KUTLU FORUM

Bilgi ve Paylaşım Platformuna Hoş Geldiniz
 
AnasayfaKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Bel'am bin Baura

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Limoni
Co-Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 5021
Rep Gücü : 12579
Rep Puanı : 43
Kayıt tarihi : 27/05/09

MesajKonu: Bel'am bin Baura   Cuma Ekim 12, 2012 10:01 pm

Bel'am
bin Baura çok büyük bir alim ve çok büyük bir Veli idi. Sahrada vaaz
ettiği zaman,her yönde ve her yüz adıma bir adam dikilerek onun sesi
duyurulur, on binlerce insan dinlerdi. Allah cc onun duasını hiç
reddetmedi, kendisini bile kendi duası ile helâk etti. Dünya onu bile
aldattı ve imansız olarak göçtü.

Musa(as) orduları ile bir memleketten geçecek idi. O memleketin kıralı
bunu istemiyordu. Kral ve adamları Bel'am bin Baura'ya, Musa(as)'ın
ordusunun oradan geçmesini engellemesi için dua etmesini istediler ve
bunun için de kendisine çok büyük hediyeler gönderdiler.

Bel'am bin Baura: "O Allah'ın peygamberidir, dinimiz onun dini ile
aynıdır. O'nun yanındakiler de melekler ve mü'minlerdir. Şayet ben
onların aleyhinde dua edersem dünyam da, ahiretim de helâk olur"
diyerek, önce reddetti. Ama kral ve adamları işin peşini
bırakmıyorlardı. Bel'am'e herşeyi vaad ettiler. Ama yine de kabul
etmiyordu. Sonra o memleketin güzelliği ile dillere destan olmuş bir
kadını vardı, onu da Bel'am'in peşine taktılar. Artık herşey Bel'am'in
emrinde olacaktı; para, mal, mülk, kralın en yakın adamı olmak, dünyanın
en güzel kadını ile evlenmek... bütün bunlara karşı yapması gereken ise
sadece Allah'ın Peygamberi ve ordusu aleyhine lanet okumak, yani
Allah'a isyan etmek.. Şeytan Bel'am'ın aklını çeldi, "önce lanet
okursun, sonra da tevbe edersin, olur-biter" diye vesvese verdi.

Nihayet kadınlı erkekli gurup toplanıp, Bel'am'ın her zaman dua ettiği
tepeye doğru hareket ettiler. Bel'am'in meşhur merkebi tepeye yaklaşınca
birden yere yattı. Bel'am merkebi döverek kaldırdı, fakat merkep
gerisin geri döndü. Dağa doğru çevrilen merkep yere yatıyor, kalkınca da
geriye dönüyordu. Allah cc nin izni ile merkep konuşmaya başladı
"Yazıklar olsun sana ey Bel'am; şu önümde beni durduran melekleri
görmüyormusun? Durmadan beni dövüyorsun. Ben, Allah'ın Peygamberi ve
mü'minler aleyhine dua etmek için seni nasıl sırtımda taşırım" dedi. Bu
mucize uyarıya da kulak asmayınca, Allah cc kendisinin yolunu açtı ve
dağa vardılar.

Bel'am Musa(as) ve mü'minler için dua etmeye; kendisine ve o memleket halkına ise lânet okumaya başlamıştı.

Etrafındakiler: "Ey Bel'am, sen yanlış dua ediyorsun, Musa ve ordusuna
yapacağın lâneti bize yapıyorsun, duanı düzelt..." diye uyarıyorlardı,
ama..

Bel'am: "Vallahi dilime sahip olamıyorum, bütün söylediklerimi Allah
söyletiyor." Dedikten sonra dili uzamaya başladı, hem de ta beline
kadar...

Bel'am: "Artık korktuğum başıma geldi, dünyam da ahiretim de mahvoldu.
Artık duam da kabul olmaz, olsa bile zaten istediğimi söyleyemiyorum.
Ama olanlar oldu zaten, bundan sonra Musa ve ordusuna hile ve tuzak
kurmaktan başka bir çaremiz de kalmadı. Şimdi söyleyeceklerimi
uygulamaya koyacaksınız; En güzel kızlarınızı ve kadınlarınızı
getiriniz, onları soyunuz ve güzel kokularla cazip hale getiriniz.
Ellerine çiçekler vererek Musanın ordusunun konakladığı yere gönderiniz.
Kendilerine sıkı sıkıya tembih ediniz, sakın olaki onlara zina teklif
eden askerleri reddetmesinler. Şayet bir kişi bu kadınlardan biri ile
zina yapacak olursa, onların hepsi helak olacak.. durmayın elinizi çabuk
tutun..."

Bel'am'in dediğini yaptılar ve kadınlarını süsleyip askerlerin arasına
saldılar. Askerlerin ileri gelenlerinden çok kuvvetli birisi vardı,
kızlardan birisini kucaklayıp doğru Musa(as)'ın bulunduğu yere vardı
ve:"Zannederim, şimdi sen bana bu güzel kadının haram olduğunu
söyleyeceksin"

Musa(as): "Evet, o sana haramdır, sakın ona yaklaşma"

Asker: "Vallahi bu konuda seni asla dinlemeyeceğim, bana engel olmaya
kalkanları da öldüreceğim" dedi ve kadını çadırına götürdü. Hiç kimse
çadıra girmeye cesaret edemiyordu. Allah cc, o andan itibaren taun
hastalığını gönderdi oraya.. Asker kırılmaya başlamıştı. Askerin içinde
çok güçlü ve Musa(as)nın da yakını olan başka birisi vardı, bu asi
askerin hakkından ancak o gelebilirdi. Hemen onu buldular ve dosdoğru
çadıra varıp, zina halindeki çiftin ikisini bir mızrağını sapladı,
onları havaya kaldırarak "Rabbim, sana isyan edenleri böyle
cezalandırırım" deyince taun hastalığının sebep olduğu ölüm durdu.
Tefsirlerde bir saatin içinde yetmiş bin civarında askerin taundan
öldüğü belirtilmektedir.

Bu olay Kur'an'da şöyle anlatılmaktadır:

"Onlara (yahudilere), kendisine âyetlerimizden verdiğimiz ve fakat
onlardan sıyrılıp çıkan, o yüzden de şeytanın takibine uğrayan ve
sonunda azgınlardan olan kimsenin haberini oku."

"Dileseydik elbette onu bu âyetler sayesinde yükseltirdik. Fakat o,
dünyaya saplandı ve hevesinin peşine düştü. Onun durumu tıpkı köpeğin
durumuna benzer: Üstüne varsan da dilini çıkarıp solur, bıraksan da
dilini sarkıtıp solur. İşte âyetlerimizi yalanlayan kavmin durumu
böyledir. Kıssayı anlat; belki düşünürler."

"Âyetlerimizi yalanlayan ve kendilerine zulmetmiş olan kavmin durumu ne kötüdür!"

"Allah kimi hidayete erdirirse, doğru yolu bulan odur. Kimi de şaşırtırsa, işte asıl ziyana uğrayanlar onlardır."

"Andolsun, biz cinler ve insanlardan birçoğunu cehennem için
yaratmışızdır. Onların kalpleri vardır, onlarla kavramazlar; gözleri
vardır, onlarla görmezler; kulakları vardır, onlarla işitmezler. İşte
onlar hayvanlar gibidir; hatta daha da şaşkındırlar. İşte asıl gafiller
onlardır." (Araf: 175-179)
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Limoni
Co-Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 5021
Rep Gücü : 12579
Rep Puanı : 43
Kayıt tarihi : 27/05/09

MesajKonu: Geri: Bel'am bin Baura   Ptsi Ekim 15, 2012 10:22 am

http://www.zaman.com.tr/newsDetail_getNewsById.action?newsId=1315113


Bel'am İbn Baûra cenahından fısıltılar geliyor

8 Temmuz 2012



Göğüslerin
saklamaktan aciz kaldığı birtakım müzmerat, dillerden dökülmeğe ve
bizim mahalle gazetelerinin bazı köşelerine gizliden gizliye bağdaş
kurmağa başladı. "Ne oldu da buraya geldik?" diyerek geçmişe göz atınca,
aslında değişen bir şey olmadığı görülüyor.


Şubat soğuğu ve Ergenekon kumpaslarından biraz kurtulup, "karaya ayak basınca" birilerinde eskiye dönüş başladı.
Acı
olan şey, yaşanan bunca hadiseden ders çıkarmak varken, eski ezberlerin
tekrarlanmasıdır. Yaşananlar, ezberlere yeni şeyler katmamışsa eğer,
aynı şeylerin tekrar başa geleceğinden korkmak gerek. Bir de "ilkeli
olma" meselesini, yerinde iftihar unsuru, yerinde de insafsızca atılan
eleştiri oku gibi kullananlar var.
Başlı başına ele alınması
gereken "ilkelilik" konusunda temel ilkeyi şöyle yazıp geçelim: Allah
birdir. Şeriki yoktur. Mülk de, hüküm de O'nundur.
Sonra ezber
tekrarı yapan arkadaşlara takılıp, geçmişe doğru kısa bir gezinti
yapalım. İstanbul İmam-Hatip Lisesi'nde öğrenci iken en çok duyduğumuz
kelimelerden birisiydi "Bel'am." Boş derslere üst sınıflardan gelen
ağabey, Kur'an'a dikkat çekerse eğer, ilk sıralara yerleşen kavramlardan
birisi mutlaka Bel'am olurdu.
O gün için bunları anlatan
ağabeyler de siyasi bir slogan gibi kullanmanın ötesinde, Bel'am
meselesinin inceliklerine vâkıf değildi. Değişen şartların ne Bel'amlar
üreteceğini fark edebilmek için yaşlar da tecrübeler de yetersizdi.
Kâfir,
münafık ve zâlimlerin değil, inanmışların problemi olduğunu bilirdik o
zaman. Ama ömür boyu temkin, teyakkuz ve dikkat gerektiren bir husus
olduğunu bilemezdik. Kendini seçilmiş addedip, hizip, grup ve siyasi
tercihlerine uymayanları itham etmekte kullanmanın cahillikten öte bir
mana ifade etmediğini fark edemezdik mesela. Hele Allah'ın (celle
celalüh) rızasını kazanmak için, yoldaki herkesi geçerek en ileriye
gitmek üzere azmetmişlerin, çok yaklaştıkları bir anda, temel ilkeye
bağlı olarak geçirdikleri, ihlâs ve samimiyet testinde kaybetmenin remzi
olduğuna âşina bile değildik.
Bel'am'daki ani ve sert düşüşün,
çevrenin iğvasına kapılıp, içine düştüğü rekabet hissiyle Allah'ın
(celle celalüh) muradını ortadan kaldırmağa yeltenip, hükmüne karşı
çıkmaktan kaynaklandığını hiç düşünemezdik.
İnanan insanlar,
Rablerinin rızasını kazanmak üzere herkesten çok çalışmayı gaye
edinmelidir. Herkesle rekabet edip, geçmeye azmetmelidir. Ama hiç
unutmamalı ki, O kimi tercih etmişse, o 'mustafa'dır; işte o, en samimi
ve en gayretli olandır. Hükme razı olup, gayreti ve samimiyeti artırmak,
yarışın bundan sonraki bölümü için şarttır.
Allah'a (celle
celâlüh) giden yola girip de ihsanlara, iltifatlara mazhar olmayan var
mıdır? Sofiler, dervişler, müritler, vekiller, postnişinler ve çokluğu
mahlûkatın nefeslerini aşan bu kutlu yolların sâlikleri ellerini
vicdanlarına koyup, sorsunlar, "Rablerinin hangi nimetlerini edebilirler
inkâr?" Ve o ihsanlar için kendileri seçip, hususi manada "mustafa"
kılana şükür gerekmez mi daha fazlasına mazhar olabilmek için?
Bilirler
elbet, müspet rekabeti şevk unsuru yapıp, yollarda yürüyüş temposunu
artırmak varken, ters yola girip ona bir tekme, buna bir yumruk atıp,
öteki hakkında örgütlü tezvirat yapanların ne Kadir bileceğini ne de
Mustafa olabileceğini. Hoca olur belki, yazar olur, bir dergâhta iyi
yerler de edinebilir. Kibar-ı vüzeranın sohbetine mahrem de olabilir.
Ama bu yolda Rakîb'in Allah (celle celalüh) olduğunu bir an gözden
kaçırıp, şeytana papucunu ters giydiren insîlere uyarsa, mukarreb
melekler arasında Azrail iken şeytan olur gider. Duası asla geri
çevrilmeyen Bel'am ibn Baura iken dili bir karış dışarı sarkmış, telesen
köpeğe dönüverir. (Bu ağır tabir ve kıssa için A'raf Sûresi 174-176.
ayetlerin tefsirine bakınız.) Unutmayalım ki, Kur'an ve içindekiler
başkalarına değil, başta biz Müslümanları irşat ve ikaz için geldi.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Bel'am bin Baura
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
KUTLU FORUM :: EDEBİYAT-TARİH- SANAT :: Hikayeler-Nükteler ve Menkıbeler-Yaşanmış Hikayeler-
Buraya geçin: