KUTLU FORUM

Bilgi ve Paylaşım Platformuna Hoş Geldiniz
 
AnasayfaKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Mazursun..ahmed gazzali

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
minikalem

avatar

Mesaj Sayısı : 456
Rep Gücü : 1032
Rep Puanı : 10
Kayıt tarihi : 03/01/10

MesajKonu: Mazursun..ahmed gazzali   Salı Nis. 24, 2012 8:01 am





Senin gönlün daima meşhur ve musahhardır mazursun,
Gamın ne olduğunu asla bilmedin mazursun,
Ben sensiz bin gece kan ağladım,
Sen bir gece bile sensiz kalmadın mazursun...



imam gazali'nin şair kardeşidir, karıştırılmaması gerekir.


iblisilik denilen bir görüşe bağlıdır. ona göre şeytan, allah'a olan
sevgisinden hz.adem'e secde etmemiştir. bazı alimler onun bu görüşü
nedeni ile çok eleştirmişler. ve güvenilmez olarak nitelemişlerdir.
imamı gazali amale, kardeşi ise gönüle önem vermiştir. bu noktada da bir birleriyle ayrı fikirdelerdir.

**************

Yusuf Turan Günaydın
Kitap Tanıtım ve Değerlendirme: "Doktor Abdullah Cevdet, Dil-mestî-i Mevlânâ ve Gazzâlî’de
Ma’rifetullah – Rubâiyyât-ı Gazzâlî –

‘Urfî’de Şiir ve İrfân, İstanbul, Orhaniye
Matbaası, Kütübhâne-i İctihâd, Aded: 44, 1921, 128 s.

_________________
Mübtela-yı gama sor kim geceler kaç saat ???

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
minikalem

avatar

Mesaj Sayısı : 456
Rep Gücü : 1032
Rep Puanı : 10
Kayıt tarihi : 03/01/10

MesajKonu: Geri: Mazursun..ahmed gazzali   Salı Nis. 24, 2012 8:07 am

Ahmed Gazali Kimdir
Ahmed Gazali Biyografisi
Ahmed Gazali Hayatı


Ahmed Gazali İslam alimlerin ve evliyanın büyüklerinden Büyük İslam alimi İmam-ı Gazali hazretlerinin kardeşidir İsmi, Ahmed bin Muhammed bin Muhammed bin Ahmed et-Tusi’dir Künyesi, Ebü’l-Feth veya Ebü’l-Fütuh; lakabı Mecdüddin’dir Gazali nisbesiyle bilinir Tus’ta doğdu Doğum tarihi kesin olarak bilinmemektedir 1126 (H520) senesinde Kazvin’de vefat etti

Ahmed Gazali İlk tahsilini memleketi olan Tus’ta yaptı Zamanının alimlerinin pekçoğu ile görüşüp onların ilim meclislerinde ve sohbetlerinde bulunduAhmed Gazali Şafii fıkhını tahsil etti Birçok memleketler dolaşıp akli ve nakli ilimleri öğrendi İlim ve fazilette üstün derecelere ulaştı Irak’a gittiği zaman insanlar ilim ve fazileti sebebiyle ona aşık olup, vaz ve sohbetlerine koştular Ahmed Gazali Onun vaz ve nasihatlerini dinlemek için çok uzak yerlerden geldiler Ahmed Gazali hazretlerinin vazları tesirli olup dinleyenlerin gönüllerini fethetti Kendisi fıkıh ilmiyle meşgul olmasına rağmen, daha çok insanlara vaz ve nasihatleriyle faydalı olmaya çalıştı

Ahmed Gazali hazretleri, ilim ve fazilet sahibi, güzel ahlaklı, güler yüzlü bir zat idi Kerametler sahibi olup, va’zları gönülleri alıcı ve tesirliydiAhmed
Gazali Bir müşkille karşılaştığı zaman rüyasında Resulullah efendimizi
görür, zor meseleyi arz eder, bu şekilde işin doğrusunu anlardı

Ahmed Gazali Eserleri

1 Lübab-ül-İhya; İmam-ı Gazali hazretlerinin İhya-ü-Ulumi’d-Din adlı eserinin özetidir

2 Sevanih-ül-Uşşak; Konusu aşk olan bir eserdir

3 Et-Tecrid fi Tercemet-it-Tevhid

4 Ez-Zahire fi İlm-il-Basire

5 Sırr-ul-Esrar ve Teşkil-ül-Envar

6 Havass-üt-Tevhid

_________________
Mübtela-yı gama sor kim geceler kaç saat ???

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
minikalem

avatar

Mesaj Sayısı : 456
Rep Gücü : 1032
Rep Puanı : 10
Kayıt tarihi : 03/01/10

MesajKonu: Geri: Mazursun..ahmed gazzali   Salı Nis. 24, 2012 8:12 am

Nâzım'ın Ahmet Gazali'nin rubailerine
de gönderme yaptığı gökyüzü ile ilgili şiirleri... Örnekleri
çoğaltabiliriz ama asıl önemli olan şairin sözcük kullanma ile ilgili

Nazım-Peyami dostluğunun da tahminlerimizin ötesinde bir dostluk olduğu muhakkaktır, Ahmet Gazali'nin rubailerini birlikte okuyacak kadar.

Tam bu noktada Nâzım Hikmet'in hapishanedeyken okuduğu Dilmestî'den ... oturup / hapisane kapısında / rubaileri okuduk Gazali'den.. «Gece : büyük lâciverdî bahçe. Altın pırıltılarla devranı rakkaselerin. Ve tahta kutularda upuzun yatan ölüler.> ...

MEKTUPLAR-02. : Bir akşamüstü oturup hapisane kapısında rubailer okuduk Gazalî'den: 'Gece:

_________________
Mübtela-yı gama sor kim geceler kaç saat ???

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
minikalem

avatar

Mesaj Sayısı : 456
Rep Gücü : 1032
Rep Puanı : 10
Kayıt tarihi : 03/01/10

MesajKonu: Geri: Mazursun..ahmed gazzali   Salı Nis. 24, 2012 8:13 am


AHMED GAZÂLÎ


İran'da
yetişen evliyânın büyüklerinden ve fıkıh âlimi. İsmi Ahmed, Künyesi
Ebü'l-Feth, lakabı Arif'tir. Babasının ismi Muhammed'dir. Büyük âlim
İmâm-ı Gazâlî'nin kardeşidir. Et-Tûsî ve el-Gazâlî nisbeleri verildi.
Ahmed Gazâlî'nin nerede ve ne zamanda doğduğu belli değildir. 1126
(H.520) senesinde Kazvin'de vefât etti.


Ahmed Gazâlî hazretleri küçük yaşta ilim
öğrenmeye başladı. Zamânındaki âlimlerin bir çoğu ile görüştü ve
onların sohbetlerinde bulundu. İlim öğrenmek için bir çok memleket
dolaştı. Pek çok tasavvuf ehlini ziyâret edip, hizmetlerinde bulundu.
İlim ve fazîlette yüksek derecelere kavuştu. Irak'a gittiği zaman ilmi
ve fazîleti sebebiyle halk, sohbetlerine koştu. Sonra Bağdât'ta vâz
meclisi kuruldu ve sayısı seksen üçe yakın ders meclisinde vâzlar verdi.


Ahmed Gazâlî'nin vâzları gönülleri alıcı
ve tesirliydi. Kerâmetler sâhibi, güler yüzlü bir zâttı. Fıkıh ilmi ile
meşgul olmasına rağmen, daha ziyâde insanlara vâz ü nasîhatları ile
meşhur oldu. İmâm-ı Gazâlî hazretlerine vekâleten, bir süre Nizâmiyye
Medresesinde ders okuttu.


Ahmed Gazâlî hazretleri vâzlarının
birinde Lâ ilâhe illallah lafzının faziletini şöyle anlattı:


Allahü teâlâ hadîs-i kutsî'de; "La ilâhe
illallah benim kal'amdır. Kim benim kal'ama girerse, azâbımdan emîn
olur." buyuruyor. Lâ ilâhe illallah Allahü teâlâyı bildiren yüce bir
sözdür. Kim onu kendine kal'a edinirse ebedî saâdeti ve nîmetleri elde
eder. Kim bu mübârek, kelimeyi kendisine kal'a edinmezse, ebedî azâba
uğrar. Fakat insanlar Lâ ilâhe illallah kelimesinden uzaklaştılar.
Onlarda sadece dilin kelime-i tevhîdi söylemesi kaldı. Böylece insanlar
sâdece kal'ayı söylemiş oldular. Nasıl ki ateşin ismini söylemek insanı
yakmadığı, suyun ismi insanı boğmadığı, kılıcın ismi insanı kesmediği
gibi, kal'anın ismi de insanı düşmandan korumaz. Bunlar gibi Kelime-i
tevhîdin sâdece lafzını söyleyip, mânâsından haberdâr olmamak da insanı
âhiret azâbından korumaz.


Görülmüyor mu, insanlar Lâ ilâhe illallah
diyor, fakat nefsinin arzu ve isteklerine, paraya ve dünyâya tapıyor.
Yarın kıyâmet gününde Allahü teâlâ; "Ey kulum! Olmayan şeyi niçin
söylüyorsun?" buyurup, "Yalan söyledin." deyince ne cevap vereceksin.
Halbuki sen, dünyâ malına ve paraya kulluk ediyorsun. Ey insanoğlu!
Niçin lezzeti ilâhî yerlerde aramıyorsun? Halbuki bütün her şey Allahü
teâlânın elindedir. O, bütün bu mülklerin sâhibidir. Mülkünde istediği
gibi tasarruf eder. Âlemde, ancak O'nun dilediği ve O'nun irâde ettiği
şey olur. Onun için, O'ndan başkasıyla lezzet alma. Rahmetinden ümit
kesme. Çünkü O'nun rahmetinden, ancak kâfirler ümit keserler.


Lâ ilâhe illallah öyle bir kelimedir ki,
Allahü teâlânın vahdâniyetini tanımayı sağlar. Onun meyvesi, Allahü
teâlânın bir olduğunu ikrârdır.


Ey insanoğlu! Allahü teâlâ seni,
tevhîdini, birliğini bilmen için yarattı. Âlemdeki her şeyi de, senin
için yarattı. Ve bunlar arasındaki hayvanları, bitkileri sana hizmetçi
kıldı. Yer senin ikâmet etmeni sağlar. Melekler seni muhâfaza eder.
Güneş sana ışık verir. Hepsi senin için yaratılmıştır. Sen, sâdece
Allahü teâlâyı bir bilip, O'na kulluk için yaratıldın. Öyleyse bütün
mahlûkât, Allahü teâlânın vahdâniyetini ve bir olduğunu kabûl edip,
bunu ikrâr için yaratılmıştır.


Ey insanoğlu! Allahü teâlâ bütün eşyâyı
senin için yarattı. Seni de kendisi için yarattı. Sen ise, Allahü
teâlânın senin için yarattığı şey ile meşgûl oldun, nîmetin sâhibini
unuttun. Sana gelen bağış ve lütuflarından faydalandın. Vereni
hatırlamadın. Böylece nîmetin şükrünü edâ etmedin. Sana verdiği ihsân
ve lütuflarının hürmetine riâyet etmedin. Nîmet sâhibine şükür, O'nun
verdiği nîmete şükür etmektir. Bu da, kendisine verdiği nîmetten dolayı
O'na senâda bulunmakla olur.


Ey insanoğlu! Sâdece Allahü teâlâ verir.
Öyleyse, sâdece O'nunla meşgûl ol ve O'na yönel, Bu hâsıl olursa, senin
için bütün nîmetler hâsıl olur.


Ey insanoğlu! Allahü teâlâdan başkasına
yöneldiğin, onlara iltifât ettiğin müddetçe de Lâ ilâhe illallah
kelimesini söylemeye devâm et. Çünkü o, sendeki iyi olmayan şeyleri yok
eder. Sana övülen iyi hasletleri getirir."


Ahmed Gazâlî hazretleri çok tevâzu
sâhibiydi. Sık sık; "Vâz ve nasîhat husûsunda kendimi ehil görmüyorum.
Vâz âlimlerin, ilim nisâbının zekâtıdır. Nisâbı olmayan nasıl ve
nereden zekât verir? Eğri ağacın gölgesi hiç düzgün olur mu?" buyururdu.


Ahmed Gazâlî hazretleri bir müşkille
karşılaştığı zaman, rüyâsında Peygamber efendimizi görür, zor olan
meseleyi arz eder bu şekilde işin doğrusunu öğrenirdi.


Talebenin ilim tahsîl ederken ne gibi
hususlara dikkat etmesi gerektiği sorulduğunda şöyle buyurdu:


"İlim isteyen ilk önce nefsini kötü ahlâk
ve huylardan temizlemelidir. Çünkü ilim öğrenmek, kalbi îmar etmekle
olur. Âzâların vazîfesi olan namaz, nasıl necâsetten temizlenmeden
olmuyorsa, kalbin ilim ile tâmiri de, ancak kalbi her türlü kötü sıfat
ve vasıflardan, fena huylardan temizledikten sonra olur.


İkinci olarak dünyâ meşgûliyetlerinden
alâkayı kesmelidir. Zîrâ dünyâ meşgalesi insanı ilimden alıkoyar. İnsan
bir anda iki şeyle meşgûl olamaz.


Üçüncü olarak hocaya karşı kibirli
olmamalı ve ona ukalâlık etmemelidir. Bilhassa hastanın tabibe teslim
olduğu gibi hocaya teslim olmak lazımdır.


Dördüncü olarak ilmin başında ister bu
ister öteki dünyâ için olsun âlimlerin ihtilaflarına kulak asmamalıdır.
Çünkü bu zihni zorlar doğru düşünceden uzaklaştırır. Meseleler idrâk
edilmez olur.


Beşinci olarak, insanın okumaktan gâyesi
kalbini kötü huylardan temizleyip, fazîletlerle süslemek, gelecekte ise
Allahü teâlâya yakın olmak ve yakınlık mertebesine kavuşmak olmalıdır.
Bilgisiyle; riyaset, servet, makam, düşük adamlarla mücâdele ve
akranlarına üstünlük gâyesi göstermemelidir."


Ahmed Gazâlî kardeşinin yazdığı İhyâ-u
Ulûm
adlı eserini bir cilde kısaltarak Lübâb-ül-İhyâ ismini verdi.
Ayrıca Sevânih-ul-Uşşak, Zahîre fi İlm-i Basîre, Bevârik-ul-İlm,
Et-Tecrid fî-Tercemet-it-Tevhîd, Sırr-ul-Esrâr ve Teşkîl-ül-Envâr ve
Havâss-üt-Tevhîd
adlı eserleri vardır.


ÂHİRET TİCÂRETİ

Ahmed Gazâlî hazretleri zamânını hep vâz
u nasîhat veya Allahü teâlâya ibâdetle geçirirdi. İnsanlara sık sık
vakitlerini boş geçirmemeleri ile ilgili olarak şöyle nasîhat ederdi.
Buyururdu ki:


Şunu iyi bilin ki, insanlar bu âlemde
yolculuk halindedirler. Onların ilk konakları beşik, sonuncusu ise
kabirdir. Hakîkî vatan, ya Cennet veya Cehennem'dir. İnsanın ömrü,
sefer mesâfesini teşkil eder. Yıllar konak yerleri, aylar fersahlar,
günler kilometreler, nefesler metrelerdir. Yapmış olduğu iyilik, tâat
ve ibâdetler azığıdır. Ömrünün en kıymetli sermâyesi vakitleridir.
Şehveti ve şehevî arzuları, yolunu kesen eşkıyâdır. Kazancı ve kârı;
Cennet'i ve oradaki ebedî nîmetleri elde etmek, Allahü teâlânın
rızâsına ve cemâline mazhar olmaktır. Zarar ise; Cehennem'de çeşitli
azaplara mâruz kalmak, Allahü teâlânın rahmet ve cemâlinden
uzaklaşmaktır.


Kim hesapsız Cennet'e girmek isterse,
vakitlerini Allahü teâlânın beğendiği şeylerle geçirsin. Kim âhirette,
hasenât kefesinin ağır gelmesini isterse, vakitlerinin çoğunu ibâdet ve
tâatla geçirsin. Kim sâlih bir amel işler, sonra da günâh işlerse, onun
durumu tehlikelidir. Fakat ümit kesilmiş de değildir. Af, Allahü
teâlânın keremindendir. Umulur ki, Allahü teâlâ onu affeder.


Zannetmeyin ki, güneşin ve ayın seyrinden
maksat, sıralı ve düzenli bir hesaptır. Gölgenin, nûrun ve yıldızların
yaratılmasından maksat, sâdece insanların dünyâ işlerinde yardımcı
olmak içindir. Bilakis insanların, vakitlerini ve zamanlarını onlar
vâsıtasıyla bilip, âhiret ticâreti ve tâatlerle meşgûl olmaları
içindir. Allahü teâlâ Furkan sûresi altmış ikinci âyet-i kerîmesinde
meâlen; "Düşünüp ibret almak veya şükretmek isteyen kimseler için, gece
ile gündüzü birbiri ardınca geçiren yine O'dur." buyuruyor.


1) Mu'cem-ül-Müellifîn; c.2, s.147
2) Vefeyât-ül-A'yân; c.1, s.28
3) Tabakât-üş-Şâfiiyye; c.6, s.60
4) Şezerât-üz-Zeheb; c.4, s.60
5) El-Bidâye ven-Nihâye; c.12, s.196
6) Esmâ-ül-Müellifîn; c.1, s.83
7) Mîzân-ül-İ'tidâl; c.1, s.150
Cool Lisân-ül-Mîzân; c.1, s.293
9) Câmiu Kerâmât-il-Evliyâ; c.1, s.293
10) Tabakât-ül-Evliyâ; s.102
11) El-A'lâm; c.1, s.214
12) Nesâyim-ül-Mehabbe; s.230
13) Brockelmann; Gal-1, s.546, Supp-1,
s.756

_________________
Mübtela-yı gama sor kim geceler kaç saat ???

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
minikalem

avatar

Mesaj Sayısı : 456
Rep Gücü : 1032
Rep Puanı : 10
Kayıt tarihi : 03/01/10

MesajKonu: Geri: Mazursun..ahmed gazzali   Salı Nis. 24, 2012 8:23 am

Sevanihu’l-Uşşak – Ahmed Gazali





Posted on 18 Şubat 2011 by sabri unal




Yazan: Yusuf Turan Günaydın
Yazı Kaynağı: Müfredat Dergisi


Sûfiyâne tecrübe hâllerin geçici, buna karşılık “makam”ların kalıcı
olduğunu savunur. Ahmed Gazâlî’ nin Sevânihu’l-Uşşâk adını verdiği eseri
için seçilen “Âşıkların Hâlleri” başlığı, eserin adından başlamamızı
gerekli kılıyor. Bu hususta bir sepet laf sarf edecek olmamız tasavvuf
sözlüğünde özel bir anlamı olan “sâniha” kavramının çoğulu durumundaki
“sevânih”in “hâller” olarak aktarılmasındandır.

Sûfî-müellif eserinin adını “Ahvâlü’l-Uşşâk” da koyabilirdi. Bu
durumda hâl kavramının tasavvuftaki özel anlamından dolayı muhtevasının
bambaşka olması gerekecek, Gazâlî’nin durmuş-oturmuş bir üslûpla değil,
belki birbiriyle ilintisiz görünen, yer yer anlam bağından yoksun
cümleler kurması gerekecekti. Oysa metin yer yer aforizmik,
coşkulu-manzum bir metin olsa da son derece sağlam bir bağlantı ağına
sahiptir. Bu da eserde sûfînin “telvin” içinde çalkanan hâlleriyle
değil, “temkin” ehli­nin sağlam tespitleriyle burun buruna gelmemizi
sağlıyor:

“‘Hâzâ Rabbî’, ‘Ene’l-Hakk’ ve ‘Sübhânî’ gibi ifadelerin hepsi bu
renge boyanmanın değişik görüntüleridir ve temkinden uzaktır.” (s. 4)

Evet, “Giriş”te belirtildiği gibi Ahmed Gazâlî’nin tasavvufî tavrı
ağabey Gazâlî’ninkinden farklı görünür. Ama bu durum, kardeş Gazâlî’nin
temkin ehli bir sûfî olarak değişken hâllerden bahsetmesine yol açmaz;
ancak belli bir makama erişerek, yani sağlam bir zemine basarak
duyuşlarını cümleleştirmesini engellemez. Eser, aşka dair aforizmalar
(sevânih) ihtiva eder. Aforizma ise şathiyeden oldukça farklıdır; sağlam
bir zemi­n­de söz sarfını gerektirir. Dolayı­sıyla eserin Türkçe adının
“Aşk İlhamları/Aforizmaları” olma­sını teklif edebiliriz.

Zaman zaman Ahmed Gazâlî’nin ağabeyiyle karıştırıldığına şahit
oluruz. Abdullah Cevdet’in Dilmestî-i Mevlânâ (1921) adlı eserinin
sonuna eklediği “Gazâlî’de Marifetullah” ve hemen peşinden gelen
“Rubâiyyât-ı Gazâlî” bölümlerinin perde sayfalarında Gazâlî’nin ağabey
mi kardeş mi olduğunu belirtir bir sarahat bulunmadığından, eser, akla
ilk anda İhyâ sahibi Gazâlî’yi getirmiştir. Tam bu noktada Nâzım
Hikmet’in hapishanedeyken okuduğu Dilmestî’den esinlenerek yazdığı bir
şiirde Gazâlî’nin adını anması da işleri hepten karıştırmıştır. Çünkü
Nâzım da şairi sadece Gazâlî nisbesiyle anmıştır [Bir akşamüstü / oturup
/ hapisane kapısında / rubaileri okuduk Gazali'den]. Eh Gazâlî denince
de ilk akla gelen şahsiyet ağabey Gazâlî olunca söz ettiğimiz
karışıklığa kapılar sonuna kadar açılmıştır.

Sevânih’in Hece Yayınları’ndan çıkan son baskısı, önceki baskılarında
(Gelenek Y., 2004, 2005) olduğu gibi Turan Koç ve Mehmet Çetinkaya’nın
tercümesiyle sunuluyor okuyucuya. Bu eserin yayınlanması Türkçede ağabey
Gazâlî’nin yanında kardeşin de gerçek anlamda tanınmasına büyük katkı
sağlamıştır. Denebilir ki iki Gazâlî’nin iki farklı şahsiyet olarak
tebellür edilebilmesi bu neşirle mümkün oldu. Elbette geç kalmış bir
yayıncılık faaliyetidir bu.

Eser, sûfiyâne duyuşları yer yer manzum ifadelerle, yer yer de
hikâyelerle süsleyerek veriyor. Bu tarz, sûfîlerin çok sevdiği bir telif
tarzıdır ve temkin ehli sûfîlerin tercih ettiği bir yoldur. Diyebiliriz
ki, her telif sahibi sûfî aynı zamanda temkin ehlidir. Elbette bu,
telif sahibi olmayan sûfîlerin mutlaka telvin ehli olduğu mânâsına
gelmez. Telvin ehli sûfîler arasında telif sahibi olanlarının bulunması
da bu düşüncemize münâfî değildir. Ahmed Gazâlî işte bu noktada ağabey
Gazâlî’den çok da uzak bir yere düşmez.

Eser, takip edebildiğimiz kadarıyla Hece Yayınları arasında birinci
baskısı yapılmadan önce Gelenek Yayınları arasında iki kez basılmıştı.
Sanırız kardeş Gazâlî, en az ağabeyi kadar ilgi gördü. Sûfîlerin
umûmiyetle sırf menkıbeleriyle tanındığı ülkemizde eserleriyle de
tanınmaları yolunda Sevânihu’l-Uşşâk tercümesi önemli bir merhale
sayılmalıdır. Nitekim, XVI. yüzyıldan sonra müesseseleşmiş tasavvufun
önemli ölçüde silindiği İran coğrafyasında bugün bu sûfîler telif sahibi
birer şahsiyet olarak tanınmakta ve okunmaktadır. Bizim neredeyse
sadece kerametleriyle andığımız bu şahsiyetlerin eserlerinden hazma
sâlih olanların tercüme edilmesiyle insanlar bu eserlerden kafalarına ve
gönüllerine neler devşirebileceklerini de görmüş olacaktır.

Sevanihu’l-Uşşak – Ahmed Gazali – Hece Yayınları – 2008

Benzer Yazılar

  1. Aşıkların Halleri – Ahmed Gazali
  2. Dil Belası – İmam Gazali
  3. Filozofların Tutarsızlığı – İmam Gazali
  4. Filozofların Tutarsızlığı – İmam Gazali
  5. Fıkhu’s Sire – Muhammed Gazali



This entry was posted in müfredat dergisi and tagged 58422 by sabri unal. Bookmark the permalink

_________________
Mübtela-yı gama sor kim geceler kaç saat ???

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
minikalem

avatar

Mesaj Sayısı : 456
Rep Gücü : 1032
Rep Puanı : 10
Kayıt tarihi : 03/01/10

MesajKonu: Geri: Mazursun..ahmed gazzali   Salı Nis. 24, 2012 8:24 am

Aşıkların Halleri – Ahmed Gazali





Posted on 30 Temmuz 2009 by yenisafak



Yazan: Ozan Sönmez
Yazı Kaynağı: Yeni Şafak Kitap Eki


İmam Gazali’nin kardeşi olan Ahmed Gazali, dergahlarda mürid
yetiştiren bir sufi şeyh olarak tanınıyor. Tasavvufa kardeşinin
etkisiyle girdiği söylenen İmam Gazali’nin Ahmed Gazali için “Biz
aradık, o buldu” dediği rivayet ediliyor. Sevanihu’l Uşşak kitabı ömrünü
tasavvufa adayan, Farsça ve Arapça bir dizi küçük risale kaleme alan
Ahmed Gazali’nin en uzun eseri olarak gösteriliyor. Gazali bu kitabı
öğrencilerine okutulacak bir ders kitabı olarak değil de bir dostu ya da
müridinin ricası üzerine, epeyce yol katetmiş sufiler tarafından
okunsun diye yazmış. Bu yüzden kitap yalın diline rağmen, anlamına vakıf
olabilmek için tasavvuf diline aşina olmayı gerektiriyor. Sevanih’in
tanımı kitapta şöyle yapılıyor: “Bir sufi müşahade aleminin ötesine yol
almaya başlayınca gönül, ruh ve sırr gibi bazı bölgelerden ya da
menzillerden geçer. Buna göre ‘Alem-i ervah’ da denen ruh alemi, orada
bulunan ontolojik bir bölgedir ve aşkın gerçek yurdu da burasıdır.
Sufi’nin bir aşık haline gelmesi de bu bölgede gerçekleşir. Sufi’nin bu
bölgedeki seyri sırasında edindiği duygu, düşünce ve izlenimlere sevanih
denir.”

AŞKIN METAFİZİK BOYUTU

Aşk metafiziği konusundan tam anlamıyla sistemli bir şekilde söz eden
ilk sufi olarak gösterilen Ahmed Gazali’nin kitabı aynı zamanda
aşıkların kalplerindeki sırları ya da salikler arasındaki mahrem
konuşmaları anlatan ilk eser olarak biliniyor. Onbirinci yüzyıl sufi
şairlerinin şiirleriyle desteklenen veciz ve şiirsel bir düzyazı
denemesi olan kitapta Gazali, aşk konusunu salt metafizik tefekkür
boyutuyla ele alıp inceliyor. Bunun için de örnek verdiği ayet ve
hadislerin dışında Allah adından gerekmedikçe söz etmiyor. Bunun nedeni
ise Gazali’nin aşka farklı bir yorum getirmesi. Sufilere göre aşk ilahi
bir sıfattır ama Gazali bu sıfatı Zat’la özdeşleştiriyor. Böylece mutlak
hakikat aşk oluyor ve bu kitapta da aşka bu açıdan bakılıyor. Gazali
kayıtsız şartsız bir aşktan söz ediyor ve bu aşkta seven; Allah, insan
hatta şeytan olabileceği gibi sevgili; Allah veya insan olabiliyor.
Kitapta geçen 75 fasılda bazen şiir bazen de düzyazı halinde kılıktan
kılığa giren aşığın sesi adeta bir perdenin ardından yankılanıyor. “Eğer
anlamayan çıkarsa mazurdur, zira ifadenin eli manananın eteğine
uzanamaz” diyen Ahmed Gazali’nin kitabında yer alan fasıllardan tadımlık
aşkın halleri:

3. Fasıl

…Bilginin ulaşabileceği son nokta aşkın kıyısıdır. Kıyıya ulaşırsa
ondan bir iki söz edebilir. Eğer aşka bir adım atacak olursa
boğulabilir. Bu durumda aşktan nasıl haber verebilir! Boğulandan bilgi
beklenir mi!

8. Fasıl


İnsan olmanın ayırd edici özelliği ‘Allah’ ı seven’ olmasından çok
‘Allah’ın sevgilisi’ olması değil midir! Bu az birşey midir! Allah’ın ‘O
onları sever’ ifadesini bulan insan sevgisi, nimetleri öylesine
saçmıştır ki gelip geçen herkes bu nimetten yer içer, yine de tüketemez.

Aşıkların Halleri, Ahmed Gazali, Hece Yayınları, 96 Sayfa

09.07.2008

Benzer Yazılar

  1. Sevanihu’l-Uşşak – Ahmed Gazali
  2. Aşkın Halleri – Hüseyin Su
  3. Cinsiyet Halleri – Nil Mutluer
  4. Aşkın Halleri – Dr. Alper Hasanoğlu
  5. Hazreti Muhammed’in Sözleri Ve Halleri – Ömer Sevinçgül

_________________
Mübtela-yı gama sor kim geceler kaç saat ???

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Sponsored content




MesajKonu: Geri: Mazursun..ahmed gazzali   

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Mazursun..ahmed gazzali
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
KUTLU FORUM :: EDEBİYAT-TARİH- SANAT :: Şiirler-
Buraya geçin: