KUTLU FORUM

Bilgi ve Paylaşım Platformuna Hoş Geldiniz
 
AnasayfaKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Prof. Dr. Suat Yıldırım] İslâm Aksiklopedisi'nde 'müsteşrikler'(1)

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
huzeyfe
Süper Moderatör
avatar

Mesaj Sayısı : 7480
Rep Gücü : 17541
Rep Puanı : 23
Kayıt tarihi : 27/03/09

MesajKonu: Prof. Dr. Suat Yıldırım] İslâm Aksiklopedisi'nde 'müsteşrikler'(1)   Ptsi Ağus. 06, 2012 1:36 pm

Prof. Dr. Suat Yıldırım] İslâm Aksiklopedisi'nde 'müsteşrikler'(1)

04.08.2012


Bu makalede Batı'da İslâm araştırmaları yapan müsteşriklerin çalışmalarını değerlendiren iki önemli metni ele alacağım.

Bunlardan
biri 1954–2006 arasında tamamlanıp Leiden'de yayımlanan yeni
Encyclopedie de l'Islam'daki "Mustashrıkun" bölümü, diğeri ise Diyanet
İslâm Ansiklopedisi'nde yayımlanan "Oryantalizm" bölümüdür. Bu iki metni
makalemin hacminin elverdiği ölçüde karşılaştırıp sonunda temennimi
dile getireceğim. Önce Mustashrıkun (Müsteşrikler) makalesini
özetleyeceğim.
Bölümün yazarı J. D. J. Waardenburg, önce
oryantalizmin çalışma alanlarını bildirir. Ona göre müsteşrik, 20.
yüzyıl başlarına kadar filolog ve tarihçi tarzında çalışan bir Batılı
idi. Batı'da oryantalist, "Şark incelemelerinde uzmanlaşmış ilim adamı"
mânâsına gelirdi. Oysa "müsteşrik" terimi, çağdaş Batı kullanımında,
"oryantalist" teriminden daha geniş mânâlar yelpazesini yansıtmaktadır.
Şimdiki müsteşrikler, eskiden olduğu gibi içtimâî hâdiselerden uzak,
kuru bilimsel çalışmalar yapan araştırıcılar olmadılar, yaşayan toplum
ile daha sıcak münasebetler kurmaya başladılar. Artık müsteşrik, ister
Batılı olsun ister olmasın, ister Müslüman olsun ister olmasın, İslâm
dini ile Müslüman toplumların kültürleri hakkında tarafsız araştırmalar
yapan uzman demektir. Bu alanlarda çalışan ilim adamları; dinlerine,
memleketlerine ve çalıştıkları kurumlardaki farklılıklara bakmaksızın
işbirliği yaparlar. Müslüman araştırmacıların başlıca farkı onların,
araştırmalarının neticelerini -kendi toplumlarının faydalanmaları için-
kısa zamanda uygulamaya geçirilmesini arzu etmelerinde ortaya çıkabilir.

Bu makalede müsteşrik kelimesi eski dönem söz konusu olduğunda
Doğu dilleri, edebiyatları ve tarihleri uzmanlarını; şimdiki zaman söz
konusu olduğunda ise bunlara ilâveten, Müslüman toplumlar ve onların
kültürleri hakkında bilgilerimize katkıda bulunan diğer ilmî
disiplinlerin de uzmanlarını kapsayacaktır. Şimdilerde oryantalistlerin
sosyal fonksiyonları da değişti. Onlar hem İslâm dini, hem de Müslüman
toplumlar ve onların kültürleri hakkında Batı ülkelerinde danışman
oldular. Öğretim kurumlarında ders verme ve araştırma yapma dışında
medyada ihtiyaç hâlinde, haber ve yorumlarla aktif çalışmalar
yapmaktadırlar. Bazı durumlarda onlara özel hizmetler verilmektedir.
Kendi toplumları, birikimlerini en iyi şekilde ortaya koymaları
hususunda, eskisine nazaran şimdi onlardan daha fazla şeyler
beklemektedir.
Müsteşriklerden bazıları, incelemelerinin, üçüncü
dünya ile alâkalı aktüel neticelerini hesaba katmaz. Bu tip bilginler
-gerek Müslümanlar, gerek gayrimüslimler tarafından- İslâm'ın, ideolojik
bir tarzda takdim edilmesi veya çeşitli maksatlarla politik bir şekilde
kullanılması hususunda bir endişe taşımazlar. Hattâ onlar İslâm'ın
savaş çağrısı yapan veya siyasî-sosyal programlar ihtiva eden yahut
sadece ütopik bir düzen olarak sunulmasının sıkıntıları ile bunların
ortaya çıkaracağı sosyal gerginliklerin farkında görünmezler. Oysa bunu
düşünmeleri gerekir.
MÜSTEŞRİKLERİN ÇALIŞMALARI
Geçmişte
ve günümüzde, başka toplum ve kültürleri inceleme konumunda olan
müsteşriklerin çalışmalarının şu boyutları vardır: (1) Tarafsız bilimsel
inceleme ile meseleler hakkında teknik bilgiler toplama; (2)
araştırmacının özel tutumu ve bu tutumunun araştırma boyunca ele alınan
konuya muhtemel tesirleri; (3) yapılan incelemenin muhtemel maksatları;
romantik, insanî, dinî vb. saikleri. Araştırma konusunda araştırmacının
şahsî gayeleri, şahsî tecrübeleri ve şahsî meşrebi gözden uzak
tutulmamalıdır; (4) araştırmanın yürütüldüğü alanın sosyal çerçevesi,
onun toplumdaki yeri, falan veya filan Müslüman topluluk ile münasebeti;
(5) araştırmacının iki veya daha fazla kültür arasında aracılık
fonksiyonunu hangi ölçüde gerçekleştirdiği ve bunu yaparken kendi
yetiştiği ortam ile mesafesini ayarlaması, başka deyişle kendi toplumuna
mesafeli durarak, toplumundaki insanlardan farklı bir yönden yaklaşımda
bulunma başarısı ve öteki toplumlar hakkında verdiği hükümlerde,
gittikçe ilerleyen tarafsızlığını ortaya koyup koymadığı.
Bir de
şunu bilmek gerekir: Müsteşrikin, İslâm ve Müslümanlar hakkında yaptığı
tanıtım ile kendi toplumunun beklentileri arasında uygunluk var mıdır?
Bazı oryantalistler farkında olarak veya olmayarak, kendi toplumları ile
İslâm ve Müslümanlar arasında -Müslümanları çok farklı, âdeta tehlike
gibi veya Hıristiyanlığa davet edilmeye muhtaç göstererek- büyük bir
mesafe meydana getirdiler. Bazıları ise bilerek veya bilmeyerek, ortak
taraflar üzerinde durup, kültürel alışverişlerin rahatlıkla
kurulabileceğini düşünürler. Fakat kendi ülkelerinde mevcut peşin
hükümlerden bağımsız olarak, güçlü bir araştırma iradesi olmayan
durumlarda, müsteşriklerin İslâm hakkındaki hüküm ve değerlendirmeleri
büyük ölçüde kendi çevrelerindeki fikirlerin ve kabullenmelerin tesiri
altında kalmıştır.





11. asır
ortalarında İspanya'da, Sicilya'da ve Papa Urbain II'nin çağrısı üzerine
bütün Batı Avrupa'da Haçlı savaşları öncesinde "Hıristiyanlığın baş
düşmanı İslâm" imajı ortaya çıkarıldı. M. Watt bu imajın şu dört
unsurdan ibaret olduğunu söyler: (1) İslâm dini, hakikatin kasıtlı
olarak ters yüz edilmesinden ibarettir; (2) İslâm saldırganlık, şiddet
ve kılıç dinidir; (3) İslâm, ahlâkî yönden gevşek, gayr-ı ciddi bir
dindir; (4) Muhammed Deccal'dır. M. Watt burada, haklı olarak, İslâm'ın
tamamen yanlış tanıtıldığına dikkat çeker ki, Avrupa'daki bu İslâm
algısı N. Daniel tarafından iyice tahlil edilmiştir.
Müteakiben
yazar Waardenburg, Ortaçağ'da İslâm ve Avrupa münasebetlerini, Rönesans
dönemini, 19. ve 20. yüzyılda Fransa, İngiltere, Almanya, Hollanda,
Rusya, İtalya ve Amerika'daki şarkiyat kurumlarını ve merkezlerini
bildirir. Bundan sonra oryantalizm hakkında gerek bazı Batılılar, gerek
bazı Müslümanlar tarafından geliştirilen eleştirilere girişir. Şimdi
sözü yine ona bırakalım:
Oryantalizm, daha çok dinî tesirler
altında kaldı. Ekonomik, sosyal, teknik faktörleri hiç hesaba katmadı.
Irkçı zihniyetin tesiri ile Avrupalıların üstünlüğüne inandı. N. Daniel
ve M. Rodinson gibi Batılılar bu tavrı eleştirdiler. Sadece filolog ve
tarihçi formasyonu olan müsteşrikler, çağdaş Müslüman toplumlardaki
değişimleri anlayıp yorumlamakta eksik kaldılar, sömürgeci
psikolojisinin tesirine kapıldılar. Sadece oryantalistler değil Batılı
seyyahlar, tüccarlar, politikacılar, misyonerler ve askerî uzmanlar da,
İslâm dünyasındaki gelişmeleri olduğu gibi görmekten uzak kaldılar.
Onlar daha çok, inceledikleri dönemdeki hâdise ve bilgileri gün ışığına
çıkarmakla yetindiler. Ama zaten bilinen bu hâdiseler arasındaki yapısal
ve derin münasebetleri, sebep-netice münasebetlerini nadiren
sorguladılar.
ORYANTALİZMİN İDEOLOJİK MAHİYETİ
Bu
tenkitler en fazla Mısır'da görülür. E. Renan'a karşı C. Efgani,
Hanotaux'ya karşı M. Abduh çıktı. Ezher hocaları E. Dermenghem, J.
Wensinck, Taha Hüseyn ve M. H. Heykel gibi kişilerin görüşlerini tenkit
ettiler. I. Goldziher gibi oryantalistlerin Kur'ân ve Hadîs'e eleştirel
yaklaşımlarına, Mustafa Sibai, Muhammed Gazzali cevap verdiler.
Sömürgeci, misyoner ve Siyonist yaklaşıma karşı Ömer Ferruh, Muhammed
Behiyy, Enver Cündi, Malik Bin Nebi, Aişe Abdürrahman Bint Şati' karşı
çıktılar. 1960'lardan itibaren oryantalizm, açıkça ideolojik bir mahiyet
kazandı ve İslâm'ın ideolojik düşmanı sayıldı. Onlar, Müslüman yazarlar
tarafından insaflı ve insafsız olarak iki grupta mütalaa edildiler.
Çoğu, İslâm'a hücum edip Müslümanlara hâkim olmak için Haçlı ve
sömürgeci zihniyetine sahip şeklinde değerlendirildi. Lübnanlı
gayrimüslim Arap Edward Said, oryantalizme yönelttiği ithamlarla bu
tenkitlere bir ivme kazandırdı.
Batı'da çalışma yapan Müslüman
aydınların tenkitleri şöyle özetlenebilir: (1) Müsteşriklerde, İslâm ve
Müslümanlar hakkında liyakatli değerlendirme yapacak ilmî formasyon
eksiktir. Meselâ sosyal bilimler alanında bu durum görülmektedir;
müsteşriklerin başvurduğu metinler Müslüman toplumlar ve onların
kültürleri hakkında yeterli çıkarımlar yapmaya elverişli değildir. (2)
Müsteşrikler, soğuk bir objektiflik iddiası ve peşin hükümlerin
beslediği bir kibir içindedir; bu sebeple Müslümanlara sempati
duymamakta, bunun da ötesinde İslâm'ı ve Müslümanları küçümseyici bir
tutum, gizli bir antipati taşımaktadırlar. (3) Müsteşrikler,
inceledikleri toplumları gerçekten kalkındıracak, daha iyiye taşıyacak
bir gayretten uzak durmaktadırlar. Hülâsa: Müslüman için en yüce değer
olan İslâm dininin değerini bilmeme ve Müslümanlara insanî bir yaklaşım
içinde olmama algısına yol açmaktadırlar.
Oryantalistlerin bir
kısmı ise iyi niyetle yaptıkları çalışmaların takdir edilmemesinden
üzüntü duymaktadır. Özetle, her iki tarafta da yanlış anlamaların
olduğunu söyleyebiliriz.
Batılı uzmanlar, karşılaşacakları
kültürlerarası ilişkilerin problemlerine hazırlıklı değillerdi. Müslüman
toplumlar, kendilerini incelemek isteyen bu yabancılara güven
duymadıklarından, müsteşrikler de nasıl davranacaklarını ayarlamada
zorlandılar. Batı'lı oryantalistler İslam medeniyetini incelemekte fayda
gördükleri gibi, Müslümanlardan da Avrupa'yı tanımak isteyenler ortaya
çıkıp mukabelede bulunma cihetine gittiler.
* Tamamı, Yeni Ümit Dergisi'nin Nisan-Mayıs-Haziran 2012 tarihli sayısında yayımlanan makalenin ilk bölümüdür.


***********0O0*************


Prof. Dr. Suat Yıldırım] İslâm Ansiklopedisi'nde 'müsteşrikler' (2)

Prof. Dr. Suat Yıldırım* - 05.08.2012


İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra İslâmî
incelemeler ise başlıca şu üç alanda görüldü: (1) Kurumlar ve
organizasyonlar; (2) Keşfedilen yeni çalışma sahaları; (3) Yeni
yönelişler. Bizim İslâm hakkındaki vizyonumuz köklü bir değişikliğe
uğradı.

Artık
meselâ bir Goldziher veya S. Hurgronje mantalitesinin terk edildiğini
söyleyebiliriz. (Mezkûr alanlarda meselâ İslâm sosyolojisi, popüler
İslâm, tarikatlar, Şiilik, mukayeseli dinler tarihi, azınlıklar, İslâm
dünyası dışında yaşayan göçmen Müslümanlar, Müslümanlar arasında çıkan
yeni İslâm yorumları sahalarında çok sayıda çalışma vardır).
Dil
ve edebiyat incelemeleri yanında sanat, musiki, kültür, dinler tarihi,
bibliyografya ve tarih çalışmaları. Mesela: J. D. Pearson, Cl. Cahen,
G.E. von Grunebaum, H.A.R. Gibb, Fuad Sezgin, J. Sauvaget, W.M. Watt, H.
Laoust, M. Arkoun, B. Lewis vb. isimler. Filolojik tahliller ve
edebiyat alanında: J. Wansborough, A. Neuwirth, T. İzutsu, J. Van Ess,
P. Crone, M. Cook, W.A. Graham vb. isimler. İslâm ümmeti sahasında L.
Gardet, G. Makdisi, A. Fattal, E. Fernea, G. Ascha, N. Keddie, A.
Hourani, S.D. Goitein vb. isimler. Hindistan ve Pakistan incelemeleri
sahasında: A. Schimmel, A. Ahmad, W.C. Smith vb. isimler. Afrika İslâm'ı
hakkında J. Cuoq, J. Spencer Trimingham gibi isimler. İslâm
dünyasındaki çağdaş gelişmeler alanında: H.A. R. Gibb, W. Ende,
U.Steinbach, W.C. Smith gibi isimler. Popüler İslâm alanında: L. R. Ve
H.Kriss, Klaus E. Müller, C. Padwick. Sosyoloji ve siyaset alanında: J.
Berque, O. Carre, J. Piscatori, M. Gilsenan, F. De Jong, Richard P.
Mitchell, A. Hussain, M. H. Kerr vb. isimler. Müslümanların diğer
dinlere bakışları konusunda: G. Monnot, J. Waardenburg vb. isimler.
İslâm dünyası ve Avrupa ilişkileri alanında: M. Canard, G.E. von
Grunebaum, B. Lewis, A. Hourani gibi isimler. L. Massignon, W.C. Smith,
C. Geertz, M.G.S. Hodgson, M. Rodinson gibi Müslüman dünyaya yeni
kanallardan giriş yapan isimler oldu. "Ulus devletlerin ortaya çıkması,
önemli bir perspektif değişmesine yol açtı. Eski oryantalistler,
genellikle İslâm'ın siyasî söyleminden habersizdiler ve Müslüman
toplumlar da Batı'nın ihtiyaç ve talimatlarıyla hareket eden ülkeler
görme alışkanlığı içinde idiler. Son dönemde ise Müslüman ülkelerin iç
dinamizme sahip olduklarını anladılar."
Peters, Batılı
araştırmacılara, Müslüman araştırmacılarla işbirliği yapmayı önerir ki
doğrusu bu, yerinde bir tekliftir. Batı ülkelerindeki öğretim ve
araştırma merkezlerinde azımsanmayacak sayıda çalışan Müslüman ilim
adamı bulunmaktadır. Avrupa Birliği Teşkilâtı ve Kuzey Amerika'daki
Ortadoğu araştırma merkezlerinde Müslümanlarla birlikte çalışma gerçeği
ortaya çıktı. Kanada'da Montreal McGill Üniversitesi, Amerika'da
Hartford, İngiltere'de Birmingham, Roma'da (Papalık Arap ve İslâm
Etüdleri Enstitüsü) bunlara birer örnek teşkil eder. Maalesef son
dönemde Batı'da bu alanlarda yapılan araştırmalara ayrılan fonlarda
ekonomik kısıntılar başladı. Meselâ Taberi Tarihi'nin İngilizceye
tercümesi Columbia Üniversitesi'nde zora girmiş iken, petrol üreticisi
bazı İslâm ülkelerindeki kurumlar sayesinde tamamlandı. Bu son dönemde
Batı'daki bazı akademik kuruluşların Müslümanlardan destek aldığını
gözlemliyoruz. Fakat bu desteklerin özgür araştırmayı garanti etmesi
konusunda titiz davranmak gerekir.
Eskiden İslâmî alanlarda
araştırma yapmak daha kolay idi. Tarih, fikir, inanç ve uygulamalar
yönünden çalışmalar yapılırdı. Fakat tarihin akışının hükmüyle ve
bilimsel uzmanlık alanlarındaki araştırmaların gelişmesiyle bu imaj
yıkıldı. İslâm konusunda dini, ideolojik, siyasî ve başka yönlerden
farklı okumalar ortaya çıktı. Hattâ bizzat Müslümanlar arasında bile
İslâm'ı yorumlamada gittikçe artan bir çoğulculuk ortaya çıktı. Beşerî
ilimler alanındaki gelişmelerden, eskiye nazaran daha fazla faydalanan
uzmanlar yetişti. Araştırma metot ve teorilerinin problemleri hususunda
geliştirilmiş bir söylem, İslâmî tetkiklerle diğer ilmî disiplinler ve
din bilimleri arasındaki işbirliğini kesinlikle kolaylaştıracaktır.
Hâsılı,
'İslâm'ın kendine mahsus kapalı bir din ve kültür yapısı teşkil ettiği
şeklindeki klâsik imajın yıkıldığı şimdiki dönemde; tarihi, toplumları
ve İslam'ın dini söylemlerini, tüm insanlığın daha geniş ve çok yönlü
söylemlerini içeren günümüz dünyasına yeniden yerleştirmek için gayret
gösterilmesi yerinde olur. Mukayeseli incelemeler sayesinde,
medeniyetler arası benzerlikler ve farklılıklar kadar, tarihteki
karşılıklı etkileşimlere de dikkat edilmesi gerekir.
Bölümün
yazarının ifadeleri özetle burada tamamlandı. Yazar, çalışmasının
sonunda şu başlıklar altında yüzden fazla kitabı ihtiva eden zengin bir
bibliyografya sunmaktadır: (1) Genel olarak İslâmî etüdler tarihi; (2)
Ortaçağda İslâm-Avrupa ilişkileri; (3) 1500-1800 dönemi ilişkileri; (4)
XIX ve XX. yüzyıllarda Almanya, İspanya, Fransa, İsrail, İngiltere,
Rusya, Amerika Birleşik Devletleri gibi ülkelerde yapılan çalışmalar
ayrı alt başlıklar hâlinde; (5) Metodoloji; (6) Müslümanların
oryantalizme tepkileri ve cevapları; (7) Çağdaş Batı'daki İslâm vizyonu;
(Cool 1980 yılına kadar oryantalizm hakkında yayınlar; (9) 1980 yılından
sonra oryantalizm hakkında yayınlar.





Yaptığım bu
özet, metinde olanların onda biri bile değildir. Bu kadarından da
anlaşılacağı üzere, yazar konunun tarihî ve kültürel tarafına da temas
etmekle beraber daha ağırlıklı olarak: Oryantalistlerin ortaya
koydukları çalışmaları metot ve zihniyet açısından değerlendirmiş; eski
dönemde birikim yetersizlikleri ve formasyon eksikliğine temas etmiş;
Avrupa'da İslâm hakkında yayılan peşin hükümlerin ortaya çıktığı zemini
incelemiş; Oryantalistlerin, kendi toplumlarının peşin hükümleri ile
aralarına mesafe koyup koymadıklarını irdelemiş; toplumlarının eski ve
şimdiki dönemde kendilerinden beklentileri üzerinde durmuş;
inceledikleri İslâm'ı ve ondan ortaya çıkmış kültürü Batı'ya ne ölçüde
aslına uygun tarzda tanıttıklarını sorgulamış, oryantalizme Batı'da
yöneltilen bilimsel eleştirileri belirttikten sonra; Müslüman
aydınlardan gelen tenkitleri tespit edip değerlendirmiş; son dönemde
müsteşrikler ile bazı Müslümanlar arasında bilimsel yardımlaşma
tezahürlerine değinmiş; ve bir gelecek perspektifi de tasarlamaya
çalışmıştır. Bölümü yazan J. D. J. Waardenburg'un değerlendirmelerini
mükemmel görerek rahatlamamız elbette doğru olmaz. Ama yaptığı çalışmayı
ve tahlillerini takdire değer bulduğumu belirtmem gerekir.
ORYANTALİZM MESELESİNİ YENİDEN ELE ALMAK
Fakat
DİA,"Oryantalizm" bölümünü okuduğumuzda bu önemli ve hayatî tahlillere
dâir fazla bir şey bulamıyoruz. Oryantalizmin daha çok tarihî, kültürel
yönleri, sömürgeci yönetimlerle işbirliği tarafı üzerinde durulmuş
olduğunu görüyoruz. Sayın madde yazarının Yeni İslâm Ansiklopedisi'ndeki
Mustashrıkun bölümünü göz önünde bulundurmaması bu noksanlığa yol açmış
görünüyor. Ama bu metin, kenarda köşede kalmış bir malzeme
olmadığından, bu gözden kaçırmayı anlamak çok zor. Zîrâ yazarın, devamlı
göz önünde bulundurması gereken bu ansiklopediyi görmemesi olacak şey
değil. DİA, kurullar ile çalıştığından, yazar görmese hatırlatan
başkasının çıkması beklenirdi. Şu ihtimal kalıyor: Makaleyi yazan
hocamız bu metne muttali olmakla beraber onu nazar-ı itibara almamıştır.
Bu normal karşılanabilir. Ama bu takdirde makale yazarının Mustashrıkun
maddesinde ele alınan veya alınmayan, akla gelebilecek hususlara dâir
tespitler ve değerlendirmeler yapması beklenirdi. Çünkü işin esasına
yönelik bu sorulara cevap arama son derece önemlidir.
Oryantalizmin
harekete geçirmesiyle İslâm dünyasında birtakım ilmî müesseseler
kurulmuş, önemli yayınlar yapılmıştır. Ezcümle: Hindistan'ın Lecknow
şehrinde Nedvetu'l-Ulema'ya bağlı İslâmî İlimler Akademi'si 1959'da
kurulup müsteşriklere cevap mahiyetinde 200 kadar kitap yayımlamıştır.
Delhi'deki Nedvetu'l-musannifin Kurumu da çok sayıda kitap yayımlamış,
1982 yılında oryantalizm hakkında uluslararası kapsamlı bir sempozyum
düzenlemiştir. Bu sempozyum hakkında bir fikir vermek üzere sadece
Ebu'l-Hasan en-Nedvi tarafından sunulan İntacu'l-müsteşrikîn tebliğini
hatırlatabiliriz (Küçük bir kitap hâlinde basılan bu eser "Batı'da İslâm
Tetkikleri" adıyla A. Hatip tarafından dilimize çevrilip 1993'te
yayımlanmıştır). İstanbul'da 1941-1948 arasında natamam İslâm-Türk
Ansiklopedisi yayımlanmıştır. Leiden'de 1939'da tamamlanan
ansiklopedinin Türkçesi 1940-1987 arasında İslâm Ansiklopedisi adı ile
yayımlanmıştır. Bu ansiklopedinin Arapça, Farsça ve Urducaya da
tercümeleri vardır. Medine Da've Fakültesi'nde 1984'te başlı başına bir
bölüm olarak İstişrak (oryantalizm) bölümü açılmış ve bu bölüm, o
zamandan beri yüksek lisans ve doktora programları ve tezleri
yürütmektedir. DİA Oryantalizm maddesinde bunlara hiç değinilmemiştir.
Hele İstanbul'daki İslâm Araştırmaları Merkezi'ne (İSAM) ve onun
hazırlatıp yayımladığı İslâm Ansiklopedisi'ne yer verilmemesini anlamak
mümkün değildir. Zîrâ bu ansiklopedinin başta gelen işlevi
oryantalistlerin çalışmalarını göz önünde bulundurarak İslâm
medeniyetini tanıtmadır. Gerekli yerlerde onlardan yararlanıp, gereken
yerlerde de onların görüşlerini tenkit etmedir. Son dönemde Türkiye'de
oryantalizmi incelemeye önem verildiğini görüyoruz. Meselâ 2002 yılında
Sakarya İlâhiyat Fakültesi ve Diyanet İşleri Başkanlığı'nın düzenlediği
"Batı'da İslâm Araştırmaları: Oryantalizmi Yeniden Okumak" sempozyumu
anılmaya değer. Bu toplantıda dikkate değer 35 tebliğ sunulmuş ve bunlar
DİB'ca yayımlanmıştır. Ülkemizde oryantalizm alanında yayımlanmış kitap
sayısı fazla değildir. Bunlardan hiç değilse on kadarına bu maddede
atıfta bulunmak gerekirdi. Fakat yazdığımız daha önemli ihmallerin
olduğu bir yerde, artık bu kitapların isimlerini yazmaya pek gerek
bulmuyorum.





Makalemin
sonunda şunu belirtmek istiyorum. "Oryantalizm" bölümü, İslâm
Ansiklopedisi'nin en önemli üç-beş maddesinden biri durumundadır.
Gördüğüm eksikleri ilmî emanet adına ortaya koymaya çalıştım.
Ansiklopedinin zeylinin yayımlanacağını öğrenmiştim. Değerli ilgili
hocalarımızın mezkûr hususları göz önünde bulundurarak bu maddeye de bir
ek yayımlamalarını temenni ediyorum.
* Tamamı, Yeni Ümit Dergisi'nin Nisan-Mayıs-Haziran 2012 tarihli sayısında yayımlanan makalenin ikinci bölümüdür.

_________________
Mevla Görelim Neyler
Neylerse Güzel Eyler
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Prof. Dr. Suat Yıldırım] İslâm Aksiklopedisi'nde 'müsteşrikler'(1)
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
KUTLU FORUM :: İslami ilimler ve dini kültür :: Dini Bilgiler -genel--
Buraya geçin: