KUTLU FORUM

Bilgi ve Paylaşım Platformuna Hoş Geldiniz
 
AnasayfaKayıt OlGiriş yap
Paylaş | 
 

 Mustafa İslamoğlu Hayatı Eserleri

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
huzeyfe
Süper Moderatör


Mesaj Sayısı: 1754
Rep Gücü: 3804
Rep Puanı: 23
Kayıt tarihi: 28/03/09

MesajKonu: Mustafa İslamoğlu Hayatı Eserleri   Ptsi Ağus. 08, 2011 8:06 am

Mustafa İslamoğlu


Mustafa İslamoğlu, (d. 28 Ekim 1960, Develi, Kayseri) Türk ilahiyatçı, şair. Edebiyat, İslam hukuku, İslam tarihi, tefsir gibi alanlarda çalışmalar yapmış, eserler vermiştir.


Mustafa İslamoğlu, 28 Ekim 1960 senesinde Kayseri'nin bir ilçesi olan Develi'de dünyaya geldi. İlk ve orta eğitimini doğduğu ilçede yaptı. Kendisi ilk hocasının babası olduğunu, ilk Arapça
ve temel İslami ilimlerini ondan aldığını söyler. Yüksek öğrenimine,
ilk önce Kayseri Yüksek İslam Enstitüsü'nde başlamış, akabinde İlahiyat
Fakültesi'nde, daha sonra da Kahire, el-Ezher Üniversitesi'nde İslam Hukuku Fakültesi'nde sürdürmüştür.



Yazın hayatına edebiyatla başlamış, ilk makalelerini 1980'de Milli Gazete'de, daha sonra 1982-83 yılları arasında Yeni Devir
gazetesinde yayınlamıştır. 1981 yılında, İslam kültürü ve din terbiyesi
vermesi için kendisine emanet edilen 12 yaşındaki bir erkek çocuğa
tecavüz etme suçundan Develi Ağır Ceza Mahkemesi Esas:1980/77
Karar:1981/68 kararı gereğince 3 sene hapis cezasına çarptırılmıştır.
[1] Edebi ürünlerini ise Mavera, Aylık Dergi ve Dergah gibi yayın organlarında yayımlamış ve üniversiteler arası şiir yarışması birincilik ve ikincilik ödülleri almıştır.

Mustafa İslamoğlu'nun şiirlerinden oluşan ilk kitabı Heyelan, 1987 yılında Aylık Dergi Yayınları tarafından yayınlandı. 1989 yılında ise İslami hareket önderleriyle yaptığı söyleşiler Öncülerle Konuşmalar adı altında kitaplaştırıldı.

Kahire'de eğitim için bulunduğu yıllarda bir yandan İslami araştırmalarda bulunmuş, bir yandan da dersler vermiştir. Burada, 1990 yılında İmamlar ve Sultanlar
adlı İslam tarihinin ilk 150 yılını ele alan eleştirel tarih
niteliğindeki ve kendisinin ilk araştırma ürünü olan eserini vermiştir.
Aynı yıl, Yürek Devleti adıyla İslami Hareket Eleştirisi'ni de içinde barındıran ilk denemesini kaleme aldı ve aynı dönem Mısırlı yazar Safinaz Kazım'ın fi Mez'eleti's-Sufur vel Hicab adlı eserini, Kadının Özgürlüğü adıyla tercüme ederek ilk çevirisini de yayımlamış oldu. İlk cildini Kahire'de diğer ciltlerini Türkiye'de kaleme aldığı Anadolu İslami Hareketleri(şimdiki adıyla:İslami Hareketler ve Kıyamlar Tarihi) serisini 1991-93 yılları arasında peşi peşine yayımlamıştır. Bu serinin ilk cildini Hasan Ali el-Beyyumi ile birlikte Arapça'ya çevirmiştir.

1993'de İman adlı eserini ve 1994 yılında geniş kapsamlı bir eleştiri niteliğindeki araştırma eseri olan Yahudileşme Temayülü adlı eserini verdi. Seminer notlarından oluşan Tavsiyeler I ve Tavsiyeler II de bu tarihlerde yayınlandı(1995-1998).

Kahire-Mekke hattında yazdığı şiirlerini Yasin adlı kitabında 1991 yılında toplamış, 1996 yılında ise tüm şiirlerini Divan adlı eserinde bir araya getirmiştir. Kahire'de verdiği tefsir derslerini bir konulu tefsir örneği olan Adayış Risalesi başlığı altında kitaplaştırmıştır.

1992 yılının Ekim ayından beri başlattığı tefsir dersleri, 15 yıldır devam etmekte ve bu dersler Tefsir Dersi adlı siteden canlı olarak izlenebilmektedir. Yine 1998'de başlayan Tefsiru-l-Kur'an Te'vilu'l-furkan adlı görüntülü ve sesli tefsir projesinde bugüne kadar 170'den fazla ders yayımlamıştır. Proje,Kur'an'ın tamamının görüntülü olarak tefsirini hedeflemiş ve 2008 yılında tamamlanmıştır.

Görüntülü tefsir ile birlikte başlayan Gerekçeli Meal adı
verilen Kuran'ın Türkçe tercüme çalışması da yukarıdaki projeyle eş
zamanlı olarak yürütülmüş ve aynı tarihte tamamlanmıştır.

Mustafa İslamoğlu, kimilerinde halen yazmaya devam ettiği Anadolu'da Vakit, Selam, Ribat, Yeni Şafak, Meydan, Aylık Dergi, Özgün Duruş gibi gazete ve dergilerde yayınlanan makalelerini Makalat, Şafak Yazıları, Dağarcık, Yokluğunda Düşülmüş Notlar, Savaş Kesmeyen Sözler, Sözün Gücü mü, Gücün Sözü mü, Yerliler ve Yersizler, Ayetlerin Işığında isimleriyle kitaplaştırmıştır. Ayrıca kendisiyle yapılan söyleşiler, Söyleşiler I ve Bir Yaradan Kurşun Çıkarır Gibi adlarıyla yayımlandı.

Mustafa İslamoğlu, bir gazetede yazdığı makale nedeniyle 1 yıl ve Ankara'da kapalı bir forumda sunduğu Kürt Sorununa Islami Çözüm
başlıklı tebliğinden dolayı 1.5 yıl olmak üzere toplam 2.5 yıllık
Gölcük Cezaevi'nde başlayan mahkumiyetini, Ankara Yarıaçık Cezaevi'nde
tamamlamıştır. Cezaevinde çok zor şartlar altında Macar Oryantalist Ignaz Goldziher'in De Richtungen der İslamichen Koranauslegung adlı eserini, Arapça tercümesinden Türkçe'ye çevirdi. 1997 yılında Human Rights Watch Helmann-Hammet 1997 ödülünü aldı.

Yazarın bunlardan başka II. Uluslararası Fetih Sempozyumu'nda sunduğu tebliğ, 1997 yılında Yürek Fethi adıyla kitaplaştı. Mekke'de kaleme aldığı Hac Risalesi 1998'de yayımlandı. Aralık 2000 tarihinde dini çevrelerde hayli ses getiren eseri Üç Muhammed'i yayımladı.Amerika/Atlanta'da verdiği seminerler, 2001'de Hayatın Yeniden İnşası İçin adıyla yayımlandı.Bunu 2000 yılında yayımladığı Ne Yapmalı-Nasıl Yapmalı-Kiminle Yapmalı adlı eseri takip etti. Yazar, 1983 yılında kaleme aldığı Seyrani adlı ilk edebi kitap çalışmasını 2002'de yayımladı. Allah: Tanımak-Bilmek-Anlamak
adlı eser, yazarın yayımlanmış son kitabıdır. Yazar, İslami İlimler
Akademisi'nde tefsir usulü dersleri vermekte ve Anadolu'da Vakit
gazetesinde köşe yazarlığı yapmaktadır. Ayrıca yazarın konferans,
seminer, hutbe ve konuşmalarından oluşan onlarca görüntülü eseri
bulunmaktadır.


Yazar, evli ve beş çocuk babasıdır.[2][3]

Eserleri [değiştir]



  • Heyelan (1987)
  • Yürek Devleti (1990)
  • İmamlar ve Sultanlar (1990)
  • Kadının Özgürlüğü (1990)
  • Ya-sîn (1991)
  • Adayış Risalesi (1992)
  • Anadolu İslami Hareketleri (1991-1993)
  • İman (1993)
  • Yahudileşme Temayülü (1994)
  • Tavsiyeler I (1995)
  • Divan (1996)
  • Yürek Devleti (1997)
  • Tavsiyeler II (1998)
  • Hac Risalesi (1998)
  • Üç Muhammed (2000)
  • Ne Yapmalı-Nasıl Yapmalı-Kiminle Yapmalı (2002)
  • De Richtungen der İslamichen Koranauslegung tercümesi
  • Seyrani (2002)
  • Allah: Tanımak-Bilmek-Anlamak (2002)
  • Efendim (2008)
  • Hayat Kitabı Kur'an & Gerekçeli Meal (2008)

Bu eserlerinin bazıları Arapça, Almanca, İngilizce, Kürtçe, Romanca, Bulgarca, Arnavutça'ya çevrilip yayımlanmıştır.

Kaynakça [değiştir]



  1. ^ http://www.odatv.com/n.php?n=iste-tecavuzu-belgeleyen-mahkeme-karari-0108111200
  2. ^ http://www.islamiforum.com/Mustafa-slamolu-Kimdir-t32396.html Mustafa İslamoğlu
  3. ^ http://forum.memurlar.net/topic.aspx?id=597217 Mustafa İslamoğlu Biyografi

_________________
Mevla Görelim Neyler
Neylerse Güzel Eyler
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
huzeyfe
Süper Moderatör


Mesaj Sayısı: 1754
Rep Gücü: 3804
Rep Puanı: 23
Kayıt tarihi: 28/03/09

MesajKonu: Geri: Mustafa İslamoğlu Hayatı Eserleri   Ptsi Ağus. 08, 2011 8:08 am

Mustafa İSLAMOĞLU :nun dilinden


Bismillahirrahmanirrahim

1960 Kayseri, Develi dogumluyum.. Kökeni, alim yetistiren bir aileye
mensubum Babam ayni zamanda hocamdir Ilk arapça egitimimi ve islami
ilimler egitimimi babamdan aldim Yüksek ögrenimimi Kayseri, Yüksek Islam
Enstitüsü, sonradan ilahiyat, daha sonra Kahire el-Ezher universitesi
Islam Hukuku Fakültesinde yaptim 1979'da yazmaya basladim Demek ki yazi
hayatim 20 yil olmus Edebiyatla basladim Ilk yazdigim gazete, Milli
Gazete idi Daha sonra Yeni Devir'de yazdim. Daha sonra farkli yayin
organlarinda yazihayatim devam etti. Ilk kitabim, Heyelan 1987'de
çikti... Ondan sonra, Dünya Islami Hareketlerinin -simdi bir çogu merhum
olmus- liderleriyle yaptigim söylesiler Oncülerle Konusmalar adi
altinda yayimlandi 89 da Imamlar ve Sultanlar isimli Islam tarihinin ilk
yüzelli yilini ele alan elestirel bir tarih eseri yazdim 90 da Yürek
Devleti isimli Hareket Elestirisini de içeren bir deneme kaleme aldim
Yine 90'da ilk tercümem olan Misirli yazar Safinaz Kazim'in fi
Mez'eleti's-Sufur vel Hicab isimli eserini Kadinin Ozgürlügü ismiyle
tercüme ederek yayimladim 1992-95 yillari arasinda 8 ciltlik Anadolu
Islami Hareketler serisini Anadolu-Kahire hattinda mekik dokuyarak
kaleme aldim 1993'de iman isimli kitabimi yayimladim 1994'de çapli bir
elestiri olan Yahudilesme Temayülü'nü yayimladim Kahire'de verdigim
Tefsir derslerinden olusan kimi ayetlerin tefsirini Adayis Risalesi
basligi altinda kitaplastirdim 1995'de yaklasik 2 yil önce 1 gazetede
yazdigim bir makale yüzünden 1 yil hapse, Ankara'da bir forumda sundugum
Kürt Sorununa Islami Çözüm baslikli tebligimden dolayi 1,5 yil olmak
üzere toplam 2,5 yil tutan mahkumiyetim dolayisiyla Gölcük Cezaevine
girdim Mahkumiyetimi Ankara Ulucanlar Yariaçik Cezaevi'nde tamamladim
Cezaevinde yatarken cezaevinin olaganüstü mahrumiyet sartlari içerisinde
Macar Oryantalist Ignas Goldziher'in Islam Tefsir Ekollerini Türkçeye
çevirdim Uluslararasi Fetih Sempozyumu'nda sundugum tebligi
detaylandirarak Yürek Fethi adiyla kitaplastirdim 1992 yilinda Akabe
Kültür Egitim Vakfi'nda baslattigim tefsir dersi 7 yildir sürmekte
Ayrica Islami Ilimler Akademisi'nde Tefsir Usulü dersleri vermekteyim.
Yeni Safak ve Akit Gazetelerinde Köse Yazarligi yapiyorum Evli ve 4
çocuk babasiyim... Daha ayrintili biyografim için come.to/islamoglu ya
da angelfire.com/ak/islamoglu adreslerine bakilabilir

daha genis ve ürünlerinden faydalanmak icin...

www.mustafaislamoglu.com/

_________________
Mevla Görelim Neyler
Neylerse Güzel Eyler
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
huzeyfe
Süper Moderatör


Mesaj Sayısı: 1754
Rep Gücü: 3804
Rep Puanı: 23
Kayıt tarihi: 28/03/09

MesajKonu: Geri: Mustafa İslamoğlu Hayatı Eserleri   Ptsi Ağus. 08, 2011 8:17 am

"Efgani'yi Karalayanlar O'nun Tuvalet bezi olamazlar"

Diyen Değil midir?

http://www.youtube.com/watch?v=4fFF-03xkok&feature=related

*********************

BEDİÜZZAMAN SAİD NURSİ gibi bir alimi eleştiren


*****************************************


<blockquote>M. İslamoğlunun babası “Ahmed İslamoğlu” Hocaefendinin Ali EREN Hoca’ya Oğlu nun sapkınlığı hakkındaki mektubu :
</blockquote>

“Muhterem Ali Eren Beyefendi!.. Selamlar, sevgiler,
dualar, hürmetler… Allah, hidayet ve salah veresice oğlum Mustafa
İslamoğlu’na köşenizde verdiğiniz, “Kur’an–ı Kerim’e el sürme”
mevzuunda, alimane, arifane, vakıfane cevabınızdan dolayı sizi canı
gönülden tebrik eder ve halisane şükranlarımı arz ederim. Hürmet ve
dualarımla… Aciz Ahmed İslamoğlu. Mütekait (emekli) imam–hatip ve fahri
vaiz. Develi / Kayseri.

“Not: “Muhterem Hocam (Ali Eren)!… Mustafa’nın dâl ve
mudılliği, baba olarak bizi çok huzursuz etmektedir. Salahına dua
etmekteyiz. Sizlerden de ıslahına dua istirham etmekteyiz. İcap ederse,
bu kısa tebrik ve teşekkürnamemi köşenizde dipnot alarak neşredersiniz…
Milyonları ifsat ve idlal etmesin… Cevabınız, fakiri pek memnun ve
mesrur etti. Hak razı olsun…”


Ahmed İslamoğlu’ndan Ali Eren’e mektub, Ali Eren, “Vaiz Babanın
Teşekkür ve Üzüntüsü” içinde, Yeni Mesaj, 23 Receb 1421 (21 Ekim 2000).


*************************
Babasının Mustafa İSLÂMOĞLU Hoca Hakkındaki Görüşü



_________________
Mevla Görelim Neyler
Neylerse Güzel Eyler
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
huzeyfe
Süper Moderatör


Mesaj Sayısı: 1754
Rep Gücü: 3804
Rep Puanı: 23
Kayıt tarihi: 28/03/09

MesajKonu: Geri: Mustafa İslamoğlu Hayatı Eserleri   Ptsi Ağus. 08, 2011 8:28 am

Soru;


"Ben, imam humeyniyi seven ona sempati duyan bir insanım ve tam olarak
hakkında çok fazla detaylara sahip olmasam da âlim bir kişilik olarak
bilirim. Fakat geçenlerde bir selef arkadaşın onun hakkında bir şey
dediğine şahit oldum inanmak istemedim araştırmaya çalıştım ama kaynak
eksiğim çok fazla olduğu için söylentilerden başkasına ulaşamadım.

Bu yüzden kafam karışık mesele şu hocam tabi konuyu size açarken de affınıza sığınıyorum ilimde mahrem olmazmış.

Arkadaş İmam humeyninin cinsel ilişkide arkadan yaklaşmaya cevaz
verdiğini ve böyle bir fetvası olduğunu söyledi. Benim Sünni anlayışta
öğrendiğim şeylerin tam tersi bu da benim imam Humeyni tasavvurumu
zedeledi araştırmaya kalktım ama kaynak bilgim az olduğundan dolayı
sizden yardım almaya karar verdim sizden dileğim bunun gerçek olup
olmadığı hakkında beni aydınlatmanız yada beni bir kaynağa
yönlendirmeniz?

-zira eğer doğru ise bunu imam Humeyni ne ye dayanak yaptığını bu
söylenenin doğru olması durumunda yıkılan tasavvurumun tam anlamıyla
oturması için yapmam gerekenleri bana açıklayarak yada bana bir kaynak
göstererek yaparsanız beni Şuan ki sıkıntımdan kurtarmış olursunuz
şimdiden sizlerden Allah razı olsun "






Cevap; "Aziz mümin,

Bu yaklaşım tam da "imam Şafii kişinin öz kızıyla zinasının caiz
olduğuna fetva veriyor" demek kadar kendini bilmezce, alçakça ve art
niyetlidir.

Evet, Şafii, kişinin zinadan olma kızıyla nikâhlanmasına cevaz verir. Bu
cevaz bizce de yanlıştır. Fakat Şafii'nin usulünden kaynaklanır. Şimdi
biri kalkıp "Şafii kişinin kızıyla evlenmesi caizdir diyen bir adamdır"
derse terbiyesizlik etmiş olmaz mı?

İşte Ayetullah Humeyni
için denilen de tam buna benzer. Bu Ayetullah Humeyni'nin icad ettiğıi
bir şey değil ki. Ta İbn Abbas'ın öğrencisi ikrime ayetteki
"kadınlarınız sizin tarlanızdır, tarlanıza nereden/nasıl isterseniz öyle
varınız" ayetini herhangi bir sınırlama olmadığı şeklinde
yorumlamıştır. İkinci nesilden/tabiinden olan ikrime'nin bu yorumuna
kendi çağdaşlarından "köle yanıldı" tepkisini veren tabiin olmuştur.


Ehl-İ Beyt okulu genellikle bu yorumu benimsemiştir.

Ehl-i Sünnet Okulu ise bu yaklaşıma itiraz etmiştir. Şöyle ki:

Ayetteki ennâ zarfının aslen iki manaya geldiği doğrudur: 1) nereden, 2) nasıl.

Fakat ayet "kadınlarınız sizin tarlanızdır" buyuruyor. Tarla ürün veren yerdir.

Dolayısıyla tarla denilmeye rahme açılan kadınlık uzvu layıktır ve ayet
örtülü olarak onu kastetmiştir. Zira dölyolu ancak "tarla" vasfını
almaya layıktır. Diğer yol için insan ürünü olan çocuğun doğumunda rol
oynamadığı için "tarla" denilemez. Dolayısıyla ayette kapalı olarak
kastedilen "tenasül organıdır" ve ayetin açılımı da "kadınlarınız sizin
nesillerinizin tohumunu ekip o tohumun mahsulü olan çocuklarınızı hasat
ettiğiniz tarlanızdır; o tarlaya tenasül yolundan olmak şartıyla, hangi
pozisyonda, hangi yönden, hangi usulle varırsanız varın, bu sizin
bileceğiniz iştir" denilmiştir.

Bu konuda Hz. Ömer’in yaşadığı nakledilen bir de nüzul sebebi rivayeti
vardır. Hz. Ömer bir gün pişmanlık sözleriyle Allah Rasulü'ne başvurur.
Sebebini ise farklı cinsel ilişki pozisyonunu kastederek "Atıma bugün
ters bindim" der. Rivayete göre bu ayet bunun üzerine inmiş olur.

Ezcümle:

1.
Bu ilmi bir mevzu olan ve farklı mezheplerdeki âlim ve fakihlerin kendi
aralarında tartıştıkları ve ihtilaf ettikleri bir meseleye böylesine
basit, sığ ve buram buram mezhep holiganlığı kokan bu çirkin yaklaşım
merduttur, edepsizdir, verdiğim Şafii örneğinde olduğu gibidir.

2.
Ulemamızın ilmi olarak kendi aralarında tartıştığı meseleleri
cühelamızın böylesine reddi bir üslupla tarafgirliklerine alet etmeleri
çirkindir, zararlıdır, hadsizliktir.

3. Bu basitlikte
ele alınırsa, Nebiz'e helaldir dediği için İmam Azam Ebu Hanife'yi
"Bira'ya helaldir" dedi iftirasıyla, İmam Muhammed'i Daru'l-Harp'te
karlı çıkacaksa mümine verdiği "ribalı muamele" cevazı yüzünden "İmam
Muhammed faize helaldir" dedi iftirasıyla ve daha birçok imam diğer
imamlara muhalefet ettiği ve ilmi bir biçimde ortaya koydukları
fetvaları yüzünden iftiralara maruz kalabilir.

Allah bizi insaf, adalet ve itidalden ayırmasın." *| İslamoğlunun Sözleri burada bitti.


--------------------------------------------------------------------------------


Meselenin Tenkiti;

Şimdi İslamoğlu neden; "Haramdır, sapıklıktır ve İğrenç bir pisliktir demiyor da!" Meseleyi
"ihtilaflı" gibi gösterip kafaları allak bullak edip, insanların
içindeki “fıtrata aykırı” ve alçak şehevi duyguları tetikliyor?

Yoksa bu İslamoğlunun Mezhebi inancımı?
Acaba İslamoğlu Gizli bir Şii’mi? (İnsanın aklına her şey geliyor;
Kat'i Haram olan bir meseleyi niçin bu kadar karıştırıyor? Neden soruyu
sorana, evet kardeşim Humeyninin görüşü yanlıştır! Bu "kadına arkadan
yaklaşma" hususu kesin Haramdır, tartışmak caiz değildir demiyor?)

İslamoğlunun Meseleyi ele alışına bakın! “Nebiz'e
(Ki Nebiz, helâl ve haram olmak üzere iki kısma ayrılır) helaldir
dediği için İmam Azam Ebu Hanife'yi "Bira'ya helaldir" dedi iftirasıyla”
aynı şeymiş gibi (Sanki burada Humeynisine İftira Atılıyor!) Nasılda
meseleyi çarpıtıyor! Aslında burada İslamoğlunun niyeti, kadına “arkadan
varmak caizdir” diyen Şia ve humeyniyi eleştirenlere hakaret etmek!

Bakınız Yukarıda İslamoğlu aynen şunları yazıyor;

Bu yaklaşım tam da "imam Şafii kişinin öz kızıyla zinasının caiz
olduğuna fetva veriyor" demek kadar kendini bilmezce, alçakça ve art
niyetlidir”

İslamoğlunun, Meseleyi bu cümlelerle açıklaması Şu anlama geliyor; Humeyni'yi
verdiği o fetvadan dolayı eleştirmek veya kınamak başkasına da
Humeyni'nin o görüşünü söylemek, kendini bilmezlik, alçaklık ve art
niyetli olmak oluyor!

Bu ne demek oluyor? Bu husus Bir Şii Mollaya sorulsa, inanın cevabı bundan farklı olmazdı (!)


--------------------------------------------------------------------------------

Gelelim Meselenin Kat’i Haram oluşundaki delillere;

Öncelikle Kur'an'da kadınlarla cinsel ilişki konusunda çok açık bir hüküm vardır; Bakara Suresinin 222. ayeti şöyledir:

"Sana kadınların ay halini sorarlar. De ki: O, bir rahatsızlıktır. Bu
sebeple ay halinde olan kadınlardan uzak durun. Temizleninceye kadar
onlara yaklaşmayın. Temizlendikleri vakit, Allah'ın size emrettiği
yerden onlara yaklaşın. Şunu iyi bilin ki, Allah tevbe edenleri de
sever, temizlenenleri de sever".

Bu ayette Yüce Allah, kadınların ay haliyle ilgili genel bir yasaklama
olduğunu bildirerek, kadınlara adet halleri vaktinde yaklaşmanın haram
olduğunu bildirmektedir. Fakat adet halleri gidip, temizlendikleri vakit
onlara yanaşmayı helal kılmakta ve "Allah'ın emrettiği yerden" şeklinde
bir kayıtla temizlendikten sonra kadınlara yaklaşmanın helal olduğunu
bildirmektedir.

Şu halde kadınlara yaklaşmanın helal olduğu tek yer, “kadının cinsel
organı” olarak ortaya çıkmaktadır. Dolayısıyla bir konuda insanlara
helal olduğu bildirilen tek bir nokta varsa, ayrıca diğerlerinin haram
olduğunun bildirilmesine gerek yoktur. Zira "Allah'ın emrettiği yer"
ifadesi, kadının cinsel organını ifade etmek üzere kullanılmıştır,
Allah'ın emrettiği yerin dışında kalanlar, Allah’ın emretmediği ya da
Allah'ın rızasının olmadığı bölgeler anlamında anlaşılır.

Bu
ayet hükmüne göre, kadınlara yaklaşmanın helal olduğu yer sadece cinsel
organ olarak sabit olduğuna göre, bunun dışında kalan, arkadan
yaklaşma, ağız yoluyla temas (oral) gibi cinsellik uygulamalarının haram
olduğu ortaya çıkar.


Erkeklerin kadınlara Allah'ın emrettiği yerden, cinsel organdan yaklaşmaları şer’î nassın gereğidir.

Ali b. Ebu Talha İbni Abbas'tan şunu rivayet eder:

"Allah'ın size emrettiği yerden..." * ayetinden maksat cinsel organdır.
Bunun dışına çıkmayınız. Kim bunun dışına çıkarsa haddi aşmış olur."

“Mücahid der ki: “emrettiği yerden” ayeti cinsel organdan anl*****
gelmektedir." Bu ayetin yüce Allah'ın şu ayetine atıf olduğu söylenemez:
"Onun için adet halinde kadınlarınızdan ayrılın." *

Çünkü ayetin tamamı şöyledir:
"Sana adet halinden soruyorlar. De ki: O, bir ezadır. Onun için adet
halinde kadınlarınızdan ayrılın. Temizleninceye kadar onlara
yaklaşmayın. İyice temizlendikleri vakit, Allah'ın size emrettiği yerden
onlara varın..." *

Böyle bir ifade kullanılamaz, çünkü
hayız hali, mekanla değil zamanla alakalı bir husustur. Şayet mekanla
alakalı bir husus olsaydı, hayız zamanının dışında onlara yaklaşınız
denilirdi.
Tam tersine ayet mekana delalet edecek bir şekilde
gelmiştir. Bunun, hayza çevrilmesi mümkün değildir. Zira "haysü" lafzı
ancak mekana delalet ettiğinden dolayı kesinlikle hayız anl***** gelmez.
Allah'ın size emrettiği yerden yani cinsel organdan yaklaşınız anl*****
gelir.

Nikâh ve evlilik ayetleri de bunu emretmektedir. Bu anlamı, bu ayetin
hemen ardından gelen ve kadının, nesil için olduğunu açıklayan ayet de
teyit etmektedir. Ayet adeta şu anlama gelmektedir: Neslin geldiği
yerden yaklaşınız. Nesil ise ancak cinsel organdan gelmektedir.

Bu nedenle ayet şöyledir:

"Allah'ın size emrettiği yerden onlara varın. Şüphesiz ki Allah hem
tevbe edenleri hem de temizlenenleri çok sever. Kadınlarınız sizin için
bir tarladır. O halde tarlanıza dilediğiniz yerden varın." *

Bu ayette yer alan:
"Kadınlarınız sizin için bir tarladır." ifadesi, daha önce gelen:
"Allah'ın size emrettiği yerden onlara varın." ayetini açıklamaktadır.
Bu ifade, Allah'ın, yaklaşılmasını emrettiği yerle, cinsel organla
ilgili bir açıklamadır. Yine ayette yer alan: "tarlanızdır" ifadesi
ekilecek yer anlamında kullanılan bir kinayedir. "dilediğiniz yerden"
ifadesi, nasıl isterseniz demektir.

Kelimesi nereden isterseniz değil nasıl isterseniz anl***** gelir. Çünkü
kelimesi "nasıl" anlamında kullanılmaktadır. Nadiren karşılaşılabilecek
durumlar haricinde "nereden" anlamında kullanılmaz. Her iki anlamda da
kullanılacağını varsaysak bile; "tarlanızdır." ifadesi burada, "nereden"
anl***** değil "nasıl" anl***** ait bir karinedir. Bu karine iki yerde
birden gelmektedir. "Kadınlarınız sizin için bir tarladır" ifadesi, ekin
anl***** geldiği ve ekin yerinden gelinmesi hususunda yeterlidir.

Ancak
yaklaşma konusunu anlatırken "onlara dilediğiniz yerden varın”, ifadesi
kullanılmamış, tam tersine, (ekin) kelimesi kullanılarak şöyle
denilmiştir:
"O halde tarlanıza dilediğiniz yerden varın." Ayette;
her türlü ihtimali ortadan kaldırmak ve tekid için "kadınlara
dilediğiniz yerden varın" ifadesi kullanılmamıştır.

Adeta Allahu Teâla şöyle demektedir: Ekin
yerinden yaklaşmak kaydıyla kadınlara dilediğiniz şekilde yaklaşmanızda
size bir günah yoktur. "O halde tarlanıza varın." ifadesi cinsel
organdan yaklaşma hususunda kesin bir nasstır.

Diğer taraftan bu ayetin nüzul sebebini oluşturan kadınlara nasıl
yaklaşılması gerektiği yönündeki soru da buna delalet etmektedir

Süfyan b. Said es-Sevri'den: Muhammed b. el-Münkedir Cabir b. Abudullah'ın şöyle dediğini haber veriyor:

"Yahudiler; kim karısı ile arkası dönmüş bir halde cinsi münasebette
bulunursa çocuk şaşı olur, derlerdi. Bunun üzerine; "Kadınlarınız sizin
için bir tarladır. O halde tarlanıza dilediğiniz yerden varın." * ayeti
nazil oldu.

"Bir hadiste ibni Cüreyc, Rasulullah (sav)'in: "Fercden (cinsel
organdan) olduktan sonra önden ve arkadan." dediğini rivayet eder. Bu
nedenledir ki; "Allah'ın size emrettiği yerden onlara varın." ayeti,
Allah'ın emrettiği yerin dışından onlara varmanın haram olduğuna delalet
eder. "Kadınlarınız sizin için bir tarladır." ayeti, Allah'ın
yaklaşılmasını emrettiği yeri yani cinsel organı açıklayan bir ifadedir.


Bunlara ilave olarak nikah ve evlilikle ilgili ayetler de buna delalet
etmektedir. Bunların tamamı kadına dübüründen yaklaşmanın haram olduğuna
delalet etmektedir.

Öte yandan kadınla dübüründen ilişki kurmanın haram olduğuna açıkça delalet eden birçok hadis vardır.

Allah Mümin’leri Bel’am’ların şerrinden korusun… (Amin)


BİLGİLENDİRME :
Kur'anı Kerimi kendi aklına göre yorumlamaya kalkanların ne büyük bir
yanlış içinde oldukları şu yaşanan örnekte de bellidir.Bir çoklarının
alim bildiği Humeyni alçağı bakın ayete nasıl nefsine hoş geldiği gibi
mana yüklemiş.Bu husus ayrıca bu yanlışa düşenleri içine düştüğü
uçurumunda açık ve net bir ifadesidir.

********************

okuyucu yorumu

ben
Imam Humeyniye taklid eden bir muslumanim ve dediginiz fetva kesinlikle
hicbir sia alimi tarafindan verilmemistir. Sia alimlerinin ortak
görusu, ters iliskinin haram oldugu yonundedir yada harama yakin,
siddetli keraheti vardir. eger kadin incirse kesin haram olur. lutfen
eger bir konuda bilginiz yoksa görus belitmeyin ve arastirin. bircok
siteler var bu konularda.

_________________
Mevla Görelim Neyler
Neylerse Güzel Eyler
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
huzeyfe
Süper Moderatör


Mesaj Sayısı: 1754
Rep Gücü: 3804
Rep Puanı: 23
Kayıt tarihi: 28/03/09

MesajKonu: Geri: Mustafa İslamoğlu Hayatı Eserleri   Ptsi Ağus. 08, 2011 8:36 am

Kızı Mustafa İslamoğlu'nu Anlattı!

http://www.analizmerkezi.com/haber/kizi-mustafa-islamoglunu-anlatti-24066.html


-ANALİZ MERKEZİ DEĞERLENDİRMESİ-
Kur'an Aklı'nı kullanmanın önemini vurguladı.
Tercih ve Karar'larda Allah Korkusu'nu öğütledi.
Din Mafyası'nın hedefi oldu, vazgeçmedi.
Geleneğin yanlışlarının ayıklanmasındaki çalışmaları takdir topladı.
Mütefekkir ve Müfessir Mustafa İslamoğlu'nun ailesine bakan yüzünü, kızı
Hatice İslamoğlu Erdem'in anlatması, böyle bir âlim'in ailesiyle olan
hukukunu bilmek ve örnek almak isteyenler için büyük fırsat.

26 Temmuz 2011 Salı 11:36

Bir
evladın en zor cümleleri babası hakkında olanlarıdır sanıyorum.
Cümlelere sığmayacak kadar sevgi dolu olan bir baba için ne söylenebilir
ki güzellikten başka. İnsan babasını veya annesini seçemez. Babamı
seçme ihtimalim olsaydı yine babam, ille de babam derdim.

İnsanın
en zorlandığı ifadeler sevdiği birini anlatırken
kullandığı ifadelerdir. Bu yüzden sevgi yazdıkça tükenen değil,
harcadıkça çoğalan bir sermayedir. Tıpkı benim babamı yazmamın da bu
metne sığmayacak kadar büyük ve derin olması gibi.

Çevremizde
örnek alabileceğimiz modeller gittikçe azalıyor. Kalabalık yığınların
arasında kaybolan gençliğin örnek aile modelleri yok denecek kadar az.
Gençlerin zihinlerindeki modeller yaşanılabilir bir hayatın içinden çok,
onları hayattan koparan, sınırsızlığı hayatın tek anlamı yapan, günahı
hayatın merkezine koyan modeller. Bu yüzden her bireyin görevi bulunduğu
toplumda rolmodel olmak, olamıyorsa, modeller bulup onları örnek
almaktır. Bizlerin modelleri ümmetin geleceğinde rolü olan âlimlerdir.
Onlar bu ümmete Allah’ın ikramıdır. Kimisi o ilimden bir yudum içebilmek
için bir ömür çalışır. Kimisi o denizin içinde doğar. Ben kendisini o
denizin içinde bulanlardanım. Bu da Rabbimin bana ikramıdır. Bu sebeple
büyüğüm, ağabeyim, hocam, üstadım, babam olan Mustafa İslamoğlu’nu, bir
de kızının gözünden okumak; önce kendime, sonra uzaktan imrenenlere dua
olur temennisiyle yazmaya başladım.

Kendisi tek bir kategoride
değerlendirilemez kuşkusuz. Benim için; bir baba olarak Mustafa
İslamoğlu, bir âlim olarak Mustafa İslamoğlu ilk iki önceliktir. Bir
genç kızın önündeki en iyi erkek modeli babasıdır bana göre. Bu da benim
gözümde onu, annemin eşi olarak Mustafa İslamoğlu kısmına sokar ki, bu
da üçüncü kategoridir.

Nasıl bir baba?

Sevgiyle
büyütülen çocuk sevgi, umut ve hayat dolu bir insan olur, sevgisiz
yetiştirilen bir çocuk ise nefret, kin ve intikam hisleriyle dolu olur.
Aile çocuğa verdiği sevgiyi bir sadaka, hem de sadakaların en güzeli
bilmek zorundadır. Sevgi ile terbiye terbiyelerin en güzelidir ve
“Allah’ın ahlâkıyla ahlâklanmak”tır.’ Tavsiyeler-Mustafa İslamoğlu


Rolmodel
olarak tek örneğim, ağabeyim, arkadaşım, hocam. Bir baba her şey
olabilir mi, elbette olabilir. Babalar yalnız babalıkla değil, şahsiyeti
ve kişiliğiyle örnektir. Bir babayı, baba olarak örnek alanlar
babalıkla sınırlar aldıklarını, babalığını değil şahsiyetini örnek
olarak alanlar ise, cinsiyet ve yaş farkı gözetmeksizin, hayatın her
alanına taşırlar aldıkları öğretileri. Bu anlamda uygulanabilir bir
modellik, onu gözümde hem hocam, hem babam yapan öncelikli ilkedir. Aile
içi rolünden kaynaklanan babalığının yanı sıra, çok nadir babada
gördüğüm güzellikleri, ben kendisinden öğrendim. Babam biten çayımızı
dolduran, ev işlerinde yardım eden, bizimle oyun oynayan, gülen,
ağlayan, dertlenen bir babadır. Bununla erkeklik değil, ahlaki
güzellikleri öğretir bize. Cinsiyetinin ve babalığının önünde benim
hocamdır babam. Hayatın kendisini onunla okumak hiçbir kitabı okumaya
benzemez. Bir sorumluluğu canın istemediği halde yapmayı, bir yemeği
hoşuna gitmediği halde yemeyi biz babamızdan öğrendik. İnsan her
istediğini yapan değil, istemediği halde sorumluluklarını terk
etmeyendir. Babalık demek bu yüzden bende çok daha derin anlamlar
buluyor. Daha hayattan ve kalıcı başka bir örneğe gerek var mı bunun
üzerine bilemiyorum.

Düzenli, tertipli, planlı, sabırlı, disiplinli bir baba

Okumak
onun için vazgeçilmez bir eylem. Bize ‘çocuklar okumadan nasıl
duruyorsunuz?’ diye sorduğunda, aynı soruya ben de kendi kendime sormaya
başlamıştım. "Bana bir okuma listesi yapar mısın?" diye kendisine
başvurduğumda, gençliğinde okuduğu tüm seri kitapları önüme yığıp, ‘Önce
bunları bitirmen gerekir!’ demişti. O gün bugündür hala bitiremedim o
kitapları. Babam odasında her daim çalışır, evde çalışmak için belli bir
zaman dilimi yoktur. Bu yüzden daima sessiz ve gürültüsüz bir ortam
sağlanır. Tabii ki bu annemin desteğiyle olur. Bu konuda babamın çok
müsamahakar bir baba olduğunu söylemeden geçemeyeceğim. Beş kardeş aynı
evde iken sessiz bir ortam tahayyül etmek mümkün olmasa gerek. Evde onun
varlığı her an işe gitmeyip evde olan bir babanın varlığı gibi değil. O
evimizin bir parçası gibi. O olmadığı zaman yemeğimizin tadı,
sohbetimizin derinliği olmaz. O birkaç gün seyahate gitse ev
sessizleşir, soğuklaşır, ya başına bir şey gelirse korkusu sarar beni.
Evin büyük kızı olarak annemin yokluğunda annelik görevini ben
üstlenirim. Böylece ‘küçük anne’ unvanı takılır bana. Babam çocuklarına
'Hatice abla', 'Sami abi' diye hitab eder. Böylelikle aramızdaki mesafe
kalkar. Abla ve ağabey oluruz birbirimize. Sofraların dışında babamızla
çok fazla vakit geçiremeyiz. Bu yüzden sofraların berekete, muhabbetin
müebbete dönüştüğü bir ortam oluşuverir evde. Hepimizi sofrada görmek
ister babam. Karnımız tok olsa bile otururuz. Birlikten bereket doğar
ilkesiyle muhabbeti paylaşırız. Kahvaltılarda Kur’an’dan bir ayet
okuruz. Bu bizim evimizin geleneğidir. Gelen misafirlerimize çayın
yanında, bir ayet ve onun tefsirini paylaşırız. Soframızdan kalkan hem
bedenen hem ruhen doymuş olarak kalkar. Bu yüzden onunla yemek sofrası
dünyanın en güzel ziyafetlerinden daha güzel gelir bana.

Namaz evde cemaatle kılınır

Yüreği çok
yufkadır babamın. Her hangi bir coğrafyada olan bir acı, bir yıkım, bir
yetim onu ağlatır. Yetimin halinden en iyi bir yetim bir öksüz anlar,
çünkü babam da annesiz büyümüştür. Bazen öyle olur ki etkisinde kaldığı
olaylar, onu yemeden içmeden uzaklaştırır. Bir kaç yıl önce, bir
arkadaşımın vefatı üzerine üzüntüme ortak olup benimle gözyaşı dökmesi,
babamın içimdeki sevgisini bir kat daha arttırmıştı. O bir babadan daha
ötesidir benim için. Hislidir, hissettiğini hissettirir. Muhabbeti dua
olarak geri döner bize. Hayatımızda yankı bulur.

Evimizde akşam
namazları cemaatle kılınır. Evin en küçük bireyi de dahil olmak üzere,
herkes namazda toplanır. Ramazan teravihleri babamla güzelleşir. Bazen
‘babacığım kısa surelerden oku!’ siparişiyle daha da kısa tutar
namazları, bazen de olur ki arkasını döner, kimse kalmamış.

Hatalar ders verir

Hiçbir
zaman şahsiyetimizi ezmez. Beşimizle beş ayrı iletişim tekniği vardır.
Birimizi diğerimizle kıyaslamaz. Gücendirmez. Hatalarda yanılma payı
bırakır. Sorumluluklarımıza çok önem verir. Sorumsuzluğa karşı asla
musamahakar değildir. Birimizin görevini yapmadığında bir diğerine yük
olacağını söyler çoğu zaman. Kızdığı zaman sebebini söyler. Hatalıysa en
küçüğümüzden bile özür diler. Hatadan kaçmayı değil, o hataya tekrar
düşmemeyi öğütler. Hatasız olamayacağımızı fakat bunu asgariye
indirebileceğimizi örneklerle gösterir. Haklıysa, ‘Bana hak verin’ der.
Mutluysa kucaklar, özlediğini, sevdiğini ifade eder. Bizlerin onun
melekleri olduğunu söyler bazen.

Âlim bir babanın kızı olmak

Sen ilme kendini vermezsen ilim sana zırnığını vermez!
bu söz babamın bana ilim için uzak bir seyahate gittiğimde verdiği
nasihatti. Âlim bir babanın çocuklarına toplum tarafından yapıştırılan
damga, baba ile evlatları kıyaslamaktır. Bu yanılgı hem kıyaslayana, hem
kıyaslanılan çocuklara zulümdür. Gönül ister ki babalar da âlim
doğursun analar gibi. Lakin ilim babadan oğla miras kalan bir şey
değildir. Olmayacak da. ’Kızım Fatıma! Nefsini Allah’ın elinden satın al! Vallahi yarın ahrette ben de senin için bir şey yapamam!’ diyen
bir peygamberin ümmetiyiz biz. İlim miras bırakılan bir şey olsaydı
babam okumamız için üzerimize düşmez; 'benim ilmim hepimize yeter!'
derdi. Fakat demedi. İyi ki de demedi.

Mustafa İslamoğlu nasıl okur?

Sadece
yaptı. Okuduğu en boş şey gazetedir belki de. Onu okurken bile kitap
gibi okur, gazetenin hakkını verir. Tek bir kitap okumaz. Aynı anda
farklı konularda birkaç kitabı birden bitirir. Bitirdiği kitapların
içerisinden bana uygun olanlarını getirir; ‘Bunu mutlaka oku’ der. Bir
bilgiyi kendisinden öğrenmek istediğimizde hiçbir zaman bedavacılığa
alıştırmadı bizi. Kaynakları gösterir, kitabın adını söyler, bizim
araştırmamızı isterdi. Bilmiyorsa, bilmiyorum demekten asla çekinmezdi.
Bir konu hakkında konuşurken iyi bildiğini söyler, bilmediği veya eksik
bildiği hakkında ahkam kesmez. Boyumuzdan büyük laflar ettirmez, üç
düşünüp bir konuşmamızı tavsiye eder. Herkesin ilmine saygısı vardır.
Bir yaprağın, bir böceğin bile ilahi vahiyden bir ayet olduğunu söyler,
onları okumayı öğretir. Sanmayın ki bunları bizi karşısına alarak yapar.
Hayret makamında olan o, öğrenen bizdik. Bu yüzden hocamız hayatı
okurken biz hocamızı okuyorduk.

Odasına girerken izin almak,
müsaitse konuşmak, değilse zihnini meşgul etmemek gerektiğini
biliyorduk. Babamın çalışma düzenine hayran olmamak elde değil. Geceleri
az uyur, gündüzleri bize ve misafirlerine ayırır. Uzun süreli
çalışmalarında dinlenmek için yanımıza gelir, uzun soluklu düşündüğü bir
ayeti bizimle paylaşır, hep beraber o ayetin yüreğine ineriz. Ben ise
babamı anladıkça ne kadar az şey bildiğimi öğrenir, bildiğimden de
utanırım.

Ben okulsuz okuyanlardanım. Hayatımda babamdan
öğrendiğim iki şey benim için çok kıymetlidir... Azim ve sabır. Bana
edebiyatı sevdiren babamdır. Sezai Karakoç, Atilla İlhan, Cahit Zarifoğlu, Mavera, Mektuplar serisi
derken bir kütüphane kitaplığım oldu. Kitapları bana sevdiren en büyük
etken daha önce onları babamın okumuş olmasıdır. Ona ait olan her
kitapta, okunduğu tarih, altlarını çizili satırlar ve yanlarına not
düşülmüş yapraklar bulunur. Bu da bende kitap okuma merakı oluşturur.
Onun notlarını merak edip ne yazmış diye bakarken kendimi o kitabı
okumuş bulurum. Çizilmiş yerleri okumak bana çok ayrı bir zevk verir.
Bir süre sonra fark ederim ki babamla aynı yerleri çizmiş, aynı
satırları beğenmeye başlamışızdır. Onu anlıyor olmanın mutluluğu,
kitaplardan bana kalan çok daha anlamlı bir sayfadır. Bir baba evladına
hayatta kalıcı olan neyi bırakır derseniz, ‘Okumak!’ derim... Babamın
bana bıraktığı en büyük miras çok geniş manası ile, her şeyi
‘okumaktır’.

‘Yazı sözün gölgesidir.’

‘Arkanda
kalıcı bir dua bırakmak istiyorsan bol bol oku ve yaz.’ der. Yazmayı;
onun gençliğinde edindiği defterlerindeki notları okuyarak öğrendim.
Sadece bir hevesti başlarda. Ve babam fark etmeden yeni bir tohum daha
bırakıyordu zihin dünyama. Yazmak..!

İlk şiirime baktı ve, ‘Ben’
dedi, ‘Edebiyatla ilgili okunacak tüm eserleri bitirmeden hiçbir şiir
kaleme almadım…’ Ve ben, bu cümleden sonra bir daha kalemi elime
almadım. İlme saygı duyanlar, ilimde derinleşenlerden başkası değilmiş.
Bunu o zaman öğrendim. Sen ilme kendini verirsen, ilim de sana kendini
veriyormuş. Bu gerçeği her zaman kendime söyledim.

Babam dışarıda
hocam, evde babamdır. Onu dışarıdan bir hayranı gibi takip eder,
derslerinde defterler dolusu notlar tutarım. Başkalarına ders anlatırken
sorularımın cevabını o sırada alır, uzaktan bir hayranı gibi onun
resimlerini biriktirir, internetten Cuma hutbelerini takip eder,
Esma’ul-Hüsnâ derslerini Hilal Tv aracılığı ile herkes gibi izlerim.
Bizim kendisini izlememiz çok hoşuna gider. Eve geldiğinde ‘Nasıldı?’
diye sorar. Eğer izlememişsek üzülür. Bazen bizimle o haftanın hutbe
konusu üzerine konuşur, bazen de konuştuğumuz konu o haftanın hutbesine
yansır. Bazen, ders konularını o belirler. Bazen olur, evdeki gündem o
haftanın ders konusu olur. Bizim evimiz de küçük bir meclis gibidir.
Babam İç İşleri Bakanı, annem Dış İşleri Bakanı’dır. Babamın çalışıyor
olmasından ötürü, dışarı işlerini annemiz halleder. Babam kendi
çocukları üzerinden ailelerin sıkıntılarını, toplumun sorunlarını
dinler. Çevremizdeki aileleri ve çocuklarını gözlemler. Aileye her
şeyden çok daha fazla önem verir. Çocuklarını sevgi ve ilgi delisi yapan
ailelere çok kızar. Dengeli ailelerin; içindeki gündemi Kur’an’ın
oluşturduğu aileler olduğunu düşünür. Gündemimizi dinç ve diri tutmak
için babamla sohbet etmek yeterli olur. Bu da bizim hayatımıza bereket
olarak yansır.

Annemin eşi olarak babam

Annem deyince aklıma gelen tek kavram vardır: Fedakarlık..

İkisi
de annesiz büyümüş iki ayrı dünya ve onları bir araya getiren ilahi
senaryo. Tarihte İslam’a baş koymuş bütün dava insanları düzgün ve
düzenli bir aileye sahip olamamışlardır. Bir ömür işkence, sürgün, acı
ve ayrılıkla geçmiştir ömürleri. Şüphesiz bu yol zor, çileli, fedakarlık
isteyen bir yol. Davasını dert edinenin Allah özel dertlerini satın
almaz mı? Elbette alır.

Büyük şahsiyetlerin arkasında da büyük
kadınlar vardır. Eğer örnek bir aile rehberi aranıyorsa, bu rehber
Kur’an’dır. Bu rehberliğin yetiştirdiği yuvalar Dar’ul-Erkam’larda
büyümüş evlatların kurduğu yuvalardır. Kimliğin, statünün bir kenara
bırakılıp şahsiyetin ön plana çıktığı yuvalardır. Benim annem ilkokul
mezunudur. Bunu kendisi de, ben de gururla söyleriz.

O babamın ilk talebesi, bizim ilk öğretmenimizdir. O Kur’an’ın talebesi, babamın annesidir.

Bir
kadın illa da bir kariyer arıyorsa, iki dünyada da kendisine kazanç
sağlayacak tek bir kariyer biliyorum. O da anneliktir. Babamı örnek baba
ve eş yapan en önemli faktör, annemin anneliğini ve eşliğini çok iyi
yapıyor olmasıdır. Rabbim onların muhabbetlerini müebbet, bizi de o
muhabbetin kutlu meyveleri kılsın inşallah.

Şüphesiz dünya nimetlerinin en güzeli, ilim dolu bir yuvada yetişmektir

’Mum
dibine ışık vermez.’ demiş atalarımız. Dibindeki ışığı fark etmeyenlere
tarihin hiçbir döneminde, peygamberler de dahil ışık verememişlerdir.
Şüphesiz hidayet Allah’tandır. Bu Rabbimizin yasasıdır. Benim de herkes
gibi duam, o ilim denizinden bir parça olsun faydalanabilecek bir
basirete sahip olmaktır. Babamın alim olması bizlerin ahiretini
garantilemiyor ne yazık ki. Bilakis hesabımız ve yükümüz çok daha fazla.
Her nimetin şükrü kendi cinsindendir. Böyle bir babaya sahip olmanın
şükrü, onun gibi bir birey yetiştirmektir. Onun ilminden faydalanmanın
şükrü ise, o ilmi aktif iyilikle çoğaltmaktır. Rabbim nimetine nankörlük
edenlerden değil, o nimetin şükrünü eda edenlerden kılsın bizleri.

Biz babamızdan razıyız, Rabbim de razı olsun.

Hatice İslamoğlu Erdem babasını anlattı

dünyabizim.com

_________________
Mevla Görelim Neyler
Neylerse Güzel Eyler
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 

Mustafa İslamoğlu Hayatı Eserleri

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

 Similar topics

-
» SAHABELERİN HAYATI ...
» Sultan Alparslan'ın hayatı
» HAZRETİ AİŞE VALİDEMİZİN HAYATI
» ŞEYH HASAN GALİP KUŞÇUOĞLU'NUN HAYATI
» Mustafa Gürbüz

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
KUTLU FORUM ::  :: -