KUTLU FORUM

Bilgi ve Paylaşım Platformuna Hoş Geldiniz
 
AnasayfaKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 'Değişme fantezisi'nden uzak durun

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Semanur
Özel Üye


Mesaj Sayısı : 929
Rep Gücü : 2257
Rep Puanı : 18
Kayıt tarihi : 23/06/09
Yaş : 52
Nerden : İzmir'den

MesajKonu: 'Değişme fantezisi'nden uzak durun   Salı Haz. 21, 2011 5:27 am

'Değişme fantezisi'nden uzak durun













İnanan insanlar, sürekli tekâmül peşinde bulunmalı, kalbî ve ruhî
hayatları itibarıyla hep "diriliş"ler yaşamalı; fakat aynı zamanda kendi
öz değerlerine bağlı, değişme fantezisinden uzak ve durdukları yerde
"sabit-kadem" olmalıdırlar.



Onlar, her gün yeni bir duyuş, yeni bir seziş, âfak ve enfüse
ait yeni bir keşif ve yepyeni tahlil ve terkiplerle imanlarını bir kere
daha derinden duymalı, Hak tevfîkine dayanarak inançlarını yeniden inşa
etmeli ve sonra da irfanlarının derinliği ölçüsünde bir aksiyon
sergilemelidirler. Ne var ki, kendi kimliklerinden uzaklaşma, farklı
kültürlerin tesirlerinde kalarak başkalaşma ve öze yabancı bir hal alma
anlamlarına gelen bir "değişim"den korkmalı; bu manadaki bir değişikliği
bozulma saymalı ve kendilerini ondan korumak için farklı vesilelere
sığınmalıdırlar.
BAŞKALAŞMA MARAZI
Zira böyle bir deformasyon, nimetlerin bütün bütün kesilmesine ve
hem insanların hem de toplumun İlahî azaba uğramasına sebebiyet
verebilir. Kur'an-ı Kerim, "Bir millet kendilerinde bulunan güzel ahlâk
ve meziyetleri değiştirmedikçe Allah da onlara verdiği nimeti, güzel
durumu değiştirmez." (Enfal, 8/53); "Bir toplum özündeki güzellikleri
değiştirmedikçe, Allah Teâlâ da onlara lütuf buyurduğu nimetlerini ve
iyi hali tağyir etmez." (Ra'd, 13/11) buyurarak bu hususa dikkat
çekmektedir. Bir toplum, kendisine bahşedilen nimetlere mazhar olduğu
andaki iman, marifet, safvet, samimiyet, azim, kararlılık ve hasbîlik
gibi yüce hasletlerini yitirmedikten sonra, -İlahî âdete göre- o
nimetlerin alınması ve o toplumun derbederliği asla söz konusu değildir.
Aksine, bir heyet-i içtimaiye kendini yücelten ve ayakta tutan bu
üstün vasıfları kaybedince, orta sütun çökmüş ve toplum çatısında
tamiri imkânsız yıkıntılar meydana gelmiş demektir. Şayet, insanlar,
kendilerine bahşedilen nimetlere vesile olan güzel ahlâk ve sâlih amel
gibi meziyetlerden uzaklaşır, bir deformasyona uğrar ve inanmışlığa
yakışan iyi huylarını değiştirirlerse, Cenâb-ı Allah ilahî âdeti
muktezasınca o topluluğa ihsan ettiği nimetlerini keser ve onların kötü
hale duçar olmalarını hükme bağlar. İçten içe çürüyen, bozulan ve adeta
mahiyet değiştiren bir toplum kıymetli bir emanetin emanetçisi
olamayacağından dolayı, Allah Teâlâ İslamiyeti yüreklerinde taptaze
duyacak yeni bir kavim getirir ve emanetini değişikliğe uğramış
kimselerden alıp onlara teslim eder.
Bu itibarla, değişmemek ve hatta değişikliğin en küçüğüne karşı
dahi tavır almak çok önemlidir. Unutulmamalıdır ki, bir çeşit başkalaşan
her çeşit başkalaşabilir. Diğer bir vesile ile zikrettiğim gibi;
İmriü'l-Kays'a isnad edilen bir sözde, "İki şey vardır ki, onları
başlatanlar da nerede durduracaklarını bilemezler: Bunlar, savaş ve
yangındır." denilir. Bu söze üçüncü bir hususun daha ilave edilmesi
gerektiğini düşünüyorum ki, o da "başkalaşma"dır; evet, bir türlü
başkalaşan her türlü başkalaşabilir, dolayısıyla, o kapı hiç
aralanmamalıdır.
Bazen başlangıçtaki çok küçük bir değişim, ileride pek büyük
başkalaşmalara sebep olabilir. Bu mevzuda bir sızıntının meydana
gelmesine bile fırsat vermemek lazımdır. Evet, atalarımızdan tevarüs
ettiğimiz dinî ve millî değerlerimizden herhangi biri ile alâkalı en
küçük bir kayma, daha sonraları önü alınamaz inhiraflara dönüşebilir.
Şayet, insan bu mevzuda nefsiyle hesaplaşırken, vazifeleri icabı bir
zaruret bulunmamasına rağmen, kendi üzerinde başkalaşma emareleri ve
başkalarına benzeme temayülleri görüyorsa, nimetlerin zevalinden çok
korkmalı ve henüz fırsat varken yeniden kendi kimliğine ait
hususiyetlere bürünmeye çalışmalıdır.
TEŞEBBÜH VE İLTİHAK
Resûl-i Ekrem (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz, "Kim bir
kavme benzemeye çalışırsa, o da onlardan sayılır." buyurmuştur. Bu
hadis-i şerifin metninde "başkalarına benzemek" ile alâkalı olarak
"teşebbehe" fiili kullanılmıştır ki, bu kelime tefa'ul babındandır. Bu
babın hususiyeti de tekellüf ifade etmesidir. Bu açıdan, kerih görülen
ve yasaklanan "teşebbüh", insanın başkalarının âdetlerine,
geleneklerine, göreneklerine özenmesi; kendini sürekli onlara benzemeye
zorlaması ve onlar gibi yaşamak için özel çaba harcaması demektir.
Diğer bir ifadeyle, "teşebbüh", insanın, kendi kültürünün ve
tabiatının dışına kayarak, hatta öz değerlerini hafife alarak, saç-baş,
kılık-kıyafet, yeme-içme ve günlük hayat bakımından olduğundan farklı
görünmesi, zorla başkalarına benzemeye çalışmasıdır ve sonuç itibarıyla
"iltihak"a varıp dayanabilecek bir marazdır. Bu mevzuda, biraz esnek ve
gevşek davranan bir insanın, ilk çıkış noktasını unutacak kadar
merkezden kopması, zamanla kendinden bütün bütün uzaklaşması, hiç
farkına varmadan özendiği ve benzediği o kimselere katılması ve Hak
nezdinde de onlardan biri addedilmesi söz konusudur. Binaenaleyh, Nur
Müellifi, teşebbüh ve taklit hastalığına yakalananlara şöyle
seslenmiştir: "Ey uykuda iken kendilerini ayık zannedenler! Umûr-u
diniyede müsamaha veya teşebbühle medenîlere yanaşmayın. Çünkü
aramızdaki dere pek derindir; doldurup hatt-ı muvasalayı temin
edemezsiniz. Ya siz de onlara iltihak edersiniz veya dalâlete düşer,
boğulursunuz."













***************************

Nereye kadar değişim?




17.06.2011












İnsan yüce bir dava uğrunda, üzerine farz olan bir vazifeyi eda
ederken, "Giyim ve kuşamımdan dolayı dışlanmayayım; ilk bakışta ürkütücü
olmayayım!" düşüncesi ve niyeti ile, toplum telâkki, örf, âdet, gelenek
ve göreneklerine göre davranıyorsa, bunda bir mahzur yoktur; hatta
böyle bir düşünce, takdir ve tebcile lâyık sayılır.



Zaman ve mekâna göre, ilk planda insanlara tuhaf gelecek, onları
ürkütecek ve kaçıracak hal, tavır, davranış ve fiillerden sakınmak
lazımdır. Bu mevzuda da "illa böyle olmalı" diyerek tekellüfe girmemek
esastır. Evet, atalarımızdan tevarüs ettiğimiz kaftanımız, cepkenimiz...
çok hoşumuza gidebilir. Fakat bunlar bugün bazı kimselere başka şeyler
çağrıştırıyor, bir kıyafetin ötesinde manaları hatırlatıyor ve ürkütücü
oluyorsa, -dinimizin ve kültürümüzün temel sınırlarını aşmamak kaydıyla-
görüntümüzle de başkalarını kaçırmamaya özen göstermemiz gerekmektedir.
Bir gün muhataplarımız bizi genel karakterimiz, ahlakımız ve evrensel
insanî değerlerimiz ile tanıdıktan sonra, artık ne giyersek giyelim,
nerede ve nasıl olursak olalım, anlayışımıza, halimize ve
davranışlarımıza saygı duyacaklardır ve Allah'ın izniyle ondan sonra bir
problem kalmayacaktır.
Ne var ki, önde, ortada ve sonda sunulacak şeyler birbirinden
farklıdır ve birbirine karıştırılmamalıdır. Uzlaşma, uzlaştırma, hayatı
paylaşma ve eşsiz değerlerimizi âleme duyurma gibi yüce gayelerin tercih
hakkı vardır ve bunlar mutlaka öne alınmalıdır. Bu gayeleri
gerçekleştirmeye matuf olarak yürünülen yolda, fürûat kabilinden olan
hususlar -dinin esaslarını ihlal etmemek şartıyla- ortaya ve sona
bırakılmalı; böylece onların en önemli hakikatlerin duyurulmasının
önünde birer engel teşkil etmesine mani olunmalıdır.
Tabii, kültürümüze ait olmayan şeylerin üzerimizde birer emanet
gibi durduğuna inanmamız da bizim için bir esastır. Yer, konum ve
vazifelerimiz itibarıyla mecbur kaldığımız ya da fayda mülahaza
ettiğimiz kılık-kıyafet, hal ve davranışların üzerimizde geçici olarak
ve zarurete binaen olduğunu hatırdan dur etmememiz lazımdır. Mesela;
"Şunu sırtıma geçirdim ama şöyle bir maslahat gözeterek bunu yaptım!"
düşüncesi zihinde hep canlı tutulmalıdır. Aksi halde, öz kültürümüze ait
olmayan hususları benimseme ve "iyi oldu" deme de hadis-i şerifte ifade
edilen teşebbüh kategorisine girer. O meseleyi bizim aslî hayat
felsefemizin ve dünya görüşümüzün bir parçası gibi algılamak bizi
bizliğimizden koparır ve sürükleyip götürür. Böyle bir durumda, insan
değişim rüzgârının saçıp savurduğu kupkuru bir yaprak haline gelebilir.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
'Değişme fantezisi'nden uzak durun
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
KUTLU FORUM :: İslami ilimler ve dini kültür :: KÜRSÜ-Video Sohbetleri-Yazıları-
Buraya geçin: