KUTLU FORUM

Bilgi ve Paylaşım Platformuna Hoş Geldiniz
 
AnasayfaKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Koskoca Bir Ömr-ü Heder Sızıntı / Başyazı - Kasım 1989-

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
@bdulKadir
Adminstratör
avatar

Mesaj Sayısı : 6244
Rep Gücü : 10014050
Rep Puanı : 97
Kayıt tarihi : 17/03/09
Yaş : 54
Nerden : İzmir

MesajKonu: Koskoca Bir Ömr-ü Heder Sızıntı / Başyazı - Kasım 1989-   Perş. Mart 06, 2014 10:39 am

Koskoca Bir Ömr-ü Heder
Sızıntı / Başyazı - Kasım 1989


Hayatlarını cismâniyetin dar mahbesinde yaşayanlar, dünyadan kâm alıp, dünya ni'metlerinden tam istifâde ettikleri gençlik dönemlerinde, bir kısım geçici zevkler duyup tatsalar bile, hemen her zaman hicrânlı ve içiçe burkuntularla kıvrım kıvrımdırlar. Hele yaşlanıp da cismânî hazlardan faydalanamaz hale geldikleri veya dünya ni'metlerinden bütün bütün mahrum edildikleri zaman öyle sefilleşirler ki, doğrusu, bu halleriyle onlara acımamak elden gelmez.

Vaktiyle, binbir füsunla başlarını döndüren o pırıl pırıl dünyevî güzellikler ve bu güzellikler içindeki bedenî hazlar, şu hicrân döneminde, yer yer gelip hayallerini sardıkça ölür ölür dirilir ve kendilerini âdetâ, birer enkâz yığını olarak hissederler.
O çakırkeyf günler, o tülpembe akşamlar, o büyüleyici geceler, o şen ve şakrak toplanmalar ve o rengârenk halvetlerden en küçük bir eser, en küçük bir emârenin kalmadığı ve her yanı garipliklerin sardığı şu tükeniş döneminde bunlar, hasretle oturur-kalkar, hicrânla inler ve ümitsizlik içinde yutkunup dururlar.

Hususiyle, bütün bir hayat boyu hep zirvelerde yaşamış olanlar için, o istikbâller, o şa' şaalı merâsimler, o riyakarca iltifatlar, o yüksek değer atıfları, o elpençe dîvân durmalar, o inim inim etrafı inleten alkışların birden bire kesilmesi, onların beyinlerinde inip kalkan öylesine öldürücü darbelerdir ki, böyleleri için ölüm çok defa yolu gözlenen bir sevgili haline gelir.

Hayatboyu hep aldanmış ve dünya hayatını sâbit zannetmiş bu müflis ruhlar için herşey bir rüyâ gibi gelip geçer; gelip geçer de, hiçbir şey duymamış, yaşamamış gibi, arkalarında hicrânlı ve esefli bir hülyâ bırakır ve silinir giderler.

Evet, bütün o aldatan görkemler, o şımartan gösterişler, o âlâyişlerle şişip köpüren törenler-kabuller, maskaralığa varan teveccühler, hâkimâne tavırlar, işveli edâlar, şuh kahkahalar; yerlerini, hazanla savrulan yapraklara, tirtir titreten poyrazlara, renklere küskün gözlere ve neş'eye kapalı sinelere bırakıp öyle giderler.

Gözlerindeki ışıklarının yavaş yavaş sönmesi, aşklarını, heyecanlarını söyleyen ağızlarının zamanla bütün bütün susması, neş'e ve sevince açık duygularının birer birer ölmesi, yaşama zevk ve hazzıyla çarpan kalplerinin kasvete boğulması, eski günlerin neş'e ve sevincini paylaştıkları kimselerin ölüp toprağa gömülmesi, gömülüp çürümeye terkedilmesiyle sarsılmış bu hayatzede tâli'sizler, ya müsekkinlerle hislerini iptâl ederek başka varlıklar gibi yaşarlar veya her dakika ruhlarının derinliklerinde bir ebedî yokluğu duyar ve ölüp ölüp dirilirler.
Hele, bütün fırsatları kaçırıp, geriye dönülmez o son noktaya ulaştıkları zaman, hasretleri âdetâ sonsuzlaşır ve hicrânları da öldürecek seviyeye ulaşır.. İşte o zaman "keşke!" der, iki büklüm olurlar; ama, artık, iş işten geçmiştir.

Evet, bu esnada, "keşke, daha önceden var olmanın sırlarını kavrayıp en yüce hakikata uyanabilseydik! Keşke, cismâniyetin karanlık ikliminden ve bedenin öldürücü tutkularından kurtularak, biraz da ruhun ferahfezâ dünyalarında kanat çırpıp pervâz edebilseydik! Keşke, millet için yararlı olabilme imkânlarını elde ettiğimiz ve bilhassa, onun kaderine hâkim olduğumuz günlerde, ona, kendi-olma, özüyle bütünleşme mevzuunda ışık, burak ve rehber olabilseydik! Keşke, başkalarının oyuncağı ve âleti olarak, o utandırıcı hayatı yaşamaktansa, izzetle ölmeyi zilletli hayata tercih ederek, vicdânlarımızın dupduru ve tertemiz iklimine yükselebilseydik! Keşke, ülke insanı ve nesillerin çeşit çeşit erozyonlarla yozlaştırıldığı, soysuzlaştırıldığı o karanlık günlerde, "yeter bu tarihî yanlışlık!" deyip gürleyebilseydik! Keşke, ilerici görünme hevesiyle, Kur'ân'a, imana ve Kur'ân'la gelen ilâhî mesajlara sataşıp durduğumuz o hezeyân dönemlerinde, dillerimiz tutulsaydı da, câhil kitlelere şeytan ve şeytana da maskara olmasaydık..!" deyip inleyecekler ama beyhûde...

Evet, bu ülke insanının gerçek mutluluk ve saadetini arzu etmeyen bu tâ'lisizler, bütün bir hayat boyu, bir kerecik olsun tarihi hakîkatleri görmeye, onlarla yüzyüze gelmeye cesaret edemediler. Hele, zirveleri tutup o çalıma boğulanlar, hiçmihiç bâtıl vehimlerden, modern hurafelerden, fikirleri felç eden tabulardan kurtulamadılar. Daha acısı da, bu alîl ruhlar, kendilerini küçük düşüren bu kabil hastalıklarını bir türlü idrâk edemediler.. edemediler de Molyer'in dediği gibi; hastalığını hissetmeyen hastalar gibi hep şifâya kapalı kaldılar.

Kendi hastalıklarını sezemedikleri gibi, milleti hasta, aldanmış, aklı ermez ve câhil gördüler. Sonra da kendilerine tabasbus yapmayan herkese ve her-şeye ilân-ı harp ettiler. İnsanlığın sür'atle yeni bir çağa doğru kaydığını; bu yeni çağın yeni politikalar istediğini bir türlü hissedemediler. O kadar edemediler ki, sür'atle akan bir nehrin üzerinde, bir meçhûle doğru sürüklendikleri halde, nehrin sağında ve solundaki çörçöpe takılıp kalanlar gibi, bunlar da bir kısım köhne düşüncelere takılıp kaldılar ve bir türlü ileriyi göremediler.

Keşke, son demlerinde olsun, çevrelerindeki karakuralardan bütün bütün sıyrılıp tarihî hataları milletin gözünün önüne sererek, "Ey necip millet, işte sahte ve münâfıkça fazîletler, işte bu âlî kavmi sefil eden düşünceler ve işte asırlık kâbuslu rüyaların iç yüzü..!" deyip haykırabilselerdi! İhtimal ki, bu arslanca sayhalar, onların günahlarına keffâret, vatan evlâdının da gözünü açmasına vesile olacaktı...

Çok yazık, bu kadarcık olsun erkekçe davranamadılar! Sus ey sersem! Allah onları affetmek istemiyorsa davranamazlardı ki..!




_________________


Elif gibi yalnızım,
Ne esrem var, ne ötrem.
Ne beni durduran bir cezmim,
Ne de bana ben katan bir şeddem var.
Ne elimi tutan bir harf,
Ne anlam katan bir harekem...
Kalakaldım sayfalar ortasında.
Bir okuyan bekledim,
Bir hıfzeden belki...
Gölgesini istedim bir dostun med gibi…
Sızım elif sızısı...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://kutluforum.bedavaforum.biz
 
Koskoca Bir Ömr-ü Heder Sızıntı / Başyazı - Kasım 1989-
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» GAZETEYE YAZI YAZMA
» Gafletten uyan
» Bir Sürü Font (yazı biçimi)

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
KUTLU FORUM :: İslami ilimler ve dini kültür :: KÜRSÜ-Video Sohbetleri-Yazıları-
Buraya geçin: