KUTLU FORUM

Bilgi ve Paylaşım Platformuna Hoş Geldiniz
 
AnasayfaKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Hak davada bâtıl yollar kullanılmaz

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
@bdulKadir
Adminstratör
avatar

Mesaj Sayısı : 6360
Rep Gücü : 10014370
Rep Puanı : 97
Kayıt tarihi : 17/03/09
Yaş : 54
Nerden : İzmir

MesajKonu: Hak davada bâtıl yollar kullanılmaz   Perş. Şub. 17, 2011 6:17 pm



Hak davada bâtıl yollar kullanılmaz

<table width="100%"><tr><td class="news-correspondent-middle" align="left" valign="bottom">18.02.2011</td>
<td align="right" valign="bottom">
</td>
</tr>
</table>
<table border="0" cellpadding="0" cellspacing="0" width="455">
<tr>
<td align="center">
</td>
</tr>
</table>
Cenâb-ı Hakk'ın hoşnutluğu esas alındığı sürece, ister kendimize
isterse başkalarına ait bir meselede hakkı ikame etmeye, hakkı tutup
kaldırmaya matuf gayret ve çabalar içinde bulunma, ibadet sayılır.
Hatta hakkı ikame etme mevzuunda ortaya konulan stratejiler,
planlar, meşveretler, yol ve yöntem belirleme istikametindeki fikir
cehdleri de ibadet kategorisi içinde mütalâa edilebilir. Diyelim ki siz
bir meselede hakkı bulmak için on defa oturup meşverette bulundunuz ve
belki bunların birisinde hakka ulaştınız. Bilmelisiniz ki, bunların
hepsi hakkı ikame etmeye matuf olduğu için siz meşveretin on katı sevap
kazanırsınız. Çünkü kişiyi neticede bir hayra ulaştırmaya matuf
vesileler de hayırdır. Eğer ulaşılmak istenen maksat bir farz ise, farza
ulaşmak için kullanılan yol ve yöntemler de kişiye farz sevabı
kazandırır. Nitekim bilindiği gibi, namaz için abdest farzdır; bu
sebeple namaz yolunda alınan abdest de insana farz sevabı
kazandırmaktadır.
Evet, hakkı tutup kaldırma Allah'a yakın olma yollarındandır ve
üzerinde hassasiyetle durulması gereken çok önemli bir husustur; ancak
bu mevzuda öncelikli olarak yapılması gereken hakkın sınırlarının
tespiti ve çerçevesinin ortaya konulmasıdır. Yani hak duygusunun doğru
olarak algılanıp doğru olarak yorumlanmasıdır. Çünkü şayet o, temel
kaynaklara dayalı olarak doğru okunup doğru yorumlanmazsa herkes kendine
göre bir hak telakkisiyle ortaya çıkar, kendine göre bir ikame-i hak
talebinde bulunup baş kaldırır. Böylece her tarafta bir isyan, bir
başkaldırma ahlâkı boy göstermeye başlar.

Bu açıdan hakkı ikame etme yolunda bulunurken kullanılan yöntem
ve esasların da hak olması gerekir. Hâlbuki vakıada, Hazreti Pir'in de
ifade ettiği gibi, her hakkın her vesilesi hak olmayabiliyor. Bazen
pragmatist bir düşünceyle yola çıkıp bâtıl vesileleri kullanmak
suretiyle hakka yürümek isteyenler çıkabiliyor. Mesela Makyavelist bir
anlayışta olanlar, bir amaca ulaşmak için her vesileyi meşru sayarlar.
Ancak bir Müslüman böyle davranamaz. O, bir hakka ulaşmak istiyorsa, o
hakka ulaşma istikametinde kullanacağı argümanların üzerinde mutlaka
"caizdir" veya "meşrudur" mührünün bulunması gerekir. Yoksa "Nasıl olsa
benim ikame etmeye çalıştığım bir hak abidesidir, bu mevzuda bazı bâtıl
yolları da kullanabilirim." düşüncesine Kur'ân ve Sünnet asla cevaz
vermez. Evet, bu, Cenâb-ı Hakk'ın razı olacağı bir düşünce tarzı
değildir. Dolayısıyla denilebilir ki, eğer Müslümanlar bugün bir kısım
mağlubiyetler yaşıyorlarsa, bunun arka planında, hakkı doğru anlayıp
doğru temsil edip-edemediklerinin muhasebesinin yapılması gerekir.

Kaos ve kargaşaya sebebiyet verilmemeli

Diğer yandan her bâtılın, her vesilesi de bâtıl değildir. Bazen
de bâtıla ulaşma istikametinde kullanılan vesileler hak olabilir.
Kâinatı, fizikî dünyayı incelerken, bir kısım natüralist veya pozitivist
neticelere ulaşma istikametinde kullanılan tetkik, tahkik ve araştırma
metodları; ilim ve hakikat aşkı gibi faktörleri bu duruma misal olarak
verebiliriz. Bu açıdan, "bâtılı temsil edenlerin hakkı temsil edenlere
galebe çalmasının asıl sebebi kullandıkları argümanların hak olmasıdır.
Dolayısıyla esasında kazanan bâtılın mümessilleri değil, yine haktır."
denilebilir. Hâsılı, çok önemli olan hak duygusunu ikame ederken mutlaka
doğru vesileler kullanılıp doğru yollardan ona yürünmelidir.

Mesela bir fert ortaya çıkıp diyebilir ki, "Ben insanları huzura
kavuşturacak, onları rahata erdirecek bir hayat telakkisi, bir dünya
görüşü projesine sahip bulunuyorum. Öyle ki, bu proje uygulandığı
takdirde insanlar ütopyaların da ötesinde hep huzur soluklayacak,
huzurla yatıp, huzurla kalkacaklardır." Ancak bu şahsa göre, bu dünya
görüşünün tesisi için insanların onda birinin bu uğurda heder edilmesine
ihtiyaç vardır. Şimdi burada kurgulanan, hayali kurulan sistem teorik
planda hakikaten güzel olabilir ve bu proje sahibi gerçekten samimi bir
insan da olabilir; ancak böyle bir projeyi hayata geçirme adına
kullanılacak vesilelerin yine hak vesileler olması zaruridir. Hak aranıp
onun bulunması ve hakla o hedefe doğru yürünmesi elzem bir husustur.
Yoksa hedeflenen böyle bir hülyaya insanları heder etme gibi bâtıl bir
vesileyle yüründüğü zaman, Allah (celle celaluhu) o işi hezimetle
sonuçlandırır ve asla neticeye ulaştırmaz.

Aynen bunun gibi, bizim de doğru olduğuna inandığımız duygu ve
düşüncelerimizi ruhlara duyurma, insanların vicdanlarını hak duygusuna
uyarma, bu istikamette heyecanları tetikleme gibi davranışlar sonuç
itibarıyla hakkı ikameye vâbestedir. Fakat bu mevzuda kat'iyen herhangi
bir bâtıl vesileyi değerlendiremeyiz. Yürüdüğümüz istikamette
kullandığımız vesilelerin hak olmasına mutlaka dikkat etmeli, hareket
tarzımızı ve üslûbumuzu belirlerken bizim için sabit kurallar
diyebileceğimiz disiplin ve dinamiklere daima bağlı kalmalıyız.



Yoksa herkes kendine göre bir hak mülâhazasıyla hareket ederek
hakkı ikame etme seferberliğine girişirse ortaya çıkan netice sadece
kaos ve kargaşa olur. Günümüzde olduğu gibi canlı bombalar halinde, bir
yerleri yakıp yıkarak bâtıl yollarla hakkın peşinde olduğunu iddia eden
kimseler etrafta boy gösterir. Hatta "İnsanları sindirelim, baskı altına
alalım, asit kuyularına atalım, üzerlerine korku salıp kendimizi onlara
kabul ettirelim." şeklinde mülâhazalarla hareket edilip fasit bir
dairenin içine girilebilir. Böyle olunca da bir daha belinizi
doğrultamaz ve asla hakkı ikame edemezsiniz. Bırakın hakkı tutup
kaldırmayı, hakkı ikame adına attığınız her adım, yaptığınız her
teşebbüs bâtıl hesabına geçer.


1 - Cenâb-ı Hakk'ın hoşnutluğu esas alındığı sürece, ister
kendimize isterse başkalarına ait bir meselede hakkı tutup kaldırma
gayret ve çabası içinde bulunma, ibadet sayılır.

2 - Hakkı tutup kaldırmaya çalışmadan önce yapılması gereken,
hakkın sınırlarının tespit edilmesi, neyin hak neyin bâtıl olduğunun iyi
belirlenmesidir.

3 - Hakkı ikame etme yolunda bulunurken kullanılan yöntem ve esasların da hak olması gerekir. Batıl yollarla hakka ulaşılmaz.

_________________


Elif gibi yalnızım,
Ne esrem var, ne ötrem.
Ne beni durduran bir cezmim,
Ne de bana ben katan bir şeddem var.
Ne elimi tutan bir harf,
Ne anlam katan bir harekem...
Kalakaldım sayfalar ortasında.
Bir okuyan bekledim,
Bir hıfzeden belki...
Gölgesini istedim bir dostun med gibi…
Sızım elif sızısı...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://kutluforum.bedavaforum.biz
 
Hak davada bâtıl yollar kullanılmaz
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» Kadın olmanın dayanılmaz keyfi (Beyler Dikkat)
» Z İ Y A P A Ş A
» Hukuk Makaleleri

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
KUTLU FORUM :: İslami ilimler ve dini kültür :: KÜRSÜ-Video Sohbetleri-Yazıları-
Buraya geçin: