KUTLU FORUM

Bilgi ve Paylaşım Platformuna Hoş Geldiniz
 
AnasayfaKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Tenkid de uslub nasıl olmalı

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
@bdulKadir
Adminstratör
avatar

Mesaj Sayısı : 6359
Rep Gücü : 10014369
Rep Puanı : 97
Kayıt tarihi : 17/03/09
Yaş : 54
Nerden : İzmir

MesajKonu: Tenkid de uslub nasıl olmalı   Çarş. Eyl. 14, 2011 6:30 am

Müsbet manada tenkit etmek ve tenkide açık olmak ilmî esaslardan birisidir.




Günümüzde
insafsızlığın boy atıp geliştiği ve müthiş bir maraz halini aldığı en
büyük saha, garaz, cerbeze ve gurura istinad eden tenkit sahasıdır.
Aslında, bir kimsenin ya da bir şeyin iyi veya kötü taraflarını, menfi
veya müsbet yanlarını bulup meydana çıkarmak, ortada olanla olması
gereken arasında mukayese yapmak demek olan "tenkit", ideale yürümede
önemli bir yoldur.

Müsbet manada tenkit etmek ve tenkide açık
olmak ilmî esaslardan birisidir. Ne var ki, onun da bir üslûbu ve uygun
bir şekli vardır. Her şeyden önce, tenkit eden kimse insaflı davranmalı,
söyleyeceklerini kendi egoları hesabına değil, Hak rızası adına
söylemeli ve hayır mülâhazasından başka bir niyeti bulunmamalıdır.
Tenkidin çıkış noktası, Hak aşkı ve hakikati tenzih arzusu olmalıdır;
insaflı bir münekkid sadece hak ve hakikatin inkişafını maksat
yapmalıdır. Aksi halde, gurur ve cerbezeyle (diyalektik) birleşen
insafsız tenkit, hakikati tahrip eder ve haksızlıklara sebebiyet verir.

Bildiğiniz
gibi, herhangi bir hakikatin vuzuha kavuşması adına fikir teâtîsinde
bulunma, belli kural ve kaideler çerçevesinde beyin fırtınası yaşama,
müşterek düşünme, karşılıklı konuşma ve insaflı ifade sayesinde ferdî
mülahazaları ortak akla havale etme ameliyesine "münazara" diyoruz.
Maalesef, günümüzde münazara adına cereyan eden hemen bütün
tartışmalarda da insafsızlığın tenkit rengine bürünmüşüne şahit
oluyoruz.
Bugün,
fikir düellosu da diyebileceğimiz cidal, mugâlata ve demagoji
platformlarındaki atışmalara iştirak eden hemen herkesin bir kısım ön
kabulleri oluyor ve tartışmacılar, genellikle herhangi bir hakikatin
ortaya çıkmasından daha ziyade ne yapıp edip kendi mülâhazalarını karşı
tarafa kabul ettirmenin mücadelesini veriyorlar. Öyle ki, bu hususta
ölesiye gayret sarf ediyor; yer yer kelime ve mantık oyunlarına giriyor;
hasımlarını kışkırtma, ilzam etme ve mahcup düşürme gibi yakışıksız
şeylere başvuruyor ve hakikate karşı hep kapalı duruyorlar. Hakikatlerin
ortaya çıkmasından daha çok, karşı tarafın düşünce, ifade ve
felsefesine zıt şeyler üreterek konuşmaları diyalektiğe çeviriyorlar ve
artık münazırlar satranç oynuyormuşçasına birbirini mat etme, küçük
düşürme ve devre dışı bırakma mülâhazasıyla hareket ediyorlar. Aslında,
bu türlü tartışmalara kat'iyen münazara denmez; dense dense zihnî ve
fikrî özürlülerin atışması denir. Heyhat ki, şimdilerde münazara
meclisleri diyalektik meydanlarına dönüşmüş bir haldedir.
Bu
hastalığın yegâne çaresi; insafın elden bırakılmaması, Hakk'ın
hatırının her zaman âlî tutulması ve hiçbir hatıra feda edilmemesidir.
Her münazırın kendi kendini itham etmesi ve nefsine değil daima
muhatabına taraftar olmasıdır. Birbirini utandırmak bir yana, haklı
çıkanın hasmını mahcup etmesinin dahi insanî değerlere saygısızlık
sayılmasıdır.
Biz insaflı mıyız?!.
Nur
Müellifi'nin nazara verdiği üzere; ilm-i münazara âlimleri arasında
hakperestlik ve insaf düsturu şöyledir: Eğer insan, bir meselenin
münazarasında kendi sözünün haklılığına taraftar olup kendi haklı
çıktığına sevinse ve hasmının haksız ve yanlış olduğundan dolayı memnun
olsa, insafsızdır. Çünkü önemli olan haklı çıkmak değil hakkın ortaya
çıkmasıdır. Hem kendi haklılığına ve hasmının yanlışlığına sevinen insan
zarar eder. Zira haklı çıktığı vakit, o münazarada bilmediği bir şeyi
öğrenemez; dahası, belki gurura kapılıp ziyade zarara girer. Fakat eğer
hak hasmının elinde çıksa, hiçbir zarar ihtimali olmadan, bilmediği bir
meseleyi öğrenip menfaattar olur ve nefsi de gururundan kurtulur. Demek
insaflı hakperest, hakkın hatırı için kendi nefsinin hatırını kırar;
hakkı hasmının elinde de görse, yine rıza ile kabul edip onun tarafını
tutar.
Müslümanlar
olarak belki dünyanın pek çok ülkesine gittik; bazı yerlerde hatırı
sayılır bir nüfusa da ulaştık. Fakat o nüfusa denk bir nüfuza sahip
olamadık. Çünkü ekseriyetle dünyevî maksatlara bağlı olarak, bazılarının
kapılarında halayık gibi çalıştık. Efendilerin kapıkullarını
dinlemedikleri gibi, onlar da bizim sözlerimize kulak vermediler.
Müslümanları genellikle birer köle gibi kullandılar ve işleri bitince de
halayıklarını kapı dışarı etmenin yollarını araştırdılar. Bu itibarla
da, Müslümanlar pek çok beldeye gitmiş olsa bile, İslam'ın mesajı o
beldelerin insanlarına ulaşmış sayılmaz. Hele materyalizm ve
naturalizmin hâkim olduğu bir dönemde, eşya ve hadiselere maddeci bir
nazarla bakmaya alışmış insanların Din-i Mübin ve Kur'an mantığı ile
tanışmış oldukları söylenemez. Dolayısıyla, bugün (yeryüzünü kana
bulayan ve mazlumlara kan kusturan zâlimler güruhu istisna edilecek
olursa) insaf beklediğimiz kimselerin çoğu bir yönüyle fetret devrinin
insanları gibidirler.
Öyleyse,
önce biz insaf etmeli değil miyiz? Dünyanın dört bir yanına doğru
dürüst gidemediğimiz, inandırıcı bir hal, tavır ve keyfiyet
sergileyemediğimiz ve nazarî yönüyle çok güzel olan Kur'an hakikatlerini
aynı güzellikte temsil edemediğimiz için evvela kendimizi sorgulamamız
gerekmez mi? Şayet muhataplarımız, "Anlatılanlar çok güzel, fakat o
hakikatleri hayata hayat kılan insanları göremedik. O yüce ahlaka sahip
güzide insanlara şahit olamadık. Kılı kırk yararcasına yaşayan fazilet
âbidelerine rastlayamadık. Nerede günaha sonuna kadar kapalı ve
kapanmaya hâhişkar insanlar? Hani mü'mince yaşamanın canlı mümessilleri?
Böylelerini görmeden biz inanamayız!.." diyorlarsa ve ötede bu
mazeretlerini dile getirirlerse, Allah huzurunda biz ne yaparız? Evet,
artık kulaklar anlatılanlara doydu. Gözler ise temsil açlığı çekiyor.
Anlatma değil, temsil zamanı. Bu açıdan, "insaf" diyerek başkalarını
hakperest olmaya çağırırken, karşı tarafta o insaf duygusunu
tetikleyecek bir görüntüye ihtiyacımız olduğu da unutulmamalıdır.
ÖZETLE
1-
Müsbet manada tenkit etmek ve tenkide açık olmak ilmî esaslardan
birisidir. Tenkit eden kimse insaflı olmalı, söyleyeceklerini Hak rızası
adına söylemelidir.
2-
Bugün, tartışmacılar, bir hakikatin ortaya çıkmasından daha ziyade
kendi mülâhazalarını karşı tarafa kabul ettirmenin mücadelesini
veriyorlar.
3-
Bu hastalığın çaresi; insafın elden bırakılmaması ve Hakk'ın hatırının
âlî tutulmasıdır. Her münazırın kendine değil daima muhatabına taraftar
olmasıdır.


_________________


Elif gibi yalnızım,
Ne esrem var, ne ötrem.
Ne beni durduran bir cezmim,
Ne de bana ben katan bir şeddem var.
Ne elimi tutan bir harf,
Ne anlam katan bir harekem...
Kalakaldım sayfalar ortasında.
Bir okuyan bekledim,
Bir hıfzeden belki...
Gölgesini istedim bir dostun med gibi…
Sızım elif sızısı...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://kutluforum.bedavaforum.biz
 
Tenkid de uslub nasıl olmalı
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» Farmville nasıl oynanır? Öğrenmek isteyenler buraya
» MeMLeKeTiNiZiN ŞiVeSi NaSıLDıR ?
» Vücudumuzda Hiç Ağrı Hissetmeseydik
» OLAY ÇEVRESİNDE OLUŞAN EDEBİ METİNLER

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
KUTLU FORUM :: İslami ilimler ve dini kültür :: KÜRSÜ-Video Sohbetleri-Yazıları-
Buraya geçin: