KUTLU FORUM

Bilgi ve Paylaşım Platformuna Hoş Geldiniz
 
AnasayfaKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Hoca Efedinin Şiirleri

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
@bdulKadir
Adminstratör
avatar

Mesaj Sayısı : 6380
Rep Gücü : 10014422
Rep Puanı : 97
Kayıt tarihi : 17/03/09
Yaş : 54
Nerden : İzmir

MesajKonu: Hoca Efedinin Şiirleri   Çarş. Mart 23, 2011 7:21 am

İnkisar / M.Fethullah Gülen

Söyle ey dost! Sitemkâr hâlin nedir?
Her biri şikâyet makâlin nedir?
Küskünsün, bilmem ki melâlin nedir?
Acaba o gizli âmâlin nedir?

Söylediğin Hak için söylemiştin;
Neyledinse O'nunçün eylemiştin;
Rûhun ile Cenneti peylemiştin;
Şimdiki öfke ne, celâlin nedir?

Hizmet deyip, hak deyip koştu isen,
Kanlı-dere, sarp-yokuş aştı isen,
Önce ham idin şimdi pişti isen,
Söyle bugünkü kîl u kâlin nedir?

Düşüncen milletse, nazlanmak kimden?
Hasbîlik der isen şikâyet neden?
Beklediğini beklerlerse senden,
Verebilir misin, mecâlin nedir?!


Sızıntı, Ocak 1984, Sayı 60

******








Medine'nin Gülü



Andım yine Sen'i her şey yâdımdan silindi,
Hayalin gönlümün tepelerinde gezindi;
Bu bir serap olsa da hafakanlarım dindi...
Andım yine Sen'i her şey yâdımdan silindi.

Keşke her an aşkınla oturup aşkınla kalksam,
Ruhlar gibi yükselip de ufkunda dolaşsam;
Bir yolunu bulup gönlünden içeri aksam...
Keşke her an aşkınla oturup aşkınla kalksam.

Anladım vaslına ermek için artık çok geç,
Hicranla yanan gönlüm durmadan inleyecek;
İnleyip en taze hislerle hep bekleyecek...
Anladım vaslına ermek için artık çok geç...

Kalbim bir güvercin kalbi gibi titrerken adından,
Ne olur Sana ulaşmam için kanadından;
Bana bir tüy ver pervaz edeyim hep ardından...
Kalbim bir güvercin kalbi gibi titrerken adından.

Ey kupkuru çölleri cennete çeviren gül;
Gel o bayıltan renklerinle gönlüme dökül!
Vaktidir ağlayan gözlerimin içine gül!.
Ey kupkuru çölleri cennete çeviren gül!

Mecnûn gibi arkanda koşan kulun olayım,
Bir kor saç içime ocaklar gibi yanayım;
Sensiz geçen bu acı rüyadan kurtulayım...
Mecnûn gibi arkanda koşan kulun olayım...

Aklım uzakta kaldığı günleri saymakta,
Ruhuma sisli-dumanlı bir kasvet yaymakta;
Göster çehreni ki güneş gurûba kaymakta...
Aklım uzakta kaldığı günleri saymakta...

Son demde hiç olmazsa gurûbum tulû olsun,
Gönlüm ufkunun en taze renkleriyle dolsun;
Her yanda tamburlar çalınsın; neyler duyulsun...
Ne olur hiç olmazsa gurûbum tulû olsun..!


Muhammed Fethullah GÜLEN

http://vimeo.com/moogaloop.swf?clip_id=3739362&server=vimeo.com&show_title=1&show_byline=1&show_portrait=0&color=&fullscreen=

******************

Hülyâlardaki Gerçek

Oturdum hayalimle o eski bahçelerde,
Bir devri şen-şakrak yaşadığımız yerlerde;‎
Ne tatlı rüyâlara açıldım perde perde,‎
Saadetlerle coştuğum kutlu tepelerde..‎
Hayalimle oturdum o eski bahçelerde...‎

Derken, sanki gözümde bütün eşyâ silindi,‎
Bin hâtıra zevkiyle gökten baharlar indi.‎
Cennet yamaçları gibi renkli ve derindi;‎
Sanki şafağın ağaran dağları gerindi,‎
Derken, sanki gözümde bütün eşyâ silindi..‎

Yollar parıldıyordu az ötede gümüşten,‎
Yolda ışık vardı geçmişteki tatlı düşten..‎
Düşler, mesajlar sunuyordu öze dönüşten;‎
Tam sînelerdeki med vakti bu köpürüşten,‎
Bir yol parıldıyordu az ötede gümüşten.‎

Saldım kendimi bir âleme ki, yok serhaddi,‎
Silinip gitti hayalimden ne varsa maddî.‎
Hummâlı gözlerimde yaz rüyâları şimdi,‎
Çocukluğumdan beri kurduğum emelimdi.‎
Saldım kendimi bir âleme ki, yok serhaddi...

'M.F.G'

**********

Ateşten Çember

Gecem hem gündüzüm ateşten çember,
Yüreğimde sızı inceden ince.
Dilimde dildârın hayâli ezber,
Yer yer tülleniyor geceden gece...

İçimde tınlıyor firkat bestesi,
Sarsılıyor her an gönül kubbesi;
Uzaktan geliyor hicrânın sesi,
Çarpıyor rûhuma heceden hece.

Sarardı baharım, hazâna döndü;
Bir vuslat demiydi ışığım söndü.
Ay yüzlü gidip hicâba büründü,
Açılmaz nikâbı peçeden peçe...

Harâboldu dünyam; her yer kan ağlar,
Kurudu çemenler bozuldu bağlar.
Hazân eser, eser rûhumu dağlar,
Savrulur güllerim gonceden gonce...
'MFG'


***********

Yağmur Musikisi


Ötelerin gülücükleri gibi damlalar,
Dolaşır, ayrı düştüğü deryaları arar.

Ses verir ud telleri gibi ince ince,
Yerin solukları duyulur yağmur deyince..

Bir şiiri meşk ediyor gibi fasıl fasıl,
Süzülür beyaz kelebekler gibi muttasıl..

Hep bir mûsıkî ritmiyle kulaklarda çağlar,
Sanırsın gökler coşmuş da çemenlere ağlar.

Her damla veda eder semâvî hayatına
Ve döner ummanlarla coşan kâinatına.

Toz-toprak lâl kesilir ve durup onu dinler;
Sarı, yeşil, pembe çiçekleriyle bahçeler,

Yağmur mûsıkîyle dirilir birer birer,
Her damlayla yere sanki bir melek gibi iner..

Gözlere gelip çarpan nakış nakış damlalar,
Bu sihirli armonide tüllenir verâlar.

Gökler güler ve tebessümler yağar her yana,
Duyar bu semâvî şiiri herkes kana kana..

Ve yükselir bazen dağlar cesametinde buhar,
Yerde yeşili, maviyi, turuncuyu arar..

Her zaman hususî bir lezzetle iner yağmur,
Cennet kokularıyla duyulur buhur buhur.

Siner her yana ruhları saran bir râyiha,
Toprak hayatla tüter, çiçekler kalkar şaha...

Erer bir tatlı rahata bütünüyle varlık,
Ve görülür ötelere açılan aralık...



Fethullah Gülen

****************

Yollardayız

Yollardayız gün battığından beri,
Söyleşerek yıldızlarla yarını...
Bir yalvarma koyu her gece bize;
Sızlanıyor sîneler kederinden.
Bekliyoruz, ümitle ve dipdiri,
Hep bu ifritten kışın baharını..
Renkli hülyâlarımızla biz bize,
Âtînin düşleriyle tâ derinden..!

Ard arda gece peçe aralıyor;
Az ötelerde bir sihirli şölen..
Tekmil sevdalılar ve sevgililer,
Yüz yüzeler bu ümit şafağında.
Dalga dalga ufku ışık sarıyor;
Hiç de hayâl değil şimdi görülen;
Bir bir diriliyor artık ölüler,
Söz yeninin, eski ölüm ağında.

Muştuyla esiyor seher yelleri;
Bülbül, güle karşı soluk soluğa...
Sis ve duman artık yol azığında..
Her yana sessizce rahmet yağıyor!
Geçtik geçiyoruz eski günleri;
Elvedâ gayrı o uzun boşluğa.!
Gün döndü, mevsim tomurcuk çağında;
Bir bilsen, ne mavi günler doğuyor!?

'MFG'

********

GURBET İÇİNDE GURBET

Gurbet içinde gurbet,
Yandım bîhuzûr oldum.
Hasret içinde hasret,
Hem boşaldım, hem doldum. Ben ki, bir baht-ı kâre,
Dolaştım hep âvâre,
Hâlime tam emâre,
Bir yeşerdim, bir soldum..

Kâh çöl gibi kavruldum;
Kâh bulut gibi doldum;
Yağmur olup savruldum,
Düşe düşe göl oldum...

Bahar geldi çiçekler,
Yapraklarda böcekler;
Yol yol gezer emekler,
Ben dururken yoruldum.



******************

Her Yerde Seni Ararım

-Yunus'un ufkunda-

Duyur rûhuma sevgini,
Kalmasın Sen'siz kararım.
Mest et ki bezminle beni,
Her yerde Sen'i ararım.

Dört bir yanda izler ile,
Ufuklarda gözler ile,
En yürekten sözler ile,
Hem inler hem de yanarım.

Sular gibi çağlayarak,
Sana gönül bağlayarak,
Hiç durmadan ağlayarak,
Herkesten Sen'i sorarım.

Arzum, kendimden geçeyim,
Vuslat şarabın içeyim,
Ak yolunu yol seçeyim,
Başka yollardan bîzârım.

M. Fethullah Gülen

**************

Hicran ve Ümit

Yine hicran dolu günleri andım,
Yıllar gözyaşına karışıp gitmiş.
Ürperdim ve yerimde kalakaldım,
Dostlar düşmanlarla barışıp gitmiş.

Yüzerken millet derin uykularda,
Kaybolup gitti değerler ard arda...

Kan-ter var mâzinin şakaklarında,
Demir bukağılar ayaklarında;
Acı bir tebessüm dudaklarında;
Ne kızıl bir rûhla çarpışıp gitmiş...

Ufukta hâlâ yer yer karanlıklar,
Ama geceden sonra gündüzler var...

Hazan esmiş, bütün bağlar bozulmuş,
Sararmış yapraklar, çiçekler solmuş,
Yiğit ölmüş, küheylânı yorulmuş,
Koca bir ifritle savaşıp gitmiş.

Dönüp gelse de o çok uzaklarda,
Gözlerim hep hülyâlı şafaklarda...

Bir zamanlar parıldayan o tâçlar,
Tâcdârlara sîne açan yamaçlar;
Altın yamaçlarda zümrüt ağaçlar,
Hicran kervanına ulaşıp gitmiş.

Kıvılcım var, o ürperten sönüşten,
Kıvılcımda mesajlar var dönüşten...

M.Fethullah GÜLEN

**************

Sıkılsın

Sen çalış; tutmazsa âlem sıkılsın!
Yardıma koşmayan kalem sıkılsın!

Kanatlan üveykim hele kanatlan;
Sana yol vermeyen rüzgar sıkılsın!

Akıncımız akıp gitti dönmedi,
Gitmeyip kaçan firarî sıkılsın!

Millet ruhu beklenmezdi devrildi,
İmdada koşmayan kollar sıkılsın!

Mimarlar çekilip gittiler çoktan,
Çıraklık bilmeyen kullar sıkılsın!

Var olup boy attı "bâtıl" bir yoktan,
Şimdi revaç gören yalan sıkılsın!

Ey canını fedâya and içmiş baş!
Sen çek git yoluna, kalan sıkılsın!

M. Fethullah Gülen

********

KALK EY YİĞİDİM...

Kalk ey yiğit uykudan!.
Kalk ki bağrımda nâlân..
Sensiz geçen günlerde,
Geziyorum dünlerde;
Hep mahzun ve kederli,
Bizleri terk edeli.

Yiğidim görün artık!
Görün ki çok bunaldık.
Canlarımız gırtlakta,
Son kelime dudakta;
Gülümse milletine!
Susadık himmetine...

Kalmadı hiç gücümüz;
Bizler bir sürü öksüz,
Hep itilip kakıldık,
Dört bir yana atıldık;
Hicran üstüne hicran,
Dahasınayok derman...

Her gece hayâldesin,
Sözlerde, dillerdesin,
Bir ömür boyu böyle..
Gel artık bir şey söyle!.
Ne olur acı bize!..
Yıkılıp geldik dize...


*********




IŞIK ADAM


Belirdi bir kır atlı;‎
Başı gözü polatlı;‎
Gözler buğulu, nemli,‎
Üveyk gibi kanatlı...‎

Geliyor dolu dizgin,‎
Yüreği dertle ezgin..‎
Izdırap çekmiş belli,‎
Duyguları pek engin.‎

Ululardan bir ulu,‎
Heyecanla dopdolu;‎
Dokunsan ağlayacak,‎
Allah'ın sâdık kulu.‎

Bir gariplik sesinde,‎
Yalan yok çehresinde..‎
Bakanlar anlayacak,‎
Işık var çevresinde.‎

Sür atını durmadan,‎
Kalmadı bende derman;‎
Ey metâı nûr adam!‎
Yok fevt edecek zaman.‎

Sakın geç kalma zinhâr!‎
İçim hasretle yanar;‎
Kalmadı başka sevdam,‎
Ağar ufkumda ağar..!‎

Artık bende'nim bende'n,‎
Ayrılmam asla senden!‎
Gösterdiğin bu yolda,‎
Vazgeçtim cân u tenden...‎

Sorma kim olduğumu!‎
Düşüp-doğrulduğumu;‎
Ermişim ummanına,‎
Duymam boğulduğumu...


Muhammed Fethullah GÜLEN

******************

Bayram Sevinci

Ölüm ayrılık ama, bize bayram sevinci,
Hoşnut ise Yaradan yolda bulunmuş inci.

Gözsüzlere bu dünya nefsânîlik meşheri,
Germiş ağını bekler her bucakta bir peri...
Bu büyülü iklime kendini salan insan,
Serâzâd arzularla yaşar hemen her zaman.

Sarar rûhunu simsiyah perdesiyle yokluk,
Akar gönlüne tasa ve keder oluk oluk.

Ölüm bize dümdüz yol, onlara bir sarp yokuş;
Hakk’a varan yollarda yokuşlar bile pek hoş..!

İnançsızın murâdı her zaman Kâfdağında,
Dünya İrem olsa da onunki sel ağında...

Bizse, yatar kalkarız ama ekinler gibi;
Onlara göre ölüm bir çukur ki yok dibi.
Doğrulun kör yığınlar, doğrulun O’na dönün!
Gelmeden, akın-karanın ayrılacağı gün...

Yaradan bağışlar, rahmeti kahrından artık,
Biraz döğünün kapısında ağlayın artık!

Ceyhun olan göz yaşı eritir dağı-taşı,
Gönülde hüzün ağı her ibâdetin başı...

Gerilin yay gibi uçun semâviliklere,
Eğilmesin başınız yerdeki gölgelere..!

Yolda ölüm olsa da, bize bayram sevinci,
Hoşnut ise Yaradan yolda bulunmuş inci...

'M.F.G'

**********

Öteler Üzerindeki Kaneviçe

Zümrüt gibi yemyeşil tepelerin üstünde,
Neş’elerimizi gıcıklayan ses ve soluk;
Dört bir yanda Cennet çeşmeleri oluk oluk;
Sarıyor her an rûhları ayrı bir mutluluk
Ebedî vuslata açılan kapı önünde...

En sihirli renkleriyle gül, papatya, zambak,
Menekşe, yâsemin ve yapraklarda jâleler;
Mahmur bakışlarıyla sümbüller ve lâleler;
Renk-ışık arası gelip giden pervâneler,
Uçuşup cilveler çakıyorlar yaprak yaprak.

Güzelliklerin akıp gönlümü sarışında,
Pusu kurmuş gibi duran yanılmaz rehberim:
Duygular; onlarla sezer onlarla severim;
Onlarla kâinatı apayrı hissederim
Şu renk renk tüllenen âlemin her karışında.

Rûhun sıçrayıp sonsuza açıldığı yerde,
Belirir hayalimde mânâlardan birer iz;
Gâipten gönlüme bir şeyler fısıldar sessiz;
Anlaşılmaz bir dille ki harfsiz, kelimesiz,
Sanki gök kapıları gıcırdar az ilerde...

İşte bu noktada varlığı dinlerken insan,
Gönlünde hep Sonsuz’un nağmelerini duyar;
Ovalar, obalar ve sahillerde her bahar,
Bir zamanlar yitirdiği Cennetleri arar;
Duygularında yan yana ümit ve de hicran...

Mecnun gibi rastgeldiği her şeyi kucaklar;
Otu, ağacı, taşı, toprağı, tüm varlığı..
Aynı görür her zaman ışığı, karanlığı,
Hep rızayla karşılar hastalığı, sağlığı,
Kul olsa da âdeta sultanlar gibi yaşar.

'M.F.G'

_________________


Elif gibi yalnızım,
Ne esrem var, ne ötrem.
Ne beni durduran bir cezmim,
Ne de bana ben katan bir şeddem var.
Ne elimi tutan bir harf,
Ne anlam katan bir harekem...
Kalakaldım sayfalar ortasında.
Bir okuyan bekledim,
Bir hıfzeden belki...
Gölgesini istedim bir dostun med gibi…
Sızım elif sızısı...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://kutluforum.bedavaforum.biz
@bdulKadir
Adminstratör
avatar

Mesaj Sayısı : 6380
Rep Gücü : 10014422
Rep Puanı : 97
Kayıt tarihi : 17/03/09
Yaş : 54
Nerden : İzmir

MesajKonu: Geri: Hoca Efedinin Şiirleri   Çarş. Mart 23, 2011 7:27 am

Yüzü Yerde

Yüzü yerdedir her dem kimde kemâl var ise;
Burnunu diker gezer varsa onda nakîse.

Haddini bilmez azar, kendi kuyusun kazar,
Dış yüze “Durmaz sızar” içte olan ne ise.
Nefsi herkesten hakir, yaşlanıp olmuş bir pîr,
İçi-dışı bütün kir yârânı ağyâr ise...

Başını almış gezer, ne anlar ne de sezer,
Hayale inci dizer şeytanlara yâr ise.

Gönül bir tahtırevan muhabbet onda sultan,
Cennete girer insan hep sevgi arar ise.

Hak kullarını sever, kullar Cennete iver,
Kimi dizini döver, eğer o gaddar ise..

'M.F.G'

*********************

Mahzûn Dağ

Tarih gibi çok eski, kendin gibi de sanlı,
Bir ulu kavgadan muzaffer çıktın ki şanlı;
Birkaç düzine canlı, üç beş fert de imanlı;
Gelip konmuştular bağrına mahzun, hicranlı...
Sendin dağlar arasında o biricik namlı,
Lutf u gazabı birleştiren yüce unvanlı!
Şimdi binbir ızdırapla sessiz ve de gamlı;
Az ötedeki bir hercümerçten ki çok kanlı..
Tûfanla yok olan milletten daha buhranlı;
Kaldıkça baş ucundakiler hep hafakanlı;
O aşılmaz zirven kalacak dâim dumanlı..!

'M.F.G'

********************

Zaman Asimetrisi

Zaman gelip geçmiş hissizlere ne!
Tulûu, gurûbu gözsüz ne bilir!
Körler üzerinden geçse de sene,
Zaman der inler, zaman der esirir..
Zaman kaynayan bir güğüm,
Zaman iç içe bir düğüm.
Geçen günler defterlerde hâtıra,
Defterler muhasebe kefesinde..
Sıkıştırılmış bir-iki satıra,
Hüzünlü melodi ölgün sesinde.
Ömür hazan vurmuş yaprak,
Yerlerde sürünen bayrak...
Zaman fıkır fıkır her yanı işve,
Çapkınlara tuzak bir karadelik;
Farkedinceye dek hep tatlı neşve,
Beylik sayılan bir sefil kölelik..
Aydınlık rûhlar öğünsün;
Gafletli başlar döğünsün...
Onda sonsuzluğa uzanan yollar,
Onda meknî ebediyet şuuru;
Bizi kucaklayan ışıktan kollar,
Kapalı fânusta sırlar menşuru...
O “Ben O’yum” dediği sır,
Darda kalmışlara Hızır...

'M.F.G'

****************

Nefis

Nefis insanın özü, ifadesi ve hızı,
Hep değişik havalar çalar elinde sazı.

Ona takılan er-geç sürüklenir zevâle,
Bir bilinmez yolla ki, gelmemiştir hayâle.
Nefsiyle insanlar hem diridir hem de ölü,
Ölüp gidenler benlik mezarına gömülü...

İnsanî duygular birer za’f, nefis bir avcı,
Onun ağına düşmek acılardan da acı...

İnsan bu serkeş ata gem vurup bağlamalı,
Ona her takılışında bin yıl ağlamalı..!

Nefisle rıza ufkuna ulaşanlar da var,
Savaşır onunla ve her yerde Hakk'ı arar.

Şölene gider gibi yıldızlar arasında,
Rûhlara komşu olur göklerin verâsında.

İlerler nûrdan tâklar altında zaferlerle,
Buluşur bu ışıktan iklimde meleklerle.

Nûrlar köpürür durur, bozgun yaşar karanlık,
Bu mavilikte, nefis de rûh gibidir artık.

Uçar sürekli melek kanatları altında,
Erer göz görmemiş sürprizlere Hak katında.

Hep renk ve ses yağar bu atmosferden içeri,
Göklerde kudsîlere yağar onun benzeri...

Mekânlar silinir-gider, zaman mevhumlaşır,
Bu ufka eren nefis, gider Hakk'a ulaşır...

'M.F.G'

*******************

MİLLET RUHU

Bir yiğit vardı gömdüler şu karşı bayıra...
Arkadan kefenini, gömleğini soydular.
“Aman kalkar!” deyip üstüne taşlar koydular,
Bir yiğit vardı; gömdüler şu karşı bayıra.

Yiğidim, hele anlatıver olup biteni!
Sen dertli, vatan dertli, oturup ağlayalım...
Ağlayıp da sînelerimizi dağlayalım,
Yiğidim, hele anlatıver olup biteni. ü



Ses ver yiğidim, yoksa beni duymuyor musun!
Yıllar var ki hep hayâlinle oynaşıyorum,
Kalkıp geleceğin ümîdiyle yaşıyorum...
Ses ver yiğidim, yoksa beni duymuyor musun?!

Sırtımda ârdan bir gömlek, yılların vebâli,
Ümitle ışıldayan gönlüm, seni bekliyor;
Kâh göklerde uçup, kâh yerlerde emekliyor.
Sırtımda ardan bir gömlek, yılların vebâli.

Her tarafta harâb eller, baykuşlara bayram,
Köprüler birbir yıkılmış ve yollar yolcusuz,
Gelip uğrayanı kalmamış çeşmeler, susuz..
Her tarafta harâb eller, baykuşlara bayram.

İrâdelerde çatırtı, ruhlarda müthiş şok,
Târihi yağmaladı bir düzine tâlihsiz;
Değerler altüst oldu, mukaddesât sâhibsiz,
İrâdelerde çatırdı, ruhlarda müthiş şok.

Tıpkı rüyâlarda olduğu gibi diril, gel!
Beyaz atının üzerinde bir sabah erken;
Gözlerim kapalı rûhumda seni süzerken
Tıpkı rüyâlarda olduğu gibi diril, gel!"



******************



Anne inleyen bir ney, anne hicrandan yumak,
Gözleri buğulu, nemli ve her zaman zâr zâr...

Kaderidir annenin ocaklar gibi yanmak,
Hep hüzünlü eser onun ikliminde rüzgâr.
Kuşlar gibi titrer o güneş yüzlü nevhayâl,
Sîmasında alacakaranlık endişesi...

Her mevsim ayrı bir ızdırap, ayrı bir melâl;
Dilinde özleyişlerin sihirli bestesi...

Sînesi sımsıcak, çehresi de îmâlıdır,
Semtinde herdem bir büyülü râyiha eser.
Duyguyla süzülmüş gözleri hep hummâlıdır,
Altın şakaklarında sarı güller gibi ter.
Rahmet-zahmet iç içe... bilmez geçen zamânı,

Ne yazları, ne kışları, ne renkli bahârı,
Ne gurûbu ne de şafağın söktüğü ânı,
Her zaman duman dumandır o nazlı efkârı...

Bir kuluçka gibi sancılı gecelerinde,
Hep şefkatle çarpan kanat sesleri duyulur...
Amansız hislerin öldüren pençelerinde,
Yüreği bir matkap salınmış gibi oyulur.
Elemi çok olsa da şekvâsı işitilmez,
Bir Eyyûb sabrıyla göğüsler hiç-olmazları...

Onda ızdırap bitmez, acılar dinmek bilmez,
Sönmeyen bir azimle aşar aşılmazları.
Kanmaz aslâ sevmeye, O sevgiye susuzdur,
Şâire "su" dedirten hisle "evlât" der inler.
Herkes derin uykularda iken o uykusuzdur,
El açar Yaratan’a balalarını diler...

Yürüdüğü yol, onun hislerinin yoludur,
Durmaz, bir süvâri gibi yürür dolu dizgin...

O, yeryüzünde en ululardan uludur,
Sînesi meleklerin sînesi kadar engin...



Zambaklar gibi sihirli çehrende,
Varlığımı kucaklayan bir ışık;
Duydum o duyulmazları sînende,
Sen bir rüyâsın benim için artık...

Nûru öteden pırıl pırıl sîman,
Ukbâ derinlikleriyle büyülü...

Tülleniyor hülyâlarımda her an,
Ölümsüz rûhunun bembeyaz tülü...

Bir yâd-ı cemîlsin, kabrin sîneler,
Hazan yaşamıştın; ölüm bahârın...

Duâyla gerilmiş bütün gönüller,
Berzah yamaçlarında bestekârın.



M.FETHULLAH GÜLEN

************

Hak Erleri...

Gölgesine pervaneler kosar kudsilerin,
Sineleri günesin tac tabakasina denk...
Inim inim ve güvercin kalbi gibi ürkek,
Cennetler kadar sirin sonsuzluk kadar derin;
Gölgesine pervaneler kosar kudsilerin.

Bir ayna gibi parlayan cehrelerinde,
Öteden esip gelen nur huzmeleri caglar.
Bin râyihayla eser iklimlerinde rüzgar;
Sonsuz sükûna ere insan cevrelerinde...
Bir ayna gibi parildayan cehrelerinde.

Hayat üfler gecerler, gectikleri her yere,
Avuclari icinde toprak altin kesilir...
Ve seker-serbet olur dudaklarinda zehir,
Hayat üfler gecerler gectikleri her yer.

Sözleri Sonsuz’un ceraglari gibi pâr pâr,
Ufuklarinda bulut, bulutlar da yüklüdür...
Sinelerinde magma, magmalar köpüklüdür,
Söyler, söz cevherinden cesmeler akItIrlar.
Sözleri Sonuz’un ceraglari gibi pâr pâr.

Büyülü soluklarindan gebe kalan zaman,
Bir kutlu dogum sancisiyla hep kivrim kivrim.
Ve anladik, bu milletin, bu, benim baharim!
IsIgInI, rengini öbür âlemden alan...
O büyülü soluklara gebe kalan zaman...

(M. Fethullan Gülen)

*************

Aç Kapını

İltifât et aç kapını bendeni sevindir.!
Nağmeler sun ruhuma ötelerin dilinden;
Sun ve gönlümü saran hafakanlarımı dindir.!
Sunduğun gibi nâçârlara kendi elinden.
Sensin o tek merhametli bana da bir ihsan,
Lutfeyleyip yolumu otağına çevir.!
Yol boyu her dönemeçte nezdinden bir bürhan;
Sal ufkuma ahdini emânıma yetiştir!
İç içe gurbetteyim, yok gurbetlerin dibi,
Ağarsın ak günler, ersin zulmetin eceli.!
Sensin bu gamnâk gönlümün Biricik Sahibi,
Herkes gibi ne olur bana da bir tecellî.!
Ve her ân yepyeni bir vuslat heyecanıyla,
Gönlüme o derin sevginin zevkleri insin.!
Hep kanatlansın ruhum aşkının tufanıyla.
Hicranla köpüren ızdıraplar bir bir dinsin!
Duyayım kalbimde tecellî ettiğin ânı.
Ve bakışlarım sonsuzun rengine boyansın!
Göreyim şevkin vuslata döndüğü zamanı...
İsterse artık her yanım ateşlere yansın...
Bir sırlı âlem ki güneş tıpkı bir bengisu,
Madde çözülüp mânânın bağrında erimiş;
Ruh tecellî avında ve gönül kurmuş pusu,
Herkes bir büyülü temâşâ ufkuna ermiş...
O yerde O’ndan başka hiçbir şey işitilmez,
Kulaklara çarpan ses duyguların bestesi;
Saatler 'tik tak' ve günler doğup-batmak bilmez,
Zaman, mekan bilinmezin sırlı hendesesi...

(M. Fethullah Gülen)

****************

Allah ve İnsan ...

Tekmil insanlık her an Allah duygusuna aç,
Zihinler şirâzesiz, zihinler O’na muhtaç.!

Sezer her zaman apak vicdanlar bu duyguyu,
Düşünce çıkmazları Rabb’e ulaşma koyu...

İlmin o engin ufku, mantıkın hünerleri,
Doldurmuyor imandan boşalan o yerleri.

Bir sürü ulemâ ve bir sürü de filozof,
Nazariyeleri çarpık, düşünceleri kof.

Ne fikirlerinde sadra şifa veren beyan,
Ne de madde ötesini olduğunca duyan:

Bunlara bakarsan, her şeyin mebdei meçhûl,
Bütün eşya sebepsiz sonuç, illetsiz ma’lûl...

***

Oysa, her renkte ve her seste O’ndan bir mânâ,
Rûh ve hikmet ufkunda her şey insandan yana:

Varlık O’nun nûru, o Nûr’un dalgalanışı,
O, hem varlığın hem de hâdiselerin başı...

Bu sırrı kavrayan gönüller oturaklaşır;
Ancak oturaklaşan rûhlar O’na ulaşır.

Gözsüz görmese de, her yanı O kaplamakta,
Kalbe her zaman bu ilâhî nisbet akmakta..

Bütün hisler O’na uyanmakta perde perde,
Bir vuslat yörüngesinde ki, biraz ilerde...

Her tarafta kevserden gürül gürül çeşmeler,
Her yanda insan-Allah bestesinden nağmeler.

Fikir bu ufka erip gönülle birleşince,
Ayrı bir visal kapısı açılır her gece.

Bu eşiği aşan rûh kendi özüne erer..
Ve der durur: Var olmaktan gâye buymuş meğer...

Tekmil insanlık her an Allah duygusuna aç,
Zihinler şirâzesiz, zihinler O’na muhtaç.!

Sezer her zaman apak vicdanlar bu duyguyu,
Düşünce çıkmazları Rabb’e ulaşma koyu...

İlmin o engin ufku, mantıkın hünerleri,
Doldurmuyor imandan boşalan o yerleri.

Bir sürü ulemâ ve bir sürü de filozof,
Nazariyeleri çarpık, düşünceleri kof.

Ne fikirlerinde sadra şifa veren beyan,
Ne de madde ötesini olduğunca duyan:

Bunlara bakarsan, her şeyin mebdei meçhûl,
Bütün eşya sebepsiz sonuç, illetsiz ma’lûl...

***

Oysa, her renkte ve her seste O’ndan bir mânâ,
Rûh ve hikmet ufkunda her şey insandan yana:

Varlık O’nun nûru, o Nûr’un dalgalanışı,
O, hem varlığın hem de hâdiselerin başı...

Bu sırrı kavrayan gönüller oturaklaşır;
Ancak oturaklaşan rûhlar O’na ulaşır.

Gözsüz görmese de, her yanı O kaplamakta,
Kalbe her zaman bu ilâhî nisbet akmakta..

Bütün hisler O’na uyanmakta perde perde,
Bir vuslat yörüngesinde ki, biraz ilerde...

Her tarafta kevserden gürül gürül çeşmeler,
Her yanda insan-Allah bestesinden nağmeler.

Fikir bu ufka erip gönülle birleşince,
Ayrı bir visal kapısı açılır her gece.

Bu eşiği aşan rûh kendi özüne erer..
Ve der durur: Var olmaktan gâye buymuş meğer...

****************

Füsunlu Işık

Söyler Seni yüz bin dil ile dağlar, dereler,
Her yanda tül tül esmâ ve sıfâtın görünür..
Duyunca adını her gönül ürperir-inler,
Çehreler büyülü bir mehâbete bürünür...

Vücudun aynasıdır varlık bunda şüphe yok;
Her canlıda Cemâlinden bin bir edâ gizli;
Münkirlere olmasa da mü’mine şahit çok:
Gördüğümüz her şey âdeta lâhut benizli...

Füsunlu ışığın gerçi her simada ayân,
Bunu güzelliğine âşinâ olan görür.
Renkler, şekiller, sûretler Seni anar her an;
Seni anar insanlar, anar ve Sana yürür.

Tesbih etmeyen var mı Zâtını bu cihanda?
Bütün eşyâ Senin şem’ine pervane döner;
Vuslat duygusu her sînede bir kara sevda,
Kara sevdalı olmak bile pâyeymiş meğer..

Bırakma hicranlara açık tahtımla beni!
Lütfedip vuslatınla rûhumu âbâd eyle!
Yakma ikbal bilmeyen kara bahtımla beni!
Bir nîm-i nigâhla olsun gönlümü şâd eyle!

Gönder ışığından rûhuma sönmeyen bir nûr!
Zuhûl etmeyeyim gayrı varlığından asla;
Ne olur insin artık mahzun gönlüme huzûr,
Kalmasın va’dinin is’âfı bir başka fasla..!

'MFG'

**********************

Soyumun şarkısı
Soyumun gezdiği bahçede güller açarmış,
Dudağında kıpkızıl kan, yanağında jâle;
Sabâyla salınan zülüfler koku saçarmış,
Alev alev yanan sînelerdeki âmâle...

Yaprak sesleri arasında bülbül nağmesi,
Gelip kulaklara çarpan mâhûr âhengiyle;
Tıpkı Cennetlerin tüllenen lâtif ma'kesi,
Hiç ölmeyen güzelliği, solmayan rengiyle...

Her yan bir "Bağ-ı İrem" bu bahar ülkesinde,
Buhurdanlar gibi hep tütüp-duran sîneler,
Solukladıkları ölümsüzlük bestesinde;
Neşeyle soluklandılar aylar ve seneler.

Ay, Güneş başka duyulurdu onun bağrında;
Goncalar tüllenirken çiçekler arasında.
Her gün bir başka fasıl bahçesinde, bağında,
Güzellikler tüterdi akında karasında...

Böyle bir dünya bugün hayâl sayılsa bile,
Ölümsüz sesler duymuştuk o altın günlerden,
Geçerken evlâd-ı fâtihân debdebesiyle,
Tarih ürpererek ayağa kalkmıştı birden.

Harıl harıl at üstünde bir karanlık gece,
Uçmuştuk üveyk gibi ışıktan kanatlarla..
Işıklarıyla aydınlanmıştı her bilmece,
Savaşmışlardı her dem köhne kanaatlarla...

Alıntı

*****************

Öteler İştiyâkı

Esip sarınca rûhları dört bir yandan hazan,
Yalnızlık ayrı bir dert, ülfet ayrı bir çile..
Göçmeye hazırlık var, bilenlerde hafakan;
Vedâlaşma zamanı bundan böyle hepsiyle...

Dünya denen bu ise, tam ifritten bir azap,
Gönüllerde burkuntu, dimağlarda bir sancı.
Artık yaşamak dert, onu duymaksa ızdırap,
Bilmem nasıl geçecek hiç dinmeyen bu acı..?

Yetiş ey Ebedî Dost, yetiş ki pek bunaldım!
Kılıcım kesmez oldu, terkeşimde tek ok var;
Aşılmaz bu tepeler Sen olmadan, inandım..
Ve inanç kuşağında yâr oldu bana ağyâr...

En tatlı hülyâlarla koşayım yollarında,
Anladım Senden gayri her şey aldatan serab!
Noktalansın bu hayat ölümün kollarında,
Değil mi ki Seni buldum.. buldum Seni ey Râb!

Yaşayıp doydum artık, doyulmayan dünyadan,
İsterse hemen bitsin şu bitmeyen sonbahar;
Fırlasın bu son okum, fırlayıp çıksın yaydan,
Kanıma bedel olsun bakışı şehlâ şikâr...

M.F.G.


_________________


Elif gibi yalnızım,
Ne esrem var, ne ötrem.
Ne beni durduran bir cezmim,
Ne de bana ben katan bir şeddem var.
Ne elimi tutan bir harf,
Ne anlam katan bir harekem...
Kalakaldım sayfalar ortasında.
Bir okuyan bekledim,
Bir hıfzeden belki...
Gölgesini istedim bir dostun med gibi…
Sızım elif sızısı...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://kutluforum.bedavaforum.biz
@bdulKadir
Adminstratör
avatar

Mesaj Sayısı : 6380
Rep Gücü : 10014422
Rep Puanı : 97
Kayıt tarihi : 17/03/09
Yaş : 54
Nerden : İzmir

MesajKonu: Geri: Hoca Efedinin Şiirleri   Çarş. Mart 23, 2011 7:32 am

Öbür Âlem

Gelenler bu dünyaya gidiyor birer birer;
Her gün rûhlara çarpan kederli birkaç haber.
Öteye inanmayan sînelerde burkuntu;
Onlar için çılgınlık saklanacak tek kuytu.
Perişan dünyalarında her şey mâlihülyâ;
Rûhlarında “ebediyet” bir karanlık rüyâ...
Enselerinde hep sopsoğuk yokluğun eli,
Hayat-ölüm iç içe çehrelerinden belli...
Bilginler, “Gitmek tabiîdir!” tesellisinde,
Lâkayt olanlar, nefsin karanlık kafesinde:
Bir şey duymamak için “çakırkeyf” olmak gerek;
Zavallı! Bu hezeyanla eriyip gidecek...

Zaman bir sel gibi akıyor ve durmuyor çark,
Ne zaman sürpriz yapar belli değil son durak..!

İlmin o iddialı huzur tesellileri,
Avutamaz cinnete kilitli delileri...

Bize göre birdir ilk varoluş, son diriliş;
Bu kutlu yolculukta gâye, Sonsuz’a eriş.

Her şey Hakk’a inancın tülpembe dünyasında,
Beklenen mutluluk bu dünyanın arkasında...

M.F.G.

*****************
Manzara

Çoraklaşmış topraklar,
Kurumuş hep otlaklar

Gönlüme hüzün salar
Hazan vurmuş yapraklar

Kulluktan bîzâr kullar
Her tarafda hortlaklar

Çevre frenkle doldu
Sırtlarında fraklar

Nesiller köksüz oldu
Hakikatten uzaklar

Ülkeyi sardı ilhâd
Şehâdetsiz dudaklar

Eskiye olsun inâd
Başlarında kalpaklar

Kime anlatsan bunu
Kalkar seni savsaklar

İlkine uydu sonu
Birbirinden bunaklar

Bir çirkef çark kuruldu
Zift zift akar ırmaklar

Oba ova hep soldu
Yaprak döktü kavaklar

Cehâlete revac var
Tafra tüten çıraklar

Şanlı târihde hasar
Gırtlağında tırnaklar

Gazâ bâğîlik şimdi
Pek hüzünlü bayraklar

Korku ruhlara sindi
Su sızdıran çanaklar

Hayâ iffet yıkıldı
Haramda hep ayaklar

Şeytan rûha takıldı
Hiç durmadan parmaklar

Düşünceye "elvedâ"
Zonklamayan şakaklar

Millet kökünden cüdâ
Antik oldu sancaklar

Gericilik bir yafta
İnsanlıktan ıraklar

Kitaplar artık rafta
Güvelenmiş yapraklar

Hürler köleden beter
Müflis dolu sokaklar

Çökmüş sarayı hanı
Kulübede konaklar

Nerde izzetten eser..?
Kızarmıyor yanaklar

Rüzgar aldı her yanı
Bunu kıyamet paklar.

'M.F.G'

************************

Dâüssıla

Dinliyorum rûhumu gurbetten usanmışım,
Bunca "dâüssıla"ya dayanırım sanmıştım..
Her yeri vatan saymada meğer aldanmışım,
Herkesle hemdem olacağıma inanmıştım...

Bir yüce mefkûreye koşarken nefes nefes,
Ülkemde yaşayıp orda ölmek hayâlimdi;
Bir gam melodisi bu yerde duyduğum her ses,
Yutkunuyorum belirsiz duygularla şimdi.

Hiç bilmem gönlümün bu sevdâdan bıktığını,
Yer yer bükülmüş olsa da irademin kaddi;
Kim görmüş Mecnun’un Leyla’yı bıraktığını,
Hep bu oldu dünyada düşüncemin serhaddi.

Bir buz gibi gözümde her sabah doğan güneş,
Kâbuslar gibi çöküyor çökünce her gece;
Gündüzler burada kabir karanlığına eş,
İnsanlar ufuksuz, hayatsa tam bir bilmece..

Renkler bir darlığın ağında, hepsi de gri,
Anlamsız birer tümsek o koca gökdelenler;
Duygular derbeder, düşüncelerse serseri,
Bir hiçe bağlı burada doğanlar, ölenler.

Düz günler monoton, bayramlarsa bir karnaval,
Âdeta bir çöl gibi bana bu koca diyar;
Izdırap tam ızdırap, neş’enin rengi melâl,
Hazanla inim inim duyduğum yaz ve bahar.

Vermiyor bencesini zevk u safanın hayat,
Fecre kapalı sanki gönlümdeki tepeler;
Hep ümide koşsam da, sarsılıyor hissiyat,
Kaplıyor ufukları siyah siyah perdeler.

Yok yaşamanın bu diyarda ölümden farkı,
Sisli-dumanlı geçiyor inadına zaman;
Duyulmuyor hiç hayattan dinlediğim şarkı,
Tın tın nabızlarımda rûhumdaki hafakan...

İç murakabe deyip kendimi dinliyorum,
Gördüğüm çerçevede yapayalnız efkârım;
Bir mum macerası; yanıyor ve eriyorum,
Olsaydı aydınlatmak bari yanarken kârım!.

'M.F.G.'

***************

Duyuşlar

Yollardayız her zaman, iman, azim iç içe,
Yürüyoruz durmadan önümüzde tepeler..
Masmavi ümitler fecrinde her gün, her gece,
Nurlu bir şafak gibi tülleniyor öteler...

Gül kırmızı ufuklar, apaçık nûra gebe,
Zirveleri kolluyor güneşin hüzmeleri..
Aşıldı ve aşılıyor bir bir her engebe;
Bahar var az ötede ilkinden de ileri.

Yolcusuyuz sahilsiz enginlerin tâ dünden,
Gözlerimiz pâr pâr, gönüllerimizde huzûr;
Hep uhrevî neşveler duyuyoruz derinden..
Ve Cennet kokuları geliyor buhûr buhûr...

İçimize hüzme hüzme ışıklar yağıyor,
Görüyor gibiyiz o ak çağları şimdiden;
Geceler hırıltıda tan yeri ağarıyor..
Ve derken geçmişle buluşuyoruz âniden.

Baharlar çağlıyor hazan estiği yerlerde,
Meltemle fısıldaşıyor her yanda yapraklar;
Ukbâ nağmeleri duyuluyor perde perde,
Şimdi başka türlü dalgalanıyor bayraklar...

Yürüyelim durmadan az ilerde son nokta,
Hayat bir sırlı rüyâ, iman da bir tatlı ses;
Yaşanan şu ömrümüz bir ezelî plâkta..
Var olmak ne güzel, âkıbet ondan da enfes.!

'M.F.G.'

**********************

Geçmiş ve Gelecek

Arkada kalmış bir yaz gibidir geçen yıllar,
Sîneler mahrumsa sonsuza açık ufuktan.
Hicrana varır o şen-şakrak yürünen yollar,
Habersiz akıp giden ömürler için Hak’tan...

Hüzünle inler durur şen vâdiler, şûh dağlar,
Güllerin çehresinde damla damla soğuk ter..
Mâtemle tüter her yer, her yanda hazan çağlar.
Kederle yaşanan bu ömür, kederle biter.

Yeis esirir durur bu kıpkızıl dünyada..
Ve kasvetle kararır ufuklar perde perde..
Her mevsim kış gibi geçer, kışlar da ard arda,
Cehennem’e denktir günler bu uğursuz yerde.

Bilinmez bizim iklimde ne tasa ne hüzün,
Her sabahı, her kuşluğu, her akşamı hazdan..
Tadı, neş’esi, ışığı, büyüsüyle her gün,
Ümit fısıldar geçer Cennet gibi bir yazdan...

'M.F.G'

***********************

Var Olma Sevinci

Var olmayı idrak insana büyük mutluluk,
Ölmezliğe, solmazlığa erer bu imanla...
Hasretle yanan sînelerin hasreti yokluk,
İnler dururlar her zaman ayrı bir hicranla...

Bin bir kaosun kol gezdiği iklimlerinde,
Ne bir şafak ağarır ne de bir güneş doğar.
Ağıtlar duyulur her zaman çevrelerinde;
Yeis nâralar atar, zulmet ışığı boğar...

Varlık acı bir hülyâ, ölüm korkulu rüyâ;
Bütün bir hayat boyu düşer, kalkar, sürünür..
Ve dört bir yanıyla cehennem kesilen dünya,
Ölüm soluklar ve gayyâlar gibi görünür.

Bir başkadır yaşamak bizim iklimimizde,
Ne tipi-boran duyulur, ne de hazan ağlar.
Zamanın zümrütleştiği bu uhrevî yüzde,
Her an ayrı bir bahar olur neş'eler çağlar...

Gurûplar hep vuslat perdesi aralar geçer;
Şafaklar toyla-düğünle ağarır her gece.
Rûh bu hülyâlarla en sezilmezleri sezer;
Çözülür, çözülmeyen o bir yığın bilmece...

Duygular köpürdükçe yollar inişe döner,
İnsan kanatlanır yürür tepelere inat;
Her dönemeçte pırıl pırıl ayrı bir fener,
Sönmeyen ışık kaynağından ki, odur murat...

'M.F.G'

*******************
Bir Kaşık İrfan

Haberi yok çoğunun bu yaşanan dünyadan,
Hezeyanla geçiyor sabahlar ve akşamlar.
Seyrediyor varlığı sisli-paslı bir camdan,
Dolaba bağlı yolda, yolunu kesmiş yollar...

Birşey gördüm sanıyor, gördüğü sis ve duman,
Zannınca yol alıyor, mesafeler ayarsız;
Bir ömür boyu alıp satıyor hiç durmadan;
Ama, kantarlar vefâsız, kıstaslar vefâsız...

Hakikata kapalı, rüyâlarla avunur,
Ölçer büyüklüğünü ikindi gölgesinde;
Çukur yanında, düz yerdeki çalım ve gurur,
Zannediyor kendini zirveler zirvesinde...

Âlemi hor görme, bencillik, kibir ve caka,
Küçüklüğe emâre ne varsa hepsi onda.
Ne halka yararlı bir işi var ne de Hakk’a;
Pesbayağı bir rûh ki görünme sevdâsında.

Çehresine bakarsan kömür elenmiş gibi,
Mânâsız bakışlarında mecnûnca gülüşler;
Bir kaşık çalsan irfanına görünür dibi,
Sırf bir aldatmaca o aydınca görünüşler.

'M.F.G'

***********************

Çekişen Dünyâlar

İnanan ruhlarda şefkat, inançsızlar hissiz;
Mü’minler merhametli, münkirler merhametsiz;

İnananlar, her şeyde O’nu hecelemekte..
İnançsız dimağlarsa, ömür boyu hayrette;

Yapayalnızdırlar, beşikten mezara kadar,
Bu kara yalnızlıkta bir sürü ızdırap var:

Dünya bir derin kuyu, sonu ölüm çukuru,
Yollar zaman tüneli, boru içinde boru.

Önde karadelik, arkada ölüm ejderi,
Ne bir adım ileri, ne de bir adım geri...

Ufku şafak bilmez, hazan sarmış baharını,
Bedbinlik, ümitsizlik karartmış her yanını.

Bizim ufkumuz rengârenk; mavi, kırmızı, mor,
Her yerde renkten cümbüşler O’nu heceliyor.

Çevremiz pırıl pırıl nûr, buğu buğu huzûr,
Her yörede âhenk, her yanda ayrı bir sürûr!..

Kevserler çağlıyor; kevserler etrafında biz,
Suyu kesilmez çeşme akıyor sessiz sessiz...

Hiç durma sen de yürü bu iklime ve kurtul..!
Kulluklardan sıyrıl, oluver sırf Allah’a kul...

Bak her şeyde ölgünleşme, her şeyde tükeniş,
Öyleyse, koş ölümsüzler kervanına yetiş!

'M.F.G'

*****************

İnancın Ak İkliminde

Kuşlar gibi pervâz etmekte sonsuzluğa rûh;
Gönlündeki iç içe sırlı merdivenlerden.
Her taraf aydınlık, her yanda ayrı bir vuzûh;
Bin bir çeşit ışık dalgasıyla ötelerden.

Önünde sonsuzluk, ilerde nûrdan ırmaklar;
Orda rûhânîler ebedî sükûna dalmış.
Asla hazan görmeyen zümrüt gibi yapraklar;
Bu ölümsüz ülkede olduğu gibi kalmış...

Hiçbir karanlığın uğramadığı bu yerde,
Ukbâya uzayıp gidiyor o aydınlık yollar;
Dostun cemâline erildikçe perde perde,
Vuslat şevkiyle yaylar gibi gerilen kullar...

Dalgalanır, hep denizler gibi köpürürler;
Binlerce mevce kovalar binlerce mevceyi.
Yok olarak gelenler varlığa bürünürler,
Çözülmüş bulurlar o çözülmez bilmeceyi...

Yıldızlarla diz dize.. rûhsa o Bilinmez’le,
Başlar; hayal edilen âlemler belirmeye.
İç içe girer artık “sezilen” “sezilmez”le;
İnsan ezelden teşne bu menzile ermeye.

Hülyâ bu âlemlerin altın kanatlı kuşu,
Engelleyemez onu ne deniz ne de kara;
Kanat çırpar yükselir ve sürdürür uçuşu,
Gün gelir sığmaz olur sınırlı ufuklara...

'M.F.G'

*************

Emekleme ve Bekleme

Kaç mevsim oldu yollarda zelil ve derbeder,
Gökte uçanlara inat hep emekliyoruz.
Hâlimiz mezardakilerin hâlinden beter,
Sırlı bir nûr kapısı açılsın bekliyoruz...
Ayaklarımızda zincir, boynumuzda kement,
Sürüm sürümüz, sürüm sürüm bütün insanlık.
Yazık! Süründürülüyor bir koskoca millet,
Mukaddesler târumâr, düşünceler karanlık.

Yollarda bekleyenler de var süzülmüş gözler,
Sînelerinde sızı, çehrelerinde hasret..
Yürüyorlar arkalarında ışıktan izler;
Yürüyorlar ve Cennet kevserleriyle sermest.

"Âb-ı hayat" içip ölümsüzlüğe ermişler,
Hülyâları pırıl pırıl, ufuklarında nûr
Daha şimdiden varıp Cennetlere girmişler,
Esiyor çevrelerinde üfül üfül huzûr.

Dört bir yanları hazan bilmez bahçeler-bağlar,
Neş'eyle güler semâ, vuslatla coşar zemin..
Bu dünyada her mevsim, ayrı bir bahar çağlar,
Burada âdeta her şey gökler kadar derin...

'M.F.G'

****************

Nerede O Yeminler

Kadrim bilinmedi deyip darılma!
Bilinmeden göçüp gitti büyükler.
Darılıp cepheden sakın ayrılma!
Himmet bekler taşınacak bu yükler.
Sen azmedip yürü, bilenler bilsin!
Yürü ki zirveler rükûa gelsin,
Zorluklar karşında bir bir eğilsin,
Yolunu bekliyor yerler ve gökler.

Makam arzusu, mansıp düşüncesi,
Pusuda bekleyen menfaat hissi.
Yoktu önce bunların hiçbirisi,
İhlâs tütüyordu bütün emekler.

Bir yangın görürsen söndürecektin,
Koşup hemen içine girecektin,
And içmiştin canını verecektin
Nerde o yeminler ve o dilekler..?

'M.F.G'

http://www.nurforum.org/forum/sairler-ve-siirleri/muhammed-fethullah-gulen%27den/75/

1 2 3 4 5.sayfalar kaldı

Sayfa: 1 2 3 4 5 [6] 7 8 9 Yukarı git

_________________


Elif gibi yalnızım,
Ne esrem var, ne ötrem.
Ne beni durduran bir cezmim,
Ne de bana ben katan bir şeddem var.
Ne elimi tutan bir harf,
Ne anlam katan bir harekem...
Kalakaldım sayfalar ortasında.
Bir okuyan bekledim,
Bir hıfzeden belki...
Gölgesini istedim bir dostun med gibi…
Sızım elif sızısı...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://kutluforum.bedavaforum.biz
EyüP



Mesaj Sayısı : 81
Rep Gücü : 177
Rep Puanı : 28
Kayıt tarihi : 08/11/10
Yaş : 20
Nerden : İzmir

MesajKonu: Geri: Hoca Efedinin Şiirleri   Cuma Mart 25, 2011 6:12 am

Genç Adamı Göremedim Paylaşayım Dedim !

_________________
Hayatta İki Şeye Güveniyorum: Biri; Aynaya Baktığmda Gördüğüme..! Diğeri; Yukarıya Baktığımda Göremediğime.. ♥️
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
EyüP



Mesaj Sayısı : 81
Rep Gücü : 177
Rep Puanı : 28
Kayıt tarihi : 08/11/10
Yaş : 20
Nerden : İzmir

MesajKonu: Geri: Hoca Efedinin Şiirleri   Cuma Mart 25, 2011 6:12 am

Genç adam! Düşün bir yığın dertdi ki asırlık..
Sarmış cemiyeti onulmaz pek çok hastalık.
Milletin heryanı ayrı bir illetle ma’lûl;
Beyinler sarsık, kalbler baygın, devâsı meçhûl..
Meydanlar inliyor; gâyesiz kalabalıklar..
Ve insanlar tıpkı “akvaryumdaki balıklar:”
Şaşkınlıkla gidip kâh sağa tos, kâh sola tos..
Böyle bir topluluk içinde idrâka paydos!
Bunca fezâyîle cemiyet yaşar mı? Heyhât!
Göz görmez, kulak sağır, “kapkaranlık hissiyât..”
Şehirler çirkef oldu, sokaklar zift kanalı;
Gençler serâzât, herşey hürriyet payandalı...
Hayâ yırtılıp gitmiş, iffet ayak altında,
Yalan som altın, aldatma sultanlık tahtında...
Kurt gövdenin içinde yapraklar bir bir solmuş,
Millî ruh derbeder ve millet dâğidâr olmuş...
Genç adam; bu bâdirenin bahâdırı sensin!
Yıllardır, hayâllerde, düşlerde beklenensin...
Doğrul! Kendine gel! Bak tan yeri ağarıyor
Ve ışıklar karanlık ordusunu boğuyor.
Hiç durma koş tulumban elinde dört bir yana!
Göğüsle alevleri bu bir vazife sana!
Yırtılsın bütün zulmetler, belli olsun akyol...
Gel, İslâm emânetin dönmez da’vâcısı ol!
Sensin asırlardan beri beklenen kahraman,
Gel ki, artık dizlerimizde kalmadı derman..!

_________________
Hayatta İki Şeye Güveniyorum: Biri; Aynaya Baktığmda Gördüğüme..! Diğeri; Yukarıya Baktığımda Göremediğime.. ♥️
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Sponsored content




MesajKonu: Geri: Hoca Efedinin Şiirleri   

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Hoca Efedinin Şiirleri
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» Yunus Emre Şiirleri
» EĞİTİCİ FİLMLER
» yav ekmn konuyu açmşn insanı iki bişe yazar=Pp

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
KUTLU FORUM :: İslami ilimler ve dini kültür :: Şiirleri-
Buraya geçin: