KUTLU FORUM

Bilgi ve Paylaşım Platformuna Hoş Geldiniz
 
AnasayfaKayıt OlGiriş yap
Paylaş | 
 

 ensar muhacir kardeşliği tartışması

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Limoni
Co-Admin


Mesaj Sayısı: 3754
Rep Gücü: 9802
Rep Puanı: 43
Kayıt tarihi: 28/05/09

MesajKonu: ensar muhacir kardeşliği tartışması   Çarş. Mart 20, 2013 7:08 pm

http://www.ilimdunyasi.com/son-peygamber/kardeslik-21122/?wap2

Nuru Zişan:
Kardeşlik


Peygamber (s.a.v.) efendimiz Medinedeki
çalışmasına, îslam toplumunu meydana getiren bireyler arasında önemli
bağlar kurmakla başladı. Değişik soylardan ve çeşitli mekanlardan ge len
insanları içine alan. Bir birlik oluşturdu. Değişik nesep ve
kabilelerden kurulan bu toplumda şuur birliği vardır, insanları bölüp
parçalayan farklılıklar yok edilmiş; ayrıcalıklar kaldırıl mıştır.

Hz.
Peygamber Medine´ye geldiğinde, göç eden diğer müslü-manlarla birlikte
kendilerini bağırlarına basan yardım eden ensar ile karşılaşmıştı. Fakat
Medine´nin yerlileri arasında akı tılmış olan kanlar henüz kurumamıştı.
Yerliler arasında karşı lıklı düşmanlık ve nefret duyguları vardı. Aynı
yerde yaşadık ları halde birbirinden nefret eden insanların gönüllerini
birbiri ne ısındırmak için çalışmaya başladı. Bu gibi insanlar, gönülle
rini birbirine sıkı sıkıya bağlayan şartlar olduğu sürece kardeş lik
içinde yaşarlar. Bu şartların başında da ALLAH´a iman et mek, O´nun
ahkamına boyun eğip teslim olarak, kainattaki varlıkların en temizi olan
Muhammed (s.a.v.)in gölgesinde O´na itaat etmek gelir.

"Ravz´ül-Enf
adlı eserinde Süheyli der ki: "Rasulüllah (s.a.v.), Medine´ye
indiklerinde, gurbet yalnızlığını gidermek, aile ve aşiretlerinden
ayrılanlar dolayısıyla duydukları kimse sizliği ortadan kaldırmak,
birbirlerine güç vermelerini temin etmek için, ashabım birbirlerine
kardeş yaptı."

Anlatılan bu husus, kardeşliğin hedeflerinden
sadece bir ta nesidir. Ama öncelikle ve bizzat kardeşlik, inanmış toplum
bir liğini oluşturmaya yönelir. Bu sebeple de önce Muhacirlerle En-sar,
arasında ikinci olarak da Evs ve hazreç kabileleriyle, ensar arasında
kardeşlik kuruldu. Böylece Rasulüllah (s.a.v.), müslü-manlarm
aralarındaki gediği, dostluk ve ülfetle kapatmış oldu. Dostluk ve ülfet,
kalpleri yanyana getirir, aradaki nefreti gide rir. Bu kardeşlik,
şerefli asilzade ile güçsüz kölenin birbirlerine alaka göstermesi ve
kardeş olmaları için tesis edildi. Bu sebep le önce Hamza bin Abdül
Muttalib ile, Rasulüllah´ın azatlı köle si Zeyd bin Harise, birbirlerine
kardeş ilan edildi. Önce de be lirttiğimiz gibi, bir cemaat oluşturmak
ve eşitlik prensibini pra tik olarak yerleştimek için böyle bir
kardeşlik şarttır.

îbn îshak "Siret" adlı eserinde şöyle diyor:
"Rasulüllah (s.a.v.) muhacirlerle ensardan oluşan ashabı arasında
kardeşlik tesis etti. Onun söylemediği bir sözü ona mal etmekten ALLAH´a
sığınırız. Bize ulaşan habere göre, "ALLAH için kardeşler olun" demiş,
sonra da Ebu talib oğlu Ali´nin elini tutarak "bu benim kardeşimdir"
buyurmuştu. Rasulüllah (s.a.v.); Peygamberlerin efendisi, takva
sahiplerinin imamı, kullar arasında, eşi ve ben zeri bulunmayan
alemlerin rabbi´nin elçisiydi. Ebu Taliboğlu Ali ile kardeş oldu.
ALLAH´ın ve Rasulünün aslanı Abdülmuttalib oğlu Hamza, Rasulüllah
(s.a.v.)in azatlısı Zeyd bin Harise ile kardeş oldu. Uhud gününde savaşa
katıldıklarında, ölümle kar şılaştığı sırada Hz. Hamza vasiyetini
kardeşi Zeyd´e yapmıştı. Ebu Talib oğlu Cafer ile Muaz bin Cebel de
kardeş olmuşlardı. Ebubekir es-Sıddık (r.a.) ile Harice bin Zübeyr de
kardeş olmuş lardı. Böylece peygamber efendimiz, muhacirlerle ensardan
kardeş olanları birer birer saymış, Müezzini Bilal´in de Ebu Ru-vayha
ile kardeş olduğunu ilan etmişti. Bu ikisi arasındaki kar deşlik,
Rasulüllah´ın kardeş kıldığı diğer sahabiler arasında ol duğu gibi
kopmaksızm devam etmişti.

Emirül mü´minin, Hattab oğlu Ömer
(r.a.), Şam´da nüfus kü tüklerini düzenletirken Bilal de oraya gelmiş,
mücahid olarak orada ikamet etmişti. Hz. Ömer, kiminle aynı kütüğe kayd
olmak istersin?" diye sorunca o da, "Rasulüllah beni kendisiyle kardeş
yaptığı için Ebu Ruvayha´mn kütüğüne kaydet. Çünkü ondan hiç
ayrılmayacağım" demiş, bunun üzerine Hz. Ömer de-Bilal (r.a.)´i; Ebu
Suvayha ile aynı kütüğe kaydetmişti.

îbn Kayyum, Hz. Peygamberle
Hz. Ali´nin kardeş oldukları konusundaki rivayeti kabul etmemiş ve bu
konuda şunları söy lemiştir: "Peygamber efendimiz, muhacirlerle ensarı
kardeş kıl dıktan sonra, ikinci olarak muhacirleri kendi aralarında
birbir leriyle kardeş yapmıştır. Bu arada Ali´yi de kendisi kardeş
edinmiştir. Kesin olan, birincisi, yani muhacirlerle ensarm bir
birleriyle kardeş kılınmalarıdır. Muhacirler İslam kardeşleri, hemşeri
ve akraba oldukları için, ayrıca kendi aralarında bir birleriyle
kardeşlik tesis etme ihtiyacında değillerdi.

Eğer bu durumda
Peygamber efendimiz bir kimseyi kendine kardeş edinecek olsaydı;
insanlar arasında en çok sevdiği hicret yoldaşı, mağara arkadaşı,
sahabilerin en faziletlisi ve en üstü nü olan Ebubekir es-S,iddık´i
seçerdi. Zaten bir defasında şöyle buyurmuştu: teYeryüzü halkından bir
kimseyi dost edinseydim, mutlaka Ebubekir´i dost edinirdim.

Görülüyor
ki tbn Kayyım, çok uzak bir ihtimal olduğu için, Hz. peygamberle Hz.
Ali´nin kardeş olduklarını bildiren rivaye ti reddetmiştir. Ancak o,
kardeşliğin, sadece muhacirlerle ensar arasında tesir edilmiş olduğunu
kabul etmiştir. Çünkü muha cirlerin ensarm destek ve korumasına
ihtiyaçları vardı. Onun için ensar ile kardeş kılındılar. Kendi
aralarında kardeş kılın maya ihtiyaçları yoktu. Aynı şekilde ensarm da
kendi araların da kardeş kılınmaya ihtiyaçları yoktu.

Bu konuda
Ibn Kayyım, İbn Kesir´e muvafakat ederek, îbn tshak´m nakilleri
hususunda şöyle demiştir: "îbn îshak´ın an lattığı bazı şeyler üzerinde
düşünmek gerekir. Peygamber efen dimizin herhangi bir kimseyle kardeş
olduğu iddiasını bazı alimler reddetmekte ve bu konuda gelen
rivayetlerin sahih ol madıklarını söylemektedirler. Çünkü birbirlerine
destek olma ları ve kalplerinin birbirine ısınması için muhacirlerle
ensar birbirlerine kardeş kılınmışlardı. Oysa Peygamber efendimizin
ensar veya muhacirlerden herhangi biriyle kardeşlik tesis et mesinin
gereği ve anlamı yoktu. Zeyd bin Harise ile Hz. Ham-za´nın kardeş
kılınmaları için de bir sebeb yoktu. Ancak şunu söylemek gerekir ki,
peygamber efendimiz, Hz. Ali´nin idaresini başkalarına yüklememiş´tir.
Çünkü onu babası Ebu Talib´in sağlığında küçük bir çocuk olarak yanına
almış ve bakımını, nafakasını üstlenmiştir. Aynı şekilde Hamza (r.a.)da,
Zeyd bin Harise´nin idaresini ve nafakasını üstlenmiş ve bu bakımdan
peygamber efendimiz onları kardeşi ilan etmiş olabilir. Doğru sunu ALLAH
bilir." [1]

Biz, gerek muhacirlerin, gerek ensarm kendi
aralarında kar deşlik tesis ettikleri görüşünü kabul ediyoruz. Çünkü İbn
Ke sir, bu ispatlayıcı rivayetin şahinliği üzerinde konuşmamış tır*
Kardeşlik tesisinin sebebini muhacirlerin ensarlı kardeşlerin den yardım
ve şefkat görmelerinei bağlamak delilsiz bir görüş tür. Aksine bu,
Kur´an-ı Kerim´in de açıkça belirttiği gibi, hicre tin, yardım ve
barındırmanın zahirine dayanılarak ileri sürü len bir iddiadır. Zanmmıza
göre sahabiler arasında kurulan kardeşliğin, amacı sadece
birlik-beraberlik ve şefkat değildir.

Bu kardeşlik başka sonuçlar da doğurmuştur. Şöyle ki;

1.
Güçlü ile zayıf arasında dostluk ve ülfet akdi yapılmış; müminler,
birbirlerine dost ve arkadaş olmuş, kimse kimseye karşı üstünlük
taslamamıştır. Soylu ve şerefli Hamza´nın, daha Önceleri köle olan
azatlı Zeyd bin Harise ile kardeş kılındığını söylemek, her halde bunu
anlamamız için yeterli olur. Zeyd, da ha önceleri köle iken
RasulüllaMs.a.v.), onu azad ederek ihsan da bulunmuş, onu yüceltmiş,
kendine evlad edinmişti: "Cenab-ı ALLAH (Rabbiniz) evlatlıklarınızı da
oğullarınız gibi tutmanızı meşru kılmamıştır"(Ahzab: 4) buyurarak evlat
edinmeyi haram kı-lıncaya kadar, da Rasulullah onu evlatlık olarak
tutmuştu. Onu, Abdülmuttalib oğlu Hamza´ya kardeş kılması da, Rasulul
lah (s.a.v.)in hikmetli işlerinden biriydi.

2. Muhacirler,
muhtelif kabilelerdendiler. Kureyşlilerin bir kısmı, birbirleriyle
rekabet halinde olan ailelere mensuptu. Şu halde aralarındaki asabiyeti
yok etmek, islam kardeşliğiyle on ları bir araya getirip birleştirmek
gerekiyordu.

3. Ensar da kendi aralarında birlik ve beraberlik
içinde de ğildi, îslama girmek üzereyken bile, ensarı oluşturan Evs
Haz-reç kabileleri arasında düşmanlık ateşi alevlenmekteydi. Şu halde,
aralarındaki bu düşmanlığı unutmalarını sağlamak için çalışmak
gerekiyordu. Bu da Muhammedi kardeşlikle mümkün olabilirdi

4.
Peygamber (s.a.v.) sahabileri birbirleriyle kardeş ilan ederken, bu
müesseseyi, kendisinden sonra da müslümanları bir araya getirecek bir
şekilde devamlı hale getirmiş oluyordu. Kardeşlik, gelip geçici bir olay
dolayısıyla kurulan bir bağ ve sadece muhacirlerle ensar arasındaki
ülfeti sağlayan bir olay değildi. Aksine bu, tüm müminleri birleştiren
bir iksir ve tüm müslümanlarca uyulması gereken bir nizamdı. Kardeşlik
niza mına asr-ı saadetten sonra belki daha büyük ölçüde ve daha şiddetli
derecede ihtiyaç duyulacaktı. Bu sebeple velayet bağla rı ortadan
kalkmadı. Bu bağlar, daha sonra İslama giren arap ve arap olmayanlar
arasında da varlıklarını korudular.

Kurulan kardeşlik, amacına
ulaştı ve meyvesini verdi. Mü min gönüller sevgiyle birbirlerine
bağlandı. Buhari, Müslüm ve Ahmed bin Hanbelin rivayetlerine göre,
Abdurrahman bin Avf hazretleri Medine´ye geldiğinde Peygamber efendimiz,
onunla Sa´d bin Kebi´ el-Ensari´yi kardeş kıldı. Sa´d, kardeşi
Abdurrah-man´a dedi ki: "Sen benim kardeşimsin. Medinelüerin en zengi
niyim. Bak, malımın yarısını sana vereyim. Nikahımda iki eşim var. Bak,
hangisini beğeniyorsan onu senin için boşaya-yım da onunla evlen."
Sa´d´ın bu önerisi karşısında Abdurrah man: "ALLAH, malım ve aileni sana
mübarek etsin. Siz bana çar şının yolunu gösterin" dedi. Yolu
gösterdiler; çarşıya gitti. Alış veriş yaptı, kazandı; biraz yağ ve
çökelek getirdi. ALLAH´ın dile diği kadar bir süre daha aradan geçtikten
sonra, bu defa üzeri ne (yeni evlilere mahsus) safran yağı sürünmüş
vaziyette geldi. Rasulüllah (s.a.v.), ona, "Ne haldesin?" diye sordu. O
da, "bir kadınla evlendim" deyince Resulüllah (s.a.v.) "Bir koyun (kes
mekle de olsa düğün yemeği yap" buyurdu.

- Muhacirler barınacak
bir yer ve kendilerine yetecek kadar azıktan başka bir şey
beklemiyorlardı. Buhari , Ebu Hürey-re´nin şöyle dediğini rivayet eder:
"Ensar, peygamber (s.a.v.) efendimize : ´Hurmalıkları bizlerle
kardeşlerimiz arâsınaapay-laştır" dediler. Peygamber efendimiz:
"Hayır... sadece hurma larda size ortak olsunlar" dedi. Ensar da:
"îşittik ve itaat ettik" cevabını verdiler. Muhacirler, ensar
kardeşlerinin kendilerine yaptıkları ikramları fazla buluyorlardı, imam
Ahmed bin Hanbel, Enes (r.a.)in şöyle dediğini rivayet eder: "Muhacirler
dedi ler ki: "Ya Rasulüllah! Yanlarına geldiğimiz bu (Medineli) ka vim
gibi, azdan çok güzel iyilik eden, çoktan da çok güzel har cayan bir
kavim görmedik. Bize yeterince azık verdiler. Rahat ve huzurlarına da
bizi ortak ettiler. Bu durumda bütün sevabı onların alacaklarından
korkuyoruz." Rasulüllah (s.a.v.) buyur du ki: "Hayır... Siz onlara
övgüde bulunduğunuz ve onlar için ALLAH´a dua ettiğiniz müddetçe Öyle
olmayacaktır."

Peygamber efendimiz, ensarın kendilerinden
istifade etmele ri için muhacirleri çalıştırıyordu. Nitekim ensar da
onları ba rındırmış ve onlara yardımcı olmuşlardı. Rivayete göre Pey
gamberimiz (s.a.v.) ensara hitaben şöyle demiştir: "(muhacir)
kardeşleriniz, mal ve evlatlarını bırakarak size geldiler." Ensar da:
"tkta usulüyle mallarımızı aramızda taksim edelim" dedi ler. Peygamber
efendimiz "Bundan başka bir yol bulunamaz mı?" diye sordu; onlara Övmeye
devam etti; sonra "onlar çalış masını bilmeyen bir kavimdir. Siz
onların azıklarını verin. Ürünlere onları da ortak edin." dedi.
Muhacirlerin ensarla bir likte çalışmalarını ürünü de bir pay araziye,
pay da emeğe ol­mak şeklinde bölüşmelerini uygun görmedi."



[1] İbn Kesir, el-Bidaye ve´n-Nihaye, c.2, s.237.


*************

http://ktp.isam.org.tr/pdfdrg/D00033/1969_c8/1969_c8_84-85/1969_c8_84-85_KOKSALMA.pdf
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Limoni
Co-Admin


Mesaj Sayısı: 3754
Rep Gücü: 9802
Rep Puanı: 43
Kayıt tarihi: 28/05/09

MesajKonu: Geri: ensar muhacir kardeşliği tartışması   Çarş. Mart 20, 2013 7:16 pm

Muhacir-Ensar Kardeşliği:



Sonra ALLAH Rasûlü (s.a.) Enes
b. Mâlik'in evinde Muhacirlerle Ensar -arasında kardeşlik sözleşmesi
kurdu. Buna katılanlar, yarısı Muhacirlerden ve yansı da Ensar'dan olmak
üzere 90 erkekten ibaretti. Hz. Peygamber (s.a.), aralarında eşitlik
esasına göre kardeşlik ilan etti. Bedir savaşına kadar ölüm­den sonra
birbirlerine zevi'l-erhamdan[140] evvel mirasçı oluyorlardı. ALLAH
Te-âlâ: "Zevi'l-erham (akrabalar) miras hususunda ALLAH'ın kitabında
birbirlerine daha yakındır" âyetini'[141] indirince birbirine mirasçı
olmayı kardeşlik sözleş­mesinden evvel akrabalık bağına çevirdi.[142]

Hz.
Peygamber'in (s.a.) bir ikinci kardeşlik sözleşmesi olarak Muhacir­leri
birbirlerine kardeş yaptığı ve kendisinin de bu sözleşmede Hz. Ali'yi
kar­deş edindiği söylenmişse de[143] birincisi sahihtir. Muhacirler
İslâm kardeşliği, yurt kardeşliği ve soy yakınlığından ötürü kardeşlik
sözleşmesine muhtaç de­ğillerdi. Oysa Muhacirlerle Ensâr'm durumu böyle
değildir.

Şayet Hz. Peygamber (s.a.) muhacirler arasında
kardeşlik sözleşmesi yap­mış olsaydı kendisine kardeş olmaya en müstehak
olan insan, en çok sevdiği, hicrette yoldaşı, mağarada arkadaşı,
sahabenin en faziletlisi ve O'nun yanın­da en itibarlıları olan Hz. Ebu
Bekir Sıddîk olurdu. Çünkü Hz. Peygamber (s.a.): "Yeryüzü halkından
birini dost edinecek olsaydım Ebu Bekir'i dost edinirdim. Ancak İslâm
kardeşliği daha üstündür." buyurmuş, hadisin bir metnine göre ise:
"Ancak o benim kardeşim ve arkadaşımdır." demiştir.[144] Bir hadise
göre, Hz. Peygamber (s.a.) "Kardeşlerimizi görmek isterdim." bu­yurmuş,
sahabîler de: "Biz senin kardeşlerin değil miyiz?" diye sormuşlar,
Peygamberimiz "Siz benim arkadaşlarınsınız. Kardeşlerim ise benden sonra
gelecek, beni görmedikleri halde bana inanacak olan insanlardır."
cevabını vermişti.[145] Her ne kadar bu hadisin ifade ettiği üzere bu
İslâm kardeşliği umumi ise de Ebu Bekir Sıddîk bu kardeşliğin en üst
basamağında idi. Nite­kim sahabîliğin de en üst basamağında o vardı. Şu
halde sahabe kardeşlik ve sahabîlik (arkadaşlık) meziyetine sahip
insanlardır. Hz. Peygamber'in (s.a.) sahabeden sonraki takipçileri ise
kardeşlik özelliğine sahip olan sahabîlik özel­liğine ise sahip olmayan
kimselerdir. [146]

[140] Zevi'l-erhâm: Asabe ve muayyen hisse sahibi olmayan dayı, hala, teyze, kızın çocukla­rı... gibi kan akrabalarına denir.

[141] Ahzâb, 33/6.

[142]
Buharî, 39/3, 65/4/7, 85/16. İbn Abbas diyor ki: Muhacirler, Medine'ye
hicret ettikleri vakit bir muhacir, Ensar'dan birine akrabası olmaksızın
Hz. Peygamber'in (s.a.) arala­rında kurduğu kardeşlikten ötürü mirasçı
olurdu. "Herkes için mirasçılar kıldık." âyeti inince bu hüküm
yürürlükten kaldırıldı. Sonra ALLAH "Kendileriyle

yeminleştiğiniz
kim­selere hisselerini verin." buyurdu ki, buradaki hisseden maksat
yardım, bağış ve nasi­hattir. Artık onlara miras bırakılmaz, vasiyet
edilir. İbn Kesîr, Tefsîr'inde (3/468) diyor ki: ALLAH Teâlâ:
"Zevİ'l-erhâm (akrabalar) miras hususunda ALLAH'ın kitabında (yani
Al­lah'ın hükmünde diğer mü'minlerden ve muhacirlerden) birbirlerine
daha yakındırlar." buyuruyor. Yani akrabalar birbirlerinin mirasçısı
olma konusunda Muhacirlerden ve En­sar'dan birbirlerine daha
yakındırlar. Bu âyet daha önce yürürlükte bulunan kardeşlik anlaşması ve
müttefiklik anlaşması ile gerçekleşen birbirine mirasçı olma hükmünü
yü­rürlükten kaldırmaktadır. Nitekim İbn Abbas ve daha başkaları
diyorlar ki: "Muhacir, ALLAH Rasûlü'nün (s.a.) aralarında kurduğu
kardeşlikten ötürü akrabalar ve diğer ya­kınlardan hariç olarak
Ensâr'dan birine mirasçı olurdu." Saîd b. Cübeyr ile selef ve ha­leften
pek çok kimse de böyle söylemiştir. İbn Ebî Hatim'in rivayetine göre
Zübeyr b. Avvâm (r.a.) anlatıyor: ALLAH Teâlâ biz KureyşVe Ensâr
cemaatine mahsus olmak üze­re: "Akrabalar miras hususunda birbirlerine
daha yakındırlar." âyetini indirdi. Şöyle ki, biz Kureyş cemaati
Medine'ye hicret ettiğimizde mallarımızı bırakıp geldik. Ensâr'ı ne iyi
kardeş bulduk bilseniz! Onlarla kardeşlik kurduk ve birbirlerimize
mirasçı olduk. Bu cümleden olmak üzere Hz. Ebu Bekir (r.a.), Hârice b.
Zeyd ile; Hz. Ömer (r.a.) fa­lan ile ve Hz. Osman (r.a.), Zürayk b. Sa'd
ez-Zürakîoğullanndan bir adam iie -bazı insanlar daha başka bir kimse
olduğunu söylemektedir- kardeşlik kurdular. Ben de Kâ'b b. Mâlik ile
kardeşlik kurdum. Onun yanma geldim, ona uydum. Silah ona ağır gelmiş
buldum. Vallahi yavrum, eğer o vakit dünyadan göçüp gitmiş olsaydı,
benden başkası ona mirasçı olamazdı. Tâ ki, ALLAH Teâlâ bu âyeti özel
olarak biz Kureyş ve Ensâr cema­atleri hakkında indirdi; böylece
miraslarımıza döndük.

[143] Hz. Peygamber'in (s.a.) Hz. Ali İle
kardeşlik kurduğunu ifade eden hadislerin hepsi za­yıftır. Bk.
Mecmau'z-Zevâid, 9/111; el-LeöUu'l-Masnûa, 191, 194 ve 201. Hz.
Peygam­ber {s.a.) Hz. Ali'ye: "Sen benim dünya-âhiret kardeşimsin."
buyurmuş olduğu Tirmizî (3722) tarafından rivayet edilmişse de bu
hadisin senedindeki Cemî b. Umeyr'i, İbn Hib-bân hadis uydurmakla itham
etmiş ve ibn Nümeyr de onun hakkında: "İnsanların en yalancılarındandı."
demiştir.

[144] Buharî, 8/80, 62/5, 85/9; Müslim, 532, 2382, 2383.

[145]
Müsiim, 249. Hadisin devamı şöyledir: Sahabîler: "Ey ALLAH'ın Rasûlü!
Ümmetinden henüz daha dünyaya gelmemiş olanları nasıl tanıyabilirsin?"
diye sordular. Hz. Peygamber (s.a.) de: "Düşünün, bir adamın siyah yağız
atlar arasında ayağında ve alnında beyazlık bulunan bir atı olsa, o
adam atını tanımaz mı?" diye karşı bir soru sordu. Onlar da: "Evet,
tanır ey ALLAH'ın Rasûtü!" cevabını verdiler. Peygamberimiz (s.a.)
devamla bu­yurdu ki: "Onlar, aldıkları abdestten ötürü alınları ve
ayaklan parlar bir vaziyette gelir­ler. Ben havuz başında onların önünde
bulunacağım. Haberiniz olsun, yitik devenin sürüldüğü gibi bîr takım
insanlar havzımdan sürülüp uzaklaştırılacaklar. Ben onlara: "Hey, buraya
gelin!" diye sesleneceğim. Bana: "Senden sonra onlar da (inançlarını ve
amellerini) değiştirdiler." denecek. Ben de: "Uzak olun! Uzak olun!"
diyeceğim.

[146] İbn Kayyim el-Cevziyye, Za’du’l-Mead, İklim Yayınları: 3/94-96.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Limoni
Co-Admin


Mesaj Sayısı: 3754
Rep Gücü: 9802
Rep Puanı: 43
Kayıt tarihi: 28/05/09

MesajKonu: Geri: ensar muhacir kardeşliği tartışması   Çarş. Mart 20, 2013 7:18 pm

Muhacirlerle Ensar Arasında Kardeşlik Kurulması




Allah rızası için her şeyini geride bırakıp
Medine'ye hicret etmiş bulunan Muhacir Müslümanlara, Medineli
Müslümanlar (Ensâr) muhabbet ve samimiyetle kucaklarını açmışlardı.
Ellerinden gelen her türlü yardımı onlardan esirgememişlerdi,
esirgemiyorlardı.

Ne var ki, Muhacirler, Medine'nin havasına,
âdetlerine ve çalışma şartlarına alışkın değillerdi. Mekke'den
gelirken de beraberlerinde hiçbir şey getirememişlerdi. Bu sebeple,
Medine'nin çalışma şartlarına ve kendilerine her türlü yardımda
bulunduklarından dolayı (Ensâr) adını alan Medineli Müslümanlara
ısındırılmalan gerekiyordu.

Nitekim, Medine'ye hicretten beş ay sonra Resûli
Ekrem, Ensâr ile Muhaciri bir araya topladı. Kırk beşi Muhacirlerden,
45'i Ensâr'dan olmak üzere 90 Müslümanı kardeş yaptı.

Peygamber Efendimizin kurduğu bu kardeşlik
müessesesi, maddî manevî yardımlaşma ve birbirlerine vâris olma
esasına dayanıyor, bu suretle Muhacirlerin yurtlarından
ayrılmalarından dolayı duydukları keder ve üzüntüyü giderme, onları
Medinelilere ısındırma, onlara güç ve destek kazandırma gayesini
güdüyordu.457

Kurulan bu kardeşlik müessesesine göre, Medineli
ailelerden her birinin reisi, Mekkeli Müslümanlardan bir aileyi yanına
alacaktı; mallarını onlarla paylaşacaklar, beraber çalışıp beraber
kazanacaklardı.

Resûlullah Efendimiz, rastgele iki Müslümanı bir
araya getirmemişti; bilâkis, bir araya getireceklerin durumlarını
inceden inceye tetkik ederek, uygun bulduklarını birbirine kardeş
yapmıştı. Meselâ, Selmanı Fârisî ile Ebûdderda, Ammar ile Huzeyfe,
Mus'ab ile Ebû Eyyûb Hazretleri arasında mizaç, zevk, hissiyat
itibarıyla tam bir ahenk vardı.458

Bu kardeşlik sayesinde, Allah ve Resulünün
muhabbetinden başka her şeylerini geride bırakmış bulunan
Muhacirlerin iaşe ve iskân meseleleri de hâl yoluna girmiş oluyordu.
Ensâr'dan her biri, Muhacirlerden birini evinde barındırıyor,
beraber çalışıyor, beraber yiyorlardı. Bu, neseb kardeşliğini fersah
fersah geride bırakacak bir kardeşlikti. îman kardeşliği, din
kardeşliği idi. Medineli Müslümanlar, yâni Ensâr, her şeylerini bu
garib, bu kederli, bu yurtlarından uzak bulunmanın hüznünü duyan
Müslümanlarla paylaşıyorlardı. Medineli biri vefat edince, Muhacir
kardeşi akrabalarıyla birlikte ona vâris oluyordu.

Yine, kurulan bu kardeşlik sayesinde büyük bir
içtimaî yardımlaşma da temin edilmiş oldu. Muhacir Müslümanlar,
sıkıntıdan kurtuldular. Medineli her bir Müslüman, kardeş olduğu
Mekkeli Müslümana malının yarısını veriyordu. Muhacir kardeşlerine
karşı misafirperverliğin, cömertliğin, kadirşinaslığın, insanlığın
en yüce derecesini göstermekten zevk alıyorlardı.

Medineli Müslümanlar, bunlarla da kalmadılar;
Resûlullah'ın huzuruna çıkarak, fedakârlıklarını gösteren şu teklifte
bulundular:

"Yâ Resûlallah!.. Hurmalıklarımızı da, Muhacir kardeşlerimizle aramızda bölüştür!"

Bu kardeşliğin mîrasa âit hükmü, Bedk Gazasından
sonra inen, ''Hısımlar, Allah'ın kitabınca, birbirine daha
yakındırlar." Ancak, Muhacirler, o âna kadar ziraatle meşgul
olmamışlardı. Ziraat işlerini pek bilmiyorlardı. Bunun için
Peygamberimiz, Muhacirler nâmına Ensâr'ın bu teklifini kabul etmedi.

Fakat, Medineli Müslümanlar, buna da bir çâre
buldular. Ziraatten anlamayan Muhacir Müslümanlar, sâdece tımar ve
sulama işlerini yapacaklar, onlar da ekip biçeceklerdi. Sonunda
çıkan mahsûl ortadan pay edilecekti. Resûli Ekrem Efendimiz bu
teklife razı oldu.459

Tarih, birçok göçe şâhid olmuştur. Ama, böylesine
manâlı, böylesine ulvî bir hicreti, dışarıdan gelenle yerlileri
arasında böylesine birbirlerine canü gönülden sarılma, birbirleriyle
muhabbetle kaynaşma, birbirleriyle samimîyetle kucaklaşmayı o âna
kadar görmüş değildi; bir daha da göremeyecektir! Bu samimî
kaynaşmadan muazzam bir kuvvet doğuyordu; öylesine bir kuvvet ki,
kısa zamanda bütün Arabistan, her şeyiyle onlara boyun eğmek
mecburiyetinde kalacaktı.

MUHACİRLERİN BOŞ DURMAMASI

Muhacirler, "Ensâr kardeşlerimiz, bize mal mülk
verdi, iaşemizi temin etti." diyerek boş oturmuyorlardı. Bu,
îmanlarından gelen gayrete zıttı. Her biri elinden gelen gayreti
göstererek, mümkün oldukça kimseye yük olmamaya çalışıyordu.

Bunun en canlı örneği, Sa'd b. Rebi'in yaptığı
teklife, Cennet'le müjdelenen 10 sahabîden biri olan Abdurrahmân b.
Avf in verdiği cevaptır.

Resûli Ekrem tarafından birbirlerine kardeş tâyin
edilen Sa'd b. Rebi, Abdurrahmân b. Avf a, "Ben, mal cihetiyle
Medineli Müslümanların en zenginiyim. Malımın yarısını sana
ayırdım!" demişti.Büyük sahabî Abdurrahmân b. Avf in verdiği cevap,
yapılan teklif kadar ibretliydi: "Allah, sana malını hayırlı kılsın!
Benim onlara ihtiyacım yok. Bana yapacağın en büyük iyilik, içinde
alış veriş yaptığınız çarşının yolunu göstermendir."460

Ertesi sabah, Kaynuka Çarşısına götürülen Hz.
Abdurrahmân b. Avf, yağ, peynir gibi şeyler alıp satarak ticarete
başladı. Resûli Ekrem'in, "malının çoğalması ve bereketlenmesi"
hususundaki duasına da mazhar olduğundan, çok geçmeden epeyce bir
kazanç elde etti ve kısa zamanda Medine'nin sayılı tüccarları
arasında yer aldı. Şöyle derdi:

"Taşa uzansam, altında ya altın ya da gümüşe rastladığımı görürüm!"461

Resûli Ekrem Efendimizin duası bereketiyle fazlaca
servet elde eden Hz. Abdurrahmân b. Avf, sâdece bir defasında 700
deveyi yükleriyle beraber "fısebillillah" tasadduk etmişti.

Hz. Abdurrahmân gibi birçok Mekkeli Müslüman,
Medine'de kendilerine göre birer iş bulmuşlar ve kendi ellerinin
emeğiyle saadet içinde geçiniyorlardı.

Ebû Hüreyre 'nin İfadesi

Mekkeli Müslümanların, Medineli Müslümanlara yük
olmayıp, alınlarının teriyle rızıklarını temin ettiklerini, Hz. Ebû
Hüreyre'nin ifadelerinden de anlıyoruz.

Bir gün, kendisine, "nasıl olup da diğer
sahabîlerden çok daha fazla hadîs rivayet ettiği" sorulduğunda,
meselemize ışık tutan şu cevabı vermişti:

"Medineli Müslümanlar çiftiyle çubuğuyla,
Muhacirler de çarşı pazarda alış verişle uğraşırken, ben,
Resûlullah'ın yanından ayrılmıyordum. Onun söylediklerini dinleyip
ezberliyordum. Onun duasını almıştım."462

KARDEŞLİĞİN MÜSBET NETİCELERİ

Kurulan bu kardeşlik kısa zamanda müsbet
neticesini verdi. Cemiyetin muhtelif tabakaları bu kardeşlik
sayesinde birbirleriyle kaynaştı. Bu kardeşlik, kabîlecilik gurur ve
adavetini de ortadan kaldırdı. Bu suretle, niyetleri kutsî,
gayeleri ulvî, içleri dışları nur faziletli bir cemiyet meydana
geldi.

Bu kardeşliğin diğer bir müsbet neticesi ise şu idi:

Peygamber Efendimiz, herhangi bir sefere çıkacağı
zaman, kardeşlerden birini beraberinde götürüyor, diğerini ise her
iki ailenin maişetini temin etmek, idaresini yürütmek için Medine'de
bırakıyordu. Böylece, evleri sahipsiz ve hâmîsiz kalmıyordu!

Ensâr'ın Muhacir kardeşlerine gösterdikleri bu
eşsiz samimiyet, misafirperverlik, kadirşinaslık, cömertlik,
fedakârlık ve feragati, Cenâbı Hakk, indirdiği şu âyeti kerîmesiyle
ilân edip bu davranışların methetti:

"Muhacirlerden önce, Medine'yi yurt ve îman evi
edinenler, kendilerine hicret edip gelenlere muhabbet beslerler. Onlara
verilen şeylerden dolayı nefislerinde bir kaygı duymazlar;
kendilerinde ihtiyaç bile olsa (onları) nefisleri üzerine tercih
ederler. Kim de nefsinin hırsından korunursa, işte bunlar (azabtan)
kurtulanlardır."463

Evet, kurulan bu manevî kardeşlik, hiçbir milletin
tarihinde rastlanmayacak eşsiz bir şeref tablosudur. Bu kardeşlik
neticesinde meydana gelen dayanışma, yardımlaşma, hayırseverlik,
İslâm'ın inkişafa başlaması dönemine rastlamış olması bakımından da
oldukça mühim bir tesir icra etmiştir. "Hiç tereddüt etmeden
denilebilir ki, çeyrek asır zarfında İslâm nurunun âlemin her
tarafına yayılması, İran'ın tamamen fethi, Doğu Roma
İmparatorluğunun tehdit edilmesi, hep bu dinî kardeşliğin resâneti
[kuvveti] eseridir."464

Muhacirlerin Kendi Aralarında Kardeş Yapılması

Resûli Ekrem, ayrıca, Muhacir Müslümanlar arasında da kardeşlik kurdu.

Bir gün, Hz. Ebû Bekir ile Hz. Ömer, el ele
tutuşmuş geliyorlardı. Bu samimî manzarayı seyreden Peygamber
Efendimiz, yanındaki sahabîlere, "Nebiler ve resullerden başka,
bütün önceki ve sonrakilerden Cennetlik olanların kemâl çağına
erenlerinden iki büyüğüne bakmak isteyen, şu gelenlere baksın!"
buyurdu, sonra da onları birbirine kardeş yaptı.465

Resûli Ekrem, Mekkeli Müslümanları teker teker
birbirlerine kardeş yapıyordu. O sırada Hz. Ali çıkageldi. Gözyaşları
arasında, "Yâ Resûlallah!.." dedi, "Sen sahabîleri birbirine kardeş
yaptın; benimle hiç kimse arasında kardeşlik kurmadın!"

Peygamber Efendimiz, "Yâ Ali!.. Sen dünyada ve âhirette benim kardeşirnsirH1"4*61 buyurarak gözyaşlarını dindirdi.




458 İbni Sa'd, Tabakat, c. 1, s. 238; Suheylî, Ravdû'lÜnf, c. 2, s. 18.

459 Buharı, Sahih, c. 3, s. 67.


460 Ibn-i Sa'd, Tabakat, c. 3, s. 125.

461 ibn-i Sa'd, A.g.e., c. 3, s. 126.

462 Tecrid Tercemesi, c. 7, s. 47.

464 Tecrid Tercemesi, c. 7, s. 77.

465 ibni Sa'd, Tabakat, c. 3, s. 174175.

466 Tirmizî, Sünen, c. 5. s. 300.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 

ensar muhacir kardeşliği tartışması

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
KUTLU FORUM ::  :: -