zengin tacirlerinden biri olduğu bilinmektedir. Mekke'de ticaret amacıyla dışarı gönderilen kervanlarda malları olan başka kadınların da bulunduğu anlaşılmaktadır.[520]
Kaynaklar, Medine yahudilerinin ticaretle uğraştıklarından ve özellikle Benu Kaynuka yahudilerine ait çarşıda yapılan tica­retten bahseder. Mekke'den Medine'ye hicret eden müslümanlar-dan olan Abdurrahman b. Avf Medine'de "ticaret yapılan bir çarşı" olup olmadığını sorar. Onun bu sorusuna "Kaynuka çarşısı" ceva­bı verilir.[521]
Müslüman kadınların da bu çarşıya ticaret yapmak gayesi ile gittikleri anlaşılmaktadır. Bu konuda Ibn Hişam şu rivayeti kay­detmektedir: "Abdullah b. Cafer b. el-Misver b. Mahreme, Ebu Avn'm şöyle dediğini anlattı: Bir arap kadım, kendisine ait bir ce­lep getirip Benu Kaynuka çarşısında sattı. Orada bir kuyumcuda oturdu. Yüzünü açmasını istediler, fakat o, bunu kabul etmedi. Kuyumcu da kadından habersiz elbisesinin kenarım sırtına iliş­tirdiği için kadın, oturduğu yerden kalkınca avret yerleri açıldı. Oradakiler gülmeye başlayınca kadın bağırdı. Bir müslüman er­kek, kuyumcunun üzerine hücum etti ve onu öldürdü. Kuyumcu yahudi olduğu için yahudiler de, o müslümanı öldürdüler..."[522]
Benu Kaynuka ile, müslümanîar arasında, hicrî ikinci yılda cereyan eden savaşın sebeplerinden biri olarak kaydedilen bu ri­vayette geçen "celeb"in, deve, koyun gibi mallardan oluştuğu ve adı geçen kadının, Ensardan bir müslümanla evli olan bir kadın olduğu ifade edilmektedir.[523]
Ticaretle aktif olarak uğraştığı anlaşılan Kayle el-Enmâriyye isimli müslüman bir kadın, alış-veriş konusunda Hz. Peygam­berle yaptığı bir görüşmeyi şöyle anlatmaktadır: "Rasûluîlah (s.a.v.) umrelerinden birinde, ihramdan çıkmak için el-Merve'ye geldi. Bastonuma dayanarak onun yanma gelip oturdum ve şöyle dedim; Ya Rasûlallah ben, alış-veriş yapan bir kadınım. Bir malı almak istediğim zaman, almayı düşündüğüm fiyatın altında bir fiyat vererek müşteri olurum, sonra almayı düşündüğüm fiyata kadar yavaş yavaş fiyatı artırırım. Bir malı satmak istediğim zaman ise, o mala, satmayı düşündüğüm fiyatın üzerinde bir fiyat isterim, sonra düşündüğüm fiyata ininceye kadar fiyatı indiririm. Bunun üzerine, Rasûluîlah bana şöyle dedi: Ey Kayle, böyle yap­ma, bir şey alacağın zaman, satıcı versin veya vermesin, düşündü­ğün fiyatı vererek müşteri ol. Bir malı, satacağın zaman da, satıl­sın veya satılmasın, satmayı düşündüğün fiyatı iste."[524]
Kaynaklar, Hz. Peygamber devrinde, Medine'de attarlık (güzel koku satıcılığı) yapan kadınlardan bazılarının isimlerini vermektedir. Bunlardan biri olan Muleyke Ummu's-Saib el-Saka-fıyye, güzel koku satmak için Hz. Peygamberin huzuruna girer.
Hz. Peygamber ona: "Ey Muleyke, bir isteğim mi var?" diye sorar. Kadın "evet" deyince Hz. Peygamber "İstediğini açıkla, onu yerine getireyim" der. Kadın "Hayır, bir isteğim yok, sadece şu oğluma dua etmeni istiyorum" deyince Hz. Peygamber, çocuğun yanına gelir ve onun başını okşayarak dua eder.[525]
Ibn Sa'd, Ebu Cehil'in annesi Esma bint Muharribe'nin islâm'a girdiğini Hz. Peygambere bey'at ettiğini ve Medine'ye gel­diğini kaydettikten sonra, Hz. Ömer zamanında attarlık yapar­ken Ensar kadınları ile arasında geçen bir olayı, hocası el-Vakıdî'den nakletmektedir.[526] Esma, Hz. Ömer'in Yemen'e vali olarak tayin ettiği [527]oğlu Abdullah b. Ebi Rabia'nm, Yemen'den gönderdiği güzel kokuları Medine'de satmaktadır. Aynı zamanda Esmanın Ensar kadınlarına veresiye satış yaptığı ve" bunun yazıyla tesbit edildiği de anlaşılmaktadır.[528]
Ticaretle uğraşan kadınlar arasında, Attare diye meşhur ol­muş Havla bint Tuveyt isimli kadım da sayabiliriz.[529]

Dördüncü Bölüm

SAVAŞLARDA KADIN

Kur'ân, inananlara "malım ve kendi nefsini Allah yolunda terk etmek" diye açıklanan cihadı emreder.[530] Bu sebeple kadın ve kölelerin dışında her müslüman için, askerlik hizmetini yapma mecburiyeti olduğu ve erkeklerin yeterli olmadığı zamanlarda, bu göreve kadın ve kölelerin de alınacağı kaydedilmektedir.[531] Ibn Kayyım, kadınlarla beraber savaşmanın ve onların yardımına başvurmanın cevazına işaret eder.[532]
Kadınların, Hz. Peygamber devrinde savaşlarda erkeklere, ellerinden gelen her türlü yardımı sağladıkları anlaşılmaktadır. Daha Önce de değindiğimiz üzere müslüman kadınlar, gerektiği zamanlarda takılarını vererek devlete destek olmuşlardır. Tebük seferine çıkan islâm ordusuna yardım amacıyla kadınların hal-hallarını ve yüzüklerim vermeleri, bunun en bariz örneğidir.[533]
Ebu Zer el-Gıfarî'nin hanımı, Gabe gazvesinden dönen Hz. Peygamber'e "insanların haberlerini" bildirdiği rivayet edilmek­tedir.[534] Buna göre Hz. Peygamberin, savaş veya başka gayelerle, Medine dışına çıktığı zamanlarda istihbarat için orada kadınları görevlendirmiş olabileceği düşünülebilir.[535]
Hz. Peygamber devrinde kadınların savaşa ordunun içinde katıldıkları bilinmektedir. Orduya katılma isteğinin, kadınlar­dan geldiği anlaşılmaktadır. Hz. Peygamber, Bedir savaşma katılmak ve şehit olmak isteyen Ummu Varaka'ya müsaade etmez, fakat ona "eş-Şehide" unvanını verir.[536] Yine, yaralıları tedavi edeceğim ve hastalara bakacağını söylemesine rağmen, Kudaa kabilesinden olan Uramu Kebşe'ye de savaşa katılma izni çıkmaz.[537] Hz. Peygamber, halkın "Muhammed kadınlarla beraber savaşıyor" demelerini önlemek için, Ümmü Kebşe'ye savaşa katıl­ma izni vermediğini açıklar.[538] Elimizdeki kaynaklara göre Bedir savaşında kadın yoktur. Halbuki aynı savaşta, Mekke ordusunda kadınlar bulunmaktadır. Uhud savaşında da Mekke ordusunun yere düşen sancağını Amre bint Alkame el-Harisiyye kaldırır ve dağılmak üzere olan ordu bu sancak etrafında toplanır. Aynı sa­laşta Hint bint Utbe erkekleri çarpışmaya teşvik için şiirlerkur.[539] Kadınlar def çalıp Bedir ölülerim hatırlatarak Mekke or­dusunu Uhud'da coştururlar.[540]
Müslüman kadınların, Uhud ve daha sonraki savaşlarda or­duyla beraber savaşa katıldıkları ve önemli görevler yaptıkları anlaşılmaktadır. Hz. Peygamber, sefere çıktığı zaman hanımla-ından kur'a ile belirlediği birini veya bir kaçını beraberinde götürür.[541] Hz. Peygamber devri kadınlarının savaşlarda yaptıkları lizmetleri şöyle sıralayabiliriz: [542]

1. Tıbbî Hizmetler

El-Vakıdî, yaralıları tedavi için, Uhud savaşma on dört müs-üman kadının katıldığını kaydeder. Bunlar arasında, başta Hz. Peygamber'in kızı Fatıma olmak üzere, Ümmü Eymen ve Hamne rint Cahş gibi önemli simalar da bulunmaktadır.[543] Ümmü Uma'nm Uhud'a katılırken yanında sargı bezleri götürdüğü rivayet edilmektedir.[544]
Uhud savaşından sonra da yine bu maksatla müslüman ka­lınların, savaşlara katıldıkları anlaşılmaktadır. Er-Rubeyyi bint Muavviz b. Afra ve Leyla el-Gıfariyye'nin, yaralıları tedavi için Hz. Peygamberle beraber gazvelere katıldıkları şeklinde genel ifadeler bulunmaktadır.[545]
Hayber savaşma katılan Ümmü Sinan: "... yaralanan erkek­leri, ailemin yanında bulunan ilaçlarla tedavi ediyordum. Onlar da iyileşiyorlardı" demektedir.[546] Ümmü Ziyad'ın da, Hayber sava­şına çıkarken yaralıları tedavi için yanında "ilaçlar" bulunduğu anlaşılmaktadır.[547] Savaş meydanlarında hastalananların, bakı­mını da kadınlar yürütmektedir.[548]

II. Geri Hizmetler

Savaşlarda ordunun konaklama yerinde eşyalarının gözetil­mesi ve korunması görevini kadınların yaptıkları ifade edilmek­tedir.[549]
Ordunun yemeğinin hazırlanması ve taşınmasını da kadınlar yapar. Ayrıca Arap yarımadasının o günkü şartlarında, ordunun su ihtiyacını kadınlar, büyük bir gayretle temin ederler.[550] el-Buharî'nin kaydettiği bir rivayete göre Hz. Aişe ve Ümmü Süleym, sırtlarında kırbalar olduğu halde koşarak su .doldurup getirirler ve yaralıların ağızlarına döktükten sonra tekrar suya koşarlar.[551]

III. Vuruşmaya Katılma

Akabe'de erkeklerle beraber Hz. Peygamber'e bey'at eden Nesibe bint Ka'b b. Amr el-Maziniyye (Ummu Umare), Uhud sava­şma kocası ve iki oğlu ile beraber katılır. Yaralılara su vermek gayesi ile beraberinde su kırbası taşır. Bu savaşta müslümanlar zor duruma düşünce hem kılıç hem de ok kullanarak çarpışmaya katılır ve Hz. Peygamberi savunmaya başlar. Düşman askeri olan Amr b. Kamie ile karşılaşan Ümmü Umare, ona kılıcıyla vu­rur, fakat Amr'm üzerinde iki zırh bulunduğu için yara almaz.
Amr ise Ummu Umare'yi onıuzundan yaralar ve bu yara bir yıl te­daviden sonra ancak iyileşir. Aldığı bu yara ile Uhud'dan hemen sonra Hamrau'1-Esed gazvesine de katılmak isteyen Ümmü Uma-re'nin yarasının kanaması durdurulamadığı için bu sefere katıla­maz. Hz. Peygamber, Hamrau'1-Esed gazvesinden dödükten son­ra, onu sordurur ve iyi olduğunu öğrenince çok sevinir. Hz. Pey­gamber, Ummu Umare'nin Uhud savaşında, çarpışmaya katıldı­ğını ve savaş meydanının her yerinde göründüğünü ifade eder Ummu Umare'nin Uhud'da on iki yara aldığı rivayet edilmekte­dir.[552] Ummu Umare'nin Yemame savaşma da katıldığı ve bu savaşta elinin kesildiği nakledilmektedir.[553] Hz. Peygamberin ha­lası Safiyye bint Abdilmuttalib, kılıcıyla Uhud savaşı esnasındı Fari konağına girip kadınlara zarar vermek isteyen yahudilerde-birinin boynunu vurunca diğerleri kaçar.[554] Bu cesur kadın, Uhu: yenilgisinden sonra oraya gider ve erkekleri kınar.[555]
Ummu Eymenin Hayber savaşında yaralandığı ve onun inti­kamım Sa'd b. Ebi Vakkas'ın aldığı rivayet edilmektedir.[556]
Hançerini belinde taşıyan Ummu Suleym, hamile olduğu hal­de Huneyn savaşına katılır ve bu savaşta islâm ordusunda seba: etmeyip kaçanların cezalandırılmasını ister.[557]
Hz. Peygamber devri kadınlarından bazılarının, Hz. Peygair-ber'den sonra da bu cesaretlerini sürdürdükleri anlaşılmaktadır Esma bint Yezid'in Yermük savaşında çadırın direği ile doku: rum öldürdüğü,[558] Kadisiye savaşma dört oğlu ile katılan Hansa bint Amr'ın onları harbe teşvik ettiği,[559] Esma bint Ebibekir'in Said b. el-As zamanında hırsızlara karşı saçlarının altında bir hançer taşıdığı [560]ve Ummu Haram'ın, Kıbrıs'a çıkarma yapan islâm ordusu içinde bulunup şehit olduğu rivayet edilmektedir.[561] Uhud savaşından sonra yüksek bir kayaya çıkıp müslüman-lardan Bedir savaşının öcünü aldıklarını söyleyen Ebu Sufyan'ın eşi Hind bint Utbe'ye, İslâm ordusu adına Hind bint Usase b. el-Muttalib b. Abdimenaf, cevap verir.[562] Uhud savaşından sonra düşman çekilir ve îslâm ordusu saf halinde toplanır. Kadınlar da ordunun arkasında saf halinde yerlerini alırlar.[563]

IV. Kadınların Ganimetten Pay Almaları

El-Vakıdî, Hayber'de kadınların ganimetten pay alıp alma­ması konusunda bilgi verirken, onlara pay ayrıldığını söyler. Da­ha sonra, onların "cihad ehli" gibi sayılmayıp kendilerine önemsiz bazı şeyler verildiğinin "söylendiğini" kaydeder.[564]
Hayber'de Benu Nezâr kalesini savaşarak ele geçiren müslü-manlara, burayı paylaştırırken Hz. Peygamber, çarpışmaya katı­lan Ummu'd-Dahhak bint Mes'ud ve Huzeyfe b. Yeman'm kız kar­deşine erkeklere verdiği pay kadar verir.[565] Yine Hayber'de Kuay-be bint Said el-Eslemiyye'ye erkeğe verilen pay kadar ganimet ve­rildiği rivayet edilmektedir.[566] Ummu Ziyad da "Hayber'de Hz. Peygamber, erkeklere taksim ettiği gibi bize de taksim etti" der.[567]
el-Belazurî ise savaşa katılan kadınlara "ganimetten az bir pay" verildiğini kaydeder.[568]
Elimizdeki rivayetlere göre savaşa katılan kadının ganimet­ten pay alması konusunda dört ayrı görüş ortaya çıkmaktadır.
a) Ganimetten erkeklere göre daha az pay almaları.
b) Ganimetten erkeklerle aynı payı almaları.
c) Ganimetten pay almamaları, ancak bazı hediyeler verilmesi
d) Ele geçen toprakların eşit şekilde kadın erkek ayırımı yap­madan bölünmesi.
Savaşa katılan kadınlar, erkeklere göre çok az olduğu için, aldık­ları ganimetin azlığını ifade için kullanılan kelime, daha sonraki raviler tarafından yanlış anlaşılarak kadınlara pay verilmediği şeklinde nakledilmiş olabilir.
el-Vakıdî, kadınların "cihad ehli" gibi kabul edilmediği görü­şünü, "denilir" diyerek benimsemediğim ifadeye çalışır.[569] Buna göre üçüncü görüşün yanlış olduğu ve "kadınlara pay ayrılmadı" şeklindeki rivayetlerin [570]tutarlı olmadığı söylenebilir.
ikinci görüşü destekleyen rivayetler özel kabul edilirse, birin­ci görüş kuvvet kazanır. Fakat eşitliği ifade eden rivayetleri Özel kabul etmek için gerekli ipuçlarının bulunduğu söylenemez.
El-Vakıdî'nin kaydettiği ve üçüncü görüşü destekler görünen bir rivayete göre Hz. Peygambei', Benû Kurayza yahudilerînin ga­nimetlerinden "savaşa hazır olan kadınlara" bazı şeyler verir, ama pay ayırmaz.[571] Bu ve buna benzer rivayetleri şöyle de anla­yabiliriz: Hayber'de ganimetlerin paylara ayrıldığı, her yüz kişiye bir pay verildiği ve bir bakan tayin edilerek ganimeti onun bölüş­türdüğü rivayet edildiğine göre, kadınlara erkeklerden ayrı bir pay ayrılmadığı, erkekler arasında kendilerine ganimet verildiği anlaşılabilir.[572]
Hayber'de toprağa gömülmüş es-Sa'b b. Muaz'ın kalesindeki hazinesi getirilir. Hz. Peygamber Hayber'e katılan yirmi kadına bu hazineyi dağıtır.[573] Henüz bulûğ çağına ermediği ifade edilen Umeyye bint Kays'a, Hz. Peygamber, kendi eliyle bir gerdanlık ta­kar.[574] Yine Hz. Peygamberin, Hayber'in humsundan Ummu'l-Alâ el-Ensâriyye'ye, kardeşi Sa'd b. Zurare'nin kızlarına götür­mek üzere altın küpeler verdiği rivayet edilmektedir.[575]
Hayber'de süvari bir erkeğe, on bir buçuk dinar, bir kadına ise iki dinar, kadife ve Yemen elbisesi düştüğü rivayet edilir.[576] Süva­ri bir erkeğin, piyadenin üç katını alacağı rivayet edildiğine göre,[577] bir erkeğin payının yaklaşık olarak 3,8 dinar olduğu anla­şılır. Kadına 2 dinar, artı elbiseler verildiğine göre erkeğe eşit ganimet verilmiş olabilir.
Zaten Hayber'e katılan kadınlara, verilen ganimetleri göste­ren aşağıda vereceğimiz liste incelendiği zaman da kadınlara er­keklerden daha az ganimet verilmediği anlaşılacaktır.

_________________


Elif gibi yalnızım,
Ne esrem var, ne ötrem.
Ne beni durduran bir cezmim,
Ne de bana ben katan bir şeddem var.
Ne elimi tutan bir harf,
Ne anlam katan bir harekem...
Kalakaldım sayfalar ortasında.
Bir okuyan bekledim,
Bir hıfzeden belki...
Gölgesini istedim bir dostun med gibi…
Sızım elif sızısı...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://kutluforum.bedavaforum.biz
@bdulKadir
Adminstratör
avatar

Mesaj Sayısı : 6247
Rep Gücü : 10014055
Rep Puanı : 97
Kayıt tarihi : 17/03/09
Yaş : 54
Nerden : İzmir

MesajKonu: Geri: ASRI SAADETTE KADIN VE AİLE HAYATI..Rıza Savaş..kitabın tamamı   Perş. Ocak 27, 2011 12:18 pm


Hayber Ganimetinden Pay Alan Kadınlar
Verilen Ganimet
1. Ummu'l-Akıel-Ensâriyye [578]
3 elmas veya yakut (harz)
2. Ummu'l-AIâ'nın Arkadaşları ııs
3 elmas veya yakut (harz)
3. Kuaybe bint Said el-Eslemjyye [579]
Erkek payı
4. Ummu Sinan el-Eslemiyye [580]
Gümüş takılar, Fedek kadifesi, Yemen elbiseleri, Saçaklı yaygı, Tunç kazan veya tencere, yedi dinara sattığı bir deve.
5. Umeyye bint Kays [581]
Bir gerdanlık
6. Ummu Ziyad [582]
Erkek payı gibi (hurma)
7-ll.Beş Kadın [583]
Erkek payı gibi (hurma)
12. Sahle bint Asım [584]ve Hayber'de doğan kızı [585]
Bir plty
13. Ummu Umara [586]
Kırmızı gerdanlık, kadife, Yemen elbisesi (burdi) ve iki dinar.
14. Ummu Umare'nin Arkadaşları [587]
Kırmızı gerdanlık, kadife, Yemen elbisesi (burdi) ve iki dinar
15. Ummu Dahhak bint Mes'ud
Erkek payı
16 Huzeyfe b. el-Yeman'ın Kız Kardeşi nı
Erkek payı
[588]


Beşinci Bölüm

ESİR VE YARDIMA MUHTAÇ KADINLARIN KORUNMASI

I. Esir Ve Köle Kadınların Korunması

Cahiliye devrinde, hür ve esir olmak üzere iki gruba ayrılan kadınlardan esir olanların toplumda çok kötü şartlarda yaşadık­ları anlaşılmaktadır. Buna yukarıda kısaca temas edilmiştir.
Hz. Peygamber devrinde, bu anlayış yavaş yavaş değişir, Bütün insanların bir ana ve babadan geldikleri, eşit oldukları ve üstünlüğün ancak takva ile elde edilebileceği Kur'an ayetleriyle ifade edilmiştir. Ayrıca esirlerin hürriyete kavuşturulmasının da teşvik edildiği anlaşılmaktadır.
Kur'ân'da esir statüsündeki cariye ve kölelerin, yemin,[589] zihar[590] ve yanlışlıkla adam Öldürme [591]suçlarını işleyen bir müslü-manın ceza olarak veya doğruya ulaşma gayesiyle [592]hürriyete kavuşturması emredilmektedir. Ayrıca anlaşma (mükatebe) ya­parak hürriyete kavuşmak isteyen esirlere yardım edilmesi isten-mistir.[593]
Yine Kur'ân'da, esir kadınlarla evlenmeye teşvik edilen [594]müslümanlara, köle ve cariyeleri evlendirmeleri de emredilmek­tedir.[595] Zekat verme yükümlülüğü olan müslümanların, zekat verecekleri yerlerden biri de köle azat etmek için yapılan harca­malardır.[596] Zekat'tan ayrı "köleler uğrunda mal harcamak"[597] ve "ellerinizin altındakilere iyilik" etmek [598]gibi emir ve tavsiyeler de Kur'ân'da bulunmaktadır.
Siyahı bir cariyesini azat edip, onunla evlenen Medineli Abdullah b. Revaha hakkında dedikodular başlayınca "inanan bir cariye, hoşunuza gitse de inanmayan bir kadından daha hayırlı­dır...[599]ayetinin nazil olduğu rivayet edilmektedir.[600] Hz. Peygamber'in, esir kadınlardan olan Safiyye ve Meymune'yi hürriye­te kavuşturup, onlarla evlendiği bilinmektedir. [601]Bu konuda O: "Kim cariyesini hürriyete kavuşturur ve onunla evlenirse ona iki ecir vardır"[602] diye buyurmaktadır. Yine Hz. Peygamber, esir ka­dınlara, kesinlikle haksızlık yapılmaması ve onlara iyi davranıl-nıası konusunda "Size, ellerinizin altındaki köle ve cariyelerinize iyilik yapmanızı tavsiye ederim. Onlara yediğinizden yedilin, giy­diğinizden giydirin..."[603] demektedir.
Kızı Fatıma'ya verdiği esir bir kadım dövmemesini[604] söyle­yen Hz. Peygamber, savaşlarda kadınların ve çocukların öldürül­mesini yasaklar. Nitekim O, Mute'ye gönderdiği orduya, bir seriy-yenin komutam olarak görevlendirdiği Ebu Katade'ye ve Huneyn'de Halid b. el-Velid'e kadın ve çocukları öldürmemelerini emreder.[605]
Esir olarak getirilen kadınlar, Medine'de emniyetli bir yer olan Remle bint el-Haris isimli bir kadının evinde korunur ve on-laiîa iyi davranılır. Hz. Peygamber, Sefane bint Hatim et-Taî esir edilip Medine'ye getirildiği zaman, onun kabilesine dönmesi için yardım eder, elbise ve azık temin eder.[606]
Mekke fethinden sonra yapılan Huneyn ve Taif harekâtından sonra ele geçirilen kadın esirler müslümanlara dağıtılır. Fakat kı­sa bir süre sonra serbest bırakılırlar. Hz. Peygamberin, bu esirler arasında bulunan süt kızkardeşleri Şeyma bint el-Hâris'e iyi davrandığı ve ona ganimetten ihsanda bulunduğu rivayet edilmekte­dir.[607]
Arap yarımadasında, bu devirde esirleri barındıracak esir kampları bulunmadığı için ele geçirilen esirlerin askerlere dağı­tıldığı düşünülebilir. Hz. Peygamberin, yukarıda da ifade ettiği­miz gibi Medine'de farklı bir uygulama başlatarak, bu maksatla Remle bint el-Haris'in evini kullandığı ve esirlerin serbest bırakıl­ması konusunda kolaylıklar gösterdiği anlaşılmaktadır. Bazan müslümanlann yanında kalmayı tercih eden esir kadınlar çık­maktadır.[608]
Bizans'tan dönen bir müslüman elçiyi soyan Hisma halkına Hz. Peygamber, Zeyd b. Harise komutasında bir seriyye gönderir. Zeyd yüz kadm ve çocukla beraber-ganimet de elde ederek Medi­ne'ye döner. Bölge halkı, Hz. Peygambere elçiler gönderip müslü­man olduklarım bildirince esirler serbest bırakılır ve ganimetler geri verilir.[609]
Yine hicrî sekizinci senede Rukbe bölgesine Suca b. Vehb komutasında giden seriyyenin ele geçirdiği esir kadınlar serbest bırakılır.[610]
İslâm'dan önce Medine, Hayber ve TeymâYahudilerinin ve Arapların, esir anne ile küçük çocuğunu birbirinden ayırdıkları ve ayrı ayrı sattıkları anlaşılmaktadır. Hz. Peygamberin, bu uygu­lamayı doğru kabul etmediği için, yasakladığı rivayet edilmekte­dir.[611]
Berire isimli bir cariye, ancak dokuz yılda kazanabileceği bir para karşılığında, sahibiyle hürriyete kavuşma sözleşmesi (mu-katebe) yapar. Hz. Âişe bu parayı Ödemek isteyince, Berire'nin efendisi "vela" hakkını [612]kendi üzerine almak ister. Bunun üzerine Hz. Peygamber, parayı kim öderse "velâ" hakkının ona geçece­ğini açıklar ve Hz. Aişe'ye "Onu satın al ve hürriyete kavuştur. Çünkü vela hakkı, hürriyete kavuşturana aittir" der. Hz. Peygam­berin emrini yerine getiren Hz. Aişe, Berire'ye "cariyem" demek­tedir. Hürriyete kavuşan Berire'nin Hz. Âişe'nin evinde yaşadığı anlaşılmaktadır.[613]
Buna göre cariye diye isimlendirilen kadınlardan bazılarının, esasen hürriyete kavuşturulmuş eski cariyeler oldukları söylene­bilir.
Hz. Âişe'nin ayrıca Leyla isimli bir cariyeyi, Hz. Peygamberin ve eşlerinden Meymune ve Ummu Seleme'nin kadın ve erkek bazı esirleri hürriyete kavuşturdukları rivayet edilmektedir.[614]
Cariyelerin, para veya başka gayelerle fuhşa zorlanması yasaklanmıştır. Abdullah b. Ubey b. Selul'un, müslüman olmuş cariyesini Bedir'de esir edilen yakışıklı bir erkekten çocuk sahibi olmak için zinaya zorladığı ve dövdüğü, bunun üzerine en-Nûr sûresinin 33. ayetinin nazil olduğu rivayet edilmektedir.[615]

II. Muhtaç Kadınların Korunması

Hz. Peygamber, dadısı ve ailesinin cariyesi olan Ummu Eymen'e değer verir ve ona "annem" diye hitabeder.[616] Yine Hz. Peygamber'in, kendisine bağışlanan hurma bahçesini Ummu Eymen'e hediye ettiği nakledilmektedir.[617]
Hz. Peygamber'in, toplumda statüsü ne olursa olsun kadına yapılan zulüm ve saldırıyı ortadan kaldırmaya çalıştığı ve ihtiyacı olan kadınlara yardım ettiği anlaşılmaktadır.
Bedir savaşından sonra, îslâm düşmanı Medineli şâir Ka'b b. el-Eşref Mekke'ye gider ve müslümanlann aleyhine faaliyetlere girişin Medine'ye döndükten sonra da şiirleriyle müslümanlan rahatsız eden Ka'b, Hz. Peygamberin amcasının hanımı ve ilk müslümanlardan olan Ummu'1-Fadl bint el-Harisin ve bazı müs­lüman kadınların güzelliklerinden, müslümanlan rahatsız ede­cek şekilde bahsetmeye başlar. Hz. Peygamber'in, bu şairi öldür­me emri verdiği ve bunun uygulandığı rivayet edilmektedir.[618] Bu idam kararının verilmesinde, şairin kadınları hedef alan faaliyet­lerinin de etkili olduğu açıktır.
Hz. Peygamber'in muhacirlerden olan Amine bint el-Er-kam'a, el-Akik vadisinde bir kuyu[619] ve eş-Şifa bint Abdillah'a, el-Hakkakin yakınında bir ev ikta ettiği rivayet edilmektedir.[620] Esasen ihtiyacı olan kadınların, Hz. Peygambere veya eşlerine başvurdukları ifade edilmektedir.[621] Bir su kaynağı üzerinde ku­rulduğu anlaşılan Ummu'1-Iyâl isimli bir köyün gelirinin Hz. Fatı-ma'ya ait olduğu anlaşılmaktadır. Bunu nasıl elde ettiği kaydedil-memektedir.[622]
Hz. Peygamber'in ihtiyacı olan muhacir, kadınlara Hayber gelirlerinden maaş bağladığı nakledilmektedir. Bu kadınların, ço­ğunun Hz. Peygamber'in akrabası oldukları dikkat çekmektedir ihtiyacı olan her kadınla ilgilenen[623] Hz.Peygamber'in, yukarıda da yer verdiğimiz üzere, Medineli ve Kureyş'ten olmayan kadınla­ra da Hayber ganimetinden pay verildiği ifade edilmektedir.
Benu'n-Nadir yahudilerinden olduğu anlaşılan Muhayrik islâm'a girer ve islâm ordusu içinde Uhud savaşına katılırken, eğer Ölürse mallarını Hz, Peygamber'e verdiğini söyler. Muhar­rik, Uhud'da Ölünce malları Hz. Peygamber'e kalır. Medine'de Hz. Peygamber'in ihtiyaç sahiplerine verdiklerinin tamamının bu mallardan olduğu rivayet edilmektedir.[624]
el-Vakıdî, Hz. Peygamberin, gelirlerden kime ne kadar yıllık yiyecek verdiğinin, bir "Kitapta" tesbit edildiğini ve ölen kimsele­rin aldıkları bu tahsisatın miras olarak varislere geçmediğini kay­deder.[625] Bu yazılı belgelerde iki erkek şahidin imzasının bulun­duğu da rivayet edilmektedir.[626]
el-Vakıdî, Hz. Peygamber'in Hayber'den kendisine düşen paydan nafaka ve ihsan olarak verdiklerinin, Hayber'in el-Ketibe bölgesinin gelirleri olduğunu kaydeder ve buradan 4000 vesk hur­ma, 1500 sa' arpa ve 500 (vesk) çekirdek miktarında geliri olduğu­nu ifade eder.[627]
Hz. Peygamber'in, Hayber gelirlerinden yıllık ihsandabulun-duğu kadınlardan isimleri tesbit edilenler şunlardır:
Kadının ismi
Kabilesi
1. Safiyye bint Abdilmutalib
2. Safiyye bint ez-Zubeyr b. Abdilmuttalib
3. Ummu'z-Zubeyr bint ez-Zubeyr[628]
4. Buhayne bint el-Haris b. el-Muttalib b. Abdimenaf[629]
5. Cumane bint Ebitalib [630]
6. Hind bint Usase [631]
7. Hamne bint Cahs[632]
____ Verilen Maaş
Kureyş (Haşim) 40 vesk (hurma)
30 vesk (hurma)
Benu Esed
8. Ummu Habibe bint Cahş [633] Benû Esed
9. Ummu Rimse (veya Rumeyse) bint Amr b. Haşim b.
el-Muttalib [634] Kureyş
10. Hind bint el-Husayn[635] Kureyş
11. Hatice bint el-Husayn Kureyş
12. Umeyme bint Abdilmuttalib [636] Kureyş (Haşim)
13. Dubaa bint ez-Zubeyr ns Kureyş (Haşim)
14. Ummu Hani bint Ebitalib [637] Kureyş (Haşim)
15. Ummu Talib bint Ebitalib 176 Kureyş (Haşim)
16. Ummu Hakim bint ez-Zubeyr [638] Kureyş (Haşim)
17. Fatıma bint Muhammed [639] Kureyş (Haşim)
18-25. Hz. Peygamber'in eşlerinden her biri (Aişe, Ummu Seleme, Hafsa, Ummu Habibe, Zeyneb bint Cahş, Cuveyriyye, Safiyye ve Meymune)[640]
40 vesk hurma
50 vesk
50 vesk
40 vesk hurma
40 vesk hurma
30 veya 40 vesk
40 vesk
30 vesk
200 vesk hurma
80 vesk hurma 40 vesk arpa [641]

Altıncı Bölüm

BAYRAM VE DÜĞÜNLERDE KADIN

Toplum hayatının en önemli kurumlarından olan evlilik, her toplumda değişik şekillerde yapılan törenlerle kutlanır. Hz. Pey­gamber devri toplumunda yapılan düğünlerde kadınların, önemli işler yaptıkları anlaşılmaktadır. Evlenmek isteyen çiftler,[642] nişanlandıktan sonra, düğün için hazırlıklar yapılır.[643] Bu devre­de gelin adayı da evliliğe hazırlanır. Annesinin, Hz. Aişe'yi nişan­lılığı devresinde düğüne hazırladığı ve onun beslenmesine dikkat ettiği rivayet edilmektedir.[644] îbn Sa'd, Hz. Peygamber'in, Hayber fethinden sonra Safiyye'yi düğüne hazırlamak için, Ummu Su-leym'e görev verdiğini kaydeder.[645]
Zifaf gecesinde, gelin odasının yakınında, çıkabilecek bir problemi çözmek için bazan yaşlı bir kadının bulunduğu anlaşıl­maktadır.[646]
Düğün denince, oyun ve eğlence akla gelmektedir. Hz. Aişe, bakımını üzerine aldığı ensarh bir kızı evlendirir. Bu düğünde Hz. Peygamber, "bir oyun ve eğlence" duymayınca, Ensar'ın bundan hoşlandığını söyler [647]ve şarkıcı gönderilmediğini anlayınca, Me­dine'de şarkı söyleyen Zeyneb'i kendi gönderir.[648]
Hz. Peygamber, er-Rubeyyi bint Muavviz'in zifaf gecesinin sabahında düğününe gelir ve oturup, def çalarak şarkı söyleyen küçük kızlarını dinler. Bir kız "Aramızda yann ne olacağını bilen Peygamber bulunmaktadır" diye şarkısına bir cümle ekler. Hz. Peygamber, bunu söylememesi için şarkıcıyı ikaz eder ve daha ön­ce söylediği şarkıları söylemesini emreder.[649]
Bir düğün esnasında, elindeki defle şarkı söyleyen Ummu Ne-bit'i gören Hz. Peygamber, bunun sebebini sorar. Kadın, düğün yaptıklarım ifade edince Hz. Peygamber, onun şarkısına bir ilave­de bulunur.[650]
Düğünler dışında, bazı zamanlarda da kadın şarkıcıların sa­natlarını icra ettikleri anlaşılmaktadır, ibn Hanbel, Hz. Peygam­ber'in bir gazveden döndüğü sırada zenci bir cariyenin def çalıp şarkı söylediğini kaydetmektedir.[651] Arkadaşlarıyla konağının gölgesinde oturan, şair Hassan b. Sabit'in yanına uğrayan Hz. Peygamber, uduyla şarkı söyleyen Hassanın cariyesi Sirîn'i din­ler. Hz. Peygamberi gören Sirîn, yaptığı işin meşru olup olmadığı­nı öğrenmek istediğini ifade eden bir şiir okur. Bunun üzerine Hz. Peygamber gülümser ve olumlu cevap verir.[652]
Şarkı dinleyen Hz. Peygamber'in ashabından iki kişiye, bu­nun doğru olup olmadığı sorulur. Onlar, düğünde eğlenceye izin verildiğim söylerler.[653]
Hz. Peygamber, eşi Hz. Aişe'nin, bayramda Medine mescidin­de kalkan ve kısa mızraklarla oynayan Habeşlilere, bakmasına müsaade eder.[654]
Hatta Ensâr kadınlarından olan Esma bint Yezid'in, Hz. Aişe'nin şarkıcısı olduğu rivayet edilmektedir.[655]
Bayram günü Hz. Peygamber'in yanında şarkı söyleyen iki cariyeyi gören Hz. Ebubekir, onları susturmak ister, fakat Hz. Peygamber buna engel olur.[656]
Şarkıcılığın, esir kadınlardan olan cariyelerin işi olduğunu kaydeden araştırıcılar [657]varsa da hür kadınlardan da şarkıcıla­rın bulunduğu anlaşılmaktadır.
"...Allah yolundan saptırmak için boş sözler satın alan..."[658] ayetinin, yabancıların haberlerini anlatan kitaplar alan ve bu­nunla insanları Kur'ân'dan uzaklaştırmak isteyen Mekkeli en-Nadr b. el-Haris hakkında nazil olduğunu söyleyenlerin[659] yanın­da bu ayetin şarkıcılar ve şarkılar hakkında nazil olduğunu söyle­yenler de bulunmaktadır. Ayette geçen "boş sözler" ile şarkılar arasında ilişki kurulmak istenmektedir.[660] Meşru ölçüler içinde şarkı söylemenin ve eğlenmenin Hz. Peygamber devrinde yapıldı­ğı ve bunun yasaklanmadığı anlaşılmaktadır. Hz. Peygamber devrinden sonraki devirlerde taşkınlık yapan ve bu konuda aşırı­lıklara kaçanlar olduğu için adı geçen ayetin buna göre yorumlan­dığı düşünülebilir.[661]

_________________


Elif gibi yalnızım,
Ne esrem var, ne ötrem.
Ne beni durduran bir cezmim,
Ne de bana ben katan bir şeddem var.
Ne elimi tutan bir harf,
Ne anlam katan bir harekem...
Kalakaldım sayfalar ortasında.
Bir okuyan bekledim,
Bir hıfzeden belki...
Gölgesini istedim bir dostun med gibi…
Sızım elif sızısı...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://kutluforum.bedavaforum.biz
@bdulKadir
Adminstratör
avatar

Mesaj Sayısı : 6247
Rep Gücü : 10014055
Rep Puanı : 97
Kayıt tarihi : 17/03/09
Yaş : 54
Nerden : İzmir

MesajKonu: Geri: ASRI SAADETTE KADIN VE AİLE HAYATI..Rıza Savaş..kitabın tamamı   Perş. Ocak 27, 2011 12:19 pm

Yedinci Bölüm

DÜŞÜNCE HAYATINDA KADIN

Kur'ân'ın kadına verdiği en önemli hakların başında, ona tam bir kişilik sağlamış olması gelmektedir.[662] Kadın, hür iradesini kulanarak istediğini yapar ve yaptıklarının iyiliği de kötülüğü de kendisine aittir. Hz. Peygamber devrindeki uygulamalarda da bu­nun Örnekleri bulunmaktadır.
Kadın, istemediği bir erkekle evlendirilemez. Dul bir kadın olan Subey'a el-Eslemiyye'ye iki kişi evlenme teklif eder. O, genç olanı tercih edince, yaşlı olanla evlenmesi için kendisine baskı ya­pılır. Bunun üzerine Subey'a Hz. Peygamberce gelir ve olayı ona anlatır. Hz. Peygamber, onun istediği ile evlenme hakkına sahip olduğunu ifade eder.[663] Hz. Peygamber, dul veya bekâr olsun, kadının istemediği bir erkekle evlendirilmesini yasaklamıştır.[664] Nitekim, babası, dul kalan kızı Hansa bint Hizamı evlendirir. Bu evliliği istemeyen Hansa, Hz. Peygamber'e başvurunca, o, bu ni­kahı bozar.[665] Yine babası olmadığı için amcası tarafından isteme­diği bir erkekle evlendirilen Zeyneb bint Maz'un'un bu evliliği boz­ma isteğini Hz. Peygamber haklı görür.[666] Bekâr bir kız, babasının emri ile istemediği bir erkekle evlendirilir. Hz. Peygamber'in bu evliliği de geçersiz saydığı rivayet edilmektedir.[667]
Ibn Hacer, çocuklarının bakımı sebebiyle Şevde el-Kureşiyye isimli bir kadının, Hz. Peygamberin evlilik teklifim kabul etmedi­ğini kaydeder.[668]
istemediği bir köle ile evlendirilen Habeşli Berîre isimli cari­ye, Hz. Âişe tarafından hürriyete kavuşturulunca, kocasından ay­rılmak istediğini söyler. Hz. Peygamber bu evliliğin bozulmaması taraftarı olduğunu ifade eder. Fakat Berire kocasını istemez ve ondan ayrılır.[669] Hz. Peygamber, bu evliliğin sürmesini istediği halde, Berire'yi buna zorlamaz. Halbuki, Hz. Peygamber'in, Zey-neb bint Cahş'ı ve Ummu Kulsum bint Ukbe'yi, istemedikleri hal­de azat ettiği kölesi Zeyd b. Harise ile evlendirdiği ve "Allah ve Peygamberi bir şeye hükmettiği zaman, inanan erkek ve kadına, artık işlerinde başka yolu seçmek yaraşmaz..."[670] ayetinin, Hz. Peygamberi desteklemek için nazil olduğu rivayet edilmekte­dir.[671] Bu rivayetlerde Ummu Kulsum'ün "Kendisini Hz. Peygam-ber'e bağışladığı" ve Zeyneb'in evlenmesi konusunda, kız kardeşi­ni Hz. Peygambere gönderdiği ifade edilmektedir.[672] Buna göre onların, Hz. Peygamber'in bu konuda karar vermesini istedikleri ve sonra da bu karara karşı çıktıkları için, adı geçen ayetin nazil olduğu söylenebilir. Burada zorlama olmadığı, daha önceden ka­bul edilen bir düşünceden vazgeçen kadınların bu davranışlarının kınandığı anlaşılmaktadır.
Kadınların siyasî konularda da görüş beyan ettikleri ve yöne­time yardımcı oldukları anlaşılmaktadır. Hudeybiye'de Mekkeli-lerle antlaşma imzalayan Hz. Peygamber, bu sefere katılanlara kalkıp kurban kesmelerini ve tıraş olmalarını söyler. Fakat o, bu emri üç defa tekrarlamasına rağmen, hiç kimse bu emre uymaz. Hz. Peygamber, olanları, eşi Ummu Seleme'ye anlatır. Ummu Seleme, Hz. Peygamber'e, çıkıp hiç kimse ile konuşmadan kurban kesmesini ve tıraş olmasını söyleyince Hz. Peygamber, onun görü­şüne göre hareket eder. Ashap da Hz. Peygamber'den sonra kurbanlarım keser ve tıraş olur.[673] Esasen İbn Kuteybe, Hz. Peygam­ber'in kadınlarla da istişare ettiğini kaydetmektedir.[674]
Hz. Peygamber devrinde, ailede kadımn da şahsiyet sahibi ol­duğunu ve kocasının yanlış gördüğü fikirlerine karşı çıktığını söy­leyebiliriz. Nitekim Amre bint Revaha'nm kocası, oğluna bir mal(atiyye) bağışlamak ister. Amre'nin, kocasına, Hz. Peygam­beri buna şahit yapmazsa razı olmayacağını açıklaması üzerine, Hz. Peygamber gelir ve babanın bütün çocuklarına adil davran­masını ister.[675] Havle bint Salebe'nin kocası, cahiliye devrinde ol­duğu gibi "zihar" yoluyla Havle'yi boşar. Sonra pişman olan erkek Havle'ye: "Sen bana haram oldun" der, Havle: "Hayır sen talak kastetmedin" diyerek itiraz eder ve Hz. Peygamber'e gelir. Hz. Peygamber de olaya bir çözüm getiremeyince Havle onunla da tar­tışmaya (mücadele) başlar. Kadının bu yalvarmasını duyan evde­ki herkes-üzülür ve ağlar. Hz. Peygamber'e "Allah, kocası hakkın­da seninle tartışan ve Allah'a şikayette bulunan kadının sözünü işitmiştir..." ayetinin [676]nazil olduğu ve kadının boşanmaktan kurtulduğu rivayet edilmektedir.[677]
el-Isbehanî, Abdullah b. Ebibekir'le evli olan Atike bint Zeyd b. Amr'ın görüş yönünden kocasından üstün olduğunun ifade edil­diğini kaydeder.[678]
Hz. Peygamber devri kadınlarının serbestçe fikirlerini açıkla­malarında Hz. Peygamberden gördükleri desteğin Önemli katkısı olduğu söylenebilir. Hz.Ömer, kızı Hafsa'nm evinde Habeşistan'a hicret edip Hayber savaşı sırasında Medine'ye gelen Esma bint Umeys ile karşılaşır. Sohbet sırasında Hz. Ömer, Esma'ya, onlar­dan önce Medine'ye hicret ettiklerim söyleyerek övünmek ister. Esma buna kızar ve Hz. Ömer'in bu düşüncesinin yanlış olduğunu ifade eder. Olayı öğrenen Hz. Peygamber, "Sizin iki hicretiniz var" diyerek Esma'yı destekler.[679] Yine Hz. Peygamber'in, kendisinden ed-Dehnâ'yı isteyen bir erkeğin bu isteğinin, doğru ve adil ol­madığını söyleyen Kayle bint Mahreme isimli bir kadının görüşü­ne uyarak, burayı ikta etmekten vazgeçtiği rivayet edilmekte­dir.[680]
Hz. Peygamber devrinde bazı siyasî tutukluların affı için kadınlardan aracı olanlar bulunduğu anlaşılmaktadır. Kurayza yahudilerinden olan Rifaa b. Samuel'in bağışlanması için Selma bint Kays, Hz. Peygamber'e başvurur. Bunun üzerine tutuklu, serbest bırakılır.[681]
Mekke fethinde Ummu Hanı bint Ebi Talib, kocası tarafından akrabası olan iki erkeğe [682]eman verdiği halde Hz. Ali, onları Öl­dürmek ister. Ummu Ham bu durumu Hz. Peygamber'e bildirince o, Ummu Hanî'nin emamnı geçerli sayar ve tutukluları serbest bırakır.[683] Kaynaklarda müslüman bir kadının inanmayan bir er­kek için de eman tanıyabileceğini ifade eden rivayetler bulunmak­tadır. Hz. Peygamber'in kızı Zeyneb, esir edilen ve henüz müslü­man olmamış eski kocası Ebu'1-As'a eman verdiğini bir sabah na­mazında, Hz. Peygamber namaz kıldırırken mescitte açıklar. Bu eman isteğini oya sunan Hz. Peygamber kabul edildiğini görünce Ebul-As'm serbest bırakılmasını emreder. Bunun üzerine serbest bırakılan bu Mekkeliye, ele geçirilen malları da geri verilir.[684]
Hz. Peygamber devrinde, kadın gerektiği zaman kendini savunacak ve erkeklerin görüşlerinin yanlışlıklarını söyleyebile­cek seviyeye gelmiştir diyebiliriz. Hz. Peygamber'in eşi Ummu Seleme'yi buna örnek verebiliriz. Hz. Peygamber ile eşleri arasın­da çıkan anlaşmazlığa Hz. Ebubekir ve Hz. Ömer karışarak, bu kadınlara tavsiyelerde bulunmaya başlayınca Ümmü Seleme "... Sizinle eşlerinizin arasına kimse girer mi?.." der. Bunun üzerine onlar da susarlar.[685]
Hz. Peygamber devri toplumunda kadının da sözünün dinlen­diğini ve görüşüne saygı gösterildiğini ifade eden rivayetlere sahip bulunmaktayız. Hz. Peygamber'e, mescidine bir minber yaptırma fikrini, bir kadın teklif eder ve bu kabul edilir. Bunun üzerine kadının isteği ile kölesi mescide bir minber yapar.[686]
Malının, 33.000 dirhem olan üçte birini, yahudi olan yeğenine (kız kardeşinin oğlu) vasiyet eden Hz. Peygamber'in eşi Safiy-ye'nin bu vasiyeti müslümanlar tarafından yerine getirilmek istenmez. Bunu duyan Hz. Âişe, olaya müdahele eder ve vasiyet yerine getirilir.[687] Tebük seferine katılmayanlara boykot uygula­nırken, eşlerinin de onlardan geçici bir süre ayrılmaları istenir. Hilal b. Umeyye'nin hanımı, kocası yaşlı olduğu için yanında kal­mak istediğini Hz. Peygamber'e söyler. O da ona, kocasıyla kalma izni verir.[688]
Bir kişiyi yaralayan Ummu Harise hakkında, şikayet edilince Hz. Peygamber, kısas yapılmasını söyler. Ummu Harise'nin anne­si, bu karara itiraz eder. sonunda karşı taraf diyete razı olunca problem çözülmüş olur.[689]
Bazı konularda, özellikle kadınların ilgilerinin az olduğu sa­halarda, iki kadının bir erkek yerine şahit olarak kabul edilmesi­ne bakarak, kadının aklının azlığına veya onun değerinin, erkeğin yarısı kadar olduğuna hükmedilemez. Bazan bir kadının şahitliği tek başına kabul edilebilir.[690] Nitekim Ukbe b. efflaris, Ebu îhab b. Aziz'in kızıyla evlenir. Bir kadın gelip, bu çiftlerden her ikisini de emzirdiğini ve onların süt kardeş olduklarını açıklayınca, Hz. Peygamber'de bu evli çifti ayırır.[691]
Emzirme, nifas (lohusalık) ve doğum gibi konularda tek kadı­nın şahitliğinin de kabul edildiği kaydedilmektedir.[692] Lehte ve aleyhte Huzeyme b. Sabit'in şahitliğinin, iki erkek gibi kabul edil­diğini Hz. Peygamberin ifade ettiği rivayet edilmektedir.[693]
Kur'ân'da, borç alıp verme konusunda bir belge düzenlenmesi istenirken, şahit olarak iki erkek veya bir erkek iki kadının şahit­lik yapmaları istenmektedir. Hz. Peygamber devrinde, kadının ilgilenmediği bir konu olan borç alıp verme muamelesinde, tek kadının yanılabileceği ifade edilmektedir. Bu ayete dayanarak, kadının aklının noksanlığının ileri sürülüp kitap ve sünnette ol­madığı halde bazı konularda kadının şahitlik yapamayacağını söyleyebiliriz.
îbn Kayyım, bu konudaki ayet ve hadisleri inceledikten sonra kadının da her konuda şahitlik yapabileceği kanaatine varmış­tır.[694]
Kadının aklının noksanlığım ifade ettiği düşünülen hadisle­rin, sıhhat yönünden incelenmesini hadisçilere bırakarak şu ka­darını söyleyebiliriz. Hz. Peygamberin, kadınların görüşlerine ne kadar değer verdiğini yukarıda ifadeye çalıştık. el-Buharî'nin kaydettiği bir hadisin,[695] asıl amacının, kadınları daha dikkatli ol­maya ve onları kötülüklerden uzaklaştırmaya yönelik olduğunu söyleyebiliriz. Kur'ân'da kadının aklının noksanlığını ifade eden bir ayet bulunmamaktadır. Binaenaleyh Hz. Peygamberin bu hadisinin sebeb-i vürudunu bilmeden konuşmanın yanlışlıkları sebep olacağı açıktır. Çünkü Hz, Peygamber'in bu hadisi, ne za­man hangi şartlarda ve niçin söylediğini tam olarak bilmiyoruz.[696] Belki de Hz, Peygamber'in bu şekilde konuşmasını gerektiren bir durum vardır veya hitap ettiği kadınlar ancak bu şekilde bir ko­nuşmayı anlayabilecek, seviyededir. [697]

Sekizinci Bölüm

AİLE HAYATINDA KADIN

I. Eş Olarak Kadın

A- Eş Seçimi

Kur'ân, «...Size helal olan kadınlarla evlenin...»[698] ve «Bekar­larınızı evlendirin...»[699] gibi emirlerle kadınla erkeğin hayatlarını belli şartlarla birleştirme akti olan evliliğe teşvik etmektedir.[700]
"Dünya bir geçimden ibarettir. Bu geçim dünyasının en güzel nimeti de iyi kadındır"[701] diyen Hz. Peygamber, gençlere de «Genç­ler! sizden gücü yeten evlensin, bu, gözü harama karşı korur ve na­musu muhafaza eder. Evlenmeye gücü yetmeyen de oruç tutsun, çünkü oruç, şehveti kırar»[702] diye hitap eder. Yine o, «Nikah benim sünnetimdir. Sünnetimi yapmayan benden değildir»[703] diye buyur­maktadır.
Bu genel ifadelerin yanında Hz. Peygamber'in, evlenmesi gereken insanları bizzat evliliğe teşvik ettiği anlaşılmaktadır. Ni­tekim onun, Akkaf b. Vedaa el-Hilalî'yi evlenmesi için ikaz ettiği[704] ve Cabir b. Abdillah'a, bakire bir kadınla evlenmeyi tavsiye ettiği rivayet edilmektedir.[705]
Bir kızla evleneceğini açıklayan Muğire b. Şube'ye Hz. Pey­gamber, alacağı kızı görüp görmediğini sormuş, o da görmediğini söyleyince: «Git onu gör, ileride anlaşmanızın sürekliliği için, bu ikinize de iyidir» der.[706] Buna göre evliliğe karar veren hem erkek hem de kızın, evlenmeden önce birbirlerini görmeleri istenmekte­dir. Evleneceği kadına bakan sahabilerin isimlerine kaynaklarda rastlanmaktadır.[707] Çünkü Hz. Peygamber, onları buna teşvik et­mektedir.[708]
Kur'ân'a göre müslüman erkek, müşrik kadınla evlenemez;[709] fakat Kitap Ehli'nden olan bir kadınla evlenebilir.[710] Ancak müslü­man kadın, müslüman erkekten başkasıyla evlenemez.[711] Cahiliye devrinde, kapılarında işaretler buluduğu için zina yapan kadınla­rın bilindiği rivayet edilmektedir, islâm geldikten sonra bu kadın­larla paraları için evlenmek isteyen müslümanlar çıkınca, zina edenlerin, ancak birbirleriyle veya putperestlerle evlenebileceği­ni ifade eden ayetin [712]nazil olduğu kaydedilmektedir.[713]
Kimlerin, birbirileriyle evlenemeyecekleri Kur'ân'da zikre­dilmiştir.[714] Hz. Peygamberin uygulamaları[715] da bu konuyu ay­dınlatmaktadır.
Hz. Peygamberin, dindarlığı evlilikte tercih sebebi olarak tavsiye ettiği rivayet edilmektedir.[716]
iffetli bir kadının, facir bir erkekle ve müslüman kadının inanmayan biriyle evlenmesine Kur'an'm karşı olduğunu, bunun dışında denklik aranmaması gereğine işaret eden Ibn Kayyım, Ebu Hanife başta olmak üzere ünlü bazı hukukçuların bile denkli­ğin, neseb ve din olduğunu söylediğini nakleder. Halbuki Hz. Pey­gamber devri uygulamalarında nesebin önemli olmadığı müslüman olmanın yeterli olduğu anlaşılmaktadır.[717] Abdullah b. Reva­na, siyahı bir cariyesini hürriyete kavuşturup onunla evlenir. Cariye şeref bakımından Abdullah'tan aşağı olduğu için müslü­manlar onu kınayınca, «îman edinceye kadar putperest kadınlar­la eulenmeyin.îman etmiş bir cariye, beğenseniz bile putperest bir kadından kesinlikle daha iyidir...»[718] ayetinin nazil olduğu rivayet edilmektedir.[719]
Evlenecek kişi, alacağı kadının güzelliğini, nesebini veya onun çeşitli özelliklerini sorup araştırarak buna göre bir karara varmalıdır. Hz. Osman, Küfe valisi Said b. el-As'm Hind bint el-Ferafise ile evlendiğini haber alınca, onun kız kardeşinin olup olmadığını, varsa nesebini ve güzelliğini yazmasını ister. Vali musbet cevap yazınca Hz. Osman, Hind'in kız kardeşi Naile ile ev­lenir.[720]
Eş seçimi konusunda, kadın da erkek gibi aynı haklara sahip­tir. Kadın istemediği biriyle evlendirilemez. Kadın evlenmek iste­mezse zorla evlendirilemez. Nitekim Hz. Ömer'in kızı Aişe'nin hiç evlenmediği anlaşılmaktadır.[721]
Kızın babasının veya velisinin, onu evlendirirken çok dikkatli olmasına ve hayat boyu beraber olacağı erkeği seçerken ona yar­dım etmesine dikkat çekildiği anlaşılmaktadır. Nitekim Hz. Fatı-ma'yı, Hz. Ali'den önce isteyenlere olumlu cevap vermeyen Hz. Peygamber, Hz. Ali, onu isteyince müsbet cevap verir.[722]
Kur'ân'a göre, kişinin kendi cinsinden biriyle hayatını pay­laşması, insanın huzura (sükun) kavuşmasını ve dostlukların art­masını sağlar. Elbise ile vücudun bütünleşmesi gibi, kadın erkeği erkek de kadını tamamlayan bir bütünü oluştururlar.[723]

B- Çok Kadınla Evlenme

Hz. Peygamber'in nübüvvetin başladığı sıralarda, Arap yarı­madasında bitip tükenmek bilmeyen savaşların, geride pek çok yetim kız ve dul kadın bıraktığı anlaşılmaktadır. [724]Toplumda var olan bu probleme çözümler getiren Kur'ân, yetim kızlara ve dul kadınlara zulüm yapılmamasına dikkat çekmiştir. «Eğer yetimler hakkında adaleti yerine getiremeyeceğinizden korkarsanız, size helal olan kadınlardan ikişer, üçer dörder alın. Onlar arasında adaleti yapamayacağınızdan korkarsanız bir tane alın, yahut sahip olduğunuz cariyelerle yetinin. Haksızlık etmemeniz için en uygun olan budur»[725] ayetinin tefsirini, Hz. Aişe, talebesi ve yeğe­ni Urve'ye şöyle açıklar: Bu ayetle kişinin, güzelliğine ve malına rağbet ettiği koruması (velayeti) altındaki yetim bir kızla, diğer kadınlara verilen mehri vermeden evlenmeye kalkması yasaklan­mıştır.[726]
Görüldüğü gibi bu ayetin maksadı, kaç kadın alınacağını be­lirtmek değil, yetimlere yapılan zulmü ortadan kaldırmaktır.
Hz. Peygamber'in adalet konusunda çok titiz davrandığı ve iki eşi olan bir kişinin adil davranmaması halinde kıyamette bir tarafı düşmüş olarak geleceğini söylediği rivayet edilmektedir.[727]
Hz. Ali, Ebu Cehil'in kızı el-Avra [728]ile evlenmek ister. Bu ko­nuda Hz. Peygamberle istişare edilir, o, buna müsaade etmez ve «..Ancak Ebu Talib'in oğlu kızımı boşar ve onların kızlarıyla bun­dan sonra evlenir» der. Bu rivayetle ilgili olarak, bu evliliğin ha­ram olmadığına ve Hz. Peygamber'in kızı ile Allah'ın düşmanınınkızının bir arada bulunmasının sakıncalarına dikkat çekilmekte­dir.[729]
Sakif kabilesinden olan bir kişinin, İslâm'a girdiği zaman on eşi olduğu ve Hz. Peygamber'in ona: «Hanımlarından dördünü tut, diğerlerinden ayrıl» dediği rivayet edilmektedir.[730] Fakat et-Tirmizî, bu hadis hakkında el-Buharî'nin: "Bu hadis mahfuz de­ğildir" dediğini kaydeder.[731] Yine ibn Hacer, Umeyr'in beş hanıma bulunduğunu, bunlardan Derace bint Esma'yı boşadığmı yaz­maktadır.[732] Maajnafih Hz. Peygamber devri toplumunda, iki ka­dınla evliliğin daha yaygın olduğu söylenebilir.[733]
Cahiliye devrinde erkeğin, istediği kadar kadınla evlendiği anlaşılmaktadır, islâm'ın bunu dörtle sınırladığı ve birden çok ka­dınla evlenmeyi, yerine getirilmesi çok güç bir fiil olduğuna işaret ettiği[734] ve bunu adalete ve diğer bazı şartlara bağladığı açıktır.[735]

C- Kadının Eş Olarak Hakları Ve Görevleri

Kur'ân, evliliği huzur, sükun ve sevgi kaynağı olarak nitelen­dirdiği [736]için bu unsurları pekiştirecek davranışları ister ve bun­ları sarsacak her türlü uygulama ve tutumu yasaklar. Kur'ân'da yer alan «Onlarla (kadınlarla) iyi geçinin...»[737] ayeti bunu göste­ren emirlerin başında gelir.
«Kadınlar konusunda Allah'tan korkun. Onları Allah'ın emaneti olarak aldınız...»[738] diyen Hz. Peygamber, hanımına yumuşak ve iyi davranan kişinin, müminlerin iman bakımından en mükemmeli olduğunu ifade ederek[739] cahiliye devrinin kadın anlayışını kökünden yıkmaya çalışır. Bu yanlış anlayışı yıkmanın pek de kolay olmadığı Hz. Peygamber'in bu konudaki konuşmala­rından; mesela «Sizin en hayırlınız, kadınlarına iyi davrananla-rınızdır.»[740] gibi sözlerinden, açıkça anlaşılmaktadır.
Kadının, erkeğe göre daha hassas ve duygusal olduğu bilin­mektedir. Hz. Peygamber, erkeklere, onlarla ilişkiler konusunda öğüt verirken, çok dikkatli olmalarım ve onların hatalarını düzel­tirken Ölçülü davranmalarını ister.[741] Bu hadislerin, kadınların psikolojik yapılarının dikkate alınmasını ifade ettiği açıktır. Hz. Peygamber, kocasının kadın için çok önem arzettiğine ve en azın­dan bazı kadınlar için kocalarının yerini dolduracak hiç kimsenin olmadığına dikkat çeker.[742]
Konu tek taraflı olmadığından Hz. Peygamber, kocalarıyla iyi geçinmelerini sağlamak için bu konuda kadınlara da emir ve tav­siyelerde bulunur. Onları cehennemle korkutarak yapılan ihsan ve iyilikleri unutmamalarını,- kızdıkları zaman Öfkelerine hakim olmaları gereğine dikkat çeker.[743]
Evlenirken erkeğe, alacağı kadına mihr demlen bir meblağ vermesi emredilmiştir. "Kadınlara mihirlerini bir hak olarak ve­rin; eğer kendi istekleriyle o mihrin bir kısmını size bağışlarlarsa onu da afiyetle yiyin"[744] ayetinde bu açıkça görülmektedir. Bu konuda Kur'ân'da kadınların haklarının korunmasını isteyen ve onlara zulmedilmesini yasaklayan emirler bulunmaktadır. Kadı­na verilen mihr ne kadar çok olursa olsun geri alınmaması, yetim­lerin mihirleri konusunda adil olunması ve bu konularda çeşitli hilelere başvurulmaması istenmiştir.[745]
İbn Kuteybe, cahiliye devrinde velilerin, mihirlerini kadınla­ra vermediklerini ve kendi mallarına kattıklarını kaydederek, Kur'ân'ın bunu yasakladığım söyler.[746] Hz. Peygamber, bir müslü-manın kızını veya kız kardeşini vererek bir kadın almasını (şiğar) yasaklar.[747] Çünkü bu durumda kadınlar mihr almamaktadır. Halbuki mihr kadının hakkıdır ve bu hakkı baba veya başka bir erkek alamaz.
Mihr şartlara göre az veya çok olabilir. Bu konuda belli bir öl­çü olmadığı, Hz. Peygamber devrinde yapılan uygulamalardan anlaşılmaktadır. Kadının razı olması halinde mihrin, bir elbise hatta daha az birşey olabileceği rivayet edilmektedir.[748] Mihrin, evlenmeyi zorlaştıracak kadar yüksek olmasını istemeyen Hz. Peygamber, mihrini ödeme konusunda kendisinden yardım iste­yen bir kişinin vermek istediği mihrin değerini çok bulur.[749] Hz. Ali, Hz. Fatıma'ya, sattığı zırhının parasını mihr olarak verir. Bu paranın bir kısmıyla koku alınır, geri kalanla da Ümmü Seleme, ona bir kadife elbise, bir kırba, içi lifle doldurulmuş deri döşek, iki el değirmeni ve iki su kabından oluşan çehiz hazırlar.[750]
el-Belâzurî, Hz. Peygamber'in eşi olan Ümmü Seleme'nin mihrinin, kış mevsiminde giyilen yaz aylarında sergi olarak kulla­nılan bir kadife, içi lif dolu bir sergi (döşek), un imalı için, iki el de­ğirmeni, birbirine su diğerine un konan iki testi ve içinde hamur ve tirit yapılan bir kaptan ibaret olduğunu yazar.[751] Kaynaklarda Hz.Peygamber'in diğer eşlerine verdiği mihirler de zikredilmek­tedir.[752]
Cahiliye devrinin aksine Hz. Peygamber devrinde kadının mihr hakkına yapılan tecavüzler ortadan kaldırılmaya çalışılmış ve kadına bu hakkını istediği gibi kullanma serbestliği getirilmiş­tir.
Evlenen erkeğin, mihirden başka maddî harcamalarda bu­lunması da istenmiştir. Erkek, evlendiği kadının normal giderle­rini karşılar. Yani erkeğin, nafaka, mesken ve giyim diye ifade edebileceğimiz harcamaları yapma görevi vardır.[753] Bu harcama­lara erkeğin çocuklarının giderleri de eklenmiştir. Hatta küçük çocuğun emzirilmesinin giderleri varsa bu da kocaya aittir.[754]
Hz. Peygamber, kadının, ihtiyacı olan bazı şeyleri kocasının malından, onun haberi olmadan alabileceğini söyler.[755] Daha fazla harcamalarda ise kocanın izninin alınması istenmiştir.[756] Çünkü kadın, kocasının evde bulunmadığı zamanlarda onun hukukunun çiğnenmemesi için mesuliyeti olan ve evin koruyucusu olarak dü­şünülen bir insandır.[757]
Koca, kadının hakkı olan nafaka, giyim ve ev konusunda ya­pacağı harcamayı, bulundukları statü, çevre şartları ve Örfe göre yapar. Bu konuda erkeğin cimrilik yapmasının yanlış olacağı, bu harcamalar için ayette geçen «... uygun bir şekilde (bi'l-ma'rûf)» ifadesinden anlaşılmaktadır.[758]
Kadın ve erkeği birbirlerine yaklaştıran unsurlardan biri de cinsî arzulardır. Kur'ân'da, kadınların erkekler için, erkeklerin de kadınlar için bir elbise oldukları zikredilmiştir. Elbise insan vücudunu örttüğü gibi onu sıcak veya soğuk gibi dış etkilerden de korur. Buna göre eşlerin birbirlerini tehlikelerden koruma, eksik­liklerini giderme ve elbise ile vücudun bütünleşmesi gibi biri biri­lerini tamamlama özelliklerine işaret edilmektedir. Çünkü evli erkek, günahtan daha iyi korunabilir ve iffetini muhafaza edebi­lir.[759] Kur'ân'da cinsî arzuları meşru yoldan tatmin emri verilmiş­tir.[760] Karı koca istedikleri gibi biri birileriyle sevişebilirler.[761] Ancak hayızlı ve nifaslı (aybaşı halinde bulunan ve doğum yapmış kadın) temizlenmeden Önce cinsî ilişki kurulması yasaklanmıştır. Bu gibi haller dışında bir yasak konmamıştır.[762]
Bu konuda kocanın, eşini ihmal etmemesi ve bunu doğuracak tutum ve davranışlardan uzak durması istenmiştir. Geceleri namaz kılarak geçiren gündüzleri oruç tutan Abdullah b. Ömer'e Hz. Peygamber; «Namaz kıl sonra uyu, oruç tut, sonra oruçsuz günlerin de olsun. Çünkü vücudunun, gözünün ve eşinin senin üzerinde hakları vardır» der.[763] Yine Ebu'd-Derda'nm da Abdul­lah gibi davrandığı anlaşılmaktadır. Hz. Peygamber, Selman'la Ebu'd-Derda arasında kardeşlik tesis ettiği için Selman, bir gün kardeşini ziyarete gider ve Ebu'd-Derda'nm eşini perişan bir hal­de görür. Bunun sebebini soran Selman'a kadın şöyle der: «Karde­şin Ebu'd-Derda'nın dünyaya ihtiyacı yok.» Ebu'd-Derda gelir ve Selman'a yemek yaparak «Sen buyur, ben oruçluyum» der. Sel­man: «Hayır sen orucunu bozmazsan ben de yemem» deyince Ebu'd-Derda orucunu bozar. Selman daha sonra şöyle der: «Senin üzerinde Rabbinin, nefsinin, ve eşinin hakkı vardır, herkese hak­kını ver.» Bu durumu duyan Hz. Peygamber: «Selman doğru söyle­miş» der.[764] Ayrıca Hz. Peygamber'in, eşini ihmal eden Osman b. Maz'un'u uyardığı rivayet edilmektedir.[765] Hz. Peygamberin bu yaklaşımını iyi bilen kadınlardan kocaları tarafından ihmal edi­lenlerin, durumu Hz. Âişe vasıtasıyla ona ulaştırdıkları anlaşıl­maktadır.[766]
Cahiliye devrinde erkeğin, eşine yaklaşmama yemini edip bir veya iki yıl hanımından uzak yaşadığı mevcut rivayetler arasın­dadır.
îslâm, bu süreyi azamî dört ay olarak geçerli sayar.[767] Abdul­lah b. Amr b. el-As'ın annesi, Hz. Peygamber'e gelir, oğlunun dün­yadan el etek çektiğini ve eşini ihmal ettiğini söyler. Hz. Peygam­ber, Abdullah'a hareketinin yanlış olduğunu «Allah'ın Rasûlün'de sana güzel Örnek vardır... o, eşlerine haklarını verir...» diyerek ifa­de eder.[768]
Kocasının şehvetinin çokluğundan şikayet eden bir kadının kocasına, Hz. Peygamber, bir cariye verir. Fakat bu da adama yet­mez, Hz. Peygamber, onu karşısına alır ve bazı tavsiyelerde bulu­nur; sonra da «Muhtemelen sen, heva ve hevesine çok meyi ediyor­sun?» diye sorunca adam «Evet» diye cevap verir. Bunun üzerine Hz. Peygamber ona: «Arzularına meyi etmeyi bırak, bu senin şehevî gücünü azaltır» diye tavsiyede bulunur.[769] Kadın, kocasının normal isteklerine karşı çıkmamalıdır. Fakat erkek de hanımının durumunu dikkate alarak onun istek ve arzularını da hesaba kat­malıdır. Burada «Kocası kendisinden kızgın olarak geceleyen ka­dına Hz. Peygamber lanet etmiştir...» hadisi hakkında, et-Tirmizî'nin, «sahih değildir» dediğini ifade etmeliyiz.[770]
Erkeğin ve kadının, eğer cinsel konularda anormallikleri var­sa, bunu tedavi ettirmeleri ve biri birilerinin haklarına tecavüz et­memeleri gerektiğim söylenebilir. Bu konuda Hz. Peygamber'in hiçbir tarafa zulmetme ve zorlama yetkisi vermediği ve bu sebeple konuyla ilgili rivayetlerin neden ve niçinini iyice bilmeden bunla­ra göre davranmanın yanlış sonuçlara götereceği ifade edilebilir. [771]

D- Kadının İffetli Olması

Erkek ve kadının ifetli olması ve eşinin dışında hiç kimse ile meşru olmayan ilişkiye girmemesi istenmiştir. Bu konuda çok serbest olan cahiliye insanına sınırlamalar getirilmiştir.[772]
Cahiliye döneminde, para kazanmak için cariyenin zinaya zorlandığı ve müslümanlarm, en-Nûr 24/33. ayetiyle bundan me-nedildikleri kaydedilmektedir.[773] Bu ayetin, münafık Abdullah b. Ubey'in zinaya zorlanan iki cariyesinin, Hz. Peygamber'e başvur­maları üzerine nazil olduğu da rivayet edilmektedir.[774]
Zina ağır bir suçtur. Bu sebeple bu suçun tesbiti için dört şahit istenmiştir.[775] Bir kadına bu suçu isnat ettikten sonra dört şahit getiremeyen kimseye, seksen değnek vurulur ve ebediyyen şahit­liği kabul edilmez.[776] Hz. Peygamber, zina suçunu işlemiş bir kadı­nın, sıcak bir günde susuzluktan su kuyusunun etrafında dolaşan bir köpeğe su verdiği için afedüdiğini ifade eder.[777]
Koca, eşine bu suçu isnad eder ve kadın bunu yalanlarsa, ara­ları ayrılır, eğer çocuk varsa anneye verilir.[778] Bu gibi şüpheli du­rumlarda çocuğun nesebinin tesbitine çalışılır.[779]
Hz. Peygamberin eşi Hz. Aişe'ye zina iftirası atılmış ve bu, toplumda karışıklıklar çıkarmıştır. Daha sonra, gelen ayetlerle olayın iftira olduğu anlaşılmıştır.[780]
Hz. Peygamber, erkeklere, kadınlar konusunda dikkatli olmalarını ve onların cazibelerine kapılıp suç işlememelerini tasviye eder.[781] Yine Hz. Peygamber'in, erkekleri tahrik edecek şe­kilde, kadınların özelliklerinin anlatılmasını yasakladığı rivayet edilmektedir.[782]
Mekke fethinden sonra Ensâr ve Muhacirlerin beraberce oturdukları bir yere, bir grup Mekkeli kadın uğrar. Ensârdan olan Sa'd b. Ubade, «Kureyş kadınlarının iyi ve güzel oldukları anlatı­lırdı, halbuki öyle değilmiş» deyince mecliste bulunan muhacir­lerden olan Abdurrahman b. Avf çok sinirlenir. Bunun üzerine Sa'd toplantı yerini terk eder ve Hz. Peygambere gelip olayı anla­tır. Hz. Peygamber de Sa'd'm haksız olduğunu ifade eder.[783]
Yabancı bir kadınla sevişip sonra Hz. Peygamber'e gelip piş­man olduğunu söyleyen bir kişi hakkında,« İyilikler kötülükleri giderir» ayetinin [784] nazil olduğu kaydedilmektedir.[785]

F- Geçimsizlik

Ailede geçimsizlik, genelde erkek, kadın, veya her ikisinden kaynaklanabilir. Kur'ân ayetlerine ve sahih hadislere baktığımız zaman toplumun durumunun dikkate alınarak, yuvanın dağılma­ması istikametinde konuya yaklaşıldığım görürüz. Kadın erkeğe, erkek de kadına ezdirilmek istenmez. Zaten genel tutuma uygun olan da budur. Çünkü, Kur'ân zulmün her çeşidini ortadan kaldır­mayı ve huzuru getirmeyi hedeflediğini defalarca açıkladıktan sonra, kadın ve erkeğin aynı haklara sahip olduklarını açıklamış­tır.[786] Buna göre ailede huzursuzluğu kim çıkarırsa çıkarsın bu hoş karşılanmaz.
Eğer huzursuzluK ve geçimsizliği (nuşuz)[787] erkek çıkarırsa, kadın bunun sebeplerini araştırdıktan sonra, kocasının haklı ol­duğunu görür ve kabul ederse elbette bunu ortadan kaldırmaya çalışır.[788] Eğer kadın, kocasının haksız yere tatsızlık çıkardığını kabul ederse konu aile dışına taşar. Hem kadın hem de erkek ailelerinden birer hakem konuyu açıklığa kavuşturur.[789] Ayrıca ka­dın, doğrudan doğruya devlet başkanına da başvurabilir. Bu ko­nuda Hz. Peygamber'e gelen kadınlar bulunduğu bilinmektedir. Hatta Hz. Ömer gibi sert bir halifeye bile bu konuda başvurular ol­muştur.[790]
Erkeğin huzursuzluk çıkarmasını önlemek için Kur'ân'm önerdiği «erkek ve kadının aralarını, anlaşma ile düzeltmeleri»[791] değişik şekillerde yorumlanabilir. Müfessirler genelde bunu, ka­dının kendi isteği ile bazı haklarından vazgeçmesi ile oluşacak bir barış olarak düşünmektedir.[792] Kadın eğer haklarından vazgeç­mezse, erkeğin, geçimsizlik yapma ve kadının haklarına tecavüz etme yetkisi olmadığı açıktır.[793] «...Eğer size itaat ederlerse artık onların (kadınların) aleyhine bir yol aramayın. Çünkü Allah yüce­dir ve büyüktür»[794] ayeti bunu açıkça göstermektedir. O halde barı­şın temini için, hiçbir tarafa, diğerinin haklarına tecavüz yetkisi verilmemiştir. Erkek, eşi yaşlandığı veya çirkinleştiği için ona zulmetme yetkisine sahip olamaz.
Hz. Âişe, en-Nisa sûresi 128. ayetin nüzul sebebi konusunda özetle şöyle der: «Şevde yaşlanınca Hz. Peygamberin kendisini boşayacağından korkarak geceleri onunla beraber olma hakkını bana verdi. Bunun üzerine bu ayet nazil oldu»[795] Bu ayetin nüzul sebebi hakkında, ayetin kadınların aleyhine yorumlanması sonu­cunu doğuracak, başka rivayetler de bulunmaktadır.[796] Fakat bu konuda Hz. Âişe'nin yukarda kaydettiğimiz rivayetinin daha doğru olduğu kanaatindeyiz.
Eğer kadın ailede geçimsizlik yaparsa, erkek bunun sebeple­rini araştırır ve kadını haklı görürse, buna göre hareket ederek durumu düzeltir. Hz. Peygamber, ailede huzursuzluk çıkmaması için eşlerin gerekli hassasiyeti göstermelerini ister.[797] Hz. Peygamber'in hürriyete kavuşturduğu Zeyd'le evli, soylu bir aileye mensup olan Zeyneb bint.Cahş, kocasını sözleri ve kibirli davra­nışlarıyla incitir. Zeyd durumu Hz. Peygamber'e açınca O, «...Eşi­ni bırakma, Allah'tan kork...» der.[798] Fakat bu evlilik yürümez ve Zeyd, Zeyneb'den ayrılır.[799] Müslümanlar, Hz. Peygamberle be­raber veda haccmdan dönerken, Medine'ye yaklaştıkları zaman Hz. Peygamber onlara, eşlerinin hazırlık yapmaları için, gece Me­dine'ye girmemelerini söyler.[800]
Boş yere yapılan kıskançlık verilmiştir.[801] Eşinin siyah tenli bir oğlan doğurduğunu (kendi tenine benzemediği için) şikayete gelen bir Arab'a Hz. Peygamber, bunun olabileceğini, develerinin çoğalmasıyla ilgili bir misal vererek anlatır ve onu ikna eder.[802]
Hz. Ebu Bekir, hammı Esma bint Umeys'in yanına geldiği za­man orada Haşimîler'den olan bir erkeği görür ve kızar. Bu duru­mu Hz. Peygamber'e söyleyen Hz. Ebu Bekir, onun bu konuda bir açıklama yapmasını sağlar. Hz. Peygamber, yalnız bulunan bir kadının evine yabancı bir erkeğin tek başına girmemesini ister.[803] Eşinin hacca gittiğini ve kendisinin cihada yazıldığını söyleyen bir kişiye Hz. Peygamber, hammıyla gitmesini söyler.[804]
Kadının geçimsizliğinin ne olduğu konusunda değişik açıkla­malar bulunmaktadır. Kadının kocasından nefret etmesi,[805] hoş­lanmaması [806]ve kocasının evinde oturmak istememesi[807] gibi ev­lilikle bağdaşmayan tutum ve davranışlarda bulunması kadının, geçimsizliği olarak değerlendirilmektedir.
Kadının bu yanlış davranışlarını erkek, onu ikna ederek dü­zeltebilir. Bu konuşmalar fayda vermezse, erkek, eşini yatakta yalnız bırakabilir.[808] Hatta erkeğin, aynı yatakta eşine kızdığı için sırtını dönmesinin bile, onu yatakta yalnız bırakma olabileceği ifade edilmektedir.[809] Hz. Peygamberin eşlerinin, ondan yaparrn-yacağı bazı isteklerde bulundukları ve bunun üzerine Hz. Pey­gamberin onlardan ayrılarak ayrı bir odada kaldığı rivayet edil­mektedir.[810]
Hz. Âişe, erkeğin eşiyle konuşmamasının da onu terk (ilâ)[811] olacağı görüşündedir.[812]
Arap toplumunda, erkeğin eşini dövme adeti bulunmaktadır. Hz. Peygamber, bu kötü adeti ortadan kaldırmaya çalışmıştır. Hatta Hz. Peygamber'in bir ara eşini döven erkeklere kısas uygu­lamayı bile düşündüğü rivayet edilmektedir.[813] Hz. Peygamber: «Kadınlar hakkında Allah'tan korkunuz. Onları Allah'ın emane­ti olarak aldınız. Allah'ın kelimesiyle onlar size helal oldu. Sizin onların üzerindeki hakkınız, hoşlanmadığınız birini evinize sok­mamalarıdır. Eğer bunu yaparlarsa yaralamadan onları dövün. Onların sizin üzerindeki haklan ise, rızıklannhve giyimlerini Örfe göre üstlenmenizdir...»[814] diye buyurmaktadır. Bu rivayetin baş­ka şekilleri de bulunmaktadır. Bunlara göre kadın, kocasının izin vermediği bir kimseyi eve alırsa, erkeğin onu yatakta yalnız bı­rakmasına ve yaralamadan dövmesine izin verildiği anlaşılmak­tadır.[815] Bu rivayetlerin dışında Hz. Peygamberin kadınları döv­meye izin vermediği ve eşlerini dövenlere çok kızdığı anlaşılmak­tadır. Buna göre Hz. Peygamberin, yukarıda kaydettiğimiz ayet­te geçen kadının geçimsizlik çıkarmasını, kadının, kocasının izin vermediği bir erkeği evine alması olarak tefsir ettiği söylenebi­lir.[816]
Müslümanlar için en güzel Örnek olan [817]Hz. Peygamber'in, hayatı boyunca hiçbir kadına ve köleye bir fiske bile vurmadığını, Hz. Âişe söylemektedir.[818] Hz. Peygamber kadınları dövmeyi ya­saklar. Bunun üzerine kadınlar, kocalarına karşı haksız yere dik­leşmeye ve huzursuzluk çıkarmaya başlayınca bu yasak kaldırı­lır.[819] Fakat Hz. Peygamber hep kadınların yanında yer alır. Hz. Peygamber'in, hanımım döven hiç bir erkeği haklı gördüğü riva­yetine şu ana kadar okuma imkanını bulduğum kaynaklarda rastladım. Aksine Hz. Peygamber, eşlerini döven kimselerin, müslümanlarm hayırlıları olmadıklarını ifade eder.[820]
Kocasından dayak yiyen Ümmü Cemil bint Abdillah, durumu Hz. Peygamber'e bildirir. Hz. Peygamber, onun kocasını karşısına alır ve: «Eşinden ayrılmak ister misin?» diye sorar. Kocası, Ümmü Cemil'den ayrılır.[821]
Abdullah b. Ömer; «Hz. Peygamber devrinde hakkımızda ayet nazil olur korkusuyla hanımlarımıza elimizi ve dilimizi uzat­maktan sakmırdık. Hz. Peygamber vefat edince dilimizi ve elleri­mizi onlara uzattık»[822] diyerek Hz. Peygamber devrinde kadına haksızlık yapılmasının nasıl önlendiğini ifade etmektedir. Hz. Peygamber devrindeki bu anlayış, kadınların, kocalarına her ko­nuda boyun eğmemelerini ve zulme karşı ayaklanmalarını ve haklarına sahip çıkmalarını sağlar. Hz. Ömer, kadınlardaki bu uyanışı Ensâr kadınlarına bağlamaktadır. O, bunu şöyle ifade eder: «Biz Kureyş topluluğu, kadınlardan üstündük (galiptik). Medine'ye geldiğimiz zaman kadınların Ensâr'a galip olduklarını gördük. Bizim kadınlarımız da onların huyunu edinmeye başladı­lar...»[823]
Hz. Peygamber'in bu konudaki ayet için yaptığı tefsire göre hareket edilirse erkeğin, eşini dövme cevasını bulması çok zor­dur.[824]
Evliliklerini yürütemeyeceklerini anlayan eşler, birbirlerine zarar vermeden ayrılırlar. Cahiliye devrinde kadının bu konuda büyük haksızlıklara uğradığı anlaşılmaktadır. Kur'an, bu yanlış­lıklara işaret ederek konuya açıklık getirmiştir.[825]
Kadınlar, zarar vermek için talak (ayrılma) konusunda do-lanbaçlı yollara sapmak yasaklanmıştır. «Kadınları boşadığınız-da, bekleme süreleri sona ererken, ya onları iyilikle tutun, ya da iyilikle bırakın. Haklarına tecavüz etmek için onları tutmayın. Kim bunu yaparsa kendine yazık etmiş olur. Allah'ın ayetlerini eğlence yerine koymayın...»[826] ayeti bunu açıkça ifade etmektedir.
Cahiliye devrinde, erkeğin eşini boşayıp sonra aldığı ve bunu istediği kadar yapma hakkına sahip olduğu rivayet edilir.[827] Kur'ân, buna bir sınır getirmiştir. Erkek eşinden iki defa ayrılıp dönme hakkına sahiptir, üçüncü defa vereceği karar son merhale­dir. Ya iyilikle eşine döner ya da aynı şekilde ondan ayrılır.[828] Bo­şanmış kadın, evlenmesi yasak olan akrabalarının dışında biriyle evlenebilir;[829] buna engel olunmaması emredilmiştir.[830]
Hz. Peygamber, eşini aybaşı halinde boşayan îbn Ömer'in bu davranışını beğenmez ve ondan hanımına dönmesini, eğer ayrıla-caksa, eşinin temizlik döneminde ayrılmasını ister.[831] «Ey Pey­gamber, kadınları boşayacağınız zaman iddetleri içinde (temiz ol­dukları devrede) onları boşayın ve iddeti sayın (üç defa âdet görüp temizlenmelerini bekleyin). Rabbiniz Allah'tan korkun. (Bekleme süreleri dolmadan) onları evlerinden çıkarmayın, kendileri de çıkmasınlar. Ancak apaçık bir edepsizlik yaparlarsa başka. Bun­lar Allah'ın sınırlarıdır. Kim Allah'ın sınırlarını geçerse kendisi­ne yazık etmiş olur. Bilemezsin belki Allah, bundan sonra bir iş or­taya çıkarır. (Bekleme süresi içinde bir anlaşma zemini oluşabi­lir).»[832] Bu ayeti göre, hanımını boşamak isteyen kimse, eşi âdetten temizlendikten sonra, onunla cinsel ilişki kurmadan onu boşar, kadın bir âdet görüp temizlendikten sonra ikinci kez boşar, yine bekler, kadın bir âdet daha görüp temizlenir. Erkek boşama­ya kararlı ise hanımını boşar ve böylece evlilik bağları kopmuş olur. Kadın iddetini gördükten sonra istediğine varabilir.[833]
Kocası ölen kadın, kocasının evinde dört ay on gün iddet bek­ler.[834] Hangi sebeple olursa olsun kadın iddet beklerken nafakası ve oturacağı ev kocası tarafından sağlanır.[835] Kadın eğer hamile ise doğum yapınca iddeti sona erer.[836]
Kadın da kocasından ayrılma isteğinde bulunabilir.[837] Hem Hz. Peygamber hem de Hulefai Raşidîn devrinde kocasından ay­rılma isteğinde bulunup ayrılan kadınlar bulunduğu anlaşılmak­tadır.
Hz. Peygamber, bir gün sabah namazına çıkarken Habibe bint Sehl'i görür. Habibe, kocasından ayrılmak istediğim ve koca­sının verdiği mihrin yanında bulunduğunu söyler. Bu konuda Habibe'nin kocasını da dinledikten sonra Hz. Peygamber, mihri kocaya geri verir ve bu eşleri ayırır. Kadın ailesine döner.[838]
Tavaf esnasında bir kadının şiir okuduğunu duyan Hz. Ömer, onun, kocasından yakındığını anlayınca kocasının nasıl bir kişi ol­duğunu öğrenmek için birisini görevlendirir. Bu görevli, kadının kocasının ağzının eğildiğini görür. Hz. Ömer, bu adama bir cariye veya hazine (fey)den 500 dirhem vererek onu eşinden ayırmak is­tediğini söyler. Adam parayı tercih eder ve hanımından ayrılır.[839]
Kadının, nikah sırasında boşama hakkını üzerine alma âdetinin, îslâm geldikten sonra da devam ettiği anlaşılmakta­dır.[840]
Hz. Peygamber'in boşanan kadınlara, karşılaştıkları güçlük­lerde yardımcı olduğu zikredilmektedir.[841]

II. Anne Olarak Kadın

Evlenen kadın, çocuk sahibi olduğu zaman hayatında yeni bir devre olan annelik başlamış olur. Kur'ân'ın ifadesiyle «dünya ha­yatının süsü»[842] olan çocuk, «emin ve sağlam bir karargah»[843] olan «anne rahminde yaratılır»[844] Belli bir müddet anne rahminde ondan beslenen çocuk, esasen dünyaya geldikten sonra da yine ona muhtaç bir şekilde hayatını sürdürür.
Ana kelimesi, asıl temel, merkez kaynak gibi anlamlara ge­lir.[845] Kur'an'da bu kelimenin, zikrettiğimiz manalarda kullanıl­dığı ayetler bulunmaktadır.[846]
Kadın, insan neslinin devamında çok önemli vazifeler üstlen­diği için bu yönüyle anne, insanlığın esası temeli ve kaynağı sayı­lır.
Kur'ân, anne ve babaya iyilik etmekten bahsederken [847]anne­nin çocuğu için çektiği sıkıntılara yer verir, «...annesi onu (çocu­ğu) zahmetle taşıdığı ve zahmetle doğurduğu...»[848] ve «...annesi onu (çocuğu) nice sıkıntılarla taşımıştır...» [849]gibi ayetler buna işaret eder.
Anne çocuğunu dünyaya getirdikten sonra, çocukluk çağında hemen hemen onun bütün yükü yine annenin üzerindedir. «Em­zirmenin tamamlanmasını isteyen baba için, anneler çocuklarını iki tam yıl emzirirler»[850] ayetine göre anne çocuğunu emzirir, fakat bu ayetin devamında «... Hiç bir anne, çocuğu sebebiyle zara­ra uğratılmamalı...» buyurulmaktadır. Günümüzde doktorların, anne sütünü çocuk için çok faydalı buldukları bilinmektedir. Bu­na göre, çocuğun gelişmesini iyi tamamlaması ve sağlıklı büyüme­si için annenin çocuğunu emzirmesi gerekir.[851]
Eğer kadın başka birinin çocuğunu emzirirse, ortaya "süt an-nelik'le ilgili bazı yeni hükümler çıkar. Kur'an bu konuya da yer vermiştir.[852]
Bir kişi Hz. Peygambere gelir ve «Ya Resûlallah kim benim iyiliklerime daha layıktır?» der. Hz. Peygamber; Annen» diye ce­vap verir, Adam: «Sonra kim?» diye tekrar sorar, Hz. Peygamber «Annen» der, Adam üçüncü defa, «Sonra kim?» deyince, o tekrar -Annen» der ve aynı soruya dördüncü defa «Baban» diye cevap [853]Bu ve daha başka hadislerden anlaşıldığı üzere, kişinin ırjk yapacakları arasında anne, ilk sırayı alır.[854]
Eğer annenin ihtiyacı varsa, geçimini temin etmek oğlunun evleri arasındadır.[855] Hz. Peygamber, Allah Teala'nm anneye ıssızlığı haram kıldığım ifade eder.[856]
Esma bint Ebî Bekir, müşrik annesi ile görüşüp görüşemiyeni, Hz. Peygambere sorunca ö, annesiyle görüşmesini söyler, «Allah, sizinle din uğrunda savaşmayan ve sizi yurtlarınızz çıkarmayanlara iyilik yapmanızı ve adil davranmanızı yamaz. Çünkü Allah adaletli olanları sever»[857] ayetinin bu ko­rda nazil olduğu rivayet edilmektedir.[858]
îbn Hişam'm yazdığına göre Hz. Peygamber, esir anneyi çocukdan ayırmayı yasaklamıştır.[859] îbn Kuteybe, «Hiç bir anne çok sebebiyle zarara uğratılmamalı...»[860] ayetinin tefsirinde, anne sağlıklı ise, çocuğunun elinden alınıp sütanneye verile­meyeceğini kaydeder.[861] Cahiliye devrinde de anneye saygının li olduğu anlaşılmaktadır. Bi'ru Maune'.de bir grup müslüman Öldüren Amir b. Tufeyl, annesinin bir köle azad etme nezrini r-ne getirmek için Âmir b. Umeyye'yi serbest bırakır.[862]

III. Gîyîm - Kuşam

Giyim, insan topluluklarında alışkanlık, coğrafi yapı, iklim, ; etince ve daha başka faktörler sebebiyle değişiklik arzeder. Birbileriyle münasebeti olan milletlerin, giyim tarzlarının da biri­cilerine tesir ettiği bilinmektedir.[863]
Hz. Peygamber devrinde, toplumun cahiliyeden gelen bir giyim şekli ve âdeti bulunmaktadır, islâm'ın bunu, kendi düşünce yapışma uygun hale getirmek için bazı değişiklikler yaptığı söyle­nebilir. Hz. Peygamber devrinde kadının giyimim ortaya koya­bilmek için, o zaman kullanılan elbiselerin neler olduğunu tesbite çalışmanın uygun olacağı kanaatindeyiz. [864]

A- Elbiseler

1- Başörtüsü:

Bu kelime örtmek, kapatmak, gizlemek manalarına gelen h-m-r kökünden gelir ve örtü anlamım taşır.
Hz. Âişe'in hımarı "Saçları ve cildi örten bir örtü" diye tarif et­tiği rivayet edilmektedir.[865] Bir erkek elbisesi (hülle) yaklaşık ola­rak dört başörtüsü olabilmektedir.[866]

2- Entari (Dır'):

Sadece başörtüsü ve bu elbise ile namaz kılmak caiz olduğuna[867] göre "dır"' isminin ifade ettiği elbisenin bir bluz veya kadın gömleği olduğunu söyleyemeyiz. Esasen bu elbisenin ayak üstlerini kapatacak kadar uzun olduğuna dair rivayetler de bu­lunmaktadır.[868]

3- Etek (İzar):

Bir şeyi içine alan, saran ve kaplayan manalarını taşıyan bu kelime, insan vücudunun belden aşağısına bağlanan bir elbise için kullanılmaktadır.[869] Hz. Peygamber devrinde erkeklerin de bu elbiseyi kullandıkları anlaşılmaktadır.[870]
Hz. Peygamber, erkeklerin izarlannı fazla uzun yapmamala­rım söyler. Kadınların ise izarlannı (bacaklarının ortasından) bir karış veya bir zira uzatacaklarını açıklar.[871]

4- Şalvar:

Hz. Peygamber devrinde bazı kadınların elbiseleri altından bu elbiseyi giydikleri anlaşılmaktadır. Şalvar belden aşağı giyilen iç çamaşır yerine kullanılmaktadır.[872]

5- Mırt

Yünden yapıldığı m ve kadının evin dışında büründüğü bir elbise olduğu anlaşılmaktadır.[873] Hz. Peygamber'in, eşlerinden birine ait olan bu elbise ile namaz kıldığı nakledilmektedir.[874]

6- Cilbab

Hz. Aişe'nin, eteğini çözüp ondan cilbab yaptığı rivayet edildi­ğine [875]ve «Üzerlerine cilbablarını alsınlar...»[876] ayetine bakarak dışarı çıkarken kadının başına aldığı bir örtüye cilbab dendiğini söyleyebiliriz. Kamus mütercimi cilbab için şöyle der: «...Cilbab gömleğe denir. Kamis (gömlek) manasına gelir... Bazılarına göre kadınların başörtülerine de denir, yani himar manasına gelir...» [877]Cilbabm, kadmm başörtüsünün üstüne örttüğü [878]bir atkı olabileceğim ifade eden [879]ve yüzün bununla kapatıldığına yer veren [880]rivayetler bulunmaktadır.[881] Ayrıca cilbabı, insan vücudunun belden yukarısını örten elbise anlamını taşıyan rida ile tefsir edenlerin[882] yanında, «Kadınların elbiselerini,[883] rida[884] ve cilbab [885]olarak açıklayan müfessirler de bulunmaktadır.
Cilbabm, pahalı bir dışarı elbisesi olduğu, bu elbisenin her­keste bulunmadığı rivayetine [886]bakılarak söylenebilir.
isimlerini verdiğimiz bu elbiselerin tamamının şekilleri ve nasıl giyildikleri hakkında, elimizdeki malzeme ile şimdilik tam doğru bilgiler vermek mümkün değildir. Ancak bunlardan bazıla­rının tam anlaşıldığı açıktır.
el-Isbehanî'nin aldığı bir rivayete göre Hz. Peygamber dev­rinde kadının, önce etek(izar), sonra entari(dır'), sonra başörtüsü (himar) ve daha sonra da dış elbise (üstlük, rida, cilbab) giydiği söylenebilir.[887] Şalvar giymenin yaygın olmadığı, giyenlerin onu, eteğin (izar) altına giydiği anlaşılmaktadır. Ashabın, kadınların giyimi konusunda oldukça cömert davrandıkları kaydedilmekte­dir.[888]
Hz. Peygamber devrinde, tiftik, yün, ipek ve deriden mamul [889]elbiseler bulunduğu, Medine kadınlarının, Şam ve Yemenden gelen kumaşlardan elbiseler yaptıkları ifade edilmektedir.[890]
Ümmü Leyla isimli bir kadın sahabinin, her ay entarisini (dır'), baş örtüsünü ve dış elbisesini (milhafe) boyadığı rivayet edilmektedir.[891]

_________________


Elif gibi yalnızım,
Ne esrem var, ne ötrem.
Ne beni durduran bir cezmim,
Ne de bana ben katan bir şeddem var.
Ne elimi tutan bir harf,
Ne anlam katan bir harekem...
Kalakaldım sayfalar ortasında.
Bir okuyan bekledim,
Bir hıfzeden belki...
Gölgesini istedim bir dostun med gibi…
Sızım elif sızısı...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://kutluforum.bedavaforum.biz
@bdulKadir
Adminstratör
avatar

Mesaj Sayısı : 6247
Rep Gücü : 10014055
Rep Puanı : 97
Kayıt tarihi : 17/03/09
Yaş : 54
Nerden : İzmir

MesajKonu: Geri: ASRI SAADETTE KADIN VE AİLE HAYATI..Rıza Savaş..kitabın tamamı   Perş. Ocak 27, 2011 12:20 pm

B- Giyimin Ölçüsü Ve Gayesi

İnsanlar bir arada yaşadıkları için, kadın ve erkeğin birbirle­rini rahatsız etmeyecekleri ve her iki cinsin de huzursuz olmayacakları şekilde giyinmelerinde bazı düzenlemelerin olması tabii­dir.
Müslüman kadınların Örtünmelerini emreden ayetten bir önceki ve sonraki ayetlerden anladığımıza göre, Medine'de "iki yüzlüler (münafıklar) kalplerinde hastalık olanlar ve Medine'de kötü haber yayanlar" mümin erkek ve kadınları huzursuz etmek­tedir.[892]
Hz. Peygamber, Medine sokaklarında oturup sohbet eden erkeklere "Bakışlarım indirmeleiini ve başkalarım rahatsız et­mekten sakınmalarını" emreder.[893]
Hz. Peygamber devrinde giyimle ilgili düzenlemeler yapılma­dan önce, bazı müslüman kadınların giyimlerinin, toplumda huzursuzluk çıkmasına sebep olduğu anlaşılmaktadır. Evvela bu­nu ortadan kaldırmak için, hem erkeklere hem de kadınlara bazı yükümlülükler getirilmiştir.
Yukarıda bahsettiğimiz şekilde erkeklerin kadınlara bakma­sı yasaklanmıştır. Aynı yasak kadınlara da konmuştur. «Ey Muhammed mümin erkeklere söyle: gözlerini bakılması yasak olandan çevirsinler. Mahrem yerlerini korusunlar. Bu onların arınmasını daha iyi sağlar... Mümin kadınlara da söyle:gözlerini bakılması yasak olandan çevirsinler, iffetlerini korusunlar. Süs­lerini kendiliğinden görünen kısmı müstesna açmasınlar. Başör­tülerini yakalarının üzerine salsınlar...»[894]
Kur'ân, inanan kadına, süslerini (zinet) yabancı bir erkeğin yanında açmamasını ve bunların anlaşılmasını sağlamak için bir davranış içine girmemesini emreder.[895] Cahiliye devrinde olduğu gibi kadının açılıp saçılması (teberruc)'nm, yasaklandığı ve bu­nun (teberruc) ise, kadının güzelliklerini ortaya çıkarması[896] ile vücudunu kapatmayan elbiseler giymesi olduğu zikredilmekte­dir.[897]
«...Başörtüleriniyakalarının üzerine salsınlar.,.»[898] ayeti gelmeden önce de başörtüsü olduğu anlaşılmaktadır.[899] Ayette iste­nen şekilde örtüldüğü zaman, başörtüsünün, başı, saçları, kulak­ları, boynu, gerdan ve göğsü örteceği düşünülmektedir.[900] Fakat Hz. Peygamber devrinde kadınlar, başörtülerini yakalarının üzerine gelecek şekilde Örtünce, vücudunun hangi kısımları nasıl kapatılıyordu? Elimizde bulunan yazılı belgelerle bunu açık bir şekilde anlamanın, şimdilik mümkün olmadığını ve bu konudaki değişik görüşlerin kaynağının da bu olduğunu söyleyebiliriz.
«...Süslerini, kendiliğinden görünen kısmı müstesna açma­sınlar...»[901] ayetinden, kadının örtüden istisna edilen yerleri ol­duğu anlaşılmaktadır.
Cahiliye devrinde bazı kadınların peçeli olduğu,[902] hatta ba-zan erkeklerin de peçe kullandıkları rivayet edilmektedir.[903] Hz. Peygamber devrinde de peçeli kadınlar bulunduğu ve bazı kadın­ların, yüzlerini Örterek tek gözlerini açık bıraktıkları anlaşılmak­tadır.[904] Hz. Peygamber'e, oğlunu sormaya gelen bir kadın, hayası sebebiyle peçesini indirmediğini söyler.[905] Esma bint Ebibekir, Hz. Peygamber'in huzuruna ince bir elbise ile girer, O, yüzünü çe­virir ve kadının, buluğa erince yüz ve elleri harcinde vücudunun görülmesinin doğru olmadığını açıklar.[906]
Hz. Peygamber'in, hac veya umre için ihrama giren kadının peçe takmamasını ve eldiven kullanmamasını istediği rivayet edilmektedir.[907] Bunun dışında kadın, isterse yüzünü örtebilir ve­ya eldiven kullanabilir. Bu devirde, başörtüsü ile yüzünü örten kadınlar bulunduğu da anlaşılmaktadır.[908]
Hz. Âişe başörtüsünün, altını gösteren şeffaf kumaştan ola­mayacağı görüşündedir. Huzuruna ince bir başörtüsü ile giren Hafsa bint Abdirrahman'm başörtüsünü alan Hz. Âişe'nin, ona kaim bir başörtüsü verdiği nakledilmektedir.[909]
ilk muhacir kadınların, başörtüsü ayeti gelince, dış elbiseleri­nin (mırt) veya eteklerinin (izar) kenarlarından kesip başörtüsü yaptıkları rivayet edilmektedir.[910] Buna göre, önceki başörtüle­rin, emri yerine getirecek özellikleri taşımadığı açıktır.
Esma bint Ebibekir'in, hediye edilen bir elbiseyi giymediği ifade edilmektedir.[911]
«Evlenme ümidi kalmayan, ihtiyarlayıp oturmuş kadınlara, süslerini açığa vurmamak şartıyla, dış elbiselerini çıkarmaktan ötürü sorumluluk yoktur...»[912] ayetinde geçen «dış elbiselerin» cil­bab veya rida olduğu ve bahsedilen kadının bunları giyme yüküm­lülüğü olmadığı ifade edilmiştir.[913]
Cilbab ayetinin (el-Ahzab, 33/59) sonunda yer alan «... Bu onların tanınıp incitilmemelerini daha iyi sağlar...» cümlesini, özetle şöyle açıklayanlar bulunmaktadır. Münafıklar, ihtiyaçları için dışarı çıkan müslüman kadınları cariye zannederek rahatsız ediyorlardı. Müslüman kadına cilbab giymesi emredilerek onun hür olduğunun anlaşılması sağlandı ve incitilmekten korunmuş oldu.[914] Bu "açıklamalara göre, cariyelerin rahatsız edilmelerinin normal kabul edildiği anlaşılabilir. Halbuki ayetlerden böyle bir-mana anlaşılmamaktadır. Hatta cilbab ayetinden bir önceki ayet­te "inanan erkek ve kadınlara yapılan eziyetler" yerilmektedir.[915] Burada geçen "inanan kadınlar" ifadesi içine cariyelerin de girdiği açıktır.
inanan kadınların, emredildiği şekilde giyinerek dışarı çık­maları, tutum ve davranışlarına dikkat etmeleri tanınmalarını sağlanacaktır. Bu ise, rahatsız edilmelerini büyük ölçüde önleyip, inanan kadınları huzursuz edenleri cezalandırmayı kolaylaştıra­caktır.
Giyimleri, tutum ve davranışları ile iffetli olan mümin kadın­lara eziyet edecek olanların cezalandırılacakları cilbab ayetinden sonraki ayetlerde şöyle açıklanmaktadır: «... Seni onlarla müca­deleye davet ederiz. Sonra çevrende az bir zamandan fazla kala­mazlar. Lanetlenmiş olarak, nerede bulunurlarsa yakalanır ve hem de öldürülürler»[916]
Esasen Kur'ân'da kadının giyimi konusunda, cariye hür ayı­rımı bulunmamaktadır. İçinde bulundukları şartlar sebebiyle ca­riyeler, hür kadınlar gibi giyinemezler. Fakat cariyelerin de im­kanlar ölçüsünde hür kadınlar gibi giyinmeye çalıştıkları anlaşıl­maktadır.
Ata, es-Sevrî'nin kitabında Hz. Peygamber devrinde cariyele­rin başörtüsü veya bir kumaş parçasıyla başlarını örttüklerini ifa­de eden bir rivayet gördüğünü söyler.[917]

C- Hicab

Yukarıda da değindiğimiz üzere islâm düşmanlarının, Hz. Peygamberin hanımlarını da hedef alarak müslümanlar arasın­da karışıklıklar çıkarmaya başladıkları anlaşılmaktadır. Hicrî beşinci senede Hz. Aişe'ye münafıklar tarafından atılan iftira bu­nun en açık örneğidir.[918]
Hz. Peygamberle görüşmek, ona bir şey sormak, yemek ye­mek, veya bir şey istemek gibi sebeplerle iyi ve kötü her tipte insa­nın, vakitli vakitsiz onun evine girdiği anlaşılmaktadır. Bu insan­lardan bazılarının tutum ve davranışları, Hz. Peygamberi ve bazı müslümanları rahatsız eder.[919]
İşte bu gibi sebeplerle Hz. Peygamberin eşlerinin diğer kadınlar gibi olmadıkları ayetlerle açıklanarak [920]onlara bazı farklı emir ve yasaklar konmuştur. Bunlardan biri de şu ayettir: «Ey inananlar, Peygamber'in evlerine yemeğe çagırılmaksızın vakitli vakitsiz girmeyin; fakat davet edilirseniz girin ve yemeği yiyince dağdın. Sohbet etmek için de girip oturmayın. Bu haliniz Peygamber'i üzüyor, o da size bir şey söylemeye çekiniyordu. Allah gerçeği söylemekten çekinmez. Peygamber'in eşlerinden bir şey istediğiniz zaman onu perde arkasından isteyin. Bu sayede sizin gönülleriniz de, onların gönülleri de daha temiz kalır. Bundan sonra ne Allah'ın Peygamberini üzmeniz ve ne de onun eşlerini ni­kahlamanız asla caiz değildir. Doğrusu bu Allah katında büyük şeydir.»[921]
Bu ayet gelmeden evvelde toplumda, erkeklerle perde arka­sında konuşan kadınlar bulunduğu konusunda rivayetler bulun­maktadır. Ümmü Seleme'nin, Hz. Peygamberle evlenmeden ön­ce, bir defasında onunla perde arkasından konuştuğu rivayet edil­mektedir.[922]
Hicab ayeti geldikten sonra Hz. Peygamber'in eşleri, yabancı erkeklerle perde arkasından konuşurlar [923]ve bunu evin dışında cilbablanyla yapmaya çalışırlar. Rebia b. el-Harig ve Abbas b. Ab-dilmuttalib Hz. Peygamberle beraber hanımı Zeyneb bint Cahş'm evine giderler. Zeyneb, perde arkasına geçer. Hz. Peygamberle, gelen bu iki kişi konuşmaya başlar, Hz. Peygamber susarak başını evin tavanına doğru çevirir. Zeyneb perde arkasından, Rebia ve Abbas'a konuşmamalarını işaret eder.[924] Buna göre aradaki perde bu işaretin anlaşılacağı kadar incedir denebilir.
Kabe'yi de peçeli olarak tavaf ettiği rivayet edilen [925]Hz. Aişe, ihramlı iken Hz. Peygamberle beraber yaptıkları yolculuktan bahsederken, "Bir kervan yanımıza geldiği zaman cilbablarımızı başımızdan yüzümüze sarkıtındık ve kervan geçtikten sonra yü­zümüzü tekrar açardık" der.[926]
Hz. Peygamberin eşlerinden olan Şevde, ihtiyacı için bir ak­şam dışarı çıkar. Hz. Ömer, boyu uzun olan Sevde'yi tanır ve arka­sından seslenerek onu tanıdığını söyler. Şevde, eve döner ve olayı Hz. Peygambere haber verir. Hz. Peygamber, Sevde'ye ihtiyacı için dışarı çıkabileceğini açıklar. Daha önce meydana geldiğini söyleyenler bulunmakla birlikte bu olayın, hicab ayetinden sonra olduğu rivayet edilmektedir.[927] Bu rivayet doğru kabul edilirse, Hz. Ömer'in, Hz. Peygamber'in hanımlarının dışarı çıkarken hi­cab emrine uyarak tanınmamaları görüşünde olduğu anlaşılmak­tadır.
Hz. Peygamber, kadının erkeğe, erkeğin de kadına benzeme­ye çalışmasına şiddetle karşı çıkar.[928] Kadın, kadın olarak, erkek de erkek olarak şahsiyetlerini korumalıdır. Hz. Peygamber'in bu düşüncesi, giyime de akseder.
Kadınların, kendi kıyafetlerini korumaları ve psikolojik yapı­larına uygun elbiseler seçmeleri uygun görünmektedir. Hz. Pey­gamber devrinde, kadınların kullandıkları çizgili kumaşları, erkeklerin kullanmaları hoş karşılanmaz.[929] Fakat bazı elbisele­rin, kadın ve erkek tarafından ortak kullanıldığı anlaşılmaktadır. Mesela Hz. Aişe'nin, daha önceden kendisinin kullandığı bir işle­meli ipek elbiseyi yeğeni Abdullah b. ez-Zubeyr'e giydirdiği riva­yet edilmektedir.[930]

D- Süslenme

Kur'ân'daki kullanımına bakarak süs (zînet) kelimesine, bir şeye güzellik veren,[931]o şeyin, bakanların hoşuna gitmesini sağlayan [932]veya bir şeyin kötü taraflarını kapatan [933]manalarını vere­biliriz. Süs, bazan bir varlığın kendi parçalarından oluştuğu gibi[934] bazan da o varlığa dışarıdan yapılan ek olabilir,[935] Süs, hem somut varlıklar hem de soyut mefhumlar için kullanılır.[936]
Buna göre kadınları güzel gösteren uzuvları, takıları ve elbi­seleri onların süsleridir diyebiliriz.
Hz. Peygamber devrinde kadınların takı olarak kollarına, altın [937]veya gümüşten mamul, bilezikler, ayaklarına halhal, el ve ayak parmaklarına altın ve gümüş yüzükler taktıkları rivayet edilmektedir.[938] Yine genç kızların ve kadınların altın veya gümüş küpe taktıkları,[939] boyunlarına boncuk astıkları[940] ve gü­müşten yapılmış gerdanlık (kordon, kolye) taktıkları anlaşılmak­tadır.[941]
Hz. Peygamber'in, kadınların altın takılar kullanmalarını hoş karşılamadığı şeklinde rivayetler bulunmaktadır.[942] Yukarı­da da kaydettiğimiz üzere bunun, müslümanlara paranın çok gerekli olduğu geçici bir süre içinde olduğu anlaşılmaktadır. Esa­sen böyle devrelerde, müslüman kadınların takılarını bağışlaya­rak devlete yardımcı oldukları da mevcut rivayetler arasında­dır. [943]Bu geçici devre veya devreler dışında Hz. Peygamber devrinde müslüman kadınların altın, gümüş ve değerli taşlardan oluşan takılar kullandıkları ifade edilmektedir.[944]
Terbiyesi altındaki yetim kızların takılarından, Hz. Âişe'nin; ve kızları ile cariyelerine taktığı altınlardan Abdullah b. Ömer'in, zekat vermediğini nakleden Malik b. Enes, müslüman kadının, kullandığı altın, gümüş vs. den yapılmış takılarından zekat verme yükümlülüğünde olmadığım kaydeder.[945] Buna göre kadının takı kullanmaya teşvik edildiği söylenebilir. Hatta Hz. Peygamber'in, kadınların altın takılar edinmelerim söylediğini[946] ve buna teşvik ettiğini ifade eden rivayetler bulunmaktadır.[947]
Kaynaklar, Hz. Peygamber'in., eline kına yakması için uyar­dığı kadınlardan bahseder.[948] Hz. Âişe de muhtemelen daha sonra beliren bir şüphe üzerine kadının kına kullanmasında bir sakınca olmadığını ifade eder.[949]
Hz. Peygamber devrinde kadınların, yüzlerine bitkisel boya­lar sürdüklerine dair kayıtlar bulunmaktadır.[950] Kadının, boya olarak, kına ve daha başka bitkilerden elde edilen maddeleri kul­landıkları da ifade edilmiştir.[951] Bu tür boyalarla yüz güzelliğini sağlamaya çalışan kadınlar, bununla da yetinmeyip Hz. Aişe'ye: «Kocasına güzel gözükmek için, kadın yüzündeki kılları koparabi­lir mi?» diye sordukları zaman o, buna cevaz verir.[952]
Hz. Aişe, kadınların, şişmanlamamak ve vücut güzelliklerini korumak için, beslenmelerine dikkat ettiklerini ifade ederek Hz, Peygamber devrinde kadınların bu konudaki hassasiyetini dile getirir.[953]
Saç bakımı Hz. Peygamber devri kadını için ayrı bir önem ta­şımaktadır. Kadınların devrin imkanları ölçüsünde, çok iyi saç bakımı yaptıkları söylenebilir.[954] Bu bakımın, temizlikle başladı­ğını bilen bu devrin kadınlarının, islâm'ın da teşvikiyle saç temiz­liğine önem verdikleri anlaşılmaktadır.
Sidr bitkisinin temizlikte kullanıldığı [955]bu toplumda, kadı­nın, saçını, özelliği olan bir çamur, çöven (esnan) ve hatmî bitki-siyle yıkadığı rivayet edilmektedir.[956] Saç yıkarken kullanılan maddelerin, temizliği sağlaması yanında saçları kuvvetlendirme, güzel görünmelerini ve kokmalarım sağlama gayeleriyle kullanıl­dığını da söyleyebiliriz. Yine bu sebeplerle zeytin yağının saçlara sürüldüğü ve daha başka bitkilerin kullanıldığı da rivayet edil­mektedir.[957]
Kadınların saçlarını örgüler haline getirdikleri zikredilir-ken[958] diğer taraftan Hz. Peygamber'in, kadınların saçlarını tıraş etmemelerim istediği de nakledilmektedir.[959]
Hz. Aişe, saçı az olan kadının saçma ek yapabileceğini söyle­mektedir.[960]
Hz. Peygamber devrinde güzel koku kullanmanın yaygın ol­duğu, kadınların da saçlarını tararken veya başka zamanlarda güzel koku süründükleri anlaşılmaktadır.[961]
el-Mes'udî, Hindistan'da fil terinden yapılan bir koku çeşidin­den bahsederken bu kokunun, değişik gayelerle kullanıldığını ve bunlardan birinin de kadının kocasının dikkatini çekmek ve onu tahrik etmek olduğunu kaydeder.[962]
Bütün bu açıklamalardan sonra «...Süslerini, kendiliğinden görünen kısmı müstesna açmasınlar. Başörtülerini yakalarının üzerine salsınlar...»[963] ayetine tekrar dönebiliriz. Başörtüsü bu şekilde Örtülürse, boyun ve göğsün kapanacağı ifade edilirken yüz ve ellerin dışarıda kalacağı, bu sebeple kına, sürme, bilezik[964] ve yüzüğün de gözükeceği anlaşılmaktadır.[965]
Kadının, güzelliğini koruması ve geliştirmesi için bazı şeyler yapması tıbbî yönden zararlı değilse kadının ruh sağlığım da dik­kate alarak normal kabul edilebilir. Bu konudaki sınırlamalar üzerinde dikkatli olunması ve rivayetlerin iyi değerlendirilmesi gerekir diyebiliriz. [966]

Sonuç

Cahiliye devri toplumunda kadınların durumlarının genelde iyi olmadığı ve bu devirde kız çocuklarından utanan, kadını uğur­suz sayan ve küçük kızlarını diri diri toprağa gömen kimseler bu­lunduğu mevcut rivayetler arasındadır.
Arap yarımadasında bitip tükenmek bilmeyen kabile savaş­ları, zayıfların ezilmesine; özellikle kadınların perişan olmasına ve toplumun esir-hür diye ikiye ayrılmasına sebep olmuştur. Esir statüsündeki kadınların toplumda hiçbir itibarı olmadığı, eşya gi­bi alınıp satıldıkları bir gerçektir.
Mevcut kaynaklar ışığında cahiliye dönemindeki kadınlarla ilgili bu olumsuzlukların, Hz. Peygamber devrinde kaldırılmaya çalışıldığım ve çağı ile geçmişi dikkate alındığında, kadınlar lehi­ne son derece önemli değişme ve gelişmelerin kaydedildiğini tes-bit etmiş bulunuyoruz.
Bir kere Kur'ân, insanlann bir ana ve babadan geldiğini bildi­rerek onların eşit olduğunu belirtmiştir. Cariyelerin hürriyete ka­vuşturulması sonusunda Kur'an'da pek çok emir ve tavsiyeler bu­lunmaktadır. Konuyla doğrudan ve dolaylı olarak ilgili olan ayet­ler incelendiği zaman, onların her fırsatta hürriyete kavuşturul­maları gereğine dikkat çekildiği görülür. Hz. Peygamberin uygu­lamalarının da bu istikamette olduğu, gösterilen örneklerle orta­ya konmuştur. Bunlardan çıkarılacak sonuç bizce şudur: Cariye­lik ve esaret geçici bir durumdur. Aslolan insanlann hür ve ser­best olmalarıdır. Kur'an, indirildiği çağın toplumunda bulduğu bu problemi çözmek için çok iyi bir adım atmış ve bu konuda önem­li esaslar koymuştur. Fakat Hz. Peygamber devrinden sonra, islâm Tarihinde,islâm'ın hiç de tasvip etmediği tarzda cariyeliğin sürdürülmesi anlayışının, toplumu yine esir aldığı söylenebilir.
Kur'ânin kadına verdiği en önemli hakların başında, ona tam bir kişilik kazandırması gelir. Kadın, bir insan olarak yapacağı iyi ve kötü işlerin sorumluluğunun kendine ait olacağı bilincine ka­vuşturulmuş ve ona bağımsızlık kazandırılmıştır. Meselâ, kadın veya kız istemediği bir erkekle evlenmeye zorlanamaz ve onun adına bir başkası karar veremez.
islâm'ın kadına erkeğin yarısı kadar değer verdiği şeklindeki düşünceler yanlıştır. Kur'an ayetleri ve Hz. Peygamber'in uygula­maları dikkatle incelendiği zaman, kadının erkeğin yarısı kabul edilmesiyle ilgili bir husus bulunmadığı anlaşılmaktadır.
Hz. Peygamber devri kadınlarının genelde ilgilenmediği borç alıp verme konusunda, eğer kadına şahitlik görevi verilecekse, bunun tek bir kadın üzerine yüklenmemesi, bir erkekle beraber iki kadının şahitliği istenmiştir. Buna dayanarak kadının aklının noksanlığını veya erkeğin yarısı kadar değer verildiğini savun­mak yanlış olur. Çünkü bazen tek kadının şahitliği de geçerli sayılmıştır. Nitekim Hz. Peygamber'in, emzirme konusunda tek kadının şahitliğini kabul ettiği bilinmektedir. Bu sebeple İslâm alimleri, kadınları ilgilendiren konularda tek veya iki kadının şa­hitliğinin geçerli olduğunu söylemişlerdir. Hatta eş-Şafii, böyle bir sınırlama koymadan Hz. Peygamber'in hanımlarından sadece birinin bildireceği bir haberi kabul eder. Binaenaleyh Kur'an ince­lendiği zaman, kadının aklının noksanlığı konusunda hiç bir ifade bulunmadığı anlaşılır. Ancak bu görüşe ters düşen bazı hadislere de rastlanmaktadır. Bu neviden menfi görünüşlü hadislerin, her şeyden Önce sebeb-i vürudları iyi bilinmemektedir. Bu da onların olaylar ve şartlara göre yorumlarını ya güçleştirmekte yahut da ravilerin mizaç ve temayülleri istikametinde şekil kazanmalarına sebep olmaktadır.
Kesin bildiğimiz husus şudur ki, Hz. Peygamber, kadınları ikinci plana atmak yahut dikkate almamak şöyle dursun, onların görüşlerine de erkeklerinki kadar değer vermiştir. Siyasî tutuklu­ların afn için aracılık yapan kadınların bu isteklerini yerine geti­ren Hz. Peygamber'in, bazen de kendi hanımlarının fikirlerine göre hareket ettiği mevcut bilgilerimiz arasındadır.
Hz. Peygamber devri kadınları, Kur'an'm ve Hz. Peygam­ber'in onlara olumlu yaklaşımı sayesinde kadın hakları konusun­da şuurlanmışlardır. Erkeklerin tahakkümlerine başkaldırıp ezilmekten kurtulmak için çaba gösteren kadınlar, her zaman Hz. Peygamber'den destek görmüşlerdir. Hem toplum hayatında hem de aile içinde kadın haklarına tecavüze göz yumulmamış ve kadın erkeğe, erkek de kadına ezdirilmemiştir. Bu sebeple Hz. Peygam­ber devri kadınları, bazen münferit olarak bazen de toplu halde, kadınları ilgilendiren konularda Hz. Peygamber1 e başvurmuşlar ve isteklerini büyük Ölçüde gerçekleştirmişlerdir.
Hz. Peygamber devrinde kadın, hayatın içindedir. Çalışma, ticaret, siyaset ve savaş gibi konularda erkeklerin yambaşında yer alan kadınlar bulunmaktadır. Durumu uygun olan kadınlar, cuma ve bayram namazları da dahil, Hz. Peygamberle beraber er­kekler gibi namaz kılmışlar, mescit ve musallada Hz. Peygam­ber'in konuşmalarını takip etmişler, tebliğ ettiği ayetleri bizzat onun ağzından dinlemişler, hatta bununla da kalmayıp Hz. Pey­gamber'in kendilerine özel vakit ayırmasını sağlayarak eğitim ve Öğretim konusunda erkeklerden geri kalmamışlardır. Bunun sonucu Hz. Peygamber devri toplumunda erkeklerle tartışabilen, onların yanlışlarını çekinmeden ortaya koyan ve müslümanlara yol gösteren büyük kadın alimler yetişmiştir. Burada, İslâm dün-yasında ilmî tenkitçiliğin başlamasına öncülük .ettiğini söyleyebi­leceğimiz Hz. Aişe'nin ismini hatırlatmadan geçemeyiz. Hz. Pey­gamber'den sonra bilhassa kadın hakları konusunda Hz. Âişe ve Ümmü Seleme titiz davranmışlar ve hem erkeklere hem de kadın­lara islâm'ın doğru aktarılmasında son derece önemli hizmetler yapmışlardır.
Hz. Peygamberin hanımları, halifelerin, valilerin, ilim adam­larının ve kısaca ihtiyaç duyan herkesin başvurduğu danışman­lar olarak uzun yıllar toplumda önemli bir yere sahip olmuşlardır.
Kadınlarla ilgili ayet, hadis ve haberleri bize aktaran ravi, yorumcu ve yazarların, genelde erkek olmaları veya kadınlar konusunda menfi fikirleri sahip bulunmaları ya da içinde bulun­dukları şartların etkisi sebebiyle kadınlar aleyhine yorumlar yap­tıkları anlaşılmaktadır. Başta Hz. Âişe, Ummu Seleme ve Hz. Peygamber'in diğer hanımları olmak üzere sahabî kadınlar, hayatta oldukları müddetçe buna karşı durmuşlardır. Daha sonra az da olsa bu kadınların kız öğrencileri bu tutumu bir süre daha sürdürmüşlerdir. Fakat bundan sonra bu konuda bir çaba olduğu söylenemez.
Hz. Ömer'in müslüman oluşu sıralarında, islâm'a o zamana kadar giren kadınların sayısı erkeklere göre çok az gösterilmiştir. Halbuki bu kadınların sayısının gösterilen rakamın üzerinde ol­duğunu aynı kaynaklardan istifade ederek ortaya koymuş bulu­nuyoruz. Hatta bu rakamın erkeklerden de çok olduğu kanaatine varılmıştır.
Netice olarak diyebiliriz ki, kadınlar hakkında kaynaklarda­ki rivayetler değerlendirilirken, Kur'ân'm indirildiği dönemde bi­le insan haklarına verdiği önemle beraber, kadınlara tanıdığı haklar dikkate alınmalıdır. Bu çerçevede Hz. Peygamber'in uygu­lamaları ve konuya yaklaşımı da çok dikkatli bir şekilde değerlen­dirilerek hesaba katılmalıdır. Çünkü Hz. Peygamber devrinden sonra kadınlar hakkında, maalesef menfî düşüncelerin oluşması­na engel olunamamıştır. Bu konularda yapılacak yeni araştırma­lar, bu menfî yaklaşımların neden kaynaklandığım ve hal çarele­rini daha açık bir şekilde ortaya koyacaktır. [967]

Bibliyografya

ABBOTT, Nabia, Aishah the Beloved of Mohammed, London 1985.
ABDURRAUF, Muhammed, The îslamic Vieıv ofWomen and Fa­mily, New-York; 1977.
ABDUREZZAK/Ebû Bekr Abdurrezzak b. Hemmam es-San'anî (211/826), el-Musannaf, I-XI, Beyrut 1970-2/1390-2.
AFGANİ, Said, el-îslâm ve'l-Mer'e, Dımaşk 1970/1389, Aişe ve's-Siyase, Beyrut 1971.
AFlFÎ, Abdullah, el-Mer'etu'l-Arabiyye fi Cahiliyyetiha ve îslâmihâ, I-III, Mısır, b.t.y.
el-AKKAD, Abbas, Mahmud, es-Sıddıka Bintu's-Sıddık, Mısır 1956.
ALİ Hasbullah, ez-Zivac fi'c-Şeriati'l-îslâmiyye, Kahire, b.t.y. ALÎ İbrahim Hasan, Nisaun Lehunne fi't-Tarihi'l-îslâmiyyi Nasi-bun, Kahire 1963. -
el-ALUSÎ, Mahmud Şükri, Buluğu'l-Ereb ft Ma'rifeti Ahvali'l-Arab, I-III, Beyrut, b.t.y.
AŞIK, Nevzat, Hazreti Aişe'nin Hadisçiligi, İzmir 1987.
ATEŞ, Süleyman, "Kur'an-ı Kerim'de Evlenme ve Boşanma ile İl­gili Ayetlerin Tefsiri", A.Ü.Î.F.D. , Sayı:XXIII, Ankara 1978. Yüce Kufanın Çağdaş Tefsiri, I-VIL.., İstanbul 1988-1990.
el-AYNÎ, Bedruddin Ebu Muhammed Mahmud b. Ahmed (855/1451), Umdetu'l-Kari Şerhu Sahihi'l-Buharî, I-XXV, Beyrut, b.t.y.
AZÎMABADİ, Şemsu'1-Hak Ebu't-Tayyib Muhammed (1273/1858), înci Gerdanlıklar (Ukudu'l-Cuman fî Ce-vazi Ta'limi'l-Kitabeti Li'n-Nisvan) Çev. Doç.Dr.Ali Os­man Koçkuzu, Selçuk Ü.I.F.D. Sayı:2, Yıl:1986, s.79-96.
el-BAKIR, Muhammed b. Ali b. el-Huseyn b. Ali b. Ebi Talib (114/733), Tezvicu Fatıma bint Rasulillah li Ali b. Ebî Talib, Resail ve Nusus-1- Neşr: Dr. Salahaddin el-Mu-neccid, 47-61, Beyrut, b.t.y.
el-BEKRÎ, Abdullah b. Abdilaziz (487/1094), Mu'cemu Mesta'cem, I-IV, Beyrut 1983.
el-BELÂZURÎ, Ahmed b. Yahya b. Cabir (279/892), Futuhu'l-Bul-dan, Kahire 1932 (Çev: Prof. Dr. Mustafa FAYDA, An­kara 1987), Ensâbu'l-Eşraf, Tah: Muhammed Hami-dullah, I, (Mısır 1959 baskısından ofset), Ensâbu'l-Eş-raf II, Tah: Muhammed Bakır el-Mahmudî, Beyrut 1974/1394.
el-BEYHAKÎ, Ebu Bekr Ahmed b. el-Huseyn (458/1066), Delâüu'n-Nubuvve ve Ma'rifetu Ahvali Sahibi'ş-Şeria, Tah: Dr. Abdulmu'tî Kal'aci, I-VII, Beyrut 1985.
BLACHERE, Regis, Tarihu'l-Edebi'l-Arabi, Çev. ibrahim el-Keylanî, Dımaşk 1984 (2. baskı).
el-BUHARÎ, Ebu Abdillah Muhammed b. ismail b. ibrahim (256/870), Sahih-i Buharı ve Tercemesi, Çev: Mehmed Sofuoğlu, IX I-XVII, istanbul 1987.
el-BUHARÎ, Ebu Abdillah Muhammed b.Ismail b. ibrahim, Sa­hih, I-VIII, istanbul 1981/1401 (Çağrı Yayınları).
el-CAHIZ, Ebu Osman Amr b. Bahr (255/869), el-Kitâbu'l-Heyevân, Tah: Abdusselam Muhammed Harun, I-VIII, Mısır 1969/1389; Resâilu'l-Cahız, Tah: Abdusselam Muhammed Harun, I-IV, Mısır 1979/1399.
CANAN, ibrahim, Hz. Peygamber'in Sünnetinde Terbiye, Ankara 1980.
el-CESSAS, Ebu Bekr Ahmed b. Ali (370/980), Ahkamu'l-Kur'ân, I-V, Kahire, b.t.y.
CEVAD Ali, el-Mufassal fi TarihVl-Arab Kable'l-îslâm, I-X, Bey­rut 1970.
CORCI Zeydan, Tarihu Adabi Lugeti'l-Arabiyye, I-IV, Kahire 1957.
ÇAĞATAY, Neşet, îslâm Öncesi Arap Tarihi ve Cahiliye Çağı, Ankara 1982.
ÇAKAN, ismail Lütfî, "Sünnette Giyim-Kuşam ve Örtünme", îslâm'da Kılık Kıyafet ve Örtünme, istanbul 1987.
ed-DABÖI, el-Abbas b. Bekkâr (222/837), Ahbaru'l-Vafidat Mi-ne'n-Nisai Ala Muaviye b. Ebi Sufyan, Tah: Sekine eş-Şihabî, Beyrut 1983.
ed-DAHlL, Said Fayiz, Mevsuatu Fıkhi Aişe Utnmi'l-Mu'minin, Beyrut 1989.
DERVEZE, Muhammed izzet, Asru'n-Nebî ve Biatuhu Kable'l-' Bi'se, Dımaşk 1946/1365.
ed-DlYARBEKRÎ, Hüseyin b. Muhammed b. el-Hasan (990/1582), Tarihu'l-Hamis fi Ahvali"Enfesi Nefis, I-II, Beyrut b.t.y.
EBUDAVUD, Süleyman b. el-Eş'as es-Sicistanî, (275/88), Sünen, I-V, istanbul 1981/1401 (Çağrı Yayınlan).
EBU HATİM, Muhammed b. Hibban b.Ahmed et-Temimî (354/965), Esmau's-Sahabe, (yazma) istanbul Üniver­sitesi Kütüphanesi, A. 1101, vr: 8-158
EBU NUAYM Ahmet b. Abdillah el-Isbehanî, Hılyetu'l-Evliya ve Tabakatu'l-Asfiya, I-X, Beyrut 1967.
EBU YUSUF, Ya'kub b.Ibrahim (1982/798), Kitabu'l-Harac, Ka­hire 1397 (Çev. Ali Özek, istanbul 1973).
EBU ZUR'A, Abdurrahman b. Amr b. Abdillah b. Safvan, (281/894), Tarihu Ebi Zur'a ed-Dımaşkî, Tah: Şükrul-lah b. Ni'metillah, I-II, b.y.y., b.t.y.
el-ELBANÎ, Muhammed Nasıruddîn, Hicabu'l-Mer'eti'l-Muslime fi'l-Kitab ve's-Sunne, Beyrut 1987.
ELMALILI, Muhammed Hamdi Yazır (1361/1942), Hak Dini Kur'anDili, I-IX, istanbul, b.t.y..
el- EZHERÎ, Ebu Mansur Muhammed b. Ahmed (370/980-1), Teh-zibu'l-Luğa, tah: Abdusselam Muhammed Harun ve Arkadaşları, I-XV, Mısır 1964-7/1384-7.
el-EZRAKÎ, Ebu'l-Velid Muhammed b. Abdillah b. Ahmed (244/858), Ahbâru Mekke Vema CaeFiha Mine'l-Asar, I-II, Beyrut 1979 (Çev: Y. Vehbi Yavuz, istanbul 1980).
FAYDA, Mustafa, îslamiyetin Güney Arabistan'a Yayılışı, Anka­ra 1982; Allah'ın Kılıcı Halid bin Velid, istanbul 1990; "Âişe", T.D.V. islâm Ansiklopedisi, istanbul 1989.
FAZLUR RAHMAN, îslâm, çev: Mehmet Dağ, Mehmet Aydm, is­tanbul 1981.
FIĞLALI, Ethem Ruhi, îmamiyye Şiası, istanbul 1984.
FRAÎZER, C.C., "Aile ve Semiyyenin Menşeleri" çev: Mehmet iz­zet, D.F.I.F.D., Sene 1, Sayı: 1,2,3,4, sayfa:l-38, 1-35, 52-111, 211-246, istanbul 1925-6.
GÜNER, Ahmet, Hz. Peygamber Devrinde Mescidler, izmir 1987 (Yayınlanmamış yüksek lisans tezi).
el-HALEBÎ, Ali b. Burhanuddîn (1044/1634), Însânu'l-Uyûn fî Sîreti Emini'l-Me'mun, MII> Mısır 1964.
HALÎFE b. Hayyat, (230/845), Kitâbu't-Tabakât, Tah: Süheyl Zekkâr, I-II, Dımaşk 1966.
HAMÎDULLAH, Muhammed, İslâm Peygamberi, çev: Salih Tuğ, istanbul 1980; el-Vasâiku's-Siyasiyye, Kahire 1941; İslâm'da Devlet İdaresi, Çev: Kemal Kuşçu Ankara 1979; İslâm'a Giriş, çev. Kemal Kuşçu, Ankara, b.t.y. (5. baskı).
HASAN, Ali ibrahim, Nisaun Lehunne fi't-Tarihi'l-lslâmî Nesi-bun, Kah. 1963.
el-HAŞÎMİ, Ali, el-Mer'e fi'ş-Şiri'l-Cahilî, Bağdat 1960.
HATÎBOĞLU, Mehmed Said, "İslâm'da Kadın Eğitiminin Doğu­şu", Türkiye Din Eğitim Semineri I. 23-25, Ankara 1981; Hz. Aişe'nin Hadis Tenkitçiliği, A.Ü.Î.F.D., XIX, 59-74, Ankara 1973.
HlTTl, Philip, Siyasî ve Kültürel İslam Tarihi, çev: Salih Tuğ, I-IV, istanbul 1980.
el-HUFÂ, Ahmed Muhammed, el-Mer'e fi'ş-Şiri'l-Cahilî, Kahire 1963.
ITR, Nureddin, Mazâ Ani'l-Mer'e, Dımaşk, 1979; Ebğazu'l-Helal, Beyrut 1985.
IBN ABDILBER, Ebu Ömer Yusuf b. Abdillah b. Muhammed, (463/1071),
el-Istab fî Ma'rifeti'l-Ashab, Tah: Ali Muhammed el-Bicavî, I-IV, Kahire 1939.
IBN ABDiRABBİH, Ahmed b. Muhammed el-Endelüsî, (327/939), el-Ikdu'l-Ferid, I-VIII, b.y.y. 1954/1373.
IBNU'L-ARABI, Ebu Bekr Muhammed b. Abdillah, (543/1148), Ahkamu'l-Kur'ân, I-IV, Mısır 1972.
IBN ASAKlR, Ebu'l-Kasim Ali b. el-Hasan b. Hibetullah b. Abdil­lah, (571/1175), Tarihu Medineti Dımaşk, (Teracimu'n-Nisâ Kısmı), Tah: Sekme eş-Şihabî, Dımaşk 1982.
İBN ASAKÎR, Ebu Mansur Abdurrahman b. Muhammed b. el-Hasan b. Hibetullah, (620/1223), Kitâbu'l-Erbain
Menakıbı UmmehatVl-Mu'minin, Tah: Muhammed Mudî el-Hafiz Gazve Bedir, Dımaşk 1986.
IBNU'L-CEVZI, Cemaleddin Ebu'l-Ferec (597/1201), Kitabu Ah-kami'n-Nisâ, Beyrut 1988; (yazma) Süley, Şehid Ali Paşa 1453, 50 varak; Telkihu Fuhumi Ehli'l-Eser ft Uyûni't-Tarih ve's-Siyer, Dehlî, b.t.y.; Sıfatu's-Safve, Tah: Mahmud Fahurî, MV, Haleb 1969-1973.
IBN EBl'L-HADtD Abdulhamid Hibetullah b. Muhammed b. el-Huseyn (655/1257) Şerhu Nehci'l-Belağa, I-XX, Beyrut 1967.
IBN EBl ŞEYBE, Ebu Bekr Abdullah b. Muhammed b. ibrahim b. Osman (235/849), Musannaf, I-V... Haydarabad 1386-1390/1966-1971.
iBNU'L-ESlR, Izzuddin Ebu'l-Hasan Ali b. Muhammed el-Cezerî (630/1232); Usdu'l-Ğabe fî Ma'rifetVs-Sahabe, I-VII, Kahire 1970/1390; el-Kamil fi't-Tanh, I-XIII, Beyrut 1965/1385.
ÎBN HABIB, Ebu Ca'fer Muhammed b. Habib b. Umeyye b. Ömer el-Haşimî el-Bağdadî (245/859), Kitâbu'l-Muhabber, Beyrut, b.t.y.; Kitabu'l-Muhammak-fı Ahbari Kureyş, Tah: Hurşid Ahmed Faruk, Beyrut 1985/1405.
IBN HACER, Ahmed b. Ali el-Askalânî, (852/1448), el-lsâbe fi Temyizi's-Sahabe, I-IV, Kahire 1939.
IBN HALDUN, Abdurrahman (808/1405), El-Mukaddime, Tu­nus 1984, çev: Zakir Kadiri Ugan, istanbul 1986.
IBN HANBEL, Ahmed (241/855), Kitâbu FezailVs-Sahabe, Mek­ke 1983, I-II, Ahkamu'n-Nisâ, Tah: Abdulkadir Ahmed Atâ, Beyrut 1986/1406; Müsned, I-VI, istanbul 1982.
IBN HAZM, Ebu Muhammed Ali b. Ahmed b. Said el-Endelusî (456/1064), el-Muhalla, Tah: Ahmed Muhammed Şa-kir, I-XI, Kahire, b.t.y.; Cemheretu EnsâbVl-Araby tah: Abdusselam Muhammed Harun, Kahire, 1982; Ceva-miu's-Sire, Mısır, b.t.y.
IBN HIŞAM, Ebu Muhammed Abdülmelik (218/833), es-Sîretu'n-Nebeviyye, I-IV, Beyrut, b.t.y.
IBN HUZEYME, Ebu Bekir Muhammed b. Ishak es-Sulemî en-Neysaburî (311/923) Sahih, Tah: Muhammed Mustafa el-A'zamî, I-III, b.y.y., b.t.y.
IBN ÎSHAK, Muhammed (151/768), Sîre, Tah: Muhammed Ha-midullah, Konya 1981/1401.
IBN KAYIM, Şemsuddin Ebu Abdillah Muhammed b. Ebi Bekir (751/1350), Î'lâmu'l-Muvakkiin an Rabbi'l-Alemîn, Tah: Muhammed Muhyiddin Abdulhamid, I-3V, Mısır 1955; Zâdu'l-Mead fî Hedyi HayrVl-îbâd, Tah: Şuayb el-Arnaut, Abdulkadir el-Arnavut, I-V, Kuveyt 1981/1401; Ahbaru'n-Nisâ, Tah: Nezâr Rıza, Beyrut 1985/1405.
ÎBN KESİR, Imadu'd-Din Ebu'1-Fidâ ismail (774/1372), Tefsiru'l-Kur'ani'l-Azîm, I-IV, Beyrut, 1969.
ÎBN KUTEYBE, Ebu Muhammed Abdullah b. Müslim ed-Dinaverî (276/899), el-Maarif, Tah: Muhammed ismail Abdullah es-Savî, Beyrut 1970/1390; eş-Şi'r ve'ş-Şuarâ, Tah: Mufid Kamiha, Beyrut 1985/1405; Tefsiru GaribVl-Kur'ân, Tah: es-Seyyid Ahmed Sakar, Mısır 1958/1378; Te'velu Muşkili'l-Kur'ân, Tah: es-Seyyid Ahmed Sakar, Kahire 1973; Uyunu'l-Ahbar, I-IV, Bey­rut 1973 (Kahire 1925'den ofset).
IBN MACE, Ebu Abdillah Muhammed b. Yezid el-Kazvinî (275/888), Sünen, I-II, istanbul 1981.
IBN MANZUR, Ebu'1-Fadl Cemaluddîn Muhammed b.Mukrim (711/1311), Lisanu'l-Arab, I-XV, Beyrut 1955/1374.
IBN NUCEYM, Zeynulabidîn b. ibrahim (970/1563), el-Eşbah ve'n-Nezair, Kahire 1968.
IBN RÜŞD, Ebu'l-Velîd Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Ahmed (595/1198), Bidayetu'l-Muctehid, I-II, Kahire 1982.
IBN SA'D, Ebu Abdillah Muhammed (230/844), et-Tabakatu'l-Kubra, I-VIII, Beyrut 1968/1388.
IBN SEYYÎDI'N-NAS, Fethu'd-Dîn, Ebu'1-Feth Muhammed b. Muhammed b. Muhammed b.Abdillah el-Endelusî (734/1334), Uyunul-Eser fi Funûni'l-Meğazî ve'ş-Şe-mail ve's-Siyer, I-II, Beyrut, b.t.y.
IBN ŞEBBE, Ebu Zeyd Ömer en-Numeyrî el-Basrî (262/876), Ki-tabu Tarihi'l-Medîneti'l-Munevvere, Tah: Fehim Mu­hammed Şeltut, I-IV, Cidde 1979/1399.
el-ISBEHANl, Ebu Ferec Ali b. el-Huseyn b. Muhammed el-Kureşî (356/967), el-Eganî, I-XXIV, Kahire 1935-1974.
IZUTSU, Toshihiko, Kur'ân'da Allah ve însan, Çev: Süleyman Ateş, Ankara 1975.
KARAHISARÎ, Mustafa b. Şemsiddîn (952 h'de sağ) Ahterî, istan­bul 1308.
KARAMAN, Hayreddin, Günlük Hayatımızda Haramlar Helal­ler, istanbul 1979.
KASIM Emin, Hürriyeti Nisvân, Çev: Zeki Meğamiz, Dersaadet 1331.
KEHHALE, Ömer Riza, A'lamu'n-Nisâ fî Alemeyi'l-Arab ve'l-îslâm, I-V, Beyrut 1982/1402.
el-KELBl, Ebu'l-Munzir Hişam b. Muhammed es-Saib (204/819), Cemheretu'n-Neseb, Tah: Dr. Naci Hasan, Beyrut 1986/1407.
KETTANÎ, Muhammed b. Cafer b. Idrîs Abdulhay b. Rabbani (1345/1927), et-Terâtibu'l-îdariyye, I-II, Fas, b.t.y.
KINNEVCÎ, Muhammed Sıddık Hasan Han el-Buharî (1307/1890), Husnu'l-Usve Bimâ Sebete Mine'l-Lahi ve Rasulihî fi'n-Nisve, Tah: Dr. Mustafa Said el-Hinn, Muhyi'd-Dîn, Mestu, Beyrut 1985.
el-KURTUBl, Ebu Abdillah Muhammed b. Ahmed el-Ensarî (671/1272), el-Cami li AhkamVl-Kur'ân, I-XX, Beyrut 1966.
KUTUP, Seyyid (1386/1966), Fî Zılâli'l-Kur'ân, Çev. M. Emin Sa­raç, I. Hakkı Şengüler, I-XIII, istanbul, b.t.y.
MALlKb. Enes (179/795), el-Muvatta, Kitabu'ş-Şa'b, b.y.y., b.t.y.
MARAŞLI, Nedim-Maraşh Usame, es-Sihah fi'l-Luga .,;, ve'l-Ulum, I-II Beyrut, b.t.y. el-MEVSÎLÎ, Abdullah b. Mahmud b. Mevdud (683/1284), el-îhti-
yarfi Ta'lilVl-Muhtar, I-V, Beyrut 1975. el-MESUDÎ, Ebu'l-Hasan Ali b. el-Huseyn b. Ali (346/957),
Murûcu'z-Zeheb, I-IV, Beyrut (Mısır 1964'den Ofset) MEVLANA ŞlBLl, Asr-ı Saadet, çev: Ömer Rıza, I-V, istanbul
1978. MÜCAHlD, Ebu'l-Haccac Mucahidb. Cebr el-Mahzumî (104/722),
Tefsir, I-II Tah: Abdurrahman et-Tahir b. Muhammed.
MUHAMMED Alımed, Muhammed ibrahim, Eyyâmu'l-Arab fi'l-
Cahiliyye, Beyrut, b.t.y. MUHÎBBUDDÎN Ahmed b. Abdillah et-Taberî (694/1295),
Zehâiru'l-Ukbâ fî Menakıbi Zevi'l-Kurbâ, Beyrut 1974; eS'Sımtu's-Semin fî Menakıbi UmmehatVl-Mu'minîn,
Kahire 1983/1402.
MUKATIL b. Süleyman b. Beşir el-Ezdî (150/767), Tefsir, (Yaz­ma) Süleymaniye Hamidiyye 58, 477 varak; el-Vucuh ve'n-Nezair, (yazma) Bayezit Umumî Kütüphanesi, Tasnif No: 29.7.2: 927, Eski Kayıt:561, 288 varak.
MUSLlM, Ebu'l-Huseyn Müslim b. Haccac en-Neysaburî (261/874), Sahih, I-III, İstanbul 1981.
MUTAHHARl, Ayetullah Şehit, Hicab, Çev: Salih Faik, istanbul 1987.
MÜTERCİM Asım Efendi (1235/1820), Kamus Tercümesi, I-IV, istanbul 1305.
NEDVl, Mevlana, Seyyid Süleyman, Asr-t Saadet, Çev. Ömer Rı­za, I-V (Bu yazar Hz. Aişe bölümünün yazarıdır), istan­bul 1978.
en-NESAl, Ebu Abdirrahman Ahmed b. Şuayb (279/892), Sünen, I-VIII, istanbul 1981; Fedailu's-Sahabe, Beyrut 1984/1405.
OKIÇ, Tayyib, îslamiyette Kadın Öğretimi, Ankara 1984.
OSTROGORSKY, Georg. Bizans Devleti Tarihi, çev: Prof.Dr.Fik-ret Işıltan, Ankara 1986.
er-RAZÎ, Fahruddin Muhammed b. Ömer (606/1209), et-Tefsiru'l-Kebir, I-XXXII, Tahran, b.t.y.
REŞlD Rıza, Muhammed, Tefsiru'l-Kur'ani'l-Hakim, I-XII, Mı­sır, 1366; "Nida li'l-Cinsi'l-Latif', Menar, XXXII, 352-400, MISIR 1932.
ER-REYYIS, Muhammed Ziyauddin, el-Harac ve'n-Nuzumu'l-Maliyye Li'd-Devleti'l-îslamiyye, Kahire 1977. SALAHADDtN el-Muneccid, "Maza Ullife ani'n-Nisâ", Mecelle-tu'1-Mecmei'l-Ilmiyyi'l-Arabî, Dımaşk 1941, sayı:16,
Sayfa:212-219. SAVAŞ, Rıza, Emevîler'de İhta, Basılmamış Yüksek Lisans Tezi, izmir 1985.
es-SEMHUDÎ, Nureddin Ali b. Ahmed (911/1505), Vefau'l-Vefa bi Ahbari Dari'l-Mustafa, Tah: Muhammed Muhyiddin Abdulhamid, I-IV, Beyrut 1971.
SlBAl, Mustafa, Kadının Yeri, Çev: Abdullah Yalçm-Mehmet Yolcu, istanbul 1988.
es-SUHEYLl, Ebu'l-Kasım Abdurrahman b.Abdillah b. Ahmed b. Ebi'l-Hasan (581/1185), er-Ravdu'l-Unuf, Tah: Abdur­rahman el-Vekil, 1-7, Kahire 1967/1387.
es-SUYUTÎ, Celaluddin Abdurrahman Ebu Bekir (911/1505), Ta-rihtı'l-Hulefa, Tah: Muhammed Muhyiddîn Abdulha­mid, Mısır 1952/1371'den ofset.
eş-ŞAFlÂ, Muhammed b. Idris (204/819) el-Umm, Tah: Muham­med Zuhrî en-Neccar, I-VIII, Beyrut 1973/1393; er-Risâle, Tah: Ahmed Muhammed Şakir, Beyrut, b.t.y.
ŞEMSEDDIN M., "Kable'l-İslâm Araplarda îctimaî Aile", D.F.I.F.M.I. sene, 4. sayı, 74-104, istanbul 1926.
eş-ŞEVKANÎ, Muhammed b. Ali b. Muhammed (1250/18854), Neylu'l-Evtâr Şerhu Muntaka'l-Ahbar min Ahadisi'l-Seyyidi'l-Ahyâr, I-VIII, Kahire 1971.
ŞEVKİ Dayf, Tarîhu'l-Edebi'l-Arabî -1-, el-Asru'l-Cahilî, Mısır, b.t.y.
et-TABERÎ, Muhammed b. Cerir (310/922), Tarihu'l-Umemi ve'l-Mulûk, tah: Muhammed Ebu'1-Fadl ibrahim, I-XI, Bey­rut 1967/1387; Camiu'l-Beyan an Te'vili Ayi'l-Kur'ân, I-XXX, Mısır 195/1373.
et-TIRAZI, Mubeşşir, el-Mer'e ve Hukukuha fi'l-îslâm, Beyrut, b.ty.
et-TEBRIZÎ, Veliyyuddin Muhammed b.Abdillah el-Hatib el-Umerî (737/1337), el-îkmal fi Esmai'r-Rical, (Mişka-tul-Mesabih'in Sonunda) Tah: Muhammed Nasıruddin el-Elbanî, I-III, Dımaşk 1962/1382, ve Kalkuta 1319.
et-TiRMIZÎ, Ebu Isa Muhammed b. Isa b. Sevre (279/892), Sünen, I-IV, istanbul 1981.
TÜRKENT, Münir, Kadın Ruhu ve Kadınla Cinsî Hayat, istan­bul 1955.
el-VAHlDÎ, Ebu'l-Hasan Ali b. Ahmed en-Neysaburî (468/1076) Esbabu'n-Nuzûl, Kahire 1968.
4 /378 Asr-t Saadet'te Kadın ve Aile Hayatı
el-VAKIDÎ, Muhammed b. Ömer (207/822), Kitabu'l-Megazî, tah: Dr.Marsden Jones, Mil, Beyrut 1965-6; Kitabu'r-Rid-de ve Nebzetun min Futuhhi'l-Irak, Tah: Muhammed Hamidullah, (1989/1409 Paris)'den ofset Beyrut.
WATT, W. Montgomery, Hz. Muhammed Mekke'de, Çev: M. Ra­mi Ayaş, Azmi Yüksel, Ankara, 1986.
YAHYA b. Main (233/848), et-Tarih, Tah: Dr. Ahmed Muhammed Nursif, I-IV, Mekke 1979/1399.
YAHYA b. Sellam(200/815), et-Tesarif, Tah: Hind Şelebî, Tunus 1990.
YA'KUBÎ, Ahmed b.Ebi Ya'kub b. Ca'fer b. Vehb (294/897), Tarih,
I-III, Beyrut (Necef 1358'den ofset). YAKUT el-HAMEVÎ, Şihabuddin Ebu Abdillah Yakut b. Abdillah
(626/1229), Mu'cemu'l-Buldan, I-V, Beyrut 1955/1374. YALTKAYA, Şerafeddin, Yedi Askı, İstanbul 1985. ez-ZEMAHŞERÎ, Ebu'l-Kasım Mahmud b. Ömer (538/1143), el-
Keşşaf an HakaikVt-Tenzil ve Uyuni'l-Ekavil ft Vucu-
hi't-Te'vil, I-IV, Beyrut, b.t.y. ez-ZEBÎDÎ, Muhibbuddin Ebu'1-Feyz es-Seyyid Muhammed Mur-
taza el-Huseynî el-Vasıtî (1205/1791), Tacu'l-Arûs, I-X,
Beyrut (Mısır 1306'dan ofset), ez-ZEHEBI, Şemsuddîn Muhammed b. Ahmed b. Osman
(748/1347), Siyeru A'lami'n-Nubela, I-XXIII, Beyrut
1985/1405. ez-ZEBIDI, Zeynuddin Ahmed b. Ahmed (893/1488), Sahih-i
Buharı Muhtasarı Tecrid-i Sarih Tercemesi, Çev:
Ahmed Naim- Kâmil Miras, I-XII, Ankara, 1976. ez-ZERKEŞÎ, Bedruddin (974/1566-7), el-îcabe li îradi Me's-Tedrekethu Aişe ale's-Sahabe, Beyrut 1970. ez-ZÎRÎKLl, Hayruddin, el-A'lam, I-XI, Beyrut 1969. ez-ZUBEYRÎ, Ebu Abdillah el-Mus'ab b. Abdillah b. el-Mus'ab
(36/850-1), Kitabu Nesebi Kureyş, Tah: E. Levi-Proven-
cal, Kahire 1982 (3. baskı).
ZUHEYR b. Ebi Sulmâ (.../631), Divan, Beyrut 1964. ez-ZURKANÂ, Muhammed b. Abdilbakî (1122/1710), Şerhu'l-Mevâhibi'l-Ledunniye, I-VIII, Bulak 1291. [968]

_________________


Elif gibi yalnızım,
Ne esrem var, ne ötrem.
Ne beni durduran bir cezmim,
Ne de bana ben katan bir şeddem var.
Ne elimi tutan bir harf,
Ne anlam katan bir harekem...
Kalakaldım sayfalar ortasında.
Bir okuyan bekledim,
Bir hıfzeden belki...
Gölgesini istedim bir dostun med gibi…
Sızım elif sızısı...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://kutluforum.bedavaforum.biz
@bdulKadir
Adminstratör
avatar

Mesaj Sayısı : 6247
Rep Gücü : 10014055
Rep Puanı : 97
Kayıt tarihi : 17/03/09
Yaş : 54
Nerden : İzmir

MesajKonu: Geri: ASRI SAADETTE KADIN VE AİLE HAYATI..Rıza Savaş..kitabın tamamı   Perş. Ocak 27, 2011 12:21 pm



[1] Yrd. Doç. Dr. Rıza Savaş, Bütün Yönleriyle Asr-ı Saadette İslam, Beyan Yayınları: 4/227-228.
[2] el-En'âm, 6/130, însan olarak zikredildiği zaman hem erkeği, hem de kadını ifade eder. Bkz. el-Bakara, 2/185, el-Cinn 72/6.
[3] Meselâ "Ey inananlar" müzekker sigasıyla olduğu halde hem erkek hem de kadınlara hitaptır. Bkz. el-Balçara, 2/25, 82,172,178,183, Ali İmran, 3/130, en-Nisâ, 4/43,136, el-Mâide, 5/6, el-Enfâl, 8/74.
[4] en-Nisâ, 4/1, el-En'âm, 6/2, el-A'râf, 7/189, er-Rûm, 30/20; Fâtır, 35/11; ez-Zümer, 39/6, el-Mü'min, 40/67.
[5] Değişik bir açıklama için bkz. Ateş, Süleyman, Yüce Kur'ân'ın Çağdaş Tef­siri, İstanbul 1989, II, 189-194.
[6] el-Bakara, 2/35, 36; el-A'râf, 7/19-22; Taha, 20/117.
[7] Taha, 20/120-122.
[8] el-Bakara, 2/8, 62,177, 285; en-Nisâ, 4(136; el-Mâide, 5/69.
[9] el-Mâide, 5/6; el-Buharî, Sahih, I, 83 (Hayz, 20).
[10] el-Bakara, 2/43,110, 254; Al-i îmrân, 3/97.
[11] Al-i İmrân, 3/195; en-Nahl, 16/97; el-Ahzâb, 33/35; Fussilet, 41/46.
[12] el-En'âm, 6/139,140; en-Nahl, 16/58, 59.
[13] el-En'âm, 6/151; el-İsrâ, 17/31; et-Tekvîr, 81/8,9.
[14] Bu konudaki ayetler ileride daha geniş olarak ele alınacak ve Kur'ân'ın kö­le azadıyla ilgili ayetleri verilecektir.
[15] en-Nûr, 24/4.
[16] en-Nisâ, 4/2, 6,10,19; el-En'âm, 6/152; el-îsrâ, 17/34.
[17] en-Nisâ, 4/4,19, 20.
[18] el-Bakara, 2/233.
[19] Bazı örnekler için bkz. el-Bakara, 2/221,228-237, 241, en-Nisâ, 4/19, 20, 22, 23, 25.
[20] Ateş, Tefsir, I, 491-493.
[21] Ibn Hanbel, Musned, VI, 256; et-Tirmizî, Sünen, 1,190 (Tahare, 82)
[22] Ebu Davud, Sünen, 1,162 (Tahare, 99/236)
[23] Akkad, es-Sıddıka, 124, (Mısır 1956).
[24] îbn Hanbel, Müsned, VI, 301; et-Taberî, Tefsir, XXII, 10.
[25] et-Taberî, Tefsir, IV, 215.
[26] İbn Sa'd, et-Tabakât, VIII, 200.
[27] İbn Hacer, el-îsâbe, IV, 241-242.
[28] Muhammed îzzet Dervese, Asru'n-Nebiyyi ve Bietuhû Kable'l-Bi'se, s.138.
[29] İbn Sa'd, et-Tabakât, VIII, 319-320; îbn Abdilber, Ebû Ömer Yusuf b. Ab-dillah b. Muhammed el-îstiab fi Ma'rifeti'l-Ashab, Tah: Ali Muhammed el-Bicavî, Kahire 1939, IV, 233; Îbnu'l-Cevzî Cemaluddin Ebu'l-Ferec, Telkîhu Fıthûmi Ehli'l-Eser, Dehlî, b.t.y. s.158; Îbnu'1-Eöîr, Usdu'l-Ğabe, VII, 19; îbn Hacer, el-îsâbe, IV, 229; el-Halebî, Însânu'l-Uyûn, 1,149.
[30] el-Bakara, 2/228.
[31] Hamdi Yazır, Elmahlı Muhammed, Hak Dini Kur'ân Dili, îstanbul, bty., II, 785, 786; Afifi, el-Mer'e, II, 34.
[32] İbn Kuteybe, Tefsîru Garibi'l-Kur'ân, 87.
[33] el-Mü'min 40/40, ez-Zuhruf 43/70, en-Nahl, 16/97; et-Taberî, Tefsir, XIV, 170,171.
[34] en-Nisâ, 4/34.
[35] el-Ferrâ, Maani'l-Kur'ân, II, 273; Hamdı Yazır, Tefsir, II, 1348.
[36] Daha geniş bilgi için bkz. Süleyman Ateş, Tefsir, II, 274-276.
Yrd. Doç. Dr. Rıza Savaş, Bütün Yönleriyle Asr-ı Saadette İslam, Beyan Yayınları: 4/229-234.
[37] İbn İshak, Sîre, 120; İbn Sa'd, et-Tabakât, VIII, 16-17; Ebu Zur'a, Abdur-rahman b. Amr b. Abdillah b. Safvân, Tarih, b.y.y., b.t.y., I, 490.
[38] et-Tahrîm, 66/10.
[39] Hz. Hatice'nin Varaka ile yakınlığı şecere halinde şöyle gösterilebilir
[40] îbn îshak, a.g.e., 94; îbn Hişam, es-Sîre, I, 254-255.
[41] el-En'âm, 6/7; Yunus, 10/2, Sad, 38/4.
[42] el-Enbiyâ, 21/5.
[43] et-Tekvîr, 81/22.
[44] el-Buharî, Sahih, VI, 88 (Tefsir, 96); Müslim, Sahih, I, 41 (îman, 73/252).
[45] el-Halebî, İnsânu'l-Uyûn, I, 431.
[46] ed-Diyârbekrî, Tarihu'l-Hamiş, I, 263.
[47] İbn Sa'd, et-Tabakât, VIII, 256; ez-Zubeyrî, NesebuKureyş, 229; et-Taberî, Tefsir, XXVIII, 80.
[48] eş-Şuarâ, 26/214.
[49] Müslim, Sahih, 1,193 (İman, 89/351).
[50] îbn Sa'd, a.g.e., I, 94, 95.
[51] İbn Sa'd, et-Tabakât, VIII, 42, 43, 45, 46.
[52] İbn Sa'd, a.g.e., VIII, 229; ez-Zurkanî, Şerhu Meuahib, III, 226.
[53] İbn Sa'd, a.g.e., VIII, 45-46.
[54] İbn Sa'd, a.g.e., VIII. 51.
[55] İbn Sa'd, a.g.e., VIII, 41-52, 222, 227, 229.
[56] Bu mescid hakkında daha geniş bilgi için bkz. Ahmed Güner, Hz. Peygam­ber Devrinde Mescidter, (Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, İzmir, 1987 s.19-20.
[57] el-Halebî, Însânu'l-Uyûn, I, 484-485.
[58] Bu isim değişik şekillerde yazılmaktadır. Bkz. Georg Ostrogorsky, Bizans Devleti Tarihi, Çev:Prof.Dr.Fikret Işıltan, Ankara, 1986, s. 83-86.
[59] et-Taberî, Tarih, II, 648.
[60] İbnu'1-Esîr, Usdu'l-Ğabe, VII, 326.
[61] et-Taberî, a.g.e. II, 648.
[62] İbn îshak, Sire, 220-224; îbn Sa'd, et-Tabakât, IV, 9-17.
[63] el-Belâzurî.Ensab II, 35.
[64] İbn Sa'd, et-Tabakât, VIII, 277.
[65] İbn Sa'd, a.g.e. III, 269.
[66] İbn İshak, Sîre, 160m; ibn Hişam, es-Sîre, I, 366; îbn Sa'd, a.g.e., III, 242.
[67] îbn îshak, a.g.e., 112.
[68] îbn Sa'd, a.g.e., VIII, 277.
[69] el-Halebî, Însânu'l-Uyûn, 1,431.
[70] İbn İshak a.g.e., 156-157; Îbn'1-Esîr, Usdu'l-Ğabe, VII, 385.
[71] Yukarıdaki listede 11,12 ve 20. sırada isimleri geçen kadınları, Hz. Ömer müslüman olmadan önce döver ve eziyet eder. Bkz. İbn Sa'd, et-Tabakât, VIII, 267.
[72] ibn Sa'd, a.g.e., VIII, 256.
[73] 13 ve 14. sırada isimlerini yazdığımız kadınların, Hz. Peygamber Daru'l-Erkâm'a gitmeden önce İslâm'a girdikleri rivayet edilmektedir. Bkz. îbn Sa'd, a.g.e., VIII, 280, 268.
[74] Esma bint Umeys'in kız kardeşidir ve onunla beraber müslüman olduğu ifade edilmiştir. Bkz. İbn Sa'd, a.g.e., VIII, 285.
[75] Hz. Ebu Bekir'in annesidir. Bkz. İbnu'1-Esîr, Usdu'l-Ğabe, VII, 326; el-Halebî, Însânu'l-Uyûn, 1,475-476.
[76] Ammar b. Yasir'in annesidir. Bkz. İbn Sa'd, a.g.e., III, 233; Îbnu'1-Esîr, a.g.e.,VII, 152.
[77] Hz. Peygamber'in dadısıdır. Bkz. îbn Sa'd, a.g.e., VIII, 223-224; el-Halebî, a.g.e., I, 435, 445
[78] îbn Sa'd, a.g.e., VIII, 41; el-Belazurî, Ensâb, 1,119.
[79] el-Belâzurî, a.g.e., 1,195-196.
[80] el-Halebî, a.g.e. I, 445. Yukarıdaki listede 7, 8, 9 ve 10. sırada yer alan ka­dınlar, Habeşistan'a ilk hicret edenler arasında sayılmaktadır.
[81] İbn İshak, Sîre, 163.
[82] Yrd. Doç. Dr. Rıza Savaş, Bütün Yönleriyle Asr-ı Saadette İslam, Beyan Yayınları: 4/235-240.
[83] Al-i îmrân, 3/195, en-Nisâ, 4/75, 97, 98,100, en-Nahl, 16/41.
[84] İbn Hİşam, es-Sîre, I, 342; İbn Sa'd, et-Tabakât, VIII, 264; Îbnu'1-Esîr, Us-du'l-Ğabe, VII, 152.
[85] el-Belâzuri,Ensâb, 1,195; Hamidullah, Mâm Peygamberi, I, 103.
[86] İbn Hişam, es-Sîre, I, 340-341; İbn Sa'd, et-Tabakât, VIII, 255-256; ez-Zubeyrî, Nesebu Kııreyş, 147; İbnu'1-Esîr, Usdu'l-Ğabe, VII, 123, 365.
[87] İbn îshak, Sîre, 170; Îbnu'1-Esîr, a.g.e., VII, 69.
[88] İbn Hişam, a.g.e., I, 340; el-Belâzurî, Ensâb, 1,195-196.
[89] İbn Hişam, a.g.e., I, 341; İbn Sa'd, a.g.e., VIII, 256; el-Halebî, İnsânu'l-Uyûn, I, 482.
[90] İbn Hazm, Ebu Muhammed Ali b. Ahmed b. Said, Cemheretu Ensabi'l-Arab, Kahire 1982, s.l 51.
[91] İbn İshak, a.g.e., 217.
Yrd. Doç. Dr. Rıza Savaş, Bütün Yönleriyle Asr-ı Saadette İslam, Beyan Yayınları: 4/240-241.
[92] İbn İshak, Sîre, 154.
[93] Watt Montgomery, Hz. Muhammed Mekke'de, Çev: Ramî Ayaş, Azmi Yüksel, Ankara 1986, s. 120-123.
[94] îbn Sa'd, et-Tabakât, I, 116-117; Îbnu'1-Esîr, Usdu'l-Ğabe, VII, 303-304.
[95] İbn Sa'd, a.g.e., VIII, 223.
[96] İbn Abdilber, el-İstiab, IV, 243; tbnu'1-Esîr, a.g.e., VII, 36.
[97] Hamidullah, İslâm Peygamberi, I, 330.
[98] İbn Sa'd, et-Tabakât, VIII, 36.
[99] İbn İshak, Sîre, 199.
[100] İbn Sa'd, a.g.e, VIII, 255.
[101] İbn İsbak, a.g.e., 195.
[102] İbn Hişam, es-St-re, I, 346; ez-Zubcyrî, Nescbıt-Kıtrcyş, 81.
[103] ez-Zubeyrî, a.g.e., 81.
[104] İbn Sa'd, et-Tabakât, VIII, 96-97. İbn Sa'd'a göre, ilk kafile nübüvvetin be­şinci yılının Receb ayında Habeşistan'a göç için Mekke'den ayrılır. Bu in­sanlar, iki ay sonra Şevval ayında Mekke'ye geri döner. Fakat tekrar Habe­şistan'a hicrete karar verilir. Bu defa daha büyük bir kalabalık ortaya göç eder. Bu insanlardan bazıları, Hz. Peygamber'in Medine'ye hicreti üzeri­ne, geri kalanlar ise Hz. Peygamberin emri ile yedinci hicri yılın Rebiu'l-Evvel ayında geri dönerler. Bkz. îbn Sa'd, a.g.e., I, 204, 207.
[105] el-Belâzurî, Ensâh, I, 219.
[106] Yrd. Doç. Dr. Rıza Savaş, Bütün Yönleriyle Asr-ı Saadette İslam, Beyan Yayınları: 4/241-243.
[107] İbn Hişâm, es-Slre, II, 308; İbn Sa'd, et-Tabakât, VIII, 165.
[108] el-Vakıdî, el-Megazî, II, 857.
[109] İbn Hişam, a.g.e., II, 308; el-Belazurî,Ensûb, I, 397.
[110] Muhibbuddin ct-Tabcrî, Zehairu'l-Ukba fi Menakıbi Zevi'l-Kurbâ, Beyrut 1974, s.160.
[111] İbn Hişam, a.g.e., IV, 52.
[112] Bu ailenin Habeşistan'a iki defa hicret ettiği rivayet edilmektedir, Bkz. İbn Şa'd, a.g.e., VIII, 86-87.
[113] İbn Hişâm, es-Sîre, II, 112, 113; Muhibbuddin et-Taberî, es-Sımtu's-Semîn fi Menakıbi Ummehâtıl-Mu'minin, Kahire 1983, s. 71, 72; İbn Kay­yım, Zâdu'l-Mcad, III, 49, 50; îbn Seyyidi'n-Nâs, Uyun, I, 173; Fayda; Mustafa, Allah'ın Kılıcı Halid b. Velid, İstanbul, 1990, s. 59.
[114] İbnu'1-Esîr, Usdu'l-Ğabe, VII, 9.
[115] İbnu'l-Cevzî, Cemaluddîn Ebu'l-Ferec, Sıfatu's-Safve, Haleb 1969-1973, II, 54, 55.
[116] el-Beyhakî, Delâilu'n-Nubuvve, V, 123,124.
[117] ez-Zubeyrî, Nesebu Kureyş, 394.
[118] el-Feth, 48/25 ayetine göre Hudeybiye antlaşması sırasında Mekke'de ina­nan erkek ve kadınlar bulunmaktadır. Ayrıca bkz. Elmalılı, Tefsir, VI, 4427-4431.
[119] Ebu Nuaym Ahmed b. Abdillah, el-Isbebanî Hilyetu'l-Evliyâ ve Tabakâtu'l Asfiyâ, Beyrut 1967, II, 73; İbnu'1-Esîr, Usdu'l-Ğabe, VII, 299-300.
[120] îbn Sa'd, et-Tabakât, VIII, 277.
[121] el-Isbenanî, el-Egani, IV, 32.
[122] ez-Zubeyrî, Nesebu Kureyş, 24.
[123] İbn Sa'd, Et-Tabakât, VIII, 44.
[124] el-Beyhakî, Delâilu'n-Niibüvve, I, 301.
[125] Ummu Külsüm'ün ilk hicret eden kadınlardan olduğu zikredilmekte (Bkz. İbn Hanbel, Musned, VI, 403) ise de bu rivayetin doğru olmadığı veya ek­sik olduğu söylenebilir. Medine'ye ilk hicret eden kadınlar arasında Fatı-ma bint Kays (Bkz. Müslim, Sahih, IV, 2261 Fiten 24/119) ve Ümmü Ab-dillah b. Mes'ud (Bkz. İbn Hazm Cemhere, 197) zikredilmektedir.
[126] İbn Sa'd, et-Tabakât, VIII, 230-231.
[127] Erkeklerin iade edildiği konusunda bkz. ez-Zubeyri, Nesebü Kureyş, 145; Îbnu'l-Cevzî, Ahkamu'n-Nisâ, 237 (Yazma Nüsha, 45a-45b)
[128] Îbnu'l-Cevzî, Ahkamu'n-Nisâ, 237. 253. el-Ferrâ, a.g.e., 150-151; Îbnu'l-Cevzî, Telkih, 163.
[129] îbn Sa'd, et-Tabakât, VIII, 13.
[130] îbn Kayyım, Zadu'l-Mead, III, 294, 300.
[131] el-Mumtehine 60/10,11.
[132] İbn Sa'd, a.g.e, VIII, 13; et-Taberî, Tefsir, , XXVIII, 67.
[133] el-Mumtehine, 60/10,11; İbn Sa'd, a.g.e., VIII, 231, Ferra, Ebu Zekeriya, Maani'l-Kur'an, Beyrut 1980, III, 151.
[134] îbn Hişam, en-Strc. III, 341.
[135] İbn Sa'd, et-Tabakât, VIII, 13.
[136] ez-Zubeyrî, Nesebu Kureyş, 104,156, 368, 374.
[137] İbn Kesîr, Tefsir, I, 441.
Yrd. Doç. Dr. Rıza Savaş, Bütün Yönleriyle Asr-ı Saadette İslam, Beyan Yayınları: 4/243-248.
[138] Hamîdullah, İslâm Peygamberi, 1,161.
[139] İbn Sa'd, et-Tabakât, III, 438; et-Taberî, Tarih, II, 352; es-Semhudî, Ve-fau'l-Vefâ, 1,221.
[140] İbn Sa'd, a.g.e., VIII, 323-324; el-Isbehanî, el-Eğanî, III, 10; el-Beyharî, Delûil, II, 455; İbnu'1-Esîr,Usdu't-Ğabe, VII, 73.
[141] îbn Hacer, el-îsâbe, IV, 269.
[142] İbn Sa'd, a.g.e., I, 218.
[143] îbn Sa'd, et-Tabakât, III, 420, 421, VIII, 323, 370.
[144] el-Keîbî, Cemhere, 279; îbn Hazm, Cemhere, 199.
[145] Ibn Sa'd, a.g.e., I, 317; İbn Hazm, a.g.e., 199.
[146] Malik b. Enes, el-Muvatta, 336 (Nikah 28, 20/44).
[147] Malik b. Enes a.g.e., 337 (Nikah 28,'26/4£); el-Vakıdî, el-Mcgazı, II, 850.
[148] el-Vakıdî a.g.e., II, 823; İbn Hişam, es-Sîre,IV,5.£t-Taheri,Tarih, 111,57.
[149] İbn Hişam, a.g.e., IV, 62-63.
[150] İbn Sa'd, et-Tabakût, VIII, 152; İbnu'l-Cevzî, Telkih, 158.
Yrd. Doç. Dr. Rıza Savaş, Bütün Yönleriyle Asr-ı Saadette İslam, Beyan Yayınları: 4/248-250.
[151] İbn Manzur, Ebu'1-Fadl Cemaluddin Muhammed b. Mukrira,Lisânu'l-Arab, Beyrut, 1955, VIII, 23-26.
[152] et-Tevbe, 9/111.
[153] el-Bakara, 2/275, 282, en-Nûr, 24/37.
[154] İbn Haldun, Abdurrahman Ebu Zeyd Veliyyuddin el-Malikî, Mukaddi­me, Tunus 1984, I, 263, Çev: Zakİr Kadiri Ûğan, İstanbul 1986,1, 528.
[155] I. Akabe be/ati, Zilhicce ayında, ikincisi de bir yıl sonra aynı ayda gerçek­leştirilir. Bundan hemen sonra da hicret başlar.
[156] İbn Hişam, es-Sîre, II, 75,95. Bu bey'atta savaş söz konusu edilmediği için "kadınların bey'atı"na benzetildiği ifade edilmektedir.
[157] İbn Sa'd, et-Tabakât, VIII, 412.
[158] İbn Sa'd, a.g.e., I, 222. Akabe'de şu iki kadının bey'at ettiği zikredilmekte­dir: a) Ummu Umare Nusaybe (veya Nesîbe) bint Kab b) Esma bint Amr b. Abi Bkz. İbn Hişam a.g.e., II, 84; İbn Sa'd, a.g.e., VIII, 11,408,412.
[159] îbn Sa'd, et-Tabakât, VIII, 11.
[160] İbn Sa'd, a.g.e., VIII, 12.
[161] el-Mumtehine, 60/12.
[162] İbn Sa'd, et-Tahakât, VIII, 7; Ibn Hanbel, Müsned, VI, 409; et-Taberî, Tefsir, XXVIII, 80-81.
[163] el-Halebî, Însânu'l-Uyûn, III, 43, 45.
[164] İbn Hanbel, a.g.e., VI, 422, 423.
[165] Abdurrezzak el-Musanncf, XI, 464; îbn Hanbel, a.g.e., VI, 151.
[166] Ebu Davud, Sünen, IV, 395 (Tereccul 4/4165).
[167] Abdurrezzak et-Musannaf, IV, 319.
[168] İbn Hanbel, Mıısned, VI, 454; İbnu'1-Esîr, Usdu'l-Ğabe, VII, 86.
[169] İbn Sa'd, et-Tabakât, VIII, 7-8; Müslim, Sahih, II, 645 (Cenaiz, 10/31); İbn Huzayme, Muhammed b. îshak Ebu Bekir es-Sülemî en-Neysâburî, Sahih, b.y.y., b.t.y., III, 112.
[170] Yukarıda geçen ayetten el-Mümtehine, 60,12 bunu anlamaktayız. Bu ayetin Mekke fethinden sonra nazil olduğu rivayet edilmektedir. (Bkz. İbn Kesîr, îmaduddîn Ebu'1-Fidâ İsmail, Tefsîru'l-Kur'âni'l-Azîm, Bey­rut 1969, IV, 354; el-Ayni, Umdetu'l-Kârî, XIII, 292). Fakat bu görüşün yanlış olduğu kanaatindeyiz. Çünkü kadınların Mekke fethinden çok ön­ce Hz. Peygambere bey'at için başvurdukları anlaşılmaktadır. Buna göre mezkur ayetin Medine devrinin ilk yıllarında nazil oiduğu düşünülebilir.
[171] Bey'at bir anlamda kişinin, kendisini yönetecek idareciyi seçmesi mana­sını da taşıdığı için, Hz. Peygamber devri kadınlarının seçme hakkına sa­hip oldukları ve görüşlerini açıklayıp oy hakkını kullandıkları düşünüle­bilir. Bkz. Derveze, Asru'n-Nebî, 138.
[172] İbn Menzûr,Lisânu'l-Arab, VIII, 23-26.
[173] İbn Menzûr,Lisânu'l-Arab, VIII, 23-26.
[174] et-Taberî, Tarih, II, 632.
[175] Yrd. Doç. Dr. Rıza Savaş, Bütün Yönleriyle Asr-ı Saadette İslam, Beyan Yayınları: 4/250-253.
[176] İbn Hisara, cs-Sîre, II, 109.
[177] îbn Sa'd, a.g.e., VIII, 11.
[178] El-Vakıdî, el-Mcgazî, II, 850-851; İbn Sa'd, a.g.e., VIII, 5, 6; el-Buharî, SahîK III, 173 (Şurut, 1); İbn Hanbel, Musncd, VI, 114, 357. el-Belazurî, Ensâb, I, 250.
[179] îbn Sa'd, et-TabakâU VIII, 6.
[180] İbn Sa'd, a.g.e., I, 220.
[181] Yrd. Doç. Dr. Rıza Savaş, Bütün Yönleriyle Asr-ı Saadette İslam, Beyan Yayınları: 4/254.
[182] el-Vakıdî, el-Meğazî, II, 851; İbn Sa'd, a.g.e., VIII, 11; et-Taberî, Tarih, III, 62.
Yrd. Doç. Dr. Rıza Savaş, Bütün Yönleriyle Asr-ı Saadette İslam, Beyan Yayınları: 4/255.
[183] el-Vakıdî, a.g.e., II, 851; İbn Sa'd, a.g.e., VIII, 5-6.
Yrd. Doç. Dr. Rıza Savaş, Bütün Yönleriyle Asr-ı Saadette İslam, Beyan Yayınları: 4/255.
[184] İbn Şebbe, Tarîhu'l-Medine, III, 1092-1093; îbn Abdirabbih, el-İkdu'l-Ferid, II, 261; İbn Ebi'l-Hadid, Şerha Nehti'l-Bclağa, I, 339.
[185] et-Taberî, Tefsir, XXVIII, 78; İbn Kesir, Tesîr, IV, 354.
Yrd. Doç. Dr. Rıza Savaş, Bütün Yönleriyle Asr-ı Saadette İslam, Beyan Yayınları: 4/255.
[186] İbn Sa'd, ct-Tahakâi, VIII, 7; İbn Huzeyme, Sahih, III, 112; el-Kurtubî, Ebu Abdillah Muhammet! b. Ahmed cl-Ensân, el-Camî li Ahkâmi'l-Kur'ân, Beyrut 1966, XVIII, 71.
[187] İbn Sa'd, a.g.e., I, 319.
[188] et-Taberî, Tarih, III, 61-62.
[189] el-Kurtubî, el-Camî, XVIII, 71.
[190] Ibn Sa'd, et-Tabakat, VIII, 230; Ibn Habib, el-Muhabher, 406, 407.
[191] Erkekler hakkındaki bölümlerin başlıklarında "bey'at" ifadesi bulunma­maktadır. Kadınlar bölümlerinin başlıklarında ise bu ifade vardır. Bkz. İbn Sa'd, a.g.e., VIII, 222, 315; İbn Habib, a.g.e. 406.
[192] Yrd. Doç. Dr. Rıza Savaş, Bütün Yönleriyle Asr-ı Saadette İslam, Beyan Yayınları: 4/255-256.
[193] îbn îshak, Sîre, 121; îbn Hişam, es-Sire, I, 267-268.
[194] îbn Ebi'l-Hadid, Şerhu Nehci'l-Belağa, XIII, 269-272.
[195] ez-Zubeyrî, Nesebu Kureyş
[196] eş-Şuarâ, 26/214.
[197] îbn îshak, Sîre, 128; Müslim, Sahih, I, 193 (îman, 89/25)
[198] el-Belazurî, Ensâb, 1,118-119; el-Halebî, Însanu'l-Uyûn, I, 459.
[199] ez-Zubeyrî, Nesebu Kureyş, 230.
[200] İbn Sa'd, et-Tabakât, VIII, 44-45.
[201] İbn Sa'd, a.g.e., VIII, 229.
[202] Bkz. îbn Hacer, eZ-Zsâ&e, IV, 320-321; ez-Zurkânî,Şerhuî-Mevâhih III, 226.
[203] Watt, Hz. Muhammed Mekke'de, 100; Hamidullah, îslâm Peygamberi, I, 183.
[204] Yrd. Doç. Dr. Rıza Savaş, Bütün Yönleriyle Asr-ı Saadette İslam, Beyan Yayınları: 4/256-258.
[205] Ali İmran, 3/20, el-Maide, 5/67, 92, 99, er-Ra'd, 13/40, en-Nahl, 16/35, 82, en-Nûr, 24/54, el-Ankebût, 29/18, el-Ahzâb, 33/39.
[206] el-Halebî, Însânu'l-Uyûn, I, 394; Hamidullah, İslâm Peygamberi, 1,181.
[207] îbn Hacer, el-İsâbe, IV, 447.
[208] Guzeyye'nin, Amir b. Lüey oğullarının antlaşmalısı olan Müslim (Ebu'l-Akr) b. Sumeyy b. el-Haris el-Haris el-Ezdî ile evli olduğu rivayet edilir. Bu kadının Hz. Hatice'nin annesinin kabilesinden olduğu anlaşılmakta­dır. Bkz. ez-Zubeyrî, Nesebu Kureyş, 433-438; el-Belâzurî, Ensâb, I, 422; İbn Hazm, Cemhere, 170-171.
[209] îbn Sa'd, et-Tabakât, VIII, 155,157; îbn liahib, el-Muhabbar, 81-82, 92; et-Taberî, Tarih, Illy, 168; Ebu Nuaym, IIilyetu'l-Evliya, II, 66-7.
[210] Devs kabilesinin İslâm'a girmesi konusunda daha geniş bilgi için bkz. Mustafa Fayda, îslâmiyetin Güney Arabistan'a Yayılışı, Ankara 1982, s.76-83.
[211] Ebu Hatib, Esmau's-Sahabe, 142a, İstanbul. Üniversitesi, Kütüphanesi A. 1101
[212] Abdulkays'hlann, Medine Devrinde müslümanlarla ilişkileri hakkında bkz. Hamidullah, îslâm Peygamberi, I, 433-439.
[213] Îbnu'1-Esîr, Usdu'l-Gabe, VII, 37.
[214] îbn Sa'd, et-Tabakât, VIII, 97-98.
[215] ed-Diyarbekrî, Tarihu'l-Hamis, I, 334.
[216] el-Buharî, Sahih, I, 89-90 (Teyemmüm, 6).
[217] îbnu'l-Esîr, a.g.e., VII, 25; îbn Hacer, et-İsabe, IV, 233.
[218] el-Akkad, Abbas Mahmud, es-Sıddîka Bintu's-Sıddık, Mısır 1956, s. 123.
[219] Yrd. Doç. Dr. Rıza Savaş, Bütün Yönleriyle Asr-ı Saadette İslam, Beyan Yayınları: 4/259-261.
[220] Ali îmrân, 3/195, en-Nisâ, 4/124, et-Tevbe 9/72; en-Nahl, 16/97; el-Ahzâb, 33/35, 73; el-Mü'min, 40/40, Muhammed, 47/19; el-Feth, 48/5, 57/12.
[221] el-Vahidî, Esbâbu'n-Nuzûl, 240. Adı geçen ayet, el-Ahzab, 33, 35 tir.
[222] İbn Hişam, es-Sîre, I, 261.
[223] îbn Hanbel, Ahkâmu'n-Nisâ, 56; Beyrut 1986; en-Nesâî, Sünen, 1,131 (Tahare, 150); İbnu'1-Esîr, Usdu'l-Gabe, VII, 34, 93,155.
[224] îbn îshak, Sîre, 119; et-Taberî, Tarih, II, 311.
[225] Malik b. Enes, el-Muvatta, 139; el-Buharî, Sahih, IV, 160 (Nikâh, 116); îbn Hanbel, a.g.e., II, 76.
[226] el-Buharî, Sahih, I, 210 (Ezan, 163).
[227] îbn Sa'd, et-Tabakât, VIII, 267; el-îsbehanî, El-Eganî, XVIII, 62; İbnu'l-Esîr, Usdu'l-Gabe, VII, 185.
[228] el-Vâhidî, Esbâbu'n-Nuzûl, 186. Kadın ve erkek saflarının tertibi için bkz. Müslim, Sahih, I, 326 (Salat, 28/132).
[229] Malik b. Enes, el-Muvatta, 139 (Kıble, 14, 6/12,13); îbn Sa'd, a.g.e., VIH, 290; îbn Hanbel, Müsned, VI, 363.
[230] Abdullah b. Ömer'in bu kapıdan ölünceye kadar girip çıkmadığı ifade edil­mektedir. Bkz. Ebu Davud, Sünen, I, 384 (Salat, 54/571).
[231] es-Semhudî, Vefaul-Vefâ, II, 693.
[232] et-Tirmizî, Sünen, II, 214 (Saîat, 267); îbn Kayyım, Zad, I, 265.
[233] İbn Hanbel, a.g.e., VI, 348; Ebu Davud, a.g.e., I, 531 (Salât, 146/851).
[234] el-Buharî, Sahih, I, 95,198 (Salat, 6, Ezan, 136).
[235] îbn Sa'd, et-Tabakât, I, 337; el-Buharî, Sahih, V, 96 (Meğazî, 537.
[236] el-Buharî, a.g.e.,I, 203,210 (Ezan, 152,163);îbn Huzayme,Sa/û/ı, III, 108.
[237] Ebu Davud, Sünen, IV, 500 (Melahim, 15/4326).
[238] îbn Hanbel, Müsned, VI, 436; Müslim, Sahih, II, 595 (Cuma, 13/50-52); Ibnu'1-Esîr, Usdu'l-Gabe, VII, 406; îbn Kayım, Zâdu'l-Mead, I, 425.
[239] îbn Hanbel, a.g.e., VI, 463.
[240] İbn Sa'd, a.g.e., VIII, 491. Daha geniş bilgi için bkz. Abdurrezzak, el-Mu-sannaf, III, 191, V, 298; Îbnu'l-Cevzî, Ahkamu'n-Nisâ, 65.
[241] İbn Sa'd, a.g.e., II, 216, 252, 255.
[242] İbn Sa'd, et-Tabakât, I, 243, VIII, 406; el-Buharî, Sahîh, I, 177, 178 (Ezan, 78); Îbnu'1-Esîr, Usdu'l-Gabe, VII, 44. îbn Hanbel, Hz. Peygamber devrinde kadınların erkeklerle aynı mecliste oturduklarını, fakat üçüncü asrın ortalarında ise kadının bir parmağının ucunun bile fitne sayıldığın kaydeder. Bkz. îbn Hanbel, Ahmed b. Muhammed, Ahkâmu'n-Nisâ, Bey­rut 1986, s. 46. îbn Sa'd, Medine'de bulunan bir kadın gölgeliğinden bah­seder. Bkz. îbn Sa'd, a.g.e., III, 29.
[243] Îbnu'1-Esîr, a.g.e., VII, 323.
[244] îbn Hanbel, Musned, VI, 197, 297, 301, 371.
[245] Hz. Aişe, sabah namazına katılan kadınlardan bahseder. Bkz. eş-Şafıî, Muhammed b. îdris, er-Risâle, Beyrut, b.t.yb., s. 283.
[246] Malik b. Enes, el-Muuatta, 93-94 (Salât 7,1, 4); el-Buharî, a.g.e., 1,16.
[247] Ebu Davud, Sünen, II, 827-828 (Savm, 74).
[248] Abdurrezzâk, el-Musannaf, III, 126.
[249] îbn Sa'd, et-Tabakât, VIII, 484.
[250] eş-Şafıî, Muhammed b. îdrîs, el-Umm, Beyrut 1973, I, 145, 164; Abdurrezzâk, a.g.e., III, 141; İbn Sa'd, a.g.e., VIII, 483, 484; Mevlanâ Şibli, Asr-ı Saadet, çev: Ömer Rıza Doğrul, İstanbul 1978, III, 338.
[251] îbn Abdilber, el-îstiâb, IV, 328; Îbnu'î-Esîr, Usdu'l-Gabe, VII, 141.
[252] îbn Sa'd', a.g.e., VIII, 457; îbn Hanbel, Musned, VI, 405; Ebu Davud, Sü­nen, I, 397 (Salât, 62/591,592).
[253] Ebu Nuaym, Hilyetu'l-Evliyâ, II, 63.
[254] Hz. Peygamber, çocuğuyla hacca giden kadının ecrinin daha çok olacağım söyler. Bkz. Malik b. Enes, el-Muvatta, 272 (Hac, 20, 81/253).
[255] el-Buharî, Sahih, III, 220 (Cihad, 62); îbn Hanbel, Müsned, VI, 71.
[256] Îbn Sa'd, Tabakât, II, 173, VIII, 206-207; el-Buharî, a.g.e., II, 153.
[257] Îbn Hanbel, a.g.e., VI, 164, 349; lbnu'1-Esîr, Usdu'l-Gabe, VII, 178.
[258] Malik b. Enes, a.g.e., 223 (Hac, 20,11/36); el-Vakidî, el-Megazî, III, 1110, 1114; el-Buharî, a.g.e., II, 163,164,171 (Hac, 74, 81), VI, 235, 237 (Adahî, 3,10), VIII, 150 (İstisam, 12).
[259] Hanbel, a.g.e., VI, 433; lbnu'1-Esîr, a.g.e., VII, 32.
[260] el-Vakıdî, el-Megazî, III, 1115.
[261] el-Buharî, Sahih, IV, 234 (Menâkıb, 26).
Yrd. Doç. Dr. Rıza Savaş, Bütün Yönleriyle Asr-ı Saadette İslam, Beyan Yayınları: 4/261-266.
[262] îbn Sa'd, Tabakât, VIII, 37; îbn Şebbe, Tarih, 1,103.
[263] îbn Abdilber, el-îstiab, IV, 384.
[264] İbn Abdilber, a.g.e., IV, 374.
[265] el-Buharî, a.g.e., VI, 205 (Et'ime, 24).
[266] Kadınların baş sağlığı dilemek için yakınını kaybeden kimselere gittikle­ri anlaşılmaktadır. Bkz. el-Vakıdî, a.g.e., 1,118; el-Isbehanî, el-Eganî, IV, 204.
[267] Malik b. Enes, el-Muvatta, 155 (Cenâiz, 16,1, 2).
[268] îbn Sa'd, et-Tabakât, VIII, 38; Yakubî, Tarih, II, 115; Îbnu'1-Esîr, Us-du'l-Gabe, VII, 226.
[269] Abdurrezzak, el-Musannaf, III, 410; îbn Hacer, el-îsâbe, IV, 367.
[270] Îbnu'1-Esîr, a.g.e., VII, 147.
[271] Malik b. Enes, a.g.e., 155 (Cenaiz 16,1, 3); îbn Sa'd, a.g.e., VIII, 283.
[272] îbn Sa'd, a.g.e., VIII, 37; îbn Şebbe, Tarih, 1,103.
[273] îbn Sa'd, a.g.e., VIII, 112-113; el-Buharî, Sahih, II, 93 (Cenâiz, 72); İb-nu'1-Esîr, Usdu'l-Gabe, VII, 384.
[274] İbn Hişam, Es-Sîre, IV, 314; îbn Sa'd, a.g.e., II, 289-290.
[275] İbn Sa'd, a.g.e., IV, 33.
[276] el-Bakara, 2/234.
[277] Malik b. Enes, el-Muvatta, 369 (Talak 29, 35/101-103).
[278] el-Vakıdî, el-Megazî, I, 313, 314; îbn Sa'd, a.g.e., III, 19,111.
Yrd. Doç. Dr. Rıza Savaş, Bütün Yönleriyle Asr-ı Saadette İslam, Beyan Yayınları: 4/266-268.
[279] Bkz. el-Ankebût, 29/43, Fâtır, 35/28, ez-Zumer, 39/9; Tayyip Okiç, îslâmi-yette Kadın Öğretimi, Ankara 1984, s. 19-21. Hz. Peygamber'in "İlim öğren­mek her müslümana farzdır." (İbn Mace, Sünen, I, 81 (Mukaddime, 17) ha­disine dayanarak, kızların, imanın erkânını, farzları yerine getirme bilgisi­ni ve kadınlara mahsus hayatta yapılması gereken işleri yerine getirecek bilgileri öğrenmesi gerektiği ifade edilmektedir. Bkz. Nureddin Itır, Mâzâ Ani'l-Mer'e, Dımaşk 1979, s. 30; İbrahim Canan, Hz. Peygamber'in Sünne­tinde Terbiye, Ankara 1980, s. 349.
[280] el-Bakara, 2/129,151, Al-i îmrân, 3/164, el-Cum'a, 62/2. Hz. Peygamber'in kendisini bir öğretmen olarak takdim ettiği rivayet edilmektedir. Bkz. İbn Mâce, a.g.e., I, 83 (Mukaddime, 17/229).
[281] et-Tahrîm, 66/6.
[282] İbn Kuteybe, Ebu Muhammed Abdullah b. Müslim, Tefsiru Garibi'l-Kur'an, Mısır 1958, s. 473.
[283] îbn Sa'd, et~Tabakât, VIII, 232; İbn Hacer, el-îsâbe, IV, 230.
[284] ed-Diyarbekrî, Tarîhu'l-Hamîs, I, 467, İbnu'1-Esîr, Usdu'l-Gabe, VII, 132.
[285] îbn Sa'd, a.g.e., III, 608-612; Îbnul-Esîr, a.g.e., I, 86-87; îbn Hacer, a.g.e., IV, 363.
[286] el-Buharî, Sahih, VII, 46 (Libas, 31); Müslim, Sahih, II, 1108 (Talak, 5/31).
[287] en-Nahl, 16/58,59.
[288] el-En'âm, 6/139,140, ez-Zuhruf, 43/16,17.
[289] İbnHanbel.Miîsrced, VI, 88; et-Tirmizî, Sîmen, IV, 318 (Birr, 13).
[290] el-Buharî, Sahih, IH, 87 (İstikraz, 18).
[291] el-Buharî, a.g.e., I, 33 (İlim, 31), IV, 20 (Cihad, 145), VI, 120-121, 142 (Nikâh, 12, Enbiya, 48).
[292] el-Buharî, Sahih, VIII, 133 (Haberu'l-Vahid, 1).
[293] îbn Sa'd, et-Tabakât, VIII, 62; Müslim, Sahih, IV, 1891 (Fedâilu's-Sahabe, 13/81); Ebu Davud, Sünen, V, 226, 227 (Edeb, 62/4931, 43932).
[294] İbn Sa'd, a.g.e., VIII, 467, 469, 482.
[295] el-Belâzurî, Futuhu'l-Buldân, Mısır 1932, s. 458 (çev: Mustafa Fayda, An­kara 1987, s. 692-693).
[296] Mehmet Hatiboğlu, "tslâm'da Kadın Eğitimi" Türkiye Din Eğitim Semi­neri, I, Ankara 1981, s. 23-25. Azimabadî, Ukudu'l-Cüman, Çev: Ali Os­man Koçkuzu, Selçuk Üniversitesi İlahiyat F.D. sayı:2, yıl: 1986, s. 79-96.
[297] İbn Hanbel, Müsned, VI, 372; Ebu Bavud, Sünen, IV, 215 (Tib, 18/3887); İbn Abdilber, el-îstiab, IV, 333; tbn Hacer, el-îstiab, IV, 333.
Yrd. Doç. Dr. Rıza Savaş, Bütün Yönleriyle Asr-ı Saadet’te İslam, Beyan Yayınları: 4/269-272.
[298] ibrahim, 14/52.
[299] el-Maide, 5/67.
[300] îbn îshak, Sîre, 128.

_________________


Elif gibi yalnızım,
Ne esrem var, ne ötrem.
Ne beni durduran bir cezmim,
Ne de bana ben katan bir şeddem var.
Ne elimi tutan bir harf,
Ne anlam katan bir harekem...
Kalakaldım sayfalar ortasında.
Bir okuyan bekledim,
Bir hıfzeden belki...
Gölgesini istedim bir dostun med gibi…
Sızım elif sızısı...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://kutluforum.bedavaforum.biz
@bdulKadir
Adminstratör
avatar

Mesaj Sayısı : 6247
Rep Gücü : 10014055
Rep Puanı : 97
Kayıt tarihi : 17/03/09
Yaş : 54
Nerden : İzmir

MesajKonu: Geri: ASRI SAADETTE KADIN VE AİLE HAYATI..Rıza Savaş..kitabın tamamı   Perş. Ocak 27, 2011 12:22 pm


[301] Ibn Hişâm, es-Sîre, I, 368.
[302] îbn Hişâm, a.g.e., II, 312; el-Belâzurî,Ensâb, I, 399.
[303] Ebu Nuaym, Hilye, II, 69.
[304] İbn Asakir, Ebu'l-Kâsım Ali b. el-Hasan b. Hibetullah b. Abdillah, Tarihu Medineti Dımaşk, Terâcimu'n-Nisâ, Dımaşk 1982, s. 33.
[305] îbn Sa'd, et-Tabakât, VIII, 296.
[306] îbn Sa'd, a.g.e., VIII, 442; Ibn Abdilber, el-îstiâb, IV, 411, 412; İbn Hacer, el-İsâbe, IV, 407.
[307] îbn Hanbel, Müsned, VI, 297; Müslim, Sahih, IV, 1795 (Fedâil, 9/29).
[308] el-Buharî, Sahih, V, 137 (Megazî, 83); Müslim, Sahih, I, 338 (Salât, 35/173).
[309] el-Buharî, a.g.e., I, 78, (Hayz, 6).
[310] el-Buharî, a.g.e., I, 33 (İlim, 32), VI, 162 (Nikah, 24), VII, 54 (Libas, 56).
[311] îbn Sa'd, et-Tabakât, VIII, 181; el-Buharî, a.g.e., IV, 199 (Fezail, 6).
[312] Îbn Hanbel, Müsned, VI, 148.
[313] Îbn Sa'd, et-Tabakât, VIII, 310, 326; tbn Hanbel, a.g.e., VI, 357; îbnu'l-Esîr, Usdu'l-Gabe, VII, 99.
[314] el-Vakıdî, el-Megazî, II, 850; îbn Sa'd, a.g.e., VIII, 320, 236.
[315] el-Buharî, Sahih, I, 34 (İlim, 35), II, 72 (Cenaiz, 6), VIII, 149 (İ'tisam, 9); Aynî, Umde, 11,134.
[316] Abdullah Afifi, el-Mer'etu'l-Arabiyye fi Cahiliyyetiha ve İslâmihâ, Mısır b.t.y., II, 36; Hamidullah,İslâm Peygamberi, II, 835.
[317] Yrd. Doç. Dr. Rıza Savaş, Bütün Yönleriyle Asr-ı Saadet’te İslam, Beyan Yayınları: 4/272-275.
[318] İbn Hişâm, es-Sîre, I, 261; el-Belâzurî, Ensâb, 1,112.
[319] îbn Sa'd, et-Tabakât, VIII, 78.
[320] İbn Abdirrabbih, el-Ikdu'l-Ferîd, II, 89.
[321] İbrahim, 14/48.
[322] îbn Hanbel, Milsned, VI, 101, 218; Müslim, Sahih, IV, 1856 (Fedail, 1/Cool.
[323] İbn Hanbel, Müsned, VI, 218; et-Taberî, Tefsir, V, 295; Kurtubî, Tefsir, V, 398.
[324] el-Buharî, Sahih, II, 50 (Teheccüd, 24).
[325] et-Taberî, a.g.e., XXXI, 136.
[326] İbn Sa'd, a.g.e., VIII, 119.
[327] el-Buharî, a.g.e., V, 117 (Megazî, 69).
[328] İbn Kayyım, Zâdu'l-Mead, II, 393.
[329] Îbnu'1-Esîr, Usdu'l-Gabe, VII, 381; İbn Hacer, el-habe, IV, 464.
[330] İbn Sa'd, et-Tabakât, III, 178; el-Buharî, Sahih, VIII, 160 (î'tisam, 24).
[331] el-Buharî, a.g.e., I, 41 (İlim, 50).
[332] İbn Sa'd, et-Tabakât, VIII, 242, 245; Îbnu'1-Esîr, Usdu'l-Gabe, VII, 1, 12, 16, 98.
[333] îbn Hişâm, es-Sİre, I, 367, 368; tbn Hanbel, Fedail, I, 279, 280.
[334] İbn İshak, Slre, 162; Abdurrezzak, el-Musannaf, V, 325-326.
[335] Ebu Nuaym, Hilye, II, 52.
[336] Ebu Davud, "Kalk ona yirmi ayet öğret, o senin eşin olsun" şeklinde bir ri­vayet kaydeder. Bkz. Ebu Davud, Sünen, Uy, 588 (Nikâh, 31/2112).
[337] el-Buharî, Sahih, VI, 108 (Fedâilu'l-Kur'an, 21).
[338] el-Buharî, a.g.e., vl, 122 (Nikâh, 14), VII, 52 (Libas, 49).
[339] Îbnu'1-Esîr, Usdu'l-Gabe, VII, 105; îbn Hacer, el-İsâbe, IV, 292
[340] İbn Sa'd, et-Tabakât, VIII, 224, 225.
[341] ibn Hanbel, Müsned, III, 447; Îbnu'1-Esîr, Usdu'l-Gabe, VII, 256.
[342] îbn Hanbel, a.g.e., VI, 167.
[343] îbn Hanbel, a.g.e., VI, 410.
[344] Ebu Davud, Sünen, II, 182 (Salat, 361/1525); îbn Kayyım, Zâdu'l-Mead, IV, 197-198.
[345] îbn Hanbel, Müsned, VI, 305; et-Taberî, Tefsir, II, 397. Ümmü Seleme'ye kadınların başvurması konusunda ayrıca bkz. el-Vakıdî, el-Megazl, II, 765.
[346] îbn Kuteybe, Uyunu'l-Ahbâr, II, 76.
[347] Yrd. Doç. Dr. Rıza Savaş, Bütün Yönleriyle Asr-ı Saadet’te İslam, Beyan Yayınları: 4/275-280.
[348] el-Buharî, Sahih, IV, 220 (Fedailu's-Sahabe, 30); Müslim, Sahih, IV, 1886) (Fezailu's-Sabe, 12/70).
[349] îbn Hanbel, Müsned, VI, 101, 218.
[350] îbn Sa'd, et-Tabakât, II 375.
[351] ed-Diyarbekrî, Tarihu'l-Hamîs, I, 266.
[352] Îbn Sa'd, a.g.e., II, 375.
[353] Îbn Sa'd, a.g.e., II, 374.
[354] Ebu Nuaym, Hilyetu'l-Evliya, II, 49, 50.
[355] Namazlara ve orta namaza devam edin..." (el-Bakara, 2/238) ayetini, "Na­mazlara, orta namaza ve ikindi namazına devam edin..." şeklinde yazması­nı katipten isteyen Hz. Aişe, en-Nûr süresindeki 15. ayette yer alan "Onu (ifk olayını) dilinize dolamıştınız..." bölümü "Onu (ifk olayını) uydurup yay­mıştınız..." şeklinde okur. Bkz. Malik b. Enes, el-Muvatta, 105 (Salâtu Cenâiz 8. 8/26, 27); îbn Hanbel, Müsned, VI, 73; Ebu Davud, Sünen, I, 287 (Salatr'6/410); îbn Kuteybe, Te'vîlu Muskili'l-Kur'an, Kahire 1973, s. 24.
[356] Buna, "Onlar size aşağınızdan ve yukarınızdan gelmişlerdi..." (el-Ahzab 33/10) ayetinin Hendek savaşı hakkında nazil olduğunu söylemesini misal verebiliriz. Bkz.el-Beyhakî, Delâilu'n-Nübüvve, 111,433.
[357] el-En'am, 6/103.
[358] et-Tekvîr, 81/23.
[359] en-Necm, 53/13.
[360] Müslim, Sahih, 1,159 (îman, 177/287.
[361] îbn Hanbel, Müsned, VI, 49, 50.
[362] el-Cahız, el-Heyavân, I, 341.
[363] el-Buharî, Sahih, VI, 101 (Fezailu'l-Kur'an, 6).
[364] İbn Sa'd, et-Tabakât, II, 375.
[365] ez-Zurkânî, Şerha Mevahib, III, 267, 269.
[366] Ebu Nuaym, Hilyetu'l-Evliya, II, 49,50.
[367] Ibn Sa'd, et-Tabakât, II, 375.
[368] Malik b. Enes, el-Muvatta, 53, 54, 60 (Tahare 2,17/75, 27/99).
[369] el-Buharî, Sahih, VIII, 159 (l'tisâm, 24); îbn Hanbel, Müsned, VI, 122.
[370] el-Buharî, a.g.e., II, 26 (Kusuf, 7).
[371] İbn Sa'd, a.g.e., II, 375, VIII, 66; Îbnu'1-Esîr, Usdu'l-Gabe, VII, 191.
[372] Muhibbuddin, es-Sımtu's-Semîn, 60; ed-Diyarbekrî, Tarifyu'l-Hamis, I, 359, 417; Süleyman Nedvî, Asr-ı Saadet, çev: Ömer Rıza Doğrul, İstanbul 1978, III, 377; Mustafa Fayda, "Aişe", İslâm Ansiklopedisi, T. D.V. İstan-"bul 1989, II, 204. Hz. Aişe'nin hadislerinden, Buharı ve Müslim'in Sahihle­rinde yer alan 297 hadisin 174'ü her iki eserde, 54'ü yalnız Buharî'de ve 69'u yalnız Müslim'de bulunmaktadır. Bkz. ez-Zehebî Şemsuddin Muham-med b. Ahmed b. Osman, Siyeru A'lami'n-Nubelâ, Beyrut, 1985, II, 139.
[373] İbn Sa'd, et-Tabakât, II, 375.
[374] Fatır, 35/18.
[375] îbn Sa'd, a.g.e., III, 346, 347; el-Buharî, Sahih, V, 9 (Megazî, Cool; îbn Hanbel, Müsned, VI, 107; en-Nesaî, Sünen, IV, 19 (Cenaiz, 15).
[376] en-Neml, 27/80.
[377] el-Buharî, a.g.e., V, 9 (Meğazî, Cool; el-Beyhakî, Delâilu'n-Nübüvve, III, 93.
[378] Müslim, Sahih, I, 260 (Hayz, 12/59).
[379] Malik b. Enes, el-Muvatta, 224, 225 (Hac, 20,15/52).
[380] el-Hadid, 57/22.
[381] İbn Hanbel, Müsned, VI, 240, 246; îbn Kuteybe, Uyûnu'l-Ahbâr, 1,146, 147; îbn Ebi'l-Hadid, Şerhu Nehci'l-Belaga, XX, 26.
[382] Müslim, Sahih, IV, 1940 (Fezailu's-Sahabe, 35/160).
[383] Hz. Ömer, Hz. Ali ve Abdullah b. Ömer'in de Ebu Hureyre'yi bazı konular­da tenkit ettikleri rivayet edilmektedir. Bkz. tbn Hanbel, a.g.e., VI, 184, 266; tbn Ebi'l-Hadid, a.g.e., XX, 24, 31.
[384] îbn Sa'd, et-Tabakât, IV, 332.
[385] îbn Sa'd, a.g.e., V, 37; İbn Şebbe, Tarih, III, 1172; îbn Ebi'l-Hadid, Şerhli Nehc, XX, 17, 22.
[386] Hz. Aişe'nin vaiz'e, 1. Duada seci'den kaçınmasını; 2. Her cuma, insanlar' bıktırmamak için bir, iki veya üç defa vaaz yapmasını ve; 3. Konuşmaya1 başlamadan Önce konuşanlar varsa onların sözlerini kesmemesini tavsi' ye eder. Bkz. îbn Hanbel, Müsned, VI, 217; İbn Şebbe, a.g.e., 1,13.
[387] Bu konuda yazılmış diğer eserler ve Hz. Aişe'nin tenkitçiliği için bkr Mehmet S. Hatiboğlu, "Hz. Aişe'nin Hadis Tenkitçiliği", A.Ü.Î.F. D. Anki?" ra 1983, XIX, 59-74.
[388] ez-Zerkeşî, Bedru'd-Dîn, el-îcâbe li İradi Ma's-Tadrekethu Aişe Ale's-Sâ habe, Beyrut 1985, s. 115,119,103-106.
[389] el-Buharî, Sahih, VIII, 164 (Tevhid, 1); Müslim, Sahih, I, 557 (Kuşu " 45/263); el-Beyhakî, Delâil, I, 125; et-Tebrizî, Veliyyu'd-Dîn, Muhair med b.Abdillah, el-îkmal fi Esmai'r-Rical, Dımaşk 1962, III, 732.
[390] Îbnu'1-Esîr, Usdu'l-Gabe, VII, 176.
[391] îbn Ebi'l-Hadid, Şerhu Nehc, XII, 222.
[392] Ebu Davud, Sünen, II, 642 (Talak, 8/2193)
[393] îbn Hanbel, Müsned, VI, 269. ez-Zehebî, yukarıda zikrettiğimiz kadın­lardan ayrı, Hz. Ebu Bekir'in azatlı cariyesi Buheyre, Cesre bint Decace, kardeşi Abdurrahman'ın kızı Hafsa, Hasan el-Basrî'nin annesi Hayre, Zifre bint Galib, Zeyneb bint Nasr, Zeyneb es-Sehmiyye, Sumeyye el-Bas-riyye, Sumeyse el-Atekiyye, Mercane, Safiyye bint Ebi Ubeyd, Alkeme b. Ebi Alkeme'nin annesi, Muaze el-Adeviyye, Ummu Muhammed, gibi ka­dınları da Hz Âişe'den hadis rivayet eden kadınlar arasında saymaktadır (ez-Zehebî, Siyeru A'lâm, II, 139).
[394] îbn Sa'd, a.g.e., II, 379-384, V, 295-296. îbn Kuteybe, el-Maarif, 59.
[395] Müslim, Sahih, I, 393 (Mesacid, 16/67). el-Kasim, Hz. Aişe'nin kardeşi Muhammed b. Ebî Bekir'in oğludur. îbn Sa'd, et-Tabakât, II, 375, V, 187-194.
[396] îbn Sa'd, a.g.e., V, 301.
[397] Müslim, a.g.e., I, 239 (îman, 32/109).
[398] îbn Sa'd, a.g.e., VI, 271, 289.
[399] Îbnu'1-Esîr, Usdu'l-Gabe, VII, 192; Süleyman Nedvî,Asr-t Saadet, III, 410, 411; Mustafa Fayda, "Aişe", T.D.V.Î.A., II, 201-205.
[400] îbn Abdirabbih, el-Ikdu'l-Ferid, V, 16, VI, 108,109.
[401] Hz. Aişe'nin öğrencisi Alkame'nin, Nahiv hocası olduğu anlaşılmaktadır. Bkz. İbn Kuteybe, el-Maarif, 135.
[402] îbn Hanbel, Fezâilu's-Sahabe, 876; îbn Ebi'l-Hadid, Şerhu Nehci'l-Belâge, VI, 227.
[403] Müslim, Sahih, I, 311 (Salat, 21/90); Isbehanî, el-Eğanî, XI, 189, 190; Ebu Nuaym, Hilyetu'l-Euliya, II, 49, 50. Hz. Aişe'nin siyasî görüş ve dü­şünceleri için bkz. Said el-Efganî, Aişe ve's-Siyase, Beyrut 1971. Hz. Ai­şe'nin hadisçiliği hakkında bkz. Nevzat Aşık, Hz. Aişe'nin Hadisçiligi, îz-mir 1987.
[404] İbn Şebbe, Tarih, III, 1172.
[405] el-Buharî, Sahih, VI, 42 (Tefsir, 1).
Yrd. Doç. Dr. Rıza Savaş, Bütün Yönleriyle Asr-ı Saadet’te İslam, Beyan Yayınları: 4/280-288.
[406] Ummu Seleme, Hz. Peygamber'e: "Neden Kur'ân'da erkekler gibi biz de zikredilmiyoruz?" diye sorar. Bu sorudan çok kısa bir süre sonra erkekler­le beraber kadınların da zikredildiği uzun bir ayet nazil olur. Hz. Peygam­ber bu ayeti minberden: "Ey insanlar..." diye başladığı hutbesinde tebliğ eder. Bkz. îbn Hanbel, Musned, VI, 301, 305.
[407] İbn Hanbel, a.g.e., VI, 304.
[408] el-Belazurî, Ensab, I, 415; Ez-Zehebî, Siyeru A'lami'n-Nubetâ, II, 210; ed-Diyarbekri, Tarihu'l-Hamis, I, 467.
[409] el-Belâzurî, Futuhu'l-Buldan, 458 (Terceme, 693).
[410] İbn Hanbel, Müsned, VI, 303; İbn Sa'd, et-Tabakât, VIII, 87; İbn Abdil-ber, el-İstiâb, IV, 312, 313; Îbnu'1-Esîr, Usdu'l-Ğabe, VII, 132; Muhib-buddîn, es-Sımtu's-Scmîn, 78; et-Tebrizî, el-İkmal, III, 655.
[411] İbn Şebbe Tarih, 1,38.
[412] îbn Hanbel, a.g.e. VI, 289-324.
[413] İbn Hanbel, Musned, VI, 309.
[414] İbn Hanbel, a.g.e., VI, 317.
[415] Ummu Seleme, doğum yapan kadının artık iddet beklemeyeceğini nakle­der. Bkz. İbn Hanbel, a.g.e., VI, 312, 319.
[416] İbn Sa'd, et-Tabakât, II, 384, V, 174-175.
[417] İbn Sa'd, a.g.e., II, 379-384, V, 119-143.
[418] îbn Sa'd, a.g.e., V, 194.
[419] îbn Hanbei, a.g.e. VI, 304, 306.
[420] îbn Sa'd, a.g.e., V, 155-157.
[421] îbn Sa'd, a.g.e., V, İbn Sa'd, Abdullah b. Rafı ve Ebu Meymune'nin, Ümmü Seleme'nin azatlı köleleri olduğunu da kaydederken. O'ndan hadis rivayet eden diğer azath kölelerine de yer verir. Bkz. İbn Sa'd, a.g.e., V, 296-298.
[422] İbn Hanbel, Musned, VI, 317, 319, 323.
[423] Esasen bir yanlış anlamayı Ümmü Seleme düzelterek ikindi namazının farzından sonra artık nafile namaz kılınamayacağım söyler. Bkz. îbn Hanbel, a.g.e., VI, 299, 303, 304, 306, 309, 311; el-Buharî, Sahih, V, 117 (Meğazî, 69).
[424] el-Buharî, a.g.e., II, 232 (Savm, 22).
[425] îbn Hanbel, a.g.e., VI, 301, 305, 322.
[426] İbn Hanbel, Müsned, VI, 289.
[427] Malik b. Enes, el-Muuatta, 62 (Tahare, 2, 129/107).
[428] Haleb'le Dımaşk arasında bulunan bir şehir olduğu kaydedilmektedir. Daha geniş bilgi için bkz. Yakut el-Hamevî, Şihabu'd-Din Ebu Abdillah, Mu'cemu'l-Buldan, Beyrut 1955, II, 302-304.
[429] îbn Hanbel, a.g.e., VI, 301.
[430] îbn Hanbel, a.g.e., VI, 291, 293, 294, 304, 303, 309.
[431] İbn Hanbel, a.g.e., VI, 291, 290, 293, 294, 296, 297, 302, 306, 308, 309, 305, 310,316,317.
Yrd. Doç. Dr. Rıza Savaş, Bütün Yönleriyle Asr-ı Saadet’te İslam, Beyan Yayınları: 4/288-291.
[432] îbn Sa'd, et-Tabakât, I, 364-365.
[433] îbn Sa'd, a.g.e., V, 173,175.
[434] İbn Sa'd, a.g.e., VII, 479.
[435] İbn Sa'd, et-Tabakât VII, 480.
[436] İbn Hanbel, Müsned, VI, 332
[437] el-Buharî, Sahih, I, 64 (Vudû, 67).
[438] el-Buharî, a.g.e., I, 37, 43, 44, 53 (İlim, 41, Vudû, 5, 36).
[439] el-Buharî, a.g.e., I, 68, 69, 70, 71, 74 (Gusl, 1, 3, 5, 7, 8,10,11,16,21).
[440] el-Buharî, a.g.e., I, 59, 68-73, 78, (Vudû, 51, Gusl, 1, 3, 5, 7, 8,10,11,16, Hayz, 5).
[441] îbn Abdilber, el-îstiab, IV, 254; Îbnu'l-Cevzî, Telkih, 205-207.
[442] Ibn Hanbel, Müsned, VI, 337.
[443] İbn Hacer, el-îsabe, IV, 300.
[444] İbn Sa'd, et-Tabakât, I, 464.
[445] İbn Asakir, Teracimu'n-Nisâ, 70. Ummu Habibe'den rivayet edilen hadis sayısı hakkında bkz. İbnu'l-Cevzî, Telkih, 205-207; ez-Zehebî, Siyeru A'lâmVn-Nubelâ, II, 219.
[446] ed-Diyarbekrî, Tarih, I, 359-417.
[447] îbn Sa'd, a.g.e., II, 373; İbn Hanbel, a.g.e., VI, 283-284.
[448] el-Vakıdi, el-Mcgazî, II, 692.
[449] îbn Sa'd, et-Tabakât, VII, 464; îbn Abdilber, el-îstiâb, IV, 430.
[450] Abdurrezzak, el-Musannaf, X, 412.
[451] İbn Asâkir, Terâcimu'n-Nisâ, 418-435.
[452] ez-Zubeyrî, Nesebu Kureyş, 229
[453] el-Buharî, Sahih, I, 185 (Ezan, 98), II, 96 (Cenaiz, 80); Hanüdullah, îslâm Peygamberi, I, 182.
[454] Îbnu'1-Esîr, Usdu'l-Ğabe, VII, 133.
[455] el-Buharî, a.g.e., VI, 58, 59 (Tefsir, el-Haşr, 4).
[456] Abdurrezzak, el-Musannaf, III, 403; el-Buharî, Sahih, II, 74 (Cenaiz, 15); îbn Abdilber, el-îstiab, IV, 452.
[457] İbn Sa'd, et-Tabakât, V, 124; İbn Asâkir, Terâcimu'n-Nisâ, 21.
[458] ibn Hacer, el-îsâbe, IV, 225; Kettanî, et-Terâtibu'l-îdariyye, I, 59-60.
[459] Îbnu'1-Esîr, Usdu'l-Ğabe, VII, 338.
[460] Îbnu'l-Cevzî, Telkih, 159. îbn Hazm, Hz. Peygamberden sonra fetva ve­ren 20 kadar sahabi kadın hukukçudan bahseder. Bkz. İbn Hazm, Cevâmiu's-Siyer, 323; Hamidullah, îslâm Peygamberi, II, 836.
Yrd. Doç. Dr. Rıza Savaş, Bütün Yönleriyle Asr-ı Saadet’te İslam, Beyan Yayınları: 4/291-295.
[461] Muhammed Hamidullah, İslâm'a Giriş, Çev: Kemal Kuşçu, Ankara, b.t.y., s.210. (5. baskı)
[462] İbn Sa'd, et-Tabakât, VIII, 108; Müslim, Sahih II, 1021 (Nikâh, 9); İbn Ab-dilber, el-İstiab, IV, 308; Îbnu'1-Esîr, Usdu'l-Gabe, VII, 126.
[463] İbn Hanbel, MtLsned, VI, 370.
[464] el-Buharî, Sahih, VII, 45 (Libas, 28).
[465] îbn Sa'd, et-Tabakât, VIII, 290; Nuaym, Hilye, II, 69; tbnu'1-Esîr, Usdu'l-Gabe, VII, 121.
[466] Şemseddin Sami, Kadınlar, İstanbul, 1311, s.27,28.
[467] Îbnu'l-Cevzî, Telkih, 158; Kettanî, Teratîb, II, 119.
[468] îbn Abdirabbih, el-Ikdu'l-Ferîd, II, 258.
[469] Ebu Nuaym, a.g.e., II, 46. Hz. Aişe'nin de ip egirdiği anlaşılmaktadır.
[470] îbn Sa'd, et-Tabakat, I, 277, 351, 453.
[471] İbn Sa'd, a.g.e, I, 454; el-Buharî, Sahih, II, 78. (Cenaiz, 29).
[472] el-Ezherî, Ebu Mansur Muhammed b.Ahmed, Tehzîbıı'l-Luğa, Mısır 1967, X, 591-592 (n-s-c maddesi). el-Buhari, terzilik ve marangozluk gibi meslek­leri saydığı yerde "Dokumacı babı" başlığı altında konuyla ilgili rivayeti kaydetmektedir. Bkz. el-Buharî, Sahih, III, 13 (Buyu, 31).
[473] îbn Sa'd, a.g.e., I, 351.
[474] Ebu Nuaym, Hilye, II, 48.
[475] Ebu Davud, Sünen, IV, 339 (Libas, 22/4074). Celile bint Abdilcelil'in, kuyu kazdığı ve bu konuda Hz. Peygamber'e soru sorduğu rivayet edilmektedir. Bkz. İbn Hacer, el-îsâbe, IV, 252.
Yrd. Doç. Dr. Rıza Savaş, Bütün Yönleriyle Asr-ı Saadet’te İslam, Beyan Yayınları: 4/297-299.
[476] el-Vakıdî, el-Meğazî, II, 510, 525; îbn Hişam, es-Sîre, III, 250; îbn Sa'd, et-Tabakât, VIII, 291; îbn Hanbel, Müsned, VI, 56; îbn Habib, el-Muhabbar, 411.
[477] İbn Sa'd, a.g.e,, II, 236.
[478] îbn Hanbel, Müsned, VI, 369.
[479] İbn Sa'd, et-Tabakât, II, 272.
[480] İbn Kayyım, Zadu'l-Mead, IV, 83.
[481] el-Vakıdî, el-Megazî, I, 312; el-Belâzurî, Ensâb, I, 336; Fayda, Halid, 62.
[482] İbn Kuteybe, Uyun, II, 110.
[483] Malik b. Enes, d-Mııvatta, 586 (Ayn 50, 6/15) İbn Hanbel, Miisned, VI, 346.
[484] Müslim, Sahih, IV, 1718 (Selam, 16/39).
[485] Malik b. Enes, el-Muuatta, 586 (Ayn 50, 4/11); îbn Abdirabbih, el-Ikdu'l-Ferîd, VII, 267.
[486] İbn Sa'd, et-Tabakât, VIII, 84; İbn Hanbel, Müsned, VI, 286; İbn Abdilber, el-îstiab, IV, 334.
[487] Muhibbuddin, es-Sımtu's-Semın, 30.
[488] Müslim, a.g.e., IV, 1720 (Selam, 21/60). Halide'nin de yaptığı rukyeleri, Hz. Peygambere sunarak müsaade aldığı rivayet edilmektedir. Bkz. îbn Ha-cer, el-îsûbc, IV, 272.
[489] Nedim Maraşlı, Usame Maraşh, es-Sihâh fl'l-Luğa ue'l-Ulum, Beyrut, b.t.y., II, 612. (n.m.l. maddesi)
[490] Îbnu'1-Esîr, Usdu'l-Gabe, VII, 28; Kettânî, Terâtib, I, 51.
[491] İbn îshak, Sîre, 308; İbn Hişam, es-Sîre, III, 74; İbn Sa'd, et-Tabakât, III, 164;îbn Ebi'l-Hadid, Şerhu Nehci'l-Belaga, XVIII, 171.
[492] Hz. Peygamber, ona çok kesmemesini veya eksik bırakmamasını emreder. Bkz. el-Cahız, el-Heyevân, VII, 28; Îbnu'l-Cevzî, Ahkâmu'n-Nisâ, îbnu'l-Esîr, a.g.e., VII, 367; İbn Hacer, el-îsâbe, IV, 46; Kettânî, Terâtib, II, 118.
[493] el-Isbehanî, el-Eganl, XVII, 164,165.
[494] îbn Sa'd, a.g.e., III, 124; el-Halebî, İnsânu'l-Uyûn, 1,103.
[495] Îbn'1-Esîr, a.g.e., VII, 147; îbn Hacer, el-îsâbe, IV, 274; et-Tebrizî, el-îkmâl (Mişkât sonunda), III, 672.
[496] Corci Zeydan, Tarihti Adâbil-Arabiyye, Kahire 1957, I, 40; Cevad Ali, el-Mufassal, IV, 620.
[497] Yrd. Doç. Dr. Rıza Savaş, Bütün Yönleriyle Asr-ı Saadet’te İslam, Beyan Yayınları: 4/299-302.
[498] Malik b.Enes, el-Muuatta, 584 (Ayn 50, 2/3).
[499] el-Beyhakî, Delail, V, 429; îbn Hazm, Cemhere, 352; es-Semhudî, Vefau'l-Vefâ, III, 868.
[500] el-Belazurî, Ensâb, I, 453; Îbnu'1-Esîr, Usdu'l-Gabe, VII, 144.
[501] îbn Abdirabbih, el-îkdu'l-Ferid, II, 245.
[502] Müslim, Sahih, IV, 2091 (Zikir ve Dua, 19/80); el-Belâzurî, Ensâb, II, 38; İbnu'1-Esîr, Usdu'l-Gabe, VII, 117.
[503] Ebu Nuaym, Hilye, II, 41.
[504] îbn Hanbel, Fezâil, I, 350; Şebbe, Tarih, I, 39. Bu rivayette geçen çorbanın (harîre) yapılışı hakkında bkz. îbn Manzûr, Lisanu'l-Arab, IV, 184 (h-r-r-maddesi).
[505] Ebu Davud, Sünen, III, 827 (Buyu, 91/3568).
[506] îbn Kuteybe, Uyun, II, 369; îbn Abdirabbih, el-Ikdu'l-Frid, III, 119; îb-nu'1-Esîr, a.g.e., VII, 86; İbn Hacer, el-îsâbe, IV, 278.
[507] el-Buharî, a.g.e., I, 225 (Cuma, 40) VII, 131 (îsti'zan, 16).
[508] el-Belâzurî, Ensâb, II, 38; Îbnu'1-Esîr, Usdu'l-Gabe, VII, 117.
[509] el-Buharî, Sahih, VI, 60, 61 (Libas, 73, 81).
[510] îbn Sa'd, et-Tabakât, VIII, 250-251; îbn Hanbel, Müsned, VI, 347; el-Buharî, a.g.e., VI, 156 (Nikâh, 107).
[511] îbn Sa'd, a.g.e., VIII, 458; îbn Hanbel, a.g.e., VI, 420.
[512] Malik b. Enes, el-Muvatta, 486 (Itk, 6); Abdurrezzâk, el-Musannaf, IV, 481; İbn Sa'd, a.g.e., I, 494, 495; el-Buharî, a.g.e., VI, 225 (Zebaih ve's-Sayd, 18).
[513] İbnu'1-Esîr, Usdu'l-Gabe, VII, 333.
[514] îbn Sa'd- a.g.e., VI, 9.
[515] el-Vakidî, el-Megazî, II, 615.
[516] Tıraş eden" diye çevirdiğimiz kelime seç temizliği, bakımı ve tıraşı olarak anlaşılabilir. Bkz. Aynî, Umde, X, 61; Mehmed Sofuoğlu, Sahih-i Buharı ve Tercümesi, İstanbul, 1987, IV, 1631,1632.
[517] el-Buharî, Sahih, II, 188 (Hac, 125).
[518] el-Buharî, a.g.e., 1,118 (Salat, 72); Ebu Hatim, Esma, 106a; Ibnu'l-Cevzî, Telkih, 174; İbnu'1-Esîr, Usdu'l-Gabe, VII, 85, 263.
[519] îbn Abdilber, el-îstiab, IV, 328, 333.
Yrd. Doç. Dr. Rıza Savaş, Bütün Yönleriyle Asr-ı Saadet’te İslam, Beyan Yayınları: 4/302-304.
[520] el-Vâkıdî, el-Meğazl, I, 27.
[521] Kettânî, Tcrâtib, II, 4.
[522] İbn Hişâm,es-Sîre, 111,51.
[523] el-Vâkıdî, el-Meğazî, I, 176-177; el-Halebi, Însân'l-Uyûn, II, 475; Hami-dullah, İslâm, Peygamberi, I, 621.
[524] îbn Sa'd, et-Tabakât, VIII, 312; lbnu'1-Esîr, Usdu'l-Gabe, VII, 245.
[525] İbnu'1-Esîr, Usdu'l-Gabe, VII, 270.
[526] îbn Sa'd, et-Tabakât, VIII, 300. Karşılaştırınız: el-Vakidî, el-Megazî, I, 39; el-Isbebanî, el-Eganî, I, 70.
[527] İbn Sa'd, a.g.e., V, 444.
[528] İbn Sa'd, a.g.e., VIII, 300-301.
[529] Îbnu'1-Esîr, a.g.e., VII, 75-76; İbn Hacer, el-îsâbe, IV, 270.
Yrd. Doç. Dr. Rıza Savaş, Bütün Yönleriyle Asr-ı Saadet’te İslam, Beyan Yayınları: 4/304-306.
[530] Fazlur Rahman, İslâm, Çev: Mehmet Dağ, Mehmet Aydm, İstanbul, 1981, s.45.
[531] Hamidullah, islâm'da Devlet İdaresi, 363.
[532] îbn Kayyım, Zadu'l-Mead, III, 211.
[533] el-Vakıdî, el-Megazî, III, 991-992.
[534] el-Vakıdî, a.g.e., II, 54.
[535] Hz. Peygamberin savaşa giderken Medine'de gerekli tedbirleri aldığı anla­şılmaktadır. Bkz. el-Vakıdî, a.g.e., I, 288.
[536] îbn Sa'd, et-Tabakât, VIII, 457; el-Beyhakî, Delâil, VI, 381.
[537] îbn Sa'd, a.g.e., VIII, 308.
[538] İbn Sa'd, a.g.e., VIII, 308.
[539] el-tsbehânî, el-Eğanî, XV, 181,183,190,191,197; Ebi'l-Hadid, Şerhu Neh-ci'l-Belaga, XIV, 216-217; İbn Kayyım, Zadu'l-Mead, III, 200.
[540] el-Vakıdî, el-Megazl, I, 202-208.
[541] el-Vakıdî, a.g.e., II, 426; İbn Hişâm, es-Slre, III, 310.
[542] Yrd. Doç. Dr. Rıza Savaş, Bütün Yönleriyle Asr-ı Saadet’te İslam, Beyan Yayınları: 4/307-308.
[543] el-Vakıdî, el-Megâzî, I, 249; İbn Sa'd, et-Tabakât, VIII, 241; İbnu'l-Cevzî, Telkih, 159.
[544] İbn Sa'd, a.g.e., VIII, 414.
[545] İbnu'l-Cevzî, Telkih, 162.
[546] el-Vakıdî, a.g.e., II, 687.
[547] İbn Hanbel, Müsned, V, 271, VI, 371.
[548] İbn Sa'd, a.g.e., VIII, 455-456; el-Buharî, Sahih, II, 9 (İdeyn, 20); Müslim, Sahih, III, 1447 (Cihad, 48/142). Yrd. Doç. Dr. Rıza Savaş, Bütün Yönleriyle Asr-ı Saadet’te İslam, Beyan Yayınları: 4/309.
[549] İbn Sa'd, a.g.e., VIII, 455-456; Müslim, a.g.e., III, 1447 (Cihad, 48/142).
[550] el-Vakıdî, el-Megazî, I, 249; îbn Sa'd, et-Tabakât, VIII, 455-456, 413.
[551] el-Buharî, Sahih, III, 221-222 (Cihad, 65).
Yrd. Doç. Dr. Rıza Savaş, Bütün Yönleriyle Asr-ı Saadet’te İslam, Beyan Yayınları: 4/309.
[552] el-Vakıdî, a.g.e., I, 268-269,271; tbn Sa'd, a.g.e., VIII, 412-416; îbn Kayyın Zâdu'l-Mead, III, 200. Hz. Ömer'den de Ummu Umare'nin Uhud'daki gay­reti ile ilgili bir ifade nakledilmektedir. İbnu'l-Cevzî, Sıfatu's-Saffe, 16
[553] Îbn Hişam, es-Sîre, II, 109-110; îbn Sa'd, et-Tabakât, VIII, 412.
[554] el-Vakıdî, a.g.e., I, 288; İbn Hişam, a.g.e., III, 239; el-Belâzurî, Ensâb, I 324. Bu olayın Hendek'te olduğu da ifade edilmektedir. Bkz. el-Vakıc a.g.e., II, 462-463.
[555] îbn Sa'd, a.g.e., VIII, 41.
[556] el-Vakıdî, a.g.e., I, 241; îbn Sa'd, a.g.e., VIII, 225.
[557] el-Vakıdî, a.g.e., III, 902; İbn Sa'd, a.g.e., VIII, 425; Müslim, Sahih, İL 1442-1444 (Cihad, 37/134-136); İbn Hişam, es-Sîre, IV, 88-89; îbn Abdi'.-ber, el-îstiab, IV, 427.
[558] İbnu'1-Esir, Usdu'l-Gabe, VII, 88-89.
[559] İbn Abdilber, a.g.e., IV, 28.
[560] îbn Sa'd, a.g.e., VIII, 253.
[561] el-Buharî, Sahih, III, 201, 204 (Cihad, 3, 7).
[562] İbn îshak, Sîre, 312.
[563] el-Vakıdî, el-Megazî, I, 314.
Yrd. Doç. Dr. Rıza Savaş, Bütün Yönleriyle Asr-ı Saadet’te İslam, Beyan Yayınları: 4/309-311.
[564] el-Vakıdî, a.g.e., II, 687.
[565] İbn Şebbe, Tarih, 1,188-189.
[566] îbn Abdilber bu rivayeti el-Vakıdî'den nakletmektedir, el-îstiab, IV, 384). Bu haber el-Megazî'de yoktur.
[567] îbn Hanbel, Müsned, V, 271, VI, 371, 407; Îbnu'1-Esîr, Usd, VII, 334.
[568] el-Belâzurî, Ensâb, I, 517.
[569] el-Vakıdî, el-Megazî, II, 687.
[570] el-Vakıdî, a.g.e., II, 685, 686; İbn Hişâm, es-Sîre, III, 356.
[571] el-Vakıdî, a.g.e., II, 522.
[572] Ebu Yusuf, Yakub b.lhrahim, Kitâbu'l-Harac, Kahire 1397, s. 24, çev: Ali Özek, İstanbul 1973, s. 55.
[573] el-Vakıdî, el-Meğazî, II, 688.
[574] el-Vakıdî, a.g.e., II, 685-688; İbn Sa'd, et-Tabakât, VW, 293.
[575] el-Vakıdî, a.g.e., II, 686.
[576] el-Vakıdî, a.g.e., II, 688.
[577] Ebu Yusuf, a.g.e, 19-20, çev: s.48.
[578] el-Vakıdî, el-Megazî, II, 686.
[579] İbn Abdilber, el-İstiab, IV, 384.
[580] el-Vakıdî, a.g.e., II, 687.
[581] el-Vakıdî, a.g.e., II, 685.
[582] İbn Hanbel, Müsned, VI, 371.
[583] İbnHanbel, a.g.e., 271.
[584] el-Vakıdî, a.g.e., II, 687.
[585] îbn Sa'd, et-Tabakât, II, 114.
[586] el-Vakıdî, a.g.e., II, 685, 688.
[587] îbn Şebbe, Tarih, I, 188, 189.
[588] Yrd. Doç. Dr. Rıza Savaş, Bütün Yönleriyle Asr-ı Saadet’te İslam, Beyan Yayınları: 4/311-313.
[589] el-Mâide, 5/89.
[590] el-Mücadele, 58/3.
[591] en-Nisâ, 4/92.
[592] el-Beled, 90/13.
[593] en-Nûr, 24/33.
[594] en-Nisâ, 4/25.
[595] en-Nûr, 24/32.
[596] et-Tevbe, 9/60.
[597] el-Bakara, 2/177, en-Nahl, 16/71.
[598] en-Nisâ, 4/36.
[599] el-Bakara, 2/221.
[600] el-Vahidî, Esbâbu'n-Nuzûl, 45.

_________________


Elif gibi yalnızım,
Ne esrem var, ne ötrem.
Ne beni durduran bir cezmim,
Ne de bana ben katan bir şeddem var.
Ne elimi tutan bir harf,
Ne anlam katan bir harekem...
Kalakaldım sayfalar ortasında.
Bir okuyan bekledim,
Bir hıfzeden belki...
Gölgesini istedim bir dostun med gibi…
Sızım elif sızısı...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://kutluforum.bedavaforum.biz
@bdulKadir
Adminstratör
avatar

Mesaj Sayısı : 6247
Rep Gücü : 10014055
Rep Puanı : 97
Kayıt tarihi : 17/03/09
Yaş : 54
Nerden : İzmir

MesajKonu: Geri: ASRI SAADETTE KADIN VE AİLE HAYATI..Rıza Savaş..kitabın tamamı   Perş. Ocak 27, 2011 12:23 pm

.
[601] İbn Sa'd, et-Tabakât, VIII, 117,121.
[602] Müslim, Sahih, II, 1045 (Nikâh, 14/86); Ebu Davud, Sünen, II, 543 (Nikâh, 6/2053).
[603] el-Ya'kubî, Tarih, II, 111.
[604] Muhammed el-Bakır, Tezvic, 57.
[605] el-Vakıdî, el-Megazl, II, 758, 778, III, 912,1117.
[606] el-Vakıdî, a.g.e., III, 987-988; îbn Hişam, es-Sîre, IV, 225-226; îbnu'l-Esîr, Usdu't-Gabe, VII, 143.
[607] el-Vakıdî, el-Megazî, III, 914, 943, 944, 951...; İbnu'1-Esîr, Usdu'l-Gabe, VII, 129.
[608] el-Vakıdî, a.g.e., II, 754, III, 975, 988-989; îbn Hişam, es-Sîre, IV, 226; îb-nu'1-Esîr, a.g.e., VII, 129; Hamidullah, Ulam Peygamberi, I, 427, 8. İbn Sa'd, el-Vakıdî, et-Tabakât, II, 88.
[609] el-Vakıdî, a.g.e., II, 753-754.
[610] el-Vakıdî, a.g.e., II, 524.
[611] el-Vakıdî, el-Megazî, II, 524.
[612] Köle azat eden kişi ve azat ettiği köle arasındaki hukuk devam eder. Bkz. el-Mevsılî, Abdullah b. Mahmud b. Mevdud, el-îhtiyar li Ta'lilVl-Muhtar, Beyrut 1975, IV, 42-45, V, 110-112.
[613] Malik b. Enes, el-Muvatta, 166 (Cenaiz 16, 16/57); el-Buharî, Sahih, I, 117 (Salat, 70); en-Nesaî, Sünen, VII, 305 (Buyu, 85); Îbnu'1-Esîr, Usdu'l-Gabe, VII, 39.
[614] Malik b. Enes, a.g.e., 308 (Syad 25, 6/16), 354 (Talak, 29,18/47); îbn Sa'd, et-Tabakât, V, 173, 174; Îbnu'l-Cevzî, Telkih, 164; İbn Hacer, el-îsâbe, IV, 390.
[615] îbn Şebbe, Tarih, I, 367. Eîe geçirilen esir kadın, hamile ise doğum yapın­caya, eğer hamile değilse hayz görüp temizleninceye kadar sahibi onunla beraber olamaz, efendisinden çocuk doğuran cariye, Ummu'l-Veled ismi­ni alır ve cariyelikten kurtulur. Bkz. el-Vakıdî, el-Megazî, II, 683, III, 919; İbn Sa'd, et-Tabakât, II, 115; el-Mevsılî,el-îhtiyar, IV, 30-34.
Yrd. Doç. Dr. Rıza Savaş, Bütün Yönleriyle Asr-ı Saadet’te İslam, Beyan Yayınları: 4/315-318.
[616] İbn Sa'd, a.g.e., VIII, 223.
[617] el-Buharî, Sahih, III, 144 (Hibe, 35); el-Beyhakî, Delâil, 1,156.
[618] îbn İshak, Sîre, 297; el-Beyhakî, a.g.e., III, 190.
[619] İbnu'1-Esîr, Usdu'l-Gabe, VII, 5; îbn Hacer, ü-îsabe, IV, 219.
[620] İbnu'1-Esîr, a.g.e., VII, 162. Devlet başkanının bağışına ikta diyebiliriz. Daha geniş bilgi için bkz. Rıza Savaş, Emevîter'de İkta, Basılmamış yük­sek lisans tezi, İzmir 1985, s. 4-7.
[621] îbn Sa'd, et-Tabakât, VIII, 459; el-Buharî, Sahih, III, 144 (Hibe, 35).
[622] es-Semhudî, Vefau'l-Vefâ, IV, 1117,1130.
[623] îbn Hişam, es-Sîre, III, 367.
[624] el-Vakıdî, el-Megazî, I, 263; İbn Hişâm, a.g.e., II164-165. İbn Şebbe, bu bahçelerin, 1. ed-Dellâl; 2. Berka; 3. el-A'vâf; 4. es-Safıye; 5. el-Meysib; 6. Husnâ; 7. Meşrebetu Ümmü İbrahim olduğunu, yerlerini ve el-Vakıdî'nin bunları Benu'n-Nadîr mallarından saydığını kaydeder. Bkz. îbn Şebbe Tarih, 1,173-175.
[625] el-Vakıdî, el-Megazt, II, 697-699.
[626] İbn Hişam, es-Sîre, III, 367; İbn Sa'd, et-Tabakât, VIII, 227, 228.
[627] el-Vakıdî, a.g.e., II, 693. Bir vesk'in 165 litre ve bir sa'mn ise 2,75 litre ol­duğu kaydedilmektedir. Bkz. er-Reyyis, el-Harac, 310, 333.
[628] İbn Sa'd, a.g.e., VIII, 41, 47.
[629] îbn Sa'd, a.g.e., VIII, 228; İbn Abdilber, el-lsüab, IV, 247; İbnu'1-Esîr, Us-du'l-Gabe, VII, 35.
[630] İbn Sa'd, a.g.e., VIII, 48.
[631] el-Vakıdî, a.g.e., II, 694-695; îbn Sa'd, a.g.e., VIII, 228.
[632] îbn Hişam, a.g.e., III, 366; îbn Sa'd, a.g.e., VIII, 241; İbn Hazm, Cemhere, 191.
[633] el-Vakıdî, el-Megazl, II, 694-695; İbn Hişam, es-Sîre, III, 366; İbn Hazm, Cemhere, 191.
[634] el-Vakıdî, a.g.e., II, 694; îbn Hişâm, a.g.e., III, 366, 367; İbn Sa'd, a.g.e., VIII, 227, 228.
[635] îbn Sa'd, a.g.e., VIII, 227.
[636] el-Vakıdî, a.g.e., II, 694-695; îbn Sa'd, a.g.e., VIII, 46.
[637] el-Vakıdî, a.g.e., II, 694-695; İbn Sa'd, a.g.e., VIII, 47, 48.
[638] el-Vakıdî, a.g.e., II, 694-695; îbn Hişam, a.g.e., III, 366.
[639] İbn Hişam, a.g.e., III, 363-367; îbn Sa'd, a.g.e., VIII, 27.
[640] el-Vakıdî, a.g.e., II, 694; İbn Sa'd, a.g.e., VIII, 69, 86, 97,100,107,119-120, 127, 140.
[641] Yrd. Doç. Dr. Rıza Savaş, Bütün Yönleriyle Asr-ı Saadet’te İslam, Beyan Yayınları: 4/318-321.
[642] Hz. Peygamber devrinde, genelde buluğ çağma gelen gençlerin evlendiği veya evlendirildiği anlaşılmaktadır. Buna bir misal için bkz. el-Vakıdî, el-Megazî, 111,1125.
[643] İbnu'1-Esîr, Usdu'l-Gabe, VII, 384.
[644] el-Kettânî, et-Teratib, II, 112.
[645] İbn Sa'd, ct-Tabakât, II, 116.
[646] el-Isbehanî, el-Egant, XII, 216.
[647] İbn Hanbel, Müsned, VI, 269; el-Buharî, Sahih, VI, 140 (Nikah, 63).
[648] İbn Hacer, el-îsâbe, IV, 221, 313; el-Kettanî, a.g.e., 11,124,125,127.
[649] İbn Sa'd, et-Tabakât, VIII, 447; İbn Hanbel, Müsned, VI, 359; el-Buharî, Sahih,V, 15 (Megaa, 12), VI, 137 (Nikah, 48);el-Kettani,et'Temtib,II, 129.
[650] İbn Hacer, el-îsâbe, IV, 478.
[651] İbn Hanbel, Fezâil, I, 334.
[652] el-Isbebânî, el-Eganî, XII, 67; İbn Hacer, a.g.e., IV, 331; el-Kettanî, a.g.e., II, 132.
[653] İbn Ebi Şeybe, Musannaf, IV, 192.
[654] Hz.Aişe, genç kızların eğlenmelerinin anlayışla karşılanmasını söyler. Bkz. el-Buharî, Sahih, 11,3 (Ideyn, 2), VI, 159 (Nikah, 114); en-Nesaî, Sü­nen, III, 195-196 (Ideyn, 19, 35).
[655] İbn Hacer, el-İsâbe, IV, 240.
[656] îbn Hanbel, Müsned, VI, 33; el-Buharî, a.g.e., II, 3 (Ideyn, 3), IV, 266 (Me-nakıb, 46); Müslim, Sahih, I, 607-610 (Salatu'l-Ideyn, 4/16-22).
[657] Cevad Ali, el-Mufassal, V, 114, Maamafıh mesleği şarkıcılık olan veya şarkı söylemeyi bilen cariyeler bulunmaktadır. Bkz. el-Buharî, a.g.e., ,V, 16 (Megazî, 12).
[658] Lokman, 31/6.
[659] îbn Kuteybe, Tefsîru Garibi'l-Kur'an, 344.
[660] el-Vahidî,Esbabu'n-Nuzul, 232-233.
[661] Ca'd isimli bir kişinin, kadın şarkıcıların yanma kötü niyetlerle sık sık gittiğini öğrenen Hz. Ömer, onu yakalatır, kırbaçlatır ve Medine'den sür­gün eder. Bkz. îbn Kuteybe, Te'vîlu Muşkili'l-Kur'an, 265.
Yrd. Doç. Dr. Rıza Savaş, Bütün Yönleriyle Asr-ı Saadet’te İslam, Beyan Yayınları: 4/322-324.
[662] Fazlur Rahman, İslâm, 46.
[663] Malik b. Enes, el-Muvatta, 364 (Talak, 29, 30/83); lbnu'1-Esîr, Usdu'l-Ga-6e, VII, 137.
[664] el-Buharî, Sahîh, VI, 135 (Nikâh, 41); Müslim, Sahih, II, 1037 (Nikâh, 9/65); Ebu Davud, Sünen, II, 576 (Nikâh, 25/2096); en-N es âî, Sünen, VI, 87 (Nikâh, 36).
[665] îbn Sa'd, et-Tabakât, VIII, 457; el-Buharî, a.g.e., VI, 135 (Nikâh, 42) VIII, 57 (îkrâh, 3); lbnu'1-Esîr, a.g.e., VII, 88.
[666] îbn SA'd, a.g.e., VIII, 269.
[667] Abdurrezzak, el-Musannef, VI, 145-146.
[668] İbn Hacer, el-İsâbe, IV, 331.
[669] Ebu Davud, Sünen, II, 670 (Talak, 19/2231); Abdullah Afifi, el-Mer'e, II, 51. Buluğa ermede evlendirilen küçük bir kız, büyüdükten sonra, bu evli­likten vazgeçme hakkına sahip olduğa göre 5Bkz. Abdurrezzak, el-Mu-sannaf, VI, 164, 165) küçük kızların evlendirilmesi doğru olmaz.
[670] el-Ahzâb, 33/36.
[671] İbn Şebbe, Tarih, II, 492; et-Taberî, Tefsir, XXII, 11-12.
[672] Ebu Nuaym, Hilyetu'l-Evliyâ, II, 52.
[673] el-Buharî, Sahih, III, 182 (Şurut, 15); et-Taberî, Tefsir, XXVI, 100.
[674] îbn Kuteybe, Uyunu'l-Ahbûr, I, 27.
[675] el-Isbehanî, el-Eganl, XVI, 28, 29.
[676] el-Mucadele, 58/1.
[677] İbn Sa'd, et-Tabakât, III, 547, 548, VIII, 378-380; îbn Hanbel, Müsned, VI, 411; îbn Şebbe, Tarih, II, 274; Ibn Kayyım, Zadu'l-Mead, V, 323, 326; Ebu Hatim, Esma, 87a; Hamdi Yazır, Tefsir, VII, 4775.
[678] el-Isfehanî, a.g.e., XVIII, 59.
[679] îbn Sa'd, et-Tabakât, VIII, 281; el-Buharî, Sahih, V, 80 (Megazî, 38); el-Beyhakî, Delâil, IV, 244-245.
[680] îbn Sa'd, a.g.e., I, 317-319; el-Cahız, el-Heyevân, V, 487.
[681] el-Vakıdî, el-Megazî, II, 515; îbn Hişam, es-Sîre, III, 255; et-Taberî, Tarîk, II, 591.
[682] Bir kişi olduğunu ifade eden rivayetler de bulunmaktadır. Bkz. Malik b. Enes, el-Muvatta, 113 (Kas. Sal. 9, 8/31); el-Buharî, a.g.e., I, 94 (Salat, 47.
[683] el-Vakıdî, a.g.e., II, 830; Abdurrezzak, el-Musannef, Vy, 223-225; İbn Sa'd, a.g.e., II, 145; İbn Hanbel, Müsned, VI, 342, 343.
[684] İbn Hişam, es-Sîre, II, 313; îbn Sa'd, et-Tabakât, II, 87.
[685] îbn Sa'd, a.g.e., VIII, 180.
[686] el-Buharî, Sahih, 1,116 (Salât, 64), Meşhur komutan Halid b. el-Velid'in önemli konularda kız kardeşi ile istişare ettikten sonra karar verdiği an­laşılmaktadır. Bkz. İbn Asakir, Teracimu'n-Nisâ, 307.
[687] İbn Sa'd, et-Tabakât, VIII, 128.
[688] el-Vakıdî, el-Megazî, III, 1052.
[689] Müslim, Sahîh, III, 1302 (Kasame, 5/24); en-Nesaî, Sünen, VIII, 26-27 (Kasame, 45,16).
[690] İbn Kayyım, Î'lamu'l-Muuakkıîn, I, 95-97.
[691] el-Buharî, Sahîh, I, 30-31 (İlim, 26), III, 148 (Şehadât, 4); Ebu Davud, Sünen, IV, 27 (Akdiye, 18/3603).
[692] Abdurrezzak, el-Musannaf, VII, 482-485, VIII, 332-333.
[693] îbn Ebi'l-Hadid, Şerhu Nahci'l-Belağa, X, 108.
[694] îbn Kayyım, Î'tâmu'l-Muvakkıîn, Mısır 1955, I, 92-93; Süleyman Ateş, Tefsir, I, 491.
[695] el-Buharî, Sahih, I, 78 (Hayz, 6), II, 126 (Zekât, 44).
[696] Hadis hakkında yapılan açıklamalar için bkz. el-Buharî, Sahîh-i Buharî ve Tercemesi, çev: Mehmed Sofuoğlu, İstanbul 1987, I, 402; ez-Zebidî, Sahîh-i Buharı Muhtasarı Tecrîd~i Sarîh Tercemesi, çev: Ahmed Naim, Ankara 1976,1, 223-224.
[697] Yrd. Doç. Dr. Rıza Savaş, Bütün Yönleriyle Asr-ı Saadet’te İslam, Beyan Yayınları: 4/325-330.
[698] en-Nisâ, 4/3.
[699] en-Nûr, 24/32.
[700] Süleyman Ateş, "Kur'ân-ı Kerim'de Evlenme ve Boşanma ile İlgili Ayetlerin Tefsiri", A.Ü.İ.F.D., XXIII, Ankara 1978, s. 221.
[701] îbn Hanbel, Müsned, I, 378; Müslim, Sahih, II, 1090 (Redâ, 17/64).
[702] Müslim, a.g.e., II, 1018 (Nikâh, 1/1); îbn Mace, Sünen, I, 592 (Nikâh, 1/1845).
[703] İbn Mace, a.g.e., I, 592 (Nikâh, 1/1846).
[704] İbn Abdirabbih, el-Ikdu'l-Ferîd, VII, 76.
[705] el-Buharî, Sahih, VI, 120 (Nikah, 10).
[706] Ibn Mace, Sünen, I, 599 (Nikâh, 9/1865).
[707] İbnu'1-Esîr, Usdu'l-Gabe, VII, 35, 45.
[708] Ebu Davud, Sünen, II, 565-566 (Nikah, 19/2082).
[709] el-Bakara, 2221; îbn Sa'd,et-Tabakat, I, 263; el-Vahidî, Esbabıi-Nuzûl,45.
[710] el-Mâide, 5/5. Hz. Ömer'in Ehli Kitap'tan kadın almayı hoş karşılamadığı anlaşılmaktadır. Bkz. et-Taberî, Tefsir, II, 377-378.
[711] Hamdi Yazır, Tefsir, II, 773.
[712] en-Nûr, 24/2.
[713] el-Vahidî, a.g.e 211.
[714] en-Nisâ, 4/22-24.
[715] eş-Şafıî, er-Risâle, 228; el-Vakıdî, el-Mcgazt, II, 738-739; el-Buharî, Sa~ hih, III, 149 (Şehâdât, 7) VI, 27 (Tefsir, Ahzâb, 9).
[716] îbn Mace, a.g.e., I, 597 (Nikâh, 6/1859).
[717] İbn Kayyım, Zâdu'l-Meâd, V, 158-161.
[718] el-Bakara, 2/221.
[719] et-Taberî, Tefsir, II, 378-379.
[720] el-Isbehânî, el-Eganî, XVI, 322.
[721] ez-Zubeyrî, Nesebu Kureyş, 356.
[722] İmam el-Bakır, Tezvîcu Fatıma, Beyrut, b.t.y., s. 52; İbn Abdirabbih, el-Ikdu'l-Ferîd, VII, 76.
[723] el-Bakara, 2/223, er-Rûm, 30/21, es-Secde, 41/11; Mukatil b. Süleyman b. Beşîr el-Ezdi, el-Vucuh ue'n-Nezâir, Bayezit Umumî Kütüphanesi, Tasnif No: 29.7.2.;927 (eski kayıt: 561), vr. 18b; Yahya b. Sellam, et-Tesarîf, Tu­nus 1990, s. 119.
Yrd. Doç. Dr. Rıza Savaş, Bütün Yönleriyle Asr-ı Saadet’te İslam, Beyan Yayınları: 4/331-333.
[724] Cahiliye devrinde, Eyyamul-Arap denilen savaşların eksik olmadığı anla­şılmaktadır. Hz. Peygamber devrinde de savaşlar davem eder ve geride dul kadınlar ve yetim kızlar kalır. Bkz. İbn Hişam, es-Slre, III, 217.
[725] en-Nisâ, 4/3.
[726] el-Buharî, Sahih, III, 112,193-194 (Şirket, 7, Vesâyâ, 21), VI, 116,117,123 (Nikâh, 1, 16); İbn Kuteybe, Te'uîlu Muşkiti'l-Kur'ân, 72; el-Vâhidî, esbâbu'n-Nuzûl, 95.
[727] et-Tirmizî, Sünen, III, 447 (Nikâh, 42).
[728] Bu kızın isminin Cuveyriyye olduğu da zikredilmektedir. Bkz. İbn Sa'd, et-Tabakât, VIII, 262; İbn Hacer, el-hâbe, IV, 257.
[729] İbn Hanbel, Fedâilu's-Sahabe, II, 755; el-Buharî, Sahîh, IV, 47, 48, 212, 213 (Humus, 5, Fezailu's-Sahabe, 16), VI, 158 (Nikâh, 109); Ebu Davud, Sünen, II, 558 (Nikâh, 13/2071); el-Belâzurî, Ensâbu'l-Eşrâf, I, 403, 404; İbnu'1-Esîr, Usdıı'l-Gabe, VII, 56.
[730] Malik b.Enes, el-Muuatta, 362 (Talak, 29, 29/76).
[731] et-Tirmizî, Sünen, III; 435 (Nikâh, 33). Bu kişinin ismi Gaylan b. Seleme olarak kaydedilmiştir.
[732] İbn Hacer, el-îsâbe, IV, 290.
[733] el-Vakıdî, el-Megazî, I, 202, 203, III, 998; İbn Hişânı, es-Sîre, IV, 163; el-Buharî, a.g.e., VI, 118 (Nikâh, 7); Ya'kubî, Tarih, II, 127.
[734] en-Nisâ 4/129; İbn Ebî Şeybe, Musannaf, IV, 233.
[735] Mukatil b. Süleyman, Tefsir, Süleymaniye Kütüp. Hamidiyye 58, vr. 67a; ez-Zamahşerî, Tefsir, I, 496; Derveze, Tefsir, IX, 13; Seyyid Kutup, Fi Zilâl, III, 66-72.
Yrd. Doç. Dr. Rıza Savaş, Bütün Yönleriyle Asr-ı Saadet’te İslam, Beyan Yayınları: 4/334-335.
[736] er-Rûm, 30/21.
[737] en-Nisâ, 4/19.
[738] el-Vakıdî, el-Megazî, III, 1103,1112,1113.
[739] Ibn Hanbel, Müsned, VI, 47.
[740] et-Tirmizî, Sünen, III, 466 (Reda, 11).
[741] İbn Hanbel, Müsned, VI, 279; el-Buharî, Sahih, IV, 103 (Enbiyâ, 1).
[742] el-Vakıdî, el-Megazî, I, 291; îbn Hişam, es-Sîre, III, 104; İbn Sa'd, el-Tabakât, VIII, 241.
[743] îbn Hanbel, a.g.e., VI, 452, 453, 458; el-Buharî, a.g.e., 1,13 (îman, 21); el-Belazurî, Ensâb, I, 453. Bunu ve buna benzer hadisleri alıp kadınların aleyhine sonuçlar çıkaranların yorumlarının yanlış olduğu kanaatindeyiz.
[744] en-Nisâ, 4/4.
[745] el-Bakara, 2/229, en-Nisâ, 4/19, 20, 21, 127; el-Buharî, Sahih, VI, 133 (Nikâh, 36, 37); Süleyman Ateş, Tefsir, İstanbul 1989, II, 202, 377.
[746] îbn Kuteybe, Tefsîru Garibi'l-Kur'ân, 120.
[747] Ebu Davud, Sünen, II, 560 (Nikâh, 15/2074).
[748] el-Buharî, a.g.e., V, 189 (Tefsir, Maide, 9); Yahya b. Main, et-Tarih, Mekke 1979,1, 256.
[749] Bu mihrin 200 dirhem olduğu ifade edilmektedir. Bkz. îbn Hişam, es-Sîre, IV, 278.
[750] Muhammed el-Bakır, Tezvıc, 54-55; îbn Hanbel, Fezail, II, 699; îbn Hacer, el-îsâbe, IV, 368.
[751] el-Belâzurî, Ensâb, I, 411.
[752] îbn Habib (el-Muhabber, 79), Hz. Peygamber'in eşlerinden her birinin mihrinin 12 ukye olduğunu rivayet ederken; İbn Sa'd, bunu biraz daha açık ve net olarak yazar. Buna göre Hz. Peygamber'in hanımlarından her biri­nin mihrinin 12 ukye ve bir neş olduğu, bir ukyenin 40, bir neşşin 20 dirhem olduğu ortaya çıkar. Bkz. İbn Sa'd, et-Tabakât, VIII, 161-162,115. Bu ko­nuda daha başka rivayetler de bulunmaktadır. Muhtemelen bu rivayetler­le, Hz. Peygamber'in mihr olarak genelde bu miktarı verdiği ifade edilmeye çalışılmıştır. Çünkü Ümüm Habibe bint Ebi Süfyan'a Hz. Peygamber adı­na Necaşî'nin 400 dinar verdiği rivayet edilmektedir. Bkz. îbn Sa'd, a.g.e., VIII, 99.
[753] Anaların yiyecek ve giyeceğini uygun bir şekilde sağlamak çocuk kendisi­nin olan babaya borçtur." (el-Bakara, 2/233) ayeti, kadının nafaka ve giyim hakkını gösterir. Mesken hakkını ise et-Talak(65), 1. ve 5. ayetlerinin gös­terdiği kaydedilmektedir. Bkz. Fahru'r-Razî, et-Tefsîru'l-Kebîr, Tahran, b.t.y.,XXX, 32.
[754] eş-Şafıî, er-Risâle, 517; Ali Hasbullah, ez-Zivac fi'ş-Şerîati'l-îslâmiyye, Mısır, b.t.y., s. 183-198.
[755] eş-Şafıî, a.g.e., 517; Ibn Sa'd, et-Tabakât, VII, 237; Müslim, Sahih, III, 1338-1339 (Akdiye, 17/7-9).
[756] el-Vakıdî, el-Megazî, II, 836-837; Ibn Hişâm, es-Sîre, IV, 251.
[757] el-Buharî, Sahih, III, 88 (İstikraz, 20).
[758] el-Bakara, 2/233. Ali Hasbullah, a.g.e., 188-190.
[759] el-Bakara, 2/223; Hamdi Yazır, Tefsir, I, 670.
[760] el-Bakara, 2/187; Hamdi Yazır, a.g.e., I, 671.
[761] İbn Hanbel, Müsned, VI, 123,124; İbn Kuteybe, Uyun, IV, 81.
[762] el-Buharî, Sahth, I, 78 (Hayz, 5, 6); et-Tirmizi, Sünen, I, 239 (Tahare, 99); et-Taberî, Tefsir, II, 383.
[763] el-Buharî, a.g.e., VII, 103-105 (Edeb, 84, 86).
[764] İbn Hanbel, Müsned, VI, 106.
[765] İbn Hanbel, a.g.e., VI, 106.
[766] İbn Hacer, el-îsâbe, IV, 270.
[767] el-Bakara, 2/226; Hamdi Yazır, Tefsir, II, 783.
[768] İbn Abdirabbih, el-Ikdu'l-Ferîd, II, 189.
[769] İbn Abdirabbih, el-Ikdu'l-Ferîd, VII, 373.
[770] et-Tirmizî, Sünen, II, 191 (Salat, 266).
[771] Yrd. Doç. Dr. Rıza Savaş, Bütün Yönleriyle Asr-ı Saadet’te İslam, Beyan Yayınları: 4/335-340.
[772] İslâm, savaş sırasında da zinayı yasaklar. îbn Kayyım, zinanın hem dünya hem de ahirette kötülükler getireceğini kaydeder. Bkz. el-Isbehanî, el-Eganî, I, 32; İbn Kayyım, Ahbâru'n-Nisâ, 168; Muhammed Hamidüllah. İslâm'da Devlet İdaresi, Ankara 1979, s. 319.
[773] el-Ferrâ, Meâni'UKur'an, II, 251.
[774] Müslim, Sahih, IV, 2320 (Tefsir, 2/27).
[775] en-Nûr, 24/4.
[776] en-Nûr, 24/4; Hamdi Yazır, Tefsir, V, 3480.
[777] Müslim, a.g.e., II, 1761 (Selam, 41,154/2245).
[778] el-Buharî, Sahih, III, 160 (Şehâdât, 21), VI, 3, 4 (Tefsir, 1,2,3), VIII, 8,9, 146,174 (Ferâiz, 17, I'tisam, 5, Tevhid, 20); et-Taberî, Tefsir, XVIII, 83.
[779] îbn Şebbe, Tarih, II, 382-388.
[780] en-Nûr, 24/11-26; el-Vakıdî, el-Megazt, II, 426; el-Buharî, Sahih, III, 147, 154 (Şehâdât, 2,15).
[781] Müslim, Sahih, III, 2098 (Zikir, 26/99/2742); el-Kınnevcî, Muhammed Sıddîk Hasan Han el-Buharî, Husnu'l-Usve Bimâ Sebete Mine'l-Lahi ve Rasûlihl Fi'n-Nisve, Beyrut 1985, s. 325.
[782] Malik b. Enes, el-Muvatta, 479 (Vasiyye, 37, 6/5); el-Vakıdî, a.g.e., III, 933-934; el-Buharî, a.g.e., VII, 55, 56 (Libas, 62); et-Tirmizî, Sünen, V, 109 (deb, 38); el-Isbehanî, el-Eganl, II, 172, XIII, 200.
[783] el-Vakıdî, a.g.e., II, 867.
[784] Hûd, 11/114.
[785] Mukâtil, Tefsir, vr. 172b; el-Buhârî, a.g.e., V, 214 (Tefsir, Hûd, 6); tbn Kay­yım, Ahbâr, 42. AH İmrân, 3/135 ve en-Necm, 53/32. ayetlerinin nüzul se­beplerinde de yukarıdakine benzer olaylar zikredilmektedir. Bkz. İbn Kay­yım, Ahbar, 42; el-Vahidî, Esbab, 81, 82.
Yrd. Doç. Dr. Rıza Savaş, Bütün Yönleriyle Asr-ı Saadet’te İslam, Beyan Yayınları: 4/340-342.
[786] el-Bakara, 2/228; İbnu'l-Arabî, Ebu Bekir Muhammed b. Abdillah, Ahkâmu'l-Kur'an, Mısır 1972,1, 416.
[787] Kur'ân'da bu konudaki ayette geçen nüşuz; yükselmek, başkaldırmak ve hırçınlık etmek anlamlarına gelir. Bkz. Süleyman Ateş, Tefsir, II, 276
[788] "Eğer bir kadın, kocasının huysuzluğundan (nüşûz), yahut kendisinden yüz çevirmesinden korkarsa, anlaşma ile aralarını düzeltmelerinde ikisine de günah yoktur. Barış daima iyidir..." en-Nisâ, 4/128 ayeti, kadının kocası ile anlaşma yoluna gitmesine işaret eder.
[789] "Eğer karı-kocanın aralarının açılmasından korkarsamz, erkeğin ve kadı­nın ailelerinden birer hakem gönderin. Karı-koca uzlaşmak isterlerse, Al­lah aralarım bulur..." en-Nisâ, 4/35.
[790] Îbnu'1-Esîr, Usdu'lGabe, VII, 92; İbn Ebu'l-Hadid, Şerku Nehci'l-Belaga, XII, 47; es-Suyutî, Târihu'l-Hulefa, 141.
[791] en-Nisâ, 4/128.
[792] Mucahid, Ebu'1-Haccac Mucâhid b. Cabir el-Mahzumî, Tefsir, 1,177; Yah­ya b. Sellâm, et-Tesârif, 293; İbn Habib, et-Muhabber, 411; el-Buharî, Sahih, III, 99,100 (Mezalim, 11), Muhibbuddîn, es-Sımt, 85.
[793] Reşid Rıza, Tefsir, V, 446.
[794] en-Nisâ, 4/34.
[795] İbn Sa'd, et-Tabakât, VIII, 169.
[796] el-Vahidî, Esbabu'n-Nuzûl, 123-124.
[797] Hz. Peygamber, takılarını (zinet) tasadduk etmek isteyen Hayre'nin bu ba­ğışını kocası Kabb. Malik'e haber verip onun da onayını aldıktan sonra ka­bul eder. Bkz. Îbnu'1-Esîr, Usdu'l-Gabe, VII, 101.
[798] el-Ahzâb, 33/37.
[799] el-Buharî, Sahîh, VIII, 175 (Tevhid, 22); Muhibbuddîn, es-Sımt, 88.
[800] el-Vakıdî, el-Megazî, III, 1115. Muhtemelen bazı raviler olayı yanlış anla­yarak, başka şekillerde ifade ettikleri için kadınlar zan altında bırakıl­maktadır. Bkz. îbn Kuteybe, Uyûnu'l-Ahbâr, 1,134.
[801] Abdurrezzak, el-Musannaf, X, 410.
[802] el-Buharî, a.g.e., VIII, 31 (Hudud, 41).
[803] Müslim, Sahih, IV, 1711 (Selâm, 8/22).
[804] el-Buharî, Sahih, VI, 159 (Nikâh, 111).
[805] Yahya b. Sellâm, et-Tesârif, 293.
[806] îbn Kuteybe, eş-Şiir, 126.
[807] Hamdi Yazır, Tefsir, II, 1351; el-Kınnevcî, Husn, 87.
[808] en-Nisâ, 4/34.
[809] et-Taberî, Tefsir, V, 63; lbnn'l-Arab Ahkâmu'l-Kur'an, I, 418.
[810] el-Buharî, a.g.e., VI, 148-149 (Nikâh, 83).
[811] Erkek, en fazla eşinden dört ay küsüp ayrılabilir. Bundan sonra eşler ay­rılmış sayılır. Koca eğer kadınla tekrar beraber olmak isterse ve kadın da kabul ederse mihir vererek yeniden nikâh kıyılabilir. Bkz. el-Bakara, 2/226; et-Taberî, Tefsir, II, 428-429.
[812] Abdurrezzak, el-Musannaf, VI, 509-510.
[813] îbn Hacer, el-îsâbe, IV, 359; el-Vahidî, Esbabu'n-Nuzûl, 100-101.
[814] Ebu Davud, Sünen, II, 462 (Menasik, 57/10905).
[815] el-Vakıdî, el-Megazî, III, 1103; Ya'kubî, Tarih, II, 111.
[816] Kadın eğer fuhuş yaparsa, dövmeye izin verildiği de kaydedilmektedir. Fuhşu kocaya isyan olarak alanların yanında, Ata, Mucahid ve Şa'bî gibi zina olarak kabul edenler de bulunmaktadır. Fakat burada Fuhşun isyan olduğu anlaşılmaktadır. Bkz. Abdurrezzak, a.g.e., VI, 173, Îbnu'l-Arabî, Ahkâmu'l-Kur'ân, I, 420.
[817] el-Ahzâb, 33/21.
[818] îbn Sa'd, et-Tabakât, I, 367, VIII, 205; Müslim, Sahih, II, 1814 (Fezâil, 20/79/2328); Ebu Davud, Sünen, V, 142 (Edeb, 5/4786).
[819] îbn Sa'd, a.g.e., VIII, 204-205; el-Buharî, Sahih, VI, 153 (Nikâh, 93), VII, 83 (Edeb, 43).
[820] Abdurrezzak, el-Musannaf, IX, 442-443; îbn Sa'd, a.g.e., VIII, 205; Ebu Davud, a.g.e., II, 608 (Nikâh, 43/2146, 2147).
[821] îbn Hacer, el-îsâbe, IV, 420. Îbnu'1-Esîr kadının kocasını affettiğini yaz­maktadır. Bkz. Îbnu'1-Esîr, Usdu'l-Gabe, VII, 309.
[822] el-Buharî, a.g.e., VI, 146 (Nikâh, 80).
[823] îbn Sa'd, et-Tabakât, VII, 182-183.
[824] Reşid Rıza, Mecelletu'l-Menâr, Mısır 1931, sayı: XXXII, s. 383.
[825] Kur'ân'da et-Talak (65) isimli bir sâre bulunmaktadır. Hem bu sârede hem de diğer sârelerde yer alan ayetler, eşlerin ayrılmaları konusunu ge­niş bir şekilde ortaya koymuştur.
[826] el-Bakara, 2/231.
[827] et-Taberî, Tefsir, II, 456.
[828] el-Bakara, 2/229.
[829] Kadın, kocasından üç talakla ayrılmışsa artık bu erkekle evlenemez. Bu kadın bir başka erkekle normal bir şekilde evlenir ve onunla bir müddet yaşadıktan sonra tekrar geçinemeyip ayrıhrsa ilk kocasına dönebileceği ifade edilmiştir. Ama üç talakla kocasından ayrılan bir kadını, bu erkekle tekrar bir araya getirebilmek için hileli yollara sapmaya gerek yoktur. Bunun çareleri daha önceden düşünülmelidir. Kur'an'm bu konuda bah­settiği açıklama tabii olarak cereyan eden bir hadisedir. Yoksa ilk kocaya, eşini helal kılmak için sun'î evlilik teklif edilmemiştir. Bkz. el-Bakara, 2/220; îbn Sa'd, et-Tabakat, VIII, 458; el-Buhari, Sahih, VII 43 (Libas, 23); Îbnu'1-Esîr, Usdu'l-Gabe, VII, 26, 44.
[830] el-Bakara, 2/232; Yahya b. Sellam, et-Tesarif, 204; el-Buhari, a.g.e., V, 160 (Tefsir, Bakara, 40); et-Taberî, a.g.e., II, 486; İbn Abdilber, el-îstiab, IV, 259; İbn Hacer, el-İsâbe, IV, 253.
[831]el-Buharî, Sahih, VI, 163 (Talak, 1); et-Taberî, Tefsir, XXVIII, 131; İbn Hacer, el-İsâbe, IV, 248. Ayet ve hadislere göre kadının boşanması şu şekilde gösterilebilir:
I.,,,talak_____i...............:.....2. talak.............3. talak........
kadının temiz hayızlı
olduğu devre devre_____________________________
I. ay 2. ay 3. ay
Erkeğin eşine bu üç ay içinde dönme hakkı vardır. Bkz. el-Bakara, 2/228, 229; et-Taberî, Tefsir, II, 440, 458;Nureddin Itır, Ebgadu'l-Helâl, Bey­rut 1985, s. 65-68. Süleyman Ateş, "Kur'anı Kerim'de Evlenme ve boşan­ma ile ilgili ayetlerin tefsiri", 265.
[832] et-Talak, 65/1; Hamdi Yazır, Tefsir, VII, 5046.
[833] Boşanma ile ilgili olarak bkz. el-Bakara, 2/229, 236, 237, 241; Hamdi Ya­zır, a.g.e., II, 786, 787, 817, VI, 3912, VII, 5060, 5070-5073.
[834] el-Bakara, 2/234.
[835] Kocası ölünce kabilesine dönmek isteyen el-Furey'a bint Malik'e Hz. Pey­gamber, kocasının evinde iddet beklemesini söyler. Bkz. Malik b. Enes, el-Muvatta, 365 (Talak, 29, 31/87); İbn Sa'd, et-Tabakât, VIII, 366-368, Eş-Şafıî, er-Risâle, 209-210.
[836] et-Talak, 65/4; el-Buhari, Sahih, V, 13 (Megazî, 10).
[837] Buna hul' veya muhâle'a denir. Bkz. Süleyman Ateş, a.g.m., 274-275.
[838] Malik b. Enes, a.g.e., 349 (Talak, 29,11/31); îbn Sa'd, a.g.e., VII, 445; îbn Hanbel, Müsned, IV, 3; Ebu Davud, Sünen, II, 668 (Talak, 18/2227); îb-nu'1-Esîr, Usdu'l-Ğabe, VII, 61.
[839] İbn Kuteybe, Uyûnu'l-Ahbâr, II, 204.
[840] îbn Ebî Şeybe, Musannaf, V, 5-56.
[841] îbn Sa'd, et-Tabakât, V, 170-171, VIII, 274-275; Müslim, Sahih, II, 1113 (Talak, 6/36/1480); et-Taberî, Tefsir, XXVIII, 135.
Yrd. Doç. Dr. Rıza Savaş, Bütün Yönleriyle Asr-ı Saadet’te İslam, Beyan Yayınları: 4/342-349.
[842] el-Kehf, 18/46, el-Hadid, 57/20.
[843] el-Mü'minûn, 23/13, el-Mürselât, 77/21.
[844] ez-Zümer, 39/6; en-Necm, 53/32.
[845] Firuzabâdî, Kamus Tercümesi, çev: Mütercim Asım Efendi, İstanbul 1305, IV, 175-176.
[846] Ali İmrân, 3/7, el-En'âm, 6/92, er-Ra'd, 13/39, el-Kasas, 28/59, eş-Şûrâ, 42/7, ez-Zührüf, 43/4.
[847] el-En'âm, 6/151, İbrahim, 14/41, el-îsrâ, 17/23, Meryem, 19/14, 32, el-An-kebut, 29/8, Lokman 31/14,15, el-Ahkab, 46/15,17, Nûh, 71/28.
[848] el-Ahkab 46/15.
[849] Lokman, 31/14.
[850] el-Bakara, 2/233.
[851] Mübeşşir et-Tırazî, el-Mcr'aveHukukıthû /I7-İslam,Beyrut,b.t.y.,s.45-50.
[852] el-Bakara, 2/233, en-Nisâ, 4/23; et-Tırazî, a.g.e., 51.
[853] el-Buharî, Sahih, VII, 69 (Edeb, 2).
[854] Ebu Davud, Sünen, V, 351 (Edeb, 129/5139, 5140).
[855] îbn Kayyım, Zâdu'l-Meâd, V, 546...
[856] el-Buharî, a.g.e., III, 87 (istikraz, 19), VII, 70 (deb, 6).
[857] el-Mumtehine, 60/8.
[858] İbn Hanbel, Müsned, VI, 344; el-Buharî, a.g.e., III, 142 (Hibe, 29), VI, 71 (Edeb, 7); Müslim, Sahih, ÎI, 696 (Zekât, 14/49, 50).
[859] îbn Hişâm, es-Sîre, IV, 284.
[860] el-Bakara, 2/233.
[861] îbn Kuteybe, Tefslru Garibi'l-Kur'an, 89.
[862] îbn Sa'd, et-Tabakâtt II, 52.
Yrd. Doç. Dr. Rıza Savaş, Bütün Yönleriyle Asr-ı Saadet’te İslam, Beyan Yayınları: 4/349-351.
[863] Kasım Emin Hürriyet-i Nisvân, çev: Zeki Megamiz, Dersaadet, 1331, s.
[864] Yrd. Doç. Dr. Rıza Savaş, Bütün Yönleriyle Asr-ı Saadet’te İslam, Beyan Yayınları: 4/351-352.
[865] Abdurrezzak, el-Musannaf ; IV, 133.
[866] İbn Hanbel, Fezail, II, 674; îbn Hacer, elîsâbe, IV, 370. Baş Örtüsünün bağlanması veya örtülmesi ile ilgili iki örnek için Bkz. Malik b. Enes, el-Muvatta, 47 (Tahare, 7); Abdurrezzak, a.g.e., 1,17-18.
Yrd. Doç. Dr. Rıza Savaş, Bütün Yönleriyle Asr-ı Saadet’te İslam, Beyan Yayınları: 4/352.
[867] îbn Sa'd, et-Tabakât, VIII, 138-139, 476.
[868] Malik b. Enes, el-Muvatta, 107 (Cenaze, 10); îbn Sa'd, a.g.e., VIII, 476; el-Buharî, Sahîh, III, 144 (Hibe, 34); Ebu Davud, Sünen, I, 420 (Saİât 84/640).
Yrd. Doç. Dr. Rıza Savaş, Bütün Yönleriyle Asr-ı Saadet’te İslam, Beyan Yayınları: 4/352.
[869] el-lshehâm,el-Eganî, XVI, 323.
[870] İbn Şebbe, Tarih, I, 88, III, 957, 962.
[871] Malik b. Enes, a.g.e., 750 (Libas, 6); Ebu Davud, a.g.e., IV, 364 (Libas, 40/4117). Hz. Peygamber devrinde bazı kadınların elbiselerinin yerde sü­rünecek kadar uzun olduğu nakledilmektedir. Bkz. et-Tirmizî, Sünen, I, 266 (Tahare, 109).
Yrd. Doç. Dr. Rıza Savaş, Bütün Yönleriyle Asr-ı Saadet’te İslam, Beyan Yayınları: 4/352-353.
[872] Abdurrezzak, el-Mıısannaf, III, 131,132.
Yrd. Doç. Dr. Rıza Savaş, Bütün Yönleriyle Asr-ı Saadet’te İslam, Beyan Yayınları: 4/353.
[873] İbn Abdirabbih, el-Ikdu'l-Ferîd, III, 153.
[874] el-Buharî, Sahih, I, 98 (Salât, 13).
Yrd. Doç. Dr. Rıza Savaş, Bütün Yönleriyle Asr-ı Saadet’te İslam, Beyan Yayınları: 4/353.
[875] İbn Sa'd, et-Tabakât, II, 581.
[876] el-Ahzâb, 33/59.
[877] Mütercim Asım Efendi, Kamus Tercümesi, 1,177.
[878] el-Belâzuri, Ensâb, I, 574; et-Taberî, Tefdr, XVIII, 165.
[879] İbn Hanbel, Müsned, VI, 30; Ebu Davud, Sünen, IV, 356, 357 (Libas, 32/4100, 4101); el-Isbehânî, el-Egânî, II, 114.
[880] Hz. Aişe'nin cilbabı ile yüzünü örttüğü rivayet edilmiştir. Bkz. el-Buharî, Sahîh, V, 56 (Megazî, 34).
[881] el-Vakıdı, el-Megazî, II, 429; îbn Hanbel, Müsned, VI, 30.
[882] Firuzâbâdî, Kamus, çev: Mütercim A., II, 124.
[883] en-Nûr, 24/60.
[884] el-Ferrâ, Maani'l-Kur'ân, II, 261; îbn Kuteybe, Tefsîru Garibi'l-Kur'ân, 308.
[885] Mucahîd, Tefsir, II, 44; et-Taberî, Tefsir, XVIII, 165
[886] el-Buharî, a.g.e., I, 83 (Hayz, 23); tbn Ebî Şeybe, Musannaf, II, 182; et-Taberî, a.g.e., XXVIII, 5; Îbnu'1-Esîr, Usdu'l-Gabe, VII, 91-92.
[887] el-Isbehânî, el-Eganî, XVI, 323.
[888] İbn Sa'd, et-Tabakât, III, 58.
[889] İbn Sa'd, a.g.e., VIII, 38, 69; et-Taberî, Tarih, II, 644.
[890] İbn Abdirabbih, el-îkdu'l-Ferld, VII, 96.
[891] İbnu'1-Esîr, Usdu'l-Gabe, VII, 259.
Yrd. Doç. Dr. Rıza Savaş, Bütün Yönleriyle Asr-ı Saadet’te İslam, Beyan Yayınları: 4/353-354.
[892] el-Ahzâb, 33/57, 58, 59, 60; el-Vahidî, Esbabu'n-Nuzul, 244-245.
[893] el-Buharî, Sahih, VII, 126-127 (îsti'zân, 2).
[894] en-Nûr, 24/30-31.
[895] en-Nûr, 24/31. Bu ayette inanan kadın için hangi erkeklerin yabancı sa­yılmayacağı da zikredilmiştir.
[896] el-Buharî, a.g.e., VI, 22 (Tesir, Ahzâb, 4).
[897] el-Ferrâ, Maani'l-Kur'an, II, 342.
[898] en-Nûr, 24/31.
[899] İbnu'1-Esîr, Usdu'l-Gabe, VII, 83.
[900] et-Taberî, Tefsir, XVIII, 120; Hamdi Yazır, Tefsir, V, 3505.
[901] en-Nûr, 24/31.
[902] İbn Abdirabbih, el-Ikdu'l-Fetfd, VI, 88; el-nalehî,însânu'l-Uyûn, I, 208. Yüzün örtülmesine nikâh, yüzden peçeyi indirmeye isfar denir. Bkz. el-Ferrâ, Maani'l-Kur'an, III, 239.
[903] İbn Abdirabbih, a.g.e., VI, 43.
[904] İbn Sa'd, et-Tabakât, VIII, 177; Îbnu'l-Cevzî, Sıfatu's-Saffe, II, 56.
[905] Ebu Davud, Sünen, III, 13 (Cihad, 8/2488). Îbnu'1-Esîr, Hz. Peygam­ber'in, Ensâr'dan ona soru soran bir kadına, peçesini açmasını söylediğini (Usdu'l-Gabe, VII, 272) kaydeder. İbn Hacer (el-îsâbe, IV, 397), ise İb-nu'1-Esîr'in verdiği kaynaklarda bu hadisi görmediğini söyler.
[906] Ebu Davud, a.g.e., IV, 358 (Libâs, 34/4104); el-Elbânî, Hicâb, 24-25.
[907] el-Buhârî, Sahih, II, 215 (Sayd, 13).
[908] İbn Sa'd, et-Tabakât, VIII, 494.
[909] Malik b. Enes, el-Muvatta, 569 (Libas, 4); îbn Sa'd, a.g.e., VIII, 71.
[910] el-Buharî, a.g.e., VI, 13 (Tefsir, Nur, 12); et-Taberî, Tefsir, XVIII, 120.
[911] îbn Sa'd, et-Tabakât, VIII, 252.
[912] en-Nûr, 24/60.
[913] Mucâhid, Tefsir, II, 444; el-Ferrâ, Maani'l-Kur'an, II, 261; II, 261; İbn Kuteybe, Tefslru Gâribi'l-Kur'an, 308.
[914] Mücâhid, Tefsir, II, 521; el-Ferrâ,Maani'l-Kur'ân, II, 349; Abdurrezzâk, el-Musannaf, III, 135,137; el-Vahidî,.Esbâb, 244-245.
[915] el-Ahzâb, 33/59.
[916] el-Abzâb, 33/60-61.
[917] Abdurrezzâk, el-Musannaf, III, 135-137.
Yrd. Doç. Dr. Rıza Savaş, Bütün Yönleriyle Asr-ı Saadet’te İslam, Beyan Yayınları: 4/354-358.
[918] Hicab ayetinin de hicrî beşinci yılın Zulkâde veya Zilhicce ayında nazil ol­duğu rivayet edilmektedir. Bkz. îbn Sa'd, et-Tabakât, VIII, i74,176; el-Belâzurî, Eıısâb, 1,463.
[919] el-Ahzâb, 33/53, 57; el-Buharî, Sahih, 1,105 (Salât, 32), V, 149 (Tefsir, Ba­kara, 9); et-Taberî, Tefsir, XXII, 39.
[920] el-Ahzâb, 33/32.
[921] el-Ahzâb, 33/53. Bu ayetin nüzul sebebi için kaydedilen değişik rivayetler için bkz. el-Ferrâ, Maani'l-Kur'an, 348, 349; İbn Sa'd, et-Tabakât, VIII, 173,174; el-Buharî, a.g.e., I, 46 (Vudû, 14), VI, 142 (Nikâh, 67); İbn Şebbe, Tarih, 1314-1315.
[922] İbn Sa'd, a.g.e., VIII, 90.
[923] İbn Sa'd, et-Tabakât, Ii, 232, 243, VIII, 175,177; İbn Hişâm, es-Sîre, II, 238, 299.
[924] İbn Sa'd, a.g.e., IV, 58-59.
[925] el-Ezrakî, Ebu'l-Velid, Muhammed b. Abdillah b. Ahmed, Ahbâru Mekke vema Câe Fîhâ Mine'l-Asâr, Beyrut 1979, II, 14 (çev: 312); İ. Sa'd, VIII, 71.
[926] Ebu Davud, Sünen, II, 416 (Menâsik, 34/1833).
[927] İbn Hanbel, Müsned, VI, 36; Müslim, Sahih, IV, 1709 (Selâm, 7/17).
[928] el-Buharî, Sahih, VII, 55 (Libâs, 61, 62).
[929] İbn Kayyım, Zâdu'l-Mcâd, 1,138.
[930]Malik b. Enes el-Muvatta, 569 (Libâs, 3). İpek elbisenin erkeklere yasakolduğu ifade edilmektedir. el-Buharî, a.g.e., VII, 44-46 (Libâs, 25-30); EbuDavud, Sünen, IV, 355 (Libâs, 31/4098, 4099). Daha geniş bilgi için bkz.
Hayreddin Karaman, Günlük Hayatımızda Haramlar Helaller, İstanbul 1979, s. 48; ismail Lütfî Çakan, "Si'nınette Giyim-Kuşam ve Örtünme", İslâm'da Kılık Kıyafet ve Örtünme, İstanbul 19987, s. 57-58, 70.
Yrd. Doç. Dr. Rıza Savaş, Bütün Yönleriyle Asr-ı Saadet’te İslam, Beyan Yayınları: 4/358-360.
[931] el-Kehf, 18/7,46.
[932] el-Hicr, 15/16, Kâf, 50/6.
[933] el-En'am, 6/122, el-Enfâl, 8/48, et-Tevbe, 9/37.
[934] Yûnus, 10/24, es-Sâffât, 37/6.
[935] El-A'râf, 7/31, en-Nûr, 24/31, el-Kasas, 28/79. el-Ferrâ.M. Kur, 1377.
[936] el-Fethi 48/12, el-Hucûrât, 49/7, Kâf, 50/6.
[937] îbn Asâkir, Teröcirnu'n-Nisâ, 455.
[938] İbn Sa'd, et-Tabakât, VIII, 97; el-Buhari, Sahih, VII, 54 (Libâs, 56).
[939] îbn Sa'd, a.g.e., VIII, 127; îbn Hanbel, Müsned, VI, 454; Îbnu'1-Esîr, Usdu'l-Gabe, VII, 123.
[940] İbn Hişâm, es-Sîre, III, 310; İbnu'1-Esîr, a.g.e., VII, 22. Ayrıca fildişi bile­zikten de bahsedilmektedir. Bkz. İbn Sa'd, a.g.e., VIII, 466.
[941] el-Vakıdî, el-Megazî, 1,130; îbn Hişam, a.g.e., III, 357, IV, 48; el-Isbehanî, el-Eganî, IV, 33-34.
[942] Hz. Peygamber'in EnsaTdan Esma bin t Yezid'e, bey'at için geldiği zaman kollarındaki iki altın bileziği çıkarmasını söylediği ve yine onun, altın gerdanlık, altın küpe ve diğeraltm takıları yasakladığı rivayet edilmekte­dir. Bkz. İbn Hanbel, Müsned, VI, 369, 421, 453, 455, 457.
[943] el-Buharî, Sahih, VII, 54... (Libâs, 56, 57, 59).
[944] Hayber yahudi kadınlarının ve Taifli kadınların takılarının şöhreti diller­de dolaşmaktadır. Bkz. Malik b. Enes, el-Muuatta, 438 (Musâkat, 1); el-Vâkıdî, el-Megazî, III, 935.
[945] Malik b. Enes a.g.e., 170-171 (Zekât, 5).
[946] İbn Sa'd, et-Tabakât, Iy, 394.
[947] İbn Sa'd, a.g.e., I, 344, VIII, 40; İbn Kayyım, Zâdu'l-Mead, IV, 80.
[948] İbn Hanbel, Miimed, VI, 437; İbn Abdilber, el-îsüab, IV, 443, 444; îbnul-Cevzî, Ahkâmu'n-Nisâ, 164.
[949] Ebu Davud, Sünen, IV, 395 (Tereccül, 4/4164).
[950] et-Tirmizî, Sünen, I, 256 (Tahare, 105); el-Belazurî, Futûhu'l-Butdan, 141 (çev:193).
[951] îbn Hisara, es-Sîrc, IV, 164
[952] Abdurrezzak, cl-Musannaf, III, 146.
[953] et-Taberî, Tarih. II, 611.
[954] İbn Sa'd, et-Tabakât, VIII, 482.
[955] Ebu Davud, Sünen, I, 221 (Tahare, 122/314).
[956] ez-Zebîdî, Tacu'l-Arâs, VIII, 45-46; Cevad Ali, el-Mııfassal, IV, 622.
[957] Malik b. Enes, el-Muuatta, 371 (Talak, 34).
[958] Cevat Ali, a.g.e., IV, 620.
[959] îbn Hanbel, Akkamu'n-Nisâ, 14,17; en-Nasâî, Sünen, VIII, 130 (Zîne, 4).
[960] İbn Kuteybe, Uyun, IV, 102. Halbuki bu konuda yasaklar bulunduğu dü­şünülmektedir. Bkz. el-Buharî, Sahih, VII, 62-64 (Libâs, 83, 85, 87). Hz. Aişe, hadislerde geçen vâsile'nin gençliğinde zina yapan, yaşlılığında bu işin idaresiyle uğraşan kadın manasına geldiğini açıklar. Bkz. İbn Kutey­be, a.g.e., IV, 102-104.
[961] Abdullah b. Revaha'mn kızkardeşinin elbisesinin güzel koktuğunu bir ravi nakletmektedir. Bkz. İbn Kuteybe, el-Maarif, 128.
[962] el-Mes'udî, Murûcu'z-Zeheb, II, 29. Kadınların güzellik bakımlarını ya­parken kullandıkları eşyalar arasında ayna da bulunmaktadır, değeri 60 dirhem olan aynalardan bahsedilmektedir. Bkz. Malik b. Enes, el-Mu-vatta, 524 (Hudûd, 41,11/33).
[963] en-Nûr, 24/31.
[964] Ibnu'l-Arabî, Hz. Âişe'nin kadının bileziklerinin, örtüden istisna edildiği­ni söylediğini nakleder: Bkz. Ibnu'l-Arabî, Ahkamu'l-Kur'ân, III, 1369.
[965] el-Ferrâ, Maani'l-Kur'an, II, 249; et-Taberî, Tefsir, XVIII, 117, 118; el-Elbânî, Hicab, 18.
[966] Yrd. Doç. Dr. Rıza Savaş, Bütün Yönleriyle Asr-ı Saadet’te İslam, Beyan Yayınları: 4/360-364.
[967] Yrd. Doç. Dr. Rıza Savaş, Bütün Yönleriyle Asr-ı Saadet’te İslam, Beyan Yayınları: 4/365-368.
[968] Yrd. Doç. Dr. Rıza Savaş, Bütün Yönleriyle Asr-ı Saadet’te İslam, Beyan Yayınları: 4/369-378.

_________________


Elif gibi yalnızım,
Ne esrem var, ne ötrem.
Ne beni durduran bir cezmim,
Ne de bana ben katan bir şeddem var.
Ne elimi tutan bir harf,
Ne anlam katan bir harekem...
Kalakaldım sayfalar ortasında.
Bir okuyan bekledim,
Bir hıfzeden belki...
Gölgesini istedim bir dostun med gibi…
Sızım elif sızısı...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://kutluforum.bedavaforum.biz
Sponsored content




MesajKonu: Geri: ASRI SAADETTE KADIN VE AİLE HAYATI..Rıza Savaş..kitabın tamamı   

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
ASRI SAADETTE KADIN VE AİLE HAYATI..Rıza Savaş..kitabın tamamı
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» Açık Lise Biyoloji Kitapları

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
KUTLU FORUM :: KÜLTÜR DÜNYASI :: Kadın-Aile-
Buraya geçin: