KUTLU FORUM

Bilgi ve Paylaşım Platformuna Hoş Geldiniz
 
AnasayfaKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Uykusuzluğa övgü!

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
@bdulKadir
Adminstratör
avatar

Mesaj Sayısı : 6380
Rep Gücü : 10014422
Rep Puanı : 97
Kayıt tarihi : 17/03/09
Yaş : 54
Nerden : İzmir

MesajKonu: Uykusuzluğa övgü!    Cuma Haz. 24, 2011 9:11 am

Uykusuzluğa övgü!


Doğrudur, uykusuzluk yer bitirir insanı.
Bedeni de, zihni de tüketir.
Uyku nimettir; hatta cennettir.
Ama gecenin bir vakti başımızı yastığa koyduğumuzda bir iç hesaplaşmadan
geçmeden; günü dürüstçe temize çekmeden; geleceği dua ederek
karşılamadan...
Uykuya dalıp gitmek bir marifet midir?
***
O yüzden işte...
Her akşam kütük gibi uyuyanlara, kafayı yastığa koyunca dalıp
gidiverenlere ve bunu da çok iyi bir özelliğe sahipmiş gibi ilan
edenlere şaşarım.
Böyle uyumayı beceriyor olmalarına değil...
Uyumadan hemen önce bilincin vicdanla el ele tutuşabildiği o eşsiz anın değerini bilmeyişlerine şaşarım.
Çünkü o fırsat kaçmaz!
İnsan tam o an dönüp geçen günün aynasına bakmalı; geleceğin tedirginliğiyle cesaretle yüzleşebilmeli.
***
Güçlü soruların, samimi hesaplaşmaların neden olduğu uykusuzluğun tadı bazen çok acı olabilir.
Ama emin olun ki...
Uykusuz geçen gecelerin hakkını vermeyenler derin ve güzel uykuların değerini bilemezler.
Ne olur, biraz uykumuz kaçsın!
Kaçsın ki...
Uyanıklığımızda ölçüyü kaçırmayalım!
H.Babaoğlu

_________________


Elif gibi yalnızım,
Ne esrem var, ne ötrem.
Ne beni durduran bir cezmim,
Ne de bana ben katan bir şeddem var.
Ne elimi tutan bir harf,
Ne anlam katan bir harekem...
Kalakaldım sayfalar ortasında.
Bir okuyan bekledim,
Bir hıfzeden belki...
Gölgesini istedim bir dostun med gibi…
Sızım elif sızısı...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://kutluforum.bedavaforum.biz
@bdulKadir
Adminstratör
avatar

Mesaj Sayısı : 6380
Rep Gücü : 10014422
Rep Puanı : 97
Kayıt tarihi : 17/03/09
Yaş : 54
Nerden : İzmir

MesajKonu: Geri: Uykusuzluğa övgü!    Cuma Haz. 24, 2011 9:23 am

http://www.sadakat.net/forum/serbest_kursu/uykuya_elveda_suya_merhaba_deneme-t807.0.html

***********************





Gel Uyan Gecelerde


Ey dîde nedir uyku gel uyan gecelerde
Kevkeblerin et seyrini seyrân gecelerde

Bak, hey’et-i âlemde bu hikmetleri seyret
Bul Sâniini ol O’na hayrân gecelerde

Çün gündüz olursun nice ağyâr ile gâfil
Ko gafleti, dildârdan utan gecelerde

Gafletle uyumak ne revâ abd-i hakîre
Şefkatle nidâ eyleye Rahmân gecelerde

Cümle geceyi uyuma Kayyûm’u seversen
Tâ hay olasın Hayy ile ey cân gecelerde

Âşıklar uyumaz gece hem sen uyuma kim
Gönlün gözüne görüne cânân gecelerde

Dil beyt-i Hudâdır onu pâk eyle sivâdan
Kasrına nüzûl eyler o Sultân gecelerde

Az ye az uyu hayrete var fânî ol ondan
Bul cân-ı bekâ ol O’na mihmân gecelerde

Allah için ol halka mukârin gece gündüz
Ey Hakkı, nihân-ı aşk oduna yan gecelerde

********************
mutluluk uyku gibidir.kendiliğinden gelmezse zorla getirilmesi imkansızdır...

****************

Uyuyamamak üzerine
Kapatınca kirpiklerimi, gözlerimin ardında canlanıyorsun,

en bakılmaz görüntülerinle yürüyorsun karanlığında gözlerimin.

Saatler geceyi vurduğunda,sessizliği yırtıyorsun

cam titreten çığlığınla.

Kapılar kapalı ardına kadar,

sımsıkı bağlamışsın ayaklarımı

kaçacak yer kalmamış heryerde ayak izlerin.

Soluğunu,kalp kıpırtını duyuyorum hızlı hızlı.

Gökyüzü koyu kızıl,

yerlerde kan göletleri.

Ellerin keskin bıçak gibi.

Yüzünü seçemiyorum fakat,çirkinsin besbelli.

Sesinin tonunu hayal edebiliyorum,

korkunçsun tepeden tırnağa

kaçamıyorum senden korku,

senden uzakta biryer yok.

İçimi adımlıyorsun hücerelerimi.

Benden istediğin ne bilmiyorum

amaçladığını alamadınmı hayattan.

Ne olur soluğun dokunmasın yüzüme,

Uykularımı zaptetme ne olur

gecelerimi özgür bırak

yaşamanın ancak böyle anlamı olacak.

Tolga Sönmez

_________________


Elif gibi yalnızım,
Ne esrem var, ne ötrem.
Ne beni durduran bir cezmim,
Ne de bana ben katan bir şeddem var.
Ne elimi tutan bir harf,
Ne anlam katan bir harekem...
Kalakaldım sayfalar ortasında.
Bir okuyan bekledim,
Bir hıfzeden belki...
Gölgesini istedim bir dostun med gibi…
Sızım elif sızısı...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://kutluforum.bedavaforum.biz
@bdulKadir
Adminstratör
avatar

Mesaj Sayısı : 6380
Rep Gücü : 10014422
Rep Puanı : 97
Kayıt tarihi : 17/03/09
Yaş : 54
Nerden : İzmir

MesajKonu: Geri: Uykusuzluğa övgü!    Cuma Haz. 24, 2011 9:25 am

Uyku gaflet midir, nimet midir? Yatmada sünnet olan hususlar nelerdir?”


Yaratılışı gereği, insan, gündüz çalışmakta ve yorulmakta; gece ise
dinlenmek için uyumaktadır. Bünyemiz gece uykusuna muhtaçtır. Uyku,
ihtiyaç ölçüsünü aşmadıkça nimettir. Kur’ân’da Cenâb-ı Hak, “Uykunuzu
dinlenme vakti kıldık”1 âyetiyle bu nimete ve bu beşerî ihtiyaca işaret
eder.

Günde en az altı saat uyuyan bir insan, ömrünün en az dörtte birini uyku
ile geçiriyor demektir. Ki, küçük bir rakam değildir. Hayatımızda
böylesine önemli bir yere sahip olan uykuya sünnet-i seniyye gözetilerek
girilirse, âdi bir hareket olan uykumuza, ibâdet mahiyeti kazandırmamız
mümkün olacaktır.

Yatma esnasında uymamız tavsiye edilen sünnet-i seniyyeler: Yatağa
abdestli girmek, sağ yanı üzerine yatmak ve yatarken “eûzü-besmele”
çekerek duâ okumaktır.

* Bera’ bin Âzib (ra) bildirmiştir: Peygamber Efendimiz (asm) buyurdu
ki: “Yatağa vardığında önce namaz abdesti gibi abdest al. Sonra sağ
tarafına uzan ve şu duâyı oku: ‘Allah’ım, nefsimi Sana teslim ettim.
Yüzümü Sana çevirdim. İşimi Sana bıraktım. Sırtımı Sana dayadım. Senden
hem rahmetini umuyorum, hem korkuyorum. Senden sığınacağım ve kurtuluş
bulacağım yer, Senden başkası değildir. İndirdiğin kitabına inandım.
Gönderdiğin Peygamberine iman ettim.” Eğer o gece ölecek olursan, İslâm
fıtratı üzerine ölmüş olursun. Bu sözleri, yatarken söylediğin sözlerin
sonuncusu kıl.”2

* Hazret-i Âişe (ra) bildirmiştir: Nebiyy-i Ekrem Efendimiz (asm) her
gece yatağa girdiği zaman iki elini birleştirerek, “Kul hüva’llâhü
Ehad”, “Kul Eûzü Birabbi’l-Felak” ve “Kul Eûzü Birabbi’n-Nâs” sûrelerini
okur ve ellerine üflerdi. Sonra iki eliyle vücudundan yetiştiği
yerleri; başını, yüzünü, vücudunun önünü, arkasını sıvazlar ve
meshederdi. Bunu üç defa tekrarlardı.”3

* Amr bin Hureys (ra) anlatmıştır: Resûlullah Efendimiz (asm) buyurdu
ki: “Temiz ve abdestli olarak uyuyan kimse, gündüz nafile olarak oruç
tutup, gece ibadet yapan kimse gibidir.”4

* Ebû Hüreyre (ra) bildirmiştir: Resul-i Ekrem (asm) şöyle buyurdu:
“Sizden biriniz yatarken sağ tarafı üzerine yatsın. Sonra şu duâyı
okusun: ‘Rabb’im, isminle yanımı yere koydum, adınla kaldıracağım. Eğer
ruhumu alırsan, ona merhamet et. Eğer almazsan, iyi kullarını muhafaza
ettiğin gibi muhafaza et.’”5

* Huzeyfe (ra) bildirmiştir: Allah Resûlü (asm) gece yatağına girdiği
vakit sağ elini yanağının altına koyardı. Sonra şu duâyı okurdu:
“Allahümme bismike emûtü ve ahyâ.” (Mânâsı: “Allah’ım, isminle ölürüm,
isminle dirilirim.” Uyandığı vakit ise, “Elhamdülillâhi’llezî ahyânâ
ba’demâ emâtenâ ve ileyhi’n-nüşûr.” (Mânâsı: “Hamd, bizi öldükten sonra
dirilten Allah’a mahsustur. Son gidiş de ancak O’nadır.”6

* Yine Peygamber Efendimiz (asm) yatarken “Âyet’el-Kürsî” okuyan kişi
için, Allah’ın sabaha kadar bir muhafız görevlendirdiğini, onu
tehlikelerden emin kıldığını ve ona şeytanın yaklaşamayacağını
bildirmiştir.7

Görüldüğü gibi, uykuya girerken okunan duâların genelinde Allah’a
sığınma, ölüm ve diriliş temaları işlenmiştir. Çünkü uyku ölümün küçük
kardeşidir ve uyku halinde alıp verdiğimiz nefesler bilinç dışıdır. Bu
duâlardan herhangi birini veya bir kaçını okuduğumuzda, Allah’a sığınmış
oluruz.

Yatarken Peygamber Efendimiz’in (asm) sakındırdığı tek davranış,
yüzükoyun, yani karnı üzeri yatmaktır. Allah Resûlü (asm) karnı üzerine
yatıştan Allah’ın râzı olmadığını bildirmiştir.8 Bunun dışında diğer
yatış biçimleri mubah bulunmaktadır. Ancak, necip milletimizde bir saygı
alâmeti olarak, yatarken, zorunlu hallerin dışında, ayakların kıbleye
getirilmemesine özen gösterilir. Bu içten gelen bir saygı ve hürmettir.

Sağ yanımız üzerine yatmanın bir hikmetini ilk bakışta şöyle açıklamak
mümkündür: Bilindiği gibi kalbimiz sol yanımızdadır. Sol yanımız veya
karnımız üzerine yattığımız zaman, uyku halinde kalbimize baskı
yapmaktan kendimizi koruyamayız. Sıkışan ve rahat çalışması engellenen
kalbimiz ise bize uykuda rahat yüzü göstermez; kâbuslar yaşatır.
Sabahleyin dinlenmiş olarak değil, tam tersine yorgun olarak uyanırız.
Ve bu yorgunluk, gün boyu bütün işlerimizi, verimliliğimizi engeller.

Ayrıca, bilincimizle yaşamadığımız uyku dakikalarında, rahat çalışmaktan
alıkoyulan kalbimizin “sekteye ve durmaya” daha yakın bir hal içine
girdiğini, bunun da sağlığımızı tehdit ettiğini unutmayalım.

Süleyman Kösmene

www fıkıh ınfo

************************

Derin Uyku Gaflet
Derin Uyku Gaflet
Gaflet,’ı unutmak, nefsin hevâ ve hevesine uymak demek olup nîmetin
elden gitmesine ve pişmanlığa sebep olur. Hak Dostlarından Hamdun
Kassar, gafleti şöyle tarif eder:

“Kulun, Rabb’ının işini bırakıp nefsinin idâresine düşmesidir.” (H. Kâmil Yılmaz, Gönül Erleri, c.1, s.206)
Kur’ân-ı Kerîm uyanık olmayı, dâima Teâlâ’yı anmayı ve gâfillerden olmamayı öğütler:
“Rabbini, içinden, yalvararak ve O’ndan korkarak, yüksek olmayan bir sesle sabah ve akşam an. Gâfillerden olma!” (el-A’râf, 205)

Gafletten kurtulmanın tek çaresi, Teâlâ’yı gönülden anmaktır. Bu sayede
kalb, gafletten uyanır ve îmân nûru ile dolar. ’ı zikretmekten gâfil
olanlara şeytan musallat olur. Nitekim Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle
buyurulur:

“Kim Rahmân (olan ’ı) zikretmekten gâfil olursa, yanından ayrılmayan bir
şeytanı ona musallat ederiz. Şüphesiz bu şeytanlar, onları doğru yoldan
alıkoyarlar da onlar, kendilerinin doğru yolda olduklarını sanırlar.”
(ez-Zuhruf, 36-37)

Kalbî huzûrun muhâfazası için, gâfil ve fâsıklarla ünsiyetten şiddetle
sakınmalıdır. Sâlih insanlardan gönüllere huzûr ve ferahlık aksettiği
gibi, gâfil kimselerden de huzursuzluk ve kasvet akseder. Bu bakımdan
gönül erbâbı, hallerini muhâfaza için mümkün olduğu kadar gâfillerden
uzak durmalı; sâlih, mâneviyatlı kimselerle ülfet etmeli ve onların
meclislerinde bulunmalıdır. Hazret-i Dâvûd -aleyhisselâm-, Cenâb-ı
Hakk’a zaman zaman şöyle ilticâ ederdi:

“ım, beni gâfillerin meclîsine yönelmiş görürsen, daha oraya varmadan
ayaklarımı kır ki, onların yanına gidemeyeyim. Böyle yapman, benim için
büyük bir lütuf olur.” (Osman Nûri Topbaş, Tasavvuf, s.458)

Gafletin en büyüğü; kulun Rabb’ından ve O’nun emirlerinden gafletidir. İbni Atâ der ki:
“Kalbini zikir ehlinin meclislerine yakın tut ki, bu sûretle gafletten kurtulasın!”

Gaflet hâlinin eşyâya bile sirâyet ettiğini gösteren şu olay ne kadar ibretlidir:

Bâyezîd-i Bistâmî Hazretleri birgün, içinde bir huzursuzluk hâli
hissetmiş ve bir türlü kendisini bu halden kurtaramamıştı. Meclisinde
bulunanlara:
“-Hele bir bakın, aramızda yabancı biri var mı?” dedi.
Araştırdılar, kimseyi bulamadılar. Fakat Bâyezîd-i Bistâmî israr etti:
“-Hele iyi araştırın! Asâların olduğu yere de bakın!” dedi.

Tekrar araştırdılar ve gâfil birinin asâsını buldular. O asâyı dışarı
çıkardılar; Bâyezîd-i Bistâmî Hazretleri’nin gönül huzûru da yerine
geldi. (Osman Nûri Topbaş, Tasavvuf, s.214)

Gafletten korunmanın şartlarından biri de dünyaya gönül vermemek ve az
yemeğe dikkat etmektir. Ebû Süleyman Dârânî Hazretleri buyurur:

“Mide dolu olunca, kalbi gaflet basar. İnsan, Rabbini unutur.” (Evliyâlar Ansiklopedisi, c.5, s.270)

Gaflet uykusu, uykudan daha kötü ve zararlıdır. Zîra uyayan kimse
üzerine kalem işlemez. Hazret-i Mevlânâ -kuddise sirruh-; uykuyu, gaflet
uykusuna tercîhle şöyle buyurur:

“Gâfiller arasında bulunup onların in’ikâsını almaktansa, uyumak daha
evlâdır. Cenâb-ı Hakk Ashâb-ı Kehf’i, fâsıkların arasından ayırarak
onların kalblerini gafletten korumuştur.” (Osman Nûri Topbaş, Nebîler
Silsilesi, c.3, s.99)

Mevlânâ Ebû Yezîd -kuddise sirruh- buyurur:
“Avâm(halk tabakası) için günahtan kaçmak nasıl vâcib ise, havâs(yüksek
tabaka) için de gafletten kaçmak öyle vâcibdir. Avâm, nasıl günahlardan
sorguya çekilirse, havâs da gafletten suçlandırılır.” (Sâdık Dânâ,
Altınoluk Sohbetleri, c.6, s.47)

Gâfilâne bir hayat; çocuklukta oyun, gençlikte şehvet, erginlikte
gaflet, ihtiyarlıkta elden gidenlere hasret ve binbir türlü çırpınış ve
nedâmetten ibârettir.

Sâlihlerden biri, rüyâsında hocasını görür ve ona:
“-En çok neden pişmansınız?” diye sorar. Hocası da ona:
“-En büyük pişmanlığım, gafletimdendir.” diye cevâp verir. (İmâm Gazalî, Kalblerin Keşfi, s.33)

Azîz Mahmûd Hüdâyî Hazretleri, gafletin büyük bir pişmanlık sebebi olduğunu ne güzel ifâde eder:

“Aç gözün gafletten uyan,
“Nâdim olur nefse uyan,
“Bâtılı kor Hakk’ı duyan,
“Nic’olur hâlin ey gâfil!” (Azîz M. Hüdâyî, Dîvân-ı İlâhiyât, s.457)

Ebû Saîd Harraz Hazretleri anlatıyor:

Bir gün sokağa çıktım. Yolda kalabalığın bir deli etrafında
kümelendiğini gördüm. Deli kaçmaya çalışıyor, onlar da kovalıyordu. Deli
kızıp onlara dönünce, bu sefer onlar kaçmaya başlıyordu. Ben de
yaklaştım:
“-Dur ey deli!” dedim. Adam dönüp baktı:
“-Deli kime derler biliyor musun?” dedi.

“-Hayır…Bilmiyorum.!” dedim. Şaşkın bakışlarıma adam şu cevâbı verdi:
“-Deli ona derler ki, attığı her adımda Teâlâ’yı anmaz ve gâfil gezer.” (Evliyâlar Ansiklopedisi, c.5, s.259)

İnsanların çoğu gaflet uykusunda olup ölünce hakîkatı görüp uyanacaklar, fakat iş işten geçmiş olacaktır.

Abdülkadir Geylânî -kuddise sirruh- buyurur:
“Ey gaflet uykusunda uyuyanlar! İyi biliniz ki, sizi Yaratan uyumuyor.” ( Dostları, c.7, s.58)

Sultân Dördüncü Murâd Hân, gaflet ehlini şöyle uyarır:
“Bu dünya fânîdir sakın aldanma,
“Mağrûr olup tâc ü tahta dayanma,
“Yedi iklim benim deyu güvenme,
“Uyan ey gözlerim gafletten uyan!”

’ı yakînen bilerek yapılan az ibâdet, gâfilâne yapılan çok ibâdetten
daha kıymetlidir. Bu sebepten ibâdetlerin büyük bir uyanıklık içerisinde
îfâ edilmesi gerekir. Bilhassa namazın, insanı gafletten alıkoyan
tesiri büyüktür. Zîra namaz, bir zikirdir. Gaflet hâli ise, zikirle
(yani ’ı hatırda tutma ile) aslâ bağdaşmaz. Namazın bu özelliğinden
dolayı Cenâb-ı Hakk şöyle buyurur:

“…Beni anmak için namaz kıl!” (Tâhâ, 14)

Gafletlerinden dolayı namaza aldırış etmeyenler yahut namaz vakitlerini
geciktirenler hakkında Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyurulur:

“Yazıklar olsun o namaz kılanlara ki onlar, namazlarından gâfildirler.” (el-Mâûn, 4-5)

Gâfil insan, sisli bir havada önünü iyi göremeyen kimse gibidir. Hakkı
bâtıldan ayırt edemez, gözleri perdeli olur, hakîkatı göremez, görse
bile umursamaz. Günahlar, nefsine hoş gelir. Yaptığı hatalar, kendisini
rahatsız etmez. Hesapsız, ölçüsüz, duygusuz ve mânâsız bir hayat yaşar.
Ölümü, âhireti, hesâbı ve azâbı hiç düşünmez. Bütün bu hakîkatlar ona
masal veya hikâye gibi gelir. Beş vakit namazı, hattâ cuma namazını bile
kılmaz. Halbuki cumayı terk edenler hakkında hadîs-i şerîfte ne acı bir
îkaz vardır:

“Bir takım kimseler, yâ cuma namazını terk etmekten vazgeçerler, yâhut
Teâlâ, onların kalblerini mühürler de artık gâfillerden olurlar.”
(Müslim, Cum’a, 40)

Gafletle yapılan duâların bile kabûl edilmediği hadîs-i şerîfte şöyle ifâde buyurulur:

“’a, kabûl edileceğine yakînen inanarak duâ ediniz! Zîra Teâlâ, gâfil
bir kalble yapılan duâyı kabûl etmez.” (Tirmizî, Deavât, 65)

Tasavvufî hayatın zirvesine erenler, devamlı bir uyanıklığa kavuşmuşlardır. Hoca Alaaddîn -kuddise sirruh- buyurur:

“Kendimi bildim bileli, bir serçe kuşunun başını suya sokup çıkaracağı
zaman içinde bile bana uykuda veya uyanıklıkta gaflet yol bulmamıştır.”
(Sâdık Dânâ, Altınoluk Sohbetleri, c.1, s.78)
Müslüman, her ânının ’ın murâkabe ve müşâhedesi altında olduğunu, ’ın
kendisini her an gördüğünü, her işlediğini bildiğini, her söylediğini
duyduğunu, hatta kalbinden geçen her şeyden ânında haberdar olduğunu
bilmelidir. Kâinatta her zerre, kendine mahsûs bir lisân ile Teâlâ’yı
tesbîh ederken, mahlûkatın en şereflisi olarak yaratılan insanın,
yaratanından gâfil olarak yaşaması ne hazindir! Evet, insanoğlu birgün
gelir, o derin gaflet uykusundan uyanır, fakat eldeki bütün fırsat ve
imkânları yitirmiş olduğundan, artık elinden hasret ve nedâmetten başka
bir şey gelmez.

_________________


Elif gibi yalnızım,
Ne esrem var, ne ötrem.
Ne beni durduran bir cezmim,
Ne de bana ben katan bir şeddem var.
Ne elimi tutan bir harf,
Ne anlam katan bir harekem...
Kalakaldım sayfalar ortasında.
Bir okuyan bekledim,
Bir hıfzeden belki...
Gölgesini istedim bir dostun med gibi…
Sızım elif sızısı...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://kutluforum.bedavaforum.biz
@bdulKadir
Adminstratör
avatar

Mesaj Sayısı : 6380
Rep Gücü : 10014422
Rep Puanı : 97
Kayıt tarihi : 17/03/09
Yaş : 54
Nerden : İzmir

MesajKonu: Geri: Uykusuzluğa övgü!    Cuma Haz. 24, 2011 9:30 am

UYKU gaflet mi?
Geceleri
ne güneşler doğar, fakat gafletle yatanı zulme boğar. Uyanıklık huzurda
edebtir, çok uyku pişmanlığa sebeptir. Arif huzurda durmaktan lezzet
alır, gafiller bundan mahrum kalır. Az uyku kalbe ciladır, çok uyku ise
beladır. Sanma çok yemek kan olur. Çok uyuyan unutkan olur. Çok uyumak
ayıptır, kıymetli vakitten kayıptır. Midesi boş olana uyku gelmez, az
uyuyana korku gelmez HU!

*********************

Sual: Uyku adabı nelerdir?
Cevap: Günümüzün ortalama üçte biri uyku ile geçmektedir. Gafletle
geçmemesi için uykuyu da değerlendirmek gerekir. Müminin her hareketi şuurlu
olmalıdır. Gafletle yatıp gafletle kalkmamalıdır!

Rastgele yatağa girip uyumak doğru değildir.
1- Yatağa abdestli girmelidir! Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Abdestli yatanın ruhu Arşa yükselir ve gördüğü rüyalar doğru olur.
Abdestsiz yatanın ruhu yükselmez, gördüğü rüyalar, karışık olur, doğru
çıkmaz.) [İ.Gazali]

(Abdestli yatan, gece ibâdet eden ve gündüz oruç tutan kimse gibi
sevap kazanır.) [Hakim]

2- Misvaklanıp sağ yanı üzere kıbleye karşı yatmak sünnettir. Uyku,
ibâdetleri kuvvetle ve sağlam yapmak niyetiyle olursa ibâdet olur. Hadis-i
şerifte buyuruldu ki: (Âlimlerin uykusu ibâdettir.) [İ.Gazali]

Vasiyetini Yazmalı
3- Borçları ve önemli işleri olan kimse, vasiyetini yazmadan yatmamalıdır!
Çünkü sabaha çıkacağını kimse bilemez. Eğer vasiyetsiz ölürse, Kıyamete
kadar konuşamaz. Ölüler kendini ziyaret eder, onunla konuşmaya çalışırlar,
fakat o cevap veremez. O zaman (Bu miskin vasiyetsiz ölmüş.) derler. Vasiyet
olarak, varsa kul borçlarını, namaz ve oruç kazaları gibi Hak borçlarını
yazmalı, ölümünden sonra ne yapılmasını istiyorsa bildirmelidir!

4- Günahlarına
tövbe edip uyumalıdır! Herkese iyilik yapacağına, uyandığı
zaman kimseye fenalık etmeyeceğine niyet ederek yatmalıdır! Hadis-i şerifte
buyuruldu ki: (Hiç kimseye zulüm ve kin hissi duymadan yatanın günahları
affolur.) [İ.Ebiddünya]

5- Yatarken, gece ibâdete kalkmaya niyet etmelidir! Hadis-i şerifte
buyuruldu ki:

(Gece ibâdet etmek niyetiyle yatan, fakat uyku galebe çalıp sabaha kadar
uyanamayan, niyeti sebebiyle gece ibâdet etmiş gibi sevaba kavuşur. Uykusu
da kendisine Allahü teâlânın ihsan ettiği bir sadaka olur.) [İ.Mace]

6- İyice uyku gelmeden yatmamalıdır! Kıymetli ömrü uyku ile geçirmemelidir!
İhtiyaç kadar uyumalıdır!

7- Yatarken Ayet-el-kürsi, üç İhlas ve bir Fatiha, iki Kuleuzüyü okumalıdır!
Salevat-ı şerife getirmelidir! "Amenerresulüyü yatsıdan sonra okumayı adet
edinmelidir! Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Gece Bekara suresinin son iki
ayetini okuyana, bu iki ayet, her şey için kâfidir.) [Müslim]

8- Uykunun bir nevi ölüm, uyanmanın da dirilmek olduğunu düşünmelidir!
Hz. Lokman, oğluna (Oğlum, ölümden şüphen varsa, uyuma! Uyumak mecburiyetinde
kaldığın gibi, ölmeye de mahkumsun. Eğer dirilmekten şüphe ediyorsan, uykudan
uyanma! Uykudan uyandığın gibi öldükten sonra da dirileceksin.) buyurmuştur.

9- Yatarken yarınki hayırlı işleri yapabilmek için istirahat etmeye,
sabah namazına kalkmaya ve ertesi gün hayırlı işler yapmaya niyet etmeli!
Böyle niyet edenin uykusu ibâdet olur. Gece uyanınca duâ etmeyi adet haline
getirmeli! Hadis-i şerifte buyuruldu ki:

(Uykudan uyanınca, "Allahümmağfir li" derse, duâsı kabul olur.) [İ.
Ebiddünya]

10- Henüz sabah namazının vakti girmeden, yani seherde kalkmaya çalışmalıdır.
Seher vakti kalkmak berekettir. Hele sabah namazının vakti girdikten sonra,
güneş doğana kadar uyumak rızık yönünden de zararlıdır. Hadis-i şerifte
buyuruldu ki: (Sabah uykusu, rızka manidir.) [Beyhekî]

İbni Abbas hazretleri, sabah vakti oğlunu uyur görünce buyurdu ki: (Oğlum,
rızıkların dağıtıldığı saatte uyunur mu? Bu saatte uyumak, tembellik alametidir,
unutkanlığa sebep olur.) [Şira]

Yatarken
Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Yatarken Fatiha ve İhlası okuyan, ölüm hariç, her şerden emin olur.)
[Bezzar]

(Yatarken Kâfirun suresini okuyan şirkten beri olur.)
[Tirmizî]

(Yatarken Mülk [Tebareke] suresini okumadan yatma! Çünkü ölürsen kabirde
sana yoldaş olur.) [Ey Oğul İlmihâli]

Tok Karnına Uyumak
Mümkün mertebe yemeği yatarken yememelidir! Hadis-i şerifte buyuruluyor
ki:

(Tok karnına uyumak, kalbi katılaştırır.)
[Taberânî]

Yenilen yemekleri namaz kılarak veya helal kazanç yollarında eritmeye
çalışmalıdır!

Çok Uyumak
Çok eser vermiş zatların hayatını incelerseniz, az uyuyup çok çalıştıkları
görülür. Ancak zaruret veya ihtiyaç miktarı uyumalıdır! Hadis-i şeriflerde
buyuruldu ki:

(Annesi, Hz. Süleymana "Evladım, çok uyuma, çok uyumak, Kıyamette insanı
fakir bırakır" dedi.) [İbni Mace]

(Cehennemden kaçın, Cenneti isteyenin gözüne uyku girmez. Dünya, lezzet
ve şehvetlerle kuşatılmıştır. Bunlar sizi ahiretten alıkoymasın.) [İ.Mende]

(Ümmetim için en çok korktuğum şey, göbek büyüklüğü, uykuya devam, tembellik
ve iman zayıflığıdır.) [Deylemî]

Az Uyumak
Az ye kalbini pakla, fazla uykuyu mezara sakla! Az uyumak nimettir,
çok uyumak gaflettir. Gaflet ise zarardır, kalbimizi karartır. Fazla uykuyu
at, seherde dağıtılır murat. Seher ne kadar kutludur, o vakit uyanık olan
mutludur. Seherde rahmet kapıları açılır, uyanıklara nimet saçılır. Çok
uyku eziyettir, az uyku meziyettir. Az ye, az uyu, çok konuşma, evliya
olursan şaşma! Çünkü evliyalığa bu üç meziyetle girilir, sonra sayısız
nimet verilir. Çok uyumak çok fazilet götürür, gaflet ve tembellik getirir.
Az ört yorganları, çünkü uyku tembelleştirir organları. Uyku ölüme eştir,
gafletle uyuyanın sonu ateştir. Arifler sehere hasrettir, onlara çok uyumak
musibettir. Cenab-ı Hak her gece, buyurur şöylece: "Duâ eden yok mu, duâsını
kabul edeyim, benden isteyen yok mu istediğini vereyim) [Buharî]

Geceleri ne güneşler doğar, fakat gafletle yatanı zulmet boğar. Uyanıklık
huzurda edeptir, çok uyku pişmanlığa sebeptir. Arif, huzurda durmaktan
lezzet alır, gafiller bundan mahrum kalır. Az uyku kalbe ciladır, çok uyku
ise belâdır. Sanma çok yemek kan olur. Çok uyuyan unutkan olur. Çok uyumak
ayıptır, kıymetli vakitten kayıptır. Midesi boş olana uyku gelmez, az uyuyana
korku gelmez.

Bir talebe, bir âlimi çok seviyormuş. Sohbetinde bulunmaya can atarmış.
Âlime durumu bildirmişler. Âlim de (Gece beklesin, muhakkak geleceğim)
demiş. Talebe saatin zilini kurarak biraz uyumak üzere yatmış. Âlim gelince
talebeyi uyur hâlde bulmuş. Saatin zilini bağlamış. Cebine biraz ceviz
ve üzüm koyarak gitmiş. Talebe sabah olup uyanınca yaptığı hataya pişman
olmuş, uyuyarak beklenilmeyeceğini, sevenin gözüne uyku girmeyeceğini,
girmemesi gerektiğini anlamış.

********************

[b] Derin Uyku ; Gaflet..
[/b]



[b]Gafil insan;sisli bir havada önünü göremeyen kimse gibidir.Hakkı batıldan ayırt edemez,gözleri perdeli olur.,hakikati göremez..
görse bile umursamaz..
günahlar nefsine hoş gelir.yaptığı hatalar kendisini rahatsız etmez.
hesapsız,ölçüsüz,duygusuz,manasız bir hayat yaşar..
Ölümü,ahireti,hesabı ve azabı hiç düşünmez..

**************************

[/b]Az Yemek, Az Uyumak, Az Konuşmak


[b]
[/b]Az yemek, az uyumak ve az konuşmak salihlerin âdetidir. Çok yemek,
çok uyumak ve gereksiz yere çok konuşmak gaflete sebeptir. Gaflete
düşmek ise büyük ziyandır.
Çok yemek, kalbe kasvet verir.
Zihnî faaliyetleri zaafa uğratır.
Bedeni hantallaştırır.
Çok uyumaya sebep olur.
Şehevâni arzuları artırır.
Tok iken yemek ise, hastalık üzerine hastalıktır.
Müslüman, her konuda olduğu gibi yemek, içmek hususunda da itidali
muhafaza etmeli, aşırı derecede, oburca yemekten, içmekten sakınmalıdır.
Allah dostları, sülaha-yı salihin, ülema-yı amilin günde bir defa, iki
defa yerlerdi.
Sabah ve ikindi sonrası olmak üzere günde iki kere yemek yemek güzel bir âdettir.
İkindi sonrası yenilen akşam yemeklerinde çok yağlı, etli, hamurlu
yemeklerden sakınmalıdır. Daha ziyade sebze yemekleri yenmelidir. Çünkü
geceleri uyanık kalabilmek, seherlerin bereketli saatlerini
değerlendirebilmek için uyku veren, kasvet veren, hazmı zor
yiyeceklerden sakınmak gerekir.
Mideyi haram ve şüpheli yiyecek ve içeceklerden korumak lazımdır. Mübah olanlardan da kifayet miktarı yiyip içmelidir.
Erzurumlu İbrahim Hakkı hazretleri Marifetname’sinde şöyle der: “Ehlullah
demişlerdir ki: ‘Seni taşıyacak miktarda ye, sakın sen onu taşıyacak
miktarda yeme. Yemeği o derecede ye ki, sen onu yemiş olasın. Sakın onun
seni yiyeceği şekilde çok yeme. Eğer sen onu yersen hepsi nur ve can
olur. Eğer o seni yerse hepsi dert ve duman olur.”

Aşırı derecede yeme iştahı olanlar, çok yemeyi adet haline
getirenler, bu hallerinin önüne geçmek için, açlıktan karnına taş
bağlayan alemlerin efendisi, ahir zaman nebisi Allah Teâlâ’nın sevgilisi
Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellemi düşünelim.
Mekke-yi Mükerreme’de üç yıl müşriklerin muharasında kalan, yiyecek
içecek almaları yasaklanan ilk müslümanların açlıktan ölmemek için
bulabildikleri katılaşmış derileri ıslatıp yumuşatarak yemelerini
düşünelim...
Açlık ve yokluk içinde bitap düşmüş, kuru bir ekmeğe muhtaç
milyonlarca masum çocuğu, ak saçlı, ak sakallı ihtiyarları, muhtaç
müslümanları düşünelim...
Vicdanları sızlatacak, merhamet duygularını harekete geçirecek, elini
lokmalara götürürken titretecek, milyonlarca mazlum, mağdur, mustazaf
müslümanın türlü türlü zulümler altında inim inim inleyen din
kardeşlerimizin canhıraş feryatlarına kulak verelim.
Nefsimizin azgınlıklarına set çekip, gönül alemimizin çiçek çiçek
muhabbet açması, aşk terennümleri fısıldaması, seherlerde açılan sır
perdelerinin ötesini temaşa etmesi için az yemeyi şiar edinelim. Az
yemekle elde ettiğimiz tasarruflarımızı muhtaçlara, hayır kurumlarına
aktaralım.
Merhum, mağfur, arifi billah Musa Topbaş kudduse sırrıhu; Medine-yi
Münevvere’de yapmış oldukları bir sohbette şöyle buyurmuşlardı: “Bizim
çocukluğumuzda toz şeker 27 kuruş, kesme şeker de 29 kuruştu.
Büyüklerimiz toz şeker alır, kesme şekerle toz şeker arasındaki iki
kuruşu tasarruf eder ve muhtaçlara tasadduk ederlerdi.”
Erzurumlu İbrahim Hakkı hazretleri şöyle buyuruyor:
“Ağzını ekmeğe kilitleyenin, ruhunun
ağzı açılır. Ona aşk şarabı içirilir. Dünya ekmeği yerine nur ekmeği
yedirilir. Gençleşen ruh, birlik alemine göçer ve aşk kanadıyla veliler
grubuna karışarak peygamberlerin ruhuyla uçar. Nuh yağmurlarıyla ilahi
gizlilikler gece gündüz ruhuna akar. Eğer vücudun ağzı açılırsa o zaman
ruhun ağzı kapanır ve beden mezbelesinden gelen dertlerle gönlü dolar.
Çünkü toprak gözün yiyeceği yine topraktır. Eğer ruh, arzu ve heveslerin
esiri, gönül belaların zindanı olursa, o zaman dimağ gece gündüz
kuruntular içinde kıvranır. Bütün sözleri çirkin, hareketleri fena,
işleri hileli olur. Hayvanî nefis, yemekle kuvvet bulur. Ruh ise
hastalanır. Çünkü her lezzetli lokma, ruha bir zincir vurmaktadır. Az
yemek ise nefis zayıflayınca, ruh ondan kurtulur, sevgiyle, aşkla dolup
şerefli ve üstün mertebelere yükselir.”

Yanlış anlaşılmasın, az yemek ayrı, Allah Teâlâ’nın insanlar için
yaratmış olduğu nimetlerden faydalanmak ayrıdır. Yani müslümanlar olarak
Allah celle celaluhunun vermiş olduğu, lutfettiği yiyecek ve
içeceklerden elbette faydalanacak, Rabbımıza kulluk, Allah yolunda
hizmet etmek için vücudumuzu diri, sıhhatli, güçlü tutacak şekilde
yiyecek ve içeceğiz. Ancak bunu yaparken, israf etmeyecek, tıka basa,
beden ve ruhumuza zarar verecek şekilde yiyip içmeyeceğiz. Midemize
haram ve şüpheli lokma sokmayacağız.
Hz. Aişe radıyallahu anha şöyle rivayet ediyor:
“Rasulullah sallallahu aleyhi ve
sellemin karnı hiç doymamıştır. Bu durumunu da hiç kimseye şikayet
etmedi. Fakirliği zenginlikten daha fazla severdi. Sabaha kadar açlıktan
karnı bükülse bile bu durum onun ertesi gün oruç tutmasını
engellemezdi.

Halbuki O, Rabbinden yeryüzünün bütün hazinelerini isteyebilirdi.
Nitekim Mekke vadisi altın yapılıp kendisine arzolundu da O: “Hayır
ya Rabbi! Bir gün tok olayım bir gün aç kalayım. Aç kaldığım gün sana
yalvarayım. Tok olduğum gün sana hamd edeyim. Seni senâ edeyim.”
demişti. (Tirmizi)
Görüldüğü gibi, peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem ve onun
kutlu izini takip edenler, asla dünyaya rağbet etmemişler, kendilerini;
İbadetlerini huzurla yapmaktan,
Allah Teâlâ’yı zikretmekten,
Seherlerde uyanık olmaktan,
Kalp safâsından alıkoyan,
Gaflete daldıran,
Çok yemek, çok uyumak ve çok konuşmaktan uzak durmuşlar, bunlara asla rağbet etmemişlerdir.
(ilkadım dergisi)

_________________


Elif gibi yalnızım,
Ne esrem var, ne ötrem.
Ne beni durduran bir cezmim,
Ne de bana ben katan bir şeddem var.
Ne elimi tutan bir harf,
Ne anlam katan bir harekem...
Kalakaldım sayfalar ortasında.
Bir okuyan bekledim,
Bir hıfzeden belki...
Gölgesini istedim bir dostun med gibi…
Sızım elif sızısı...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://kutluforum.bedavaforum.biz
Sponsored content




MesajKonu: Geri: Uykusuzluğa övgü!    

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Uykusuzluğa övgü!
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
KUTLU FORUM :: İslami ilimler ve dini kültür :: Tasavvuf-Dua-Gönül Dünyamız-
Buraya geçin: